KÜNYE
- Mercii
- İstanbul Anadolu 10. Asliye Ticaret Mahkemesi
- Esas No
- 2021/314
- Karar No
- 2024/629
- Karar tarihi
- 15 Ekim 2024
Karar Metni
5.094 kelime·25 dk okuma·18 bölüm
T.C. İstanbul Anadolu 10. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
ESAS NO : 2021/314
KARAR NO : 2024/629
DAVA
Alacak (Ticari Satımdan Kaynaklanan), Alacak (Hizmet Sözleşmesinden Kaynaklanan)
DAVA TARİHİ : 24/05/2021
KARAR TARİHİ : 15/10/2024
DAVA
Alacak (Hizmet Sözleşmesinden Kaynaklanan)
DAVA TARİHİ : 28/09/2021
BİRLEŞME KARAR TARİHİ : 01/02/2022
KARAR TARİHİ : 15/10/2024
Mahkememize tevzi edilen dava dilekçesi mahkememiz esasının yukarıda belirtilen sırasına kaydedilip incelendi
GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ
DAVA
Davacı vekili dilekçesinde özetle;-----.
Sayılı dosyada davacı -----24/05/2021 tarihli dava dilekçesinde özetle; müvekkili----- Limited Şirketinin; beton pompaları, mikserler ile bilumum inşaat makinelerinin ve bunların aksam ve parçalarının imatı, satışı, satın alınması ve kiralanması işleriyle iştigal ettiğini, müvekkili şirket ile dayalı ----- Ticaret Anonim Şirketi arasında, davalı tarafından teslim edilen pompa ve kamyonların müvekkil tarafından işletilmesini konu alan, 01.02.2012 tarihinde imzalanarak yürürlüğe giren bakım ve işletme sözleşmesi dolayısıyla cari hesap ilişkisine dayanan ticari ilişki kurulduğunu, işbu ticari ilişki nedeni ile davalı şirketin,
müvekkili şirkete cari hesap kayıtlarında Mutabakat Mektubu ile sabit olduğu üzere. 49.699,96 TL borcunun söz konusu olduğunu, uyuşmazlık konusu alacağın tahsili amacıyla davalı---- Noterliği 07.01.2021 tarih ve ------ yevmiye numaralı ihtarname keşide edildiğini, anılan ihtarname ile davalının süreçte nemalandırmaksızın ancak kendisi tarafından işletilerek,
kullanılarak kazanç elde ettiğini ve haksız olarak yeddinde tuttuğunu, asıl alacak, asıl alacağa bağlı temerrüt faizi ve aşkın zararların tazminini talep ettiklerini, davalı tarafın ------ Noterliği 20.01.2021 tarih ve ----- yevmiye numaralı cevabi ihtarnamesi ile talep edilen alacağın varlığı ve miktarının ikrar edildiğini ve sözleşmenin ilgili olduğu düşünülen maddeleri işaret edilerek,
müvekkili şirket işçileri tarafından asıl işveren-alt işveren ilişkisi sebebiyle ve işçilik alacağı istemiyle kendisine karşı ikame edilen davalardan kaynaklı zarar/risk tutarlarının teminatı olarak bloke edildiğini belirttiklerini, müvekkilinin alacağının bu şekilde ödenmeyeceğinin bildirildiğini, uyuşmazlığın sulhen halli ve haklı alacağımızın tahsili zımnında bir kez daha davalı tarafa cevaben keşide edilen----Noterliği 28.01,2021 tarih ve ----- yevmiye numaralı ihtarnamenin gönderildiğini, işçilik alacakları nedeniyle ikame edilen davalar sebebiyle müvekkilinin istihkakının bloke etmesinin haksız olduğu bildirilerek,
tebliğ tarihinden itibaren 7 gün içerisinde ödeme yapılması gerektiğinin son kez ihtar edildiğini, süresi içinde herhangi bir ödeme yapılmadığını, arabuluculuk yoluna başvurulduğunu ancak 17.03.2021 tarihinde düzenlenen son anlaşamama tutanağı ile anlaşma sağlanamadığını, ihtarname safhasında müvekkili şirketin alacağının nemalandırılmaksızın davalı tarafın uhdesinde tutulmasına gerekçe olarak taraflar arasında bugün itibariyle yürürlükte bulunmayan Sözleşmenin 5.4.2., 6.1.9. ve 7.7.
Maddelerinin gösterildiğini ancak bahsi geçen maddelerin müvekkilinin 49.699,96 TL tutarındaki alacağına bloke konularak tutulmasına imkan tanımadığını, davalının ödemede temerrüde düştüğünün sabit olduğunu, Sözleşmenin 5.4.2. maddesi "Alt işverenin kusurundan, mevzuat veya sözleşmeden doğan sorumluluklarını yerine getirmemesi nedeniyle idari, cezai, maddi ve/veya manevi zarara uğraması, bir ödeme yapmak durumunda kalması, rücuen tazminat veya başka bir davaya muhattap olması ve ödemeye mahkum edilmesi (----- atfedilen kusurlardan olsa bile) durumunda;
bu ödemeler, mahkeme ve icra masraflar, vekalet ücretleri ve faizleri ile birlikte ayrıca bildirimde bulunulmasına gerek olmaksızın alt işverenin hak edişinden ve/veya teminatından tahsil edilir. ---- sözleşmeyi fesih hakkı saklıdır.” Şeklinde olduğunu, taraflar arasında müvekkili şirketin alacağının olduğu ve 2013 tarihi itibarı ile bu alacağın rakamı hususunda ihtilaf olmadığını, davalının müvekkilinin hak edişi olan bu parayı ödemediği gibi kendi finansmanı olarak kullandığını, ne nemalandırılmasını sağladığını ne bir yabancı paraya çevirerek,
değer kaybını önlediğini ve müvekkiline teslim etmeyerek kendi lehine ve müvekkili aleyhine haksız zenginleştiğini, sözleşmenin taraflar arasında yürürlükte olduğu 01.02.2012-31.12.2013 tarihleri arasında, yani müvekkilinin alacak hakkının doğduğu tarihte davalının "davacı nedeni ile" muhatap olduğu herhangi bir dava bulunmadığını, dolayısıyla zarar risk teminatı olarak zikredilen ve bloke konulan istihkak miktarının temin ettiği herhangi bir zarar ve risk söz konusu olmadığını, kaldı ki böyle bir durumda davalının rücu hakkı bulunduğunun sözleşme ile belirlendiğini yani istihkakın ödenmemesinin tek seçenek olmadığını,
alacağın doğduğu tarihten bugüne kadar eğer müvekkili adına bloke edildi ise, bir banka hesabında ve nemalandırılması veya yabancı paraya çevrilerek paranın satın alma gücü korunması hayatın doğal akışı gereği olmasına rağmen, davalının bu parayı kendi finansmanı için hiçbir bedel ödemeden müvekkili aleyhine kullandığını, müvekkilinin elinde olması gereken bu bedel ile sebepsiz zenginleştiğini, 2021 yılı itibarıyla hâlâ dayalı yedinde bulunan paranın,
sözleşmenin yürürlükte kaldığı süre boyunca meydana gelmeyen zarar veya riskin teminatı olarak tamamen keyfi tutulmasının ve özellikle sıfır maliyet ile kendi finansman ihtiyacı için kullanılmasının üstelik de ısrarla ödemekten imtina edilmesinin müvekkili şirketin zarara uğratılması anlamına geldiğini, somut olay bakımından söz konusu sözleşmenin, belirli bir süreyle sınırlı olarak davalı tarafından teslim edilen pompa ve kamyonların müvekkil tarafından işletilmesini konu alan bakım ve işletme sözleşmesi olduğunu, işbu sözleşmenin 31.12.2013 tarihi itibarıyla taraflar arasında hükmü kalmadığını, böylelikle müvekkilinin,
sözleşme uyarınca yerine getirmekle yükümlü olduğu bütün edimleri eksiksiz ve zamanında yerine getirdiğini, hak edişinin ihtilafsız olarak doğduğunu ve kabul edildiğini, madde metninin devamında "davaya muhatap olması ve ödemeye mahkum edilmesi" dendiğini, ancak davalı şirket bakımından ne sözleşmenin imzalandığı tarihte ne de bugün itibarıyla ödemeye ilişkin olarak kesinleşmiş bir mahkumiyet hükmü bulunmadığını, bu sebeple talep edilen alacağın,
haklı bir neden olmaksızın ve tacir olmanın gerektirdiği basiretli bir iş insanı gibi davranma yükümlülüğüne aykırı olarak nemalandırma yapılmaksızın sıfır maliyet ile kullanılmakta ve dayalı yedinde tutulduğunu, davalı tarafından Sözleşmenin 6.1.9 maddesine atıf yapıldığını, bu madde "Alt işveren çalıştırdığı işçilerin ücretlerini ve yasal haklarının kanunlara uygun şekilde, eksiksiz ve tam olarak ve zamanında ödeyecektir.
Alt işverenin çalıştırdığı işçilerin ücret ve sair hakları, sosyal sigorta primleri, ücretli hafta tatilleri, tazminatları, vergileri, özetle bu konularla ilgili parasal yükümlülüklerini aksatmasından doğacak gecikme faizi, gider, ceza veya bir başka ad altında herhangi bir merci ve makam tarafından tarh ve tahsil olunacak her türlü ödentinin mali yükümlüğü ve sorumluluğu tamamıyla alt işverene aittir" şeklinde olup madde metninden anlaşıldığı üzere, alt işverenin yükümlülüklerini düzenleyen genel bir hüküm olup dayalının bloke işleminin dayanağı olabilecek herhangi bir düzenleme içermediğini,
savalı tarafça gerekçe gösterilen Sözleşmenin 7.7. Maddesinin ise "Sözleşmenin feshi durumunda ait işveren çalıştırdığı işçilerin fesih tarihine kadar oluşan tüm kanuni haklarını ödemek zorundadır.
Ancak işçilerin bu tür alacaklarının alt işveren tarafından ödenmemesi durumunda, işçinin yahut resmi kuruluşların ---- talebi halinde, ----- alt işveren istihkakını bloke etmeye ve almış olduğu teminat mektubunu nakde çevirmeye yetkili olduğu gibi ait işveren hakkında yasal yollara müracaat edebilir" şeklinde olduğunu, anılan maddenin sözleşmenin fesih ile sona erdirilmesi durumunda uygulama alanı bulacağını ancak taraflar arasındaki hukuki ilişkinin, sözleşmenin feshedilmesi ile sona ermediğini, müvekkilinin sözleşmeden doğan yükümlülüklerini, yine sözleşmeye uygun olarak zamanında ve eksiksiz ifa ettiğini,
böylelikle sözleşmenin 7.1. maddesi uyarınca sözleşme 31.11.2013 tarihinde sürenin dolmasıyla kendiliğinden sona erdiğini, sözleşme bakımından, anılan madde uygulama alanı bulamayacağını, davalının müvekkilinin istihkakını bloke etme hakkı da bulunmadığını, Türk Borçlar Kanununun aşkın zarar başlıklı 122. maddesi hükmü gereğince aşkın zararın oluşması için gerekli unsurların somut olayda gerçekleştiğini, ülkemizde devam eden enflasyon ve yabancı para kurlarındaki yükseliş ile paranın satın alma değerinin büyük ölçüde azaldığını,
ticari yaşam dinamikleri ve hayatın olağan akışının gereği olarak basiretli bir tacirin yedinde bulundurduğu parayı nemalandırmaksızın tutmasının mümkün olmadığını, davalı ödemesi gereken miktarı zamanında ödemiş olsa idi müvekkilinin bu rakamı çeşitli finansal yollarla değerlendirme imkanına sahip olacağını, bu nedenle müvekkilinin 31.10.2014 tarihinden bu yana uğradığı zararın bilirkişi incelemesi ile tespit edilmesi ve davalı taraftan tahsili gerektiğini, somut olay bakımından davalı şirketin kusuru sonucu temerrüdü ile müvekkilinin temerrüt faizi ile karşılanamayan zararına sebep olduğunun açık olduğunu belirtmiş,
49,699,96 TL asıl alacağın temerrüt tarihinden itibaren işlemiş ve işlemekte olan bankalarca uygulanan en yüksek reeskont faizi oranında ticari temerrüt faizi ile tahsiline, aşkın zarar kalemleri zımnında; işletilemeyen para sebebiyle mahrum kalınan kâr ve kur farkı dolayısıyla geçen zaman içinde paranın değer kaybetmesi sebebiyle meydana gelen zararların toplamı bilirkişi incelemesi ile tespit edileceğinden şimdilik belirsiz alacak davası olarak 1,000 TL'lik kısmı olmak üzere toplam 50.699,96 TL alacağın dayalı şirketten tahsili ile müvekkili şirkete ödenmesine karar verilmesini talep etmiştir.
CEVAP
Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle; zamanaşımı itirazında bulunduklarını, davanın belirsiz alacak olarak açılmasının usulsüz olduğunu, gerek davacı ----- tarafından çalıştırılan işçilerin üst işveren sıfatıyla müvekkil şirkete de yönlendirdiği işçilik alacakları davalarının Yargıtay incelemesinden geçerek kesinleşmesi neticesinde mahkeme kararlarına istinaden icra baskısı altında müvekkili şirket tarafından ödenen kıdem tazminatları, ihbar tazminatları, yıllık izin ücretleri, fazla mesai ücretleri, hafta tatili ücretleri, ulusal bayram genel tatil ücretleri, mahkeme ve icra vekalet ücretleri, yargılama giderleri,
icra harç ve masrafları, faizleri vs. nedeniyle, gerekse de iş kazasına uğrayan işçi veya yakınlarının açmış olduğu davalarda ödenmek zorunda kalınan tazminatlar nedeniyle taraflarınca da davacı şirket aleyhine dava şartı Arabuluculuğa başvurulmuş olup, bilahare de rücuan tazminat davası açılacağını, bu dava nedeniyle müvekkili şirketin de davacı şirketten alacağı doğacağından takas-mahsup talebinde bulunduklarını, davacı ----ile müvekkili şirket arasında müvekkili şirket tarafından teslim edilen pompa ve kamyonların davacı tarafından işletilmesini konu alan 01.02.2012 tarihinde imzalanarak yürürlüğe giren ve 31.12.2013 tarihinde sona eren,
pompa ve kamyon bakım ve işletme sözleşmesi imzalandığını, taraflar arasında 01.02.2012 tarihinde imzalanan işbu sözleşmeye istinaden davacı şirket tarafından---- Noterliği’nin 07.01.2021 tarihli----- yevmiye numaralı ihtarnamesi keşide edilerek müvekkil şirkete gönderildiğini, bu ihtara karşı ----. Noterliğinin 20.01.2021 tarihli ----- yevmiye numarası ile keşide edilerek gönderilen ihtarnamede özetle.
Müvekkili şirket ile davacı arasında 01.02.2012 tarihinde imzalı sözleşme çerçevesinde pompa ve kamyon bakım ve işletme hizmeti sağlandığını, davacı şirket işçilerince alt işveren ilişkisi iddiası ile müvekkil şirkete de davalı sıfatı ile yöneltilmiş derdest işçilik alacağı davaları bulunduğu, davacı şirketin talep ettiği alacağına, söz konusu işçilik alacağı davaları nedeniyle sözleşmenin 5.4.2, 6.1.9 ve 7.7 maddeleri çerçevesinde bloke konulduğunu, davaların aleyhe sonuçlanması durumunda;
kendi bordrosunda olan döneme ilişkin işçilere davacı şirket tarafından yapılması gerekecek ödemelerin davacı tarafça yapılmaması halinde veya söz konusu ödemelerin davacı tarafça doğruca şirketinden talep edilmesi halinde, bu ödemelerin kesinleşmiş mahkeme kararları doğrultusunda davacılara yapılarak bloke edilmiş bu tutardan mahsup edileceğini, bu çerçevede;
davacı tarafın alacağının davacı taraf işçilerince açılmış işçilik alacağı kaynaklı davalardan kaynaklı zarar/ risk tutarlarının teminatı olarak bloke edildiğinin, bu tutara herhangi bir faiz işletilemeyeceğinin ve bu tutarın herhangi bir dövize tahvili ile şirketlerinden zarar talebinde bulunulamayacağını, davacının ihtarnamesinde ileri sürdüğü iddiaların kesinlikle kabul edilmediğinin cevaben bildirildiğini, imzalanmış sözleşmelerde yer alan ve yukarıda belirttiğimiz ( 5.4.2 , 6.1.9 ve 7.7 maddeleri ) maddeler gereği müvekkilinin ödemek zorunda kaldığı tüm bu alacak ve primlerin aslında davacı şirkete ait olduğunu,
karşılıklı edimleri havi sözleşmelerde edimini ifa etmeyen tarafın karşı taraftan edim isteyemeyeceğinin yazılı hukuk kurallarının en temel prensiplerinden birisi olduğunu, taraflar arasındaki sözleşmelerin "Asıl İşverenin Hak ve Yükümlülüğü" başlıklı maddesinin ilgili fıkralarında. 5.4.2 maddesinde.
"Alt işverenin kusurundan, mevzuat veya sözleşmeden doğan sorumluluklarını yerine getirmemesi nedeniyle idari ,cezai , maddi ve/veya manevi zarara uğraması , bir ödeme yapmak durumunda kalması , rücuen tazminat veya başka bir davaya muhatap olması ve ödemeye mahkum edilmesi ( ----- atfedilen kusurdan olsa bile ) durumunda , bu ödemeler , mahkeme ve icra masrafları , vekalet ücretleri ve faizleri ile birlikte ayrıca bildirimde bulunulmasına gerek olmaksızın alt işverenin hak edişinden ve/veya teminatından tahsil edilir. ----- 'nın sözleşmeyi fesih hakkı saklıdır " maddesi mevcut olduğunu,
yine aynı sözleşmenin" Alt İşverenin Yükümlülükleri " başlıklı maddenin bir başka fıkrasında da. 6.1.9. Maddesinde ; "alt işveren çalıştırdığı işçilerin ücretlerini ve yasal haklarını kanunlara uygun şekilde, eksiksiz ve tam olarak ve zamanında ödeyecektir.
Alt işverenin çalıştırdığı işçilerin ücret sair hakları, sosyal sigorta primleri, ücretli hafta tatilleri, tazminatları, vergileri , özetle bu konularla ilgili parasal yükümlülüklerini aksatmasından doğacak gecikme faizi ,gider , ceza veya bir başka ad altında herhangi bir merci ve makam tarafından tarh ve tahsil olunacak her türlü ödentinin mali yükümlülüğü ve sorumluluğu tamamıyla alt işverene aittir." maddesinin de yine sözleşme taraflarınca imzalanarak hüküm altına alındığını ve maddelerin karşılıklı kabul edildiğini, 7.2 maddesinde.
"Sözleşmenin feshi durumunda Alt işveren çalıştırdığı işçilerin fesih tarihine kadar oluşmuş tüm kanuni haklarını ödemek zorundadır.
Ancak işçilerin bu tür alacaklarının alt işveren tarafından ödenmemesi durumunda , işçinin yahut resmi kuruluşların -----' dan talebi halinde , ----- ,alt işveren istihkakını bloke etmeye ve almış olduğu teminat mektubunu nakde çevirmeye yetkili olduğu gibi , alt işveren hakkında yasal yollara müracaat edebilir.” davacı şirketin de söz konusu sözleşme maddelerini bilerek ve kabul ederek sözleşmeyi imzaladığını, buna rağmen kendi çalıştırdığı işçilerin işçilik haklarını ödemediğini, basiretli bir tacir gibi davranmadığını, sözleşmesel yükümlüklerini yerine getirmediğini ve müvekkili şirketin bu nedenle bir çok ödeme yapmasına sebep olduğunu,
kendi yükümlüklerini yerine getirmemesinden kaynaklı olarak bloke edilen hakedişinin ödenmesini talep etmiş olmasının, hakkın kötüye kullanımı niteliğinde olduğunu, müvekkili şirket tarafından açılacak rücuan alacak (tazminat) davasının sonucunda müvekkilin davacı şirketten bloke ettiği tutardan çok daha fazla alacağının olduğunun sabit olacağını, davalı ----- Şirketi' nin çalıştırdığı işçilerden dolayı ekte sunduğumuz mahkeme kararları ile de sabit olacağı üzere,----İş Mahkemesi’nin ----.
Sayılı dosyasından (-----) kıdem tazminatı, ihbar tazminatı, fazla mesai , hafta tatil, UBGT , yıllık izin ücreti alacakları olmak üzere dava açıldığını, işbu dava 27.02.2018 tarihinde kısmen kabul edildiğini ve karara çıktığını, kararın ---- İcra Müdürlüğü’nün -----. Sayılı dosyasından icra takibine konu edildiğini, ------ tarafından dosya borcunu karşılar miktarda teminat mektubu dosyaya sunulduğunu ve kararın istinaf edildiğini, yerel mahkemenin kararı ---- BAM -----.
Hukuk Dairesi tarafından 17.09.2020 tarihinde Kesin olarak oybirliği ile kabul edilerek onandığını, bunun üzerine icra dosyasına müvekkili şirket tarafından güncel dosya borcu olan 72.322.41 TL’nin nakden yatırıldığını ve icra dosyasının infaz edildiğini, ----İş Mahkemesi’nin -----.
Sayılı dosyasından -----) kıdem tazminatı, yıllık izin ücreti , fazla mesai ,hafta tatil ücreti alacakları olmak üzere dava açıldığını, işbu dava 04.07.2013 tarihinde kısmen kabul edildiğini ve karara çıktığını, davacı vekilince kararın ----İcra Müdürlüğü’nün ----- Sayılı dosyasından icra takibine konu edildiğini, yerel mahkeme kararının Yargıtay ----- Hukuk Dairesi tarafından 31.04.2014 tarihinde onandığını, bunun üzerine icra dosyasına müvekkili şirket tarafından güncel dosya borcu olan 51.020.07 TL’nin nakden yatırılmış ve icra dosyası infaz edildiğini, ----İş Mahkemesi’nin ---- Sayılı dosyasından ( ----- ) kıdem tazminatı,
yıllık izin ücreti , fazla mesai ,hafta tatil ücreti ve UBGT ücret alacakları olmak üzere dava açıldığını, işbu dava 29.09.2020 tarihinde kısmen kabul edildiğini ve karara çıktığını, davacı vekilince karar ---- İcra Müdürlüğü’nün -----Sayılı dosyasından icra takibine konu edildiğini, yerel mahkeme kararının Yargıtay ----- Hukuk Dairesi tarafından 14.01.2021 tarihinde onandığını, bunun üzerine icra dosyasına müvekkili şirket tarafından güncel dosya borcu olan 35.421.86 TL’nin nakden yatırıldığını ve icra dosyasının infaz edildiğini,---- İş Mahkemesi’nin ---- Sayılı dosyasında (----- ) kıdem, yıllık izin ücreti, genel tatil ücreti,
hafta tatili ücreti, fazla mesai ücreti alacakları olmak üzere dava açıldığını, işbu dava 01.10.2018 tarihinde kısmen kabul edildiğini ve karara çıktığını, davacı vekilince kararın ---- İcra Müdürlüğü’nün -----Sayılı dosyasından icra takibine konu edildiğini, dosya borcunu karşılar miktarda ( 66.625.52 TL ) teminat mektubu dosyaya sunulduğunu ve kararın istinaf edildiğini, dosyanın henüz ----- Bölge Adliye Mahkemesinde olduğunu, ----İş Mahkemesi’nin ----Sayılı dosyasından (----- ) kıdem, ihbar, yıllık izin ücreti, genel tatil ücreti, hafta tatili ücreti, fazla mesai ücreti alacakları olmak üzere dava açıldığını,
işbu davanın 01.10.2018 tarihinde kısmen kabul edildiğini ve karara çıktığını, davacı vekilince kararın ---- İcra Müdürlüğü’nün -----.
Sayılı dosyasından icra takibine konu edildiğini, dosya borcunu karşılar miktarda ( 43.322.49 TL ) teminat mektubu dosyaya sunulmuş ve karar istinaf edildiğini, dosyanın henüz ----- Bölge Adliye Mahkemesinde olduğunu, davacı tarafın söz konusu alacağın nemalandırılması gerektiği iddiasının ise, müvekkili şirketin ödünç para veren ve bankacılık işlemleri ile uğraşmayan bir şirket olması sebebiyle mümkün olmadığını, sözleşme maddeleri çerçevesinde böyle bir yükümlülüğü de bulunmadığını belirtmiş,
davanın usulden ve esastan reddine karar verilmesini talep etmiştir.Birleşen -----Asliye Ticaret Mahkemesinin ----Sayılı davacı ------Tarafından verilen 28/09/2021 tarihli dava dilekçesinde.
Davacı müvekkili şirket ile davalı şirket arasında imzalanan müvekkili tarafından teslim edilen pompa ve kamyonların davalı tarafından işletilmesini konu alan, bakım ve işletme sözleşmesine davalı şirket tarafından aykırı davranılmış olması neticesinde davalı/alt işverenin, gerek işçileri tarafından açılmış ve Yargıtay incelemesinden geçerek kesinleşmiş mahkeme kararlarına istinaden, icra baskısı altında müvekkili şirket tarafından davalı şirket işçilerine üst işveren sıfatıyla ödenmek zorunda kalınan kıdem tazminatı, ihbar tazminatı, fazla mesai ücreti, hafta tatili ücreti, genel tatil ücreti, ücret, yıllık izin ücreti,
mahkeme vekalet ücreti, icra vekalet ücreti, yargılama giderleri harçlar ve bunların işlemiş faizlerinden, gerekse de halihazırda derdest olan işçilik alacakları davalarından sonra oluşabilecek benzer riskler nedenleriyle müvekkili şirketin ödeme yapmak zorunda kalması dikkate alınarak fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak ve bilirkişi incelemesi neticesinde ortaya çıkacak tutar ıslah edilmek üzere şimdilik 20.000,00 TL’nin her bir dosyaya ödenme tarihinden itibaren işleyecek ticari avans faiziyle birlikte davalıdan rücuan alınarak davacı müvekkili şirkete ödenmesine karar verilmesi talep ve dava etmiştir.Birleşen-----.
Asliye Ticaret Mahkemesinin -----Sayılı dosyasında davalı vekili cevap dilekçesinde özetle.
Müvekkili şirketteki çalışma sürelerine uygun olarak İş Yasasının amir hükümleri gereği ihbar sürelerine riayet edildiğini ve bu sürelerin ilgili çalışan tarafından kullanıldığını, haricen yıllık izin, prim, fazla mesai, ücret alacağı ve var olması halinde sair tüm işçilik alacakları hak edişlerine uygun olarak müvekkili tarafından ilgili işçiye ödendiğini, müvekkili tarafından yapılan bu ödemelerin tekraren müvekkile yansıtılmaya çalışılarak rücu talebinde bulunulmasının imkansız ve kötü niyetli olduğunu, talep tarihleri ile işten ayrılış tarihleri karşılaştırıldığında işçilerin işten ayrılış tarihlerinin,
müvekkil şirketten ayrıldıktan sonra olduğunu, buna göre iş akdinin feshinin haklı sebebe dayanıp dayanmaması (özellikle kıdem ve ihbar tazminatı yönünden) önemli olacağına göre, işçilerin yalnızca son işverenleri ve asıl işverenin sorumlu olacağının gözetilmesi gerekeceğini, zira müvekkili bakımından herhangi bir kesintisiz çalışma olgusunun söz konusu olmadığını, işçi-davacılar asıl işveren bünyesindeki çalışmaları yönünden talepte bulunduklarını, müvekkilin taşeron olarak çalıştığı sürecin işçilerle karşılıklı mutabakatla ve yasaya uygun olarak tasfiye edildiğini,
bu halde de müvekkilinin herhangi bir kıdem hesabından ve ferisi olarak faiz, yargılama gideri yahut vekalet ücretinden sorumluluğu doğmasının mümkün olmadığını beyan ederek davanın reddine, yargılama giderleri ve avukatlık ücretinin davacı taraf üzerinde bırakılmasına karar verilmesini talep etmiştir.
DELİLLER
----İş Mahkemesi'nin ---- Esas sayılı dosyasının uyap kayıtları dosya arasına alınmıştır. -----. İş Mahkemesi'nin ---- Esas, ----Esas ve ----- Esas sayılı dosyalarının uyap kayıtları dosya arasına alınmıştır. ----Noterliğine yazılan müzekkere cevabı dosya arasına alınmıştır. ----Asliye Ticaret Mahkemesinin ----- esas sayılı dosyası, bilirkişi raporları ve tüm dosya kapsamı.
DAVANIN HUKUKİ NİTELİĞİ ve GEREKÇE: Asıl dava, ticari ilişkiden kaynaklanan alacak ve munzam zarar taleplerine ilişkin, birleşen davanın ise asıl işveren davacının davalı şirket tarafından çalıştırılan işçinin açmış olduğu dava sonrasında ödemek zorunda kaldığı miktarın rücuen tahsili istemine ilişkindir.
ASIL DAVA BAKIMINDAN
Asıl dava kapsamında davacı şirket ticari ilişkiden kaynaklı cari hesap ilişkisinden doğan 49.699,96 TL alacağın davalıdan tahsili istemiyle davanın açıldığı, 49.699,96 TL alacağın ödenmesi talebiyle ----Noterliği'nin 07/01/2021 tarihli ve ----- yevmiye numaralı ihtarnamesiyle 7 gün içinde ödenmesi talebinde bulunduğu ve davalı tarafa 12/01/2021 tarihinde tebliğ edildiği,
davalı şirketin 20/01/2021 tarihinde temerrüte düştüğü, davalı yanca süresinde sunulan cevap dilekçesinde zamanaşımı definde bulundukları, işçilik alacaklarından kaynaklı ----.İş Mahkemesi'nin ---- Esas sayılı dosyası, ----.İş Mahkemesi'nin--- Esas sayılı dosyası ve -----İş Mahkemesi'nin ----- Esas sayılı dosyasında ödeme yapıldığı, sözleşmenin 5.4.2., 6.1.9. Ve 7.7.
Maddelerine göre ödeme yapılmadığı, takas mahsup defisini ileri sürdükleri görülmüştür.Yapılan yargılama sırasında tarafların ticari defter ve belgelerinin incelenmesinde karar verildiği, taraf defterlerinin alacak bakımından birbirleriyle uyumlu olduğu, davacının davalıdan 49.699,96 TL alacaklı olduğunun anlaşıldığından, davacı ----- 49.699,96 TL alacağının temerrüt tarihi olan 20/01/2021 tarihinden itibaren işleyecek avans faizi ile birlikte davalı ------ alınarak davacıya verilmesine karar verilmiştir.
Davalının zamanaşımı defisinin değerlendirilmesinde davacı taraf dava dilekçesinde cari hesaptan kaynaklı alacak isteminde bulunmuş, sunmuş olduğu mutabakatın incelenmesinde nakdi teminattan kaynaklı bakiye 49.699,96 TL alacaktan kaynaklı mutabık oldukları anlaşılmış, dava konusu alacağın 10 yıllık zamanaşımına tabi olduğundan davalı yanın zamanaşımı defisi yerinde görülmemiştir.Munzam zarar talebi bakımından davacı vekilinin 16/01/2024 tarihli bedel artırım dilekçesiyle talebini 109.538,27 TL'ye artırdığı anlaşılmıştır.
Munzam zarar bakımından bilirkişi kök ve ek raporunda hesaplamalar yaptığı görülmüştür,Hukukumuzda alacaklıya, zararın varlığını, miktarını ve borçlunun kusurunu ispat zorunda kalmaksızın temerrüt faizini talep edebilme hakkı tanınmıştır. Ayrıca temerrüt faizi yükümlülüğünün doğumu için borçlunun alıkoyduğu paradan yarar sağlaması şart olmadığı gibi bu yararların iadesi amacı da bulunmaz.
Temerrüt faizi talep edebilmek için borçlunun temerrüde düşmekte kusurlu olması şart değildir. Borçlu, bu konuda kendisine hiçbir kusur yüklenemeyeceğini ileri sürerek ve bunu kanıtlayarak faiz ödeme yükümlülüğünden kurtulamaz. Bunun yanında temerrüt faizi, sözleşmeden doğan para borçlarının yanı sıra, sözleşme dışı hukukî ilişkiden kaynaklanan para borçlarında da uygulama alanı bulur (-----).
Munzam zarara ilişkin düzenleme TBK’nın 122. Maddesinde yapılmış olup, anılan madde “Alacaklı, temerrüt faizini aşan bir zarara uğramış olursa, borçlu kendisinin hiçbir kusuru bulunmadığını ispat etmedikçe, bu zararı da gidermekle yükümlüdür. Temerrüt faizini aşan zarar miktarı görülmekte olan davada belirlenebiliyorsa, davacının istemi üzerine hâkim, esas hakkında karar verirken bu zararın miktarına da hükmeder.” hükmünü haizdir.
Para borcunun ifasında borçlunun kusuruyla temerrüde düşmesi nedeniyle alacaklı nezdinde ortaya çıkan zararın temerrüt faiziyle karşılanamaması hâlinde söz konusu olan bu zarar, borçlunun temerrüdü ile borcun ödendiği tarih aralığındaki dönemi kapsamaktadır. Munzam zarar talep edebilmek için ilk koşul bir para borcunda borçlunun temerrüdünün varlığıdır.
İkinci koşul; borçlunun temerrüdü nedeniyle temerrüt faiziyle karşılanamayan alacaklı zararının mevcudiyetidir. üçüncü koşul; borçlunun temerrüde düşmede kusurlu olmasıdır. Dördüncü koşul ise borçlunun temerrüdü ile alacaklının munzam zararı arasındaki illiyet bağının mevcudiyetidir.
Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun ------ Esas ve Karar sayılı kararında belirtildiği üzere munzam zararın ispatına ilişkin yükümlülük, bu zararın varlığını iddia eden alacaklının üzerinde olup, alacaklı tarafından yasal ispat vasıtalarıyla somut, inanılır ve açık bir biçimde ispatlaması gerekir.
6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun (HMK) 194. maddesi gereğince ispata elverişli şekilde somutlaştırılarak ileri sürülen iddianın ispatı için gerekli tüm deliller somut olarak ortaya konulmalıdır.
Bu itibarla salt ülkenin ve piyasanın içinde bulunduğu ekonomik olumsuzluklardan olan enflasyon, yüksek faiz, para değerindeki düşüş gibi olgulara dayalı olarak ileri sürülen aşkın (munzam) zarar talebi, alacaklının bu sebeple zarara uğradığını açık ve somut bir biçimde iddia ve ispat etmediği müddetçe, TBK’nın 122. maddesi kapsamında aşkın (munzam) zararın kanıtı olarak ileri sürülemez ve anılan şartlar sebebiyle ortaya çıkan olumsuzluklar alacaklı zararı olarak kabul edilemez.
Dolayısıyla TBK’nın 122. maddesinde karşılanması öngörülen faizi aşan aşkın zararın, genel ekonomik olumsuzlukların (ülkede cari enflasyon oranı, yüksek ve değişken döviz kurları, mevduat faizleri, paranın satın alma gücünde meydana gelen azalma) dışında davacının durumuna özgü somut vakıalarla ispatlanması gerekir.
Başka bir anlatımla yüksek enflasyon, dolar kurundaki artış, serbest piyasadaki faiz oranlarının yüksek oluşu, paranın satın alma gücünde meydana gelen azalma, davacıyı ispat yükünden kurtarmayacağı gibi herhangi bir ispat kolaylığı da sağlamaz. Bu itibarla ülkenin içinde bulunduğu ekonomik olumsuzluklardan hareketle ileri sürülen soyut ve varsayıma dayalı zarar iddiaları hükme esas alınamaz (-----).
Ayrıca bir para borcunun ödenmesinde temerrüde düşülmesinden dolayı alacaklının zarara uğrayacağı kabul edilerek bu zararın, ülkenin içinde bulunduğu ekonomik durum dikkate alınarak belli bir oranda olacağı benimsenmiş ve TBK’nın 120. maddesi yollaması ile 3095 sayılı Kanun’un hükümleri çerçevesinde temerrüt faiz oranları belirlenmiştir.
Uğranıldığı iddia olunan zararın, yetkili merciin belirlediğinden fazla ve bu nedenle TBK’nın 122. maddesine dayanılarak munzam zarar istenilmesi hâlinde ise artık açılmış olan davaya özgü somut vakıalara dayanılması gerekir. Bunlar da yasal, elverişli ve geçerli delillerle, geçerli ispat kuralları dairesinde kanıtlanmalıdır.
Burada kanıtlanacak olgular geç ödeme ile davacının maruz kaldığı zararı doğuran vakıalar ve bu vakıalar nedeniyle uğranılan fiili zarardır. ( Bu yönde ---- BAM ----.HD. ---- Esas ve Karar sayılı kararı, Yargıtay ------HDnin -----Esas ve Karar sayılı ve ----- Esas ve Karar sayılı kararları )Somut olayda; davacı tarafından dava dilekçesinde kendi durumuna özgü şekilde açık ve somut olarak oluşan bir zarar olgusuna dair bir iddiada bulunulmadığı, davacının ispata yeter herhangi bir delil sunmadığı,
ekonomik koşullar nedeniyle genel ve soyut hususlardan ziyade davacının geç ödeme nedeniyle kendisinin şahsen ve somut olarak uğradığı zarar olgusunu ileri sürüp ispatlayamadığı anlaşılmakla munzam zarar talebinin reddine karar verilmiştir.
BİRLEŞEN DAVA BAKIMINDAN
Birleşen davacının davalı şirket tarafından çalıştırılan işçinin açmış olduğu dava sonrasında ödemek zorunda kaldığı miktarın rücuen tahsili isteminde bulunduğu, dava tarihi itibariyle davacının işçilik alacaklarından kaynaklı----İş Mahkemesi'nin ---- Esas sayılı ilamına istinaden -----İcra Müdürlüğü'nün ---- Esas sayılı dosyasında işçi ----- 06/10/2020 tarihinde 72.322,41 TL ödeme yapıldığı, -----.İş Mahkemesi'nin ----- Esas sayılı ilamına istinaden ----İcra Müdürlüğü'nün ----- Esas sayılı takip dosyasında işçi ----- için 26/03/2014 tarihinde 51.020,07 TL ödeme yapıldığı,
----.İş Mahkemesi'nin ---- Esas sayılı ilamına istinaden ----İcra Müdürlüğü'nü---- Esas sayılı takip dosyasında işçi ------ için 08/03/2021 tarihinde 35.421,86 TL ödeme yapıldığı, dava tarihinden sonda davacı şirket tarafından işçilik alacaklarından kaynaklı yapılan ödemelerinde dahil edilmesi talep edilmiş ise de dava tarihi sonrası yapılan ödemelerin ayrı bir dava konusu olduğu ve tarafların haklılık durumunun dava tarihine göre belirlendiği anlaşıldığından davacı vekilinin bu yöndeki talepleri yerinde görülmemiştir.Birleşen dosyanın davacısının rücu alacağı bakımından talimat mahkemesinde alınan heyet raporunda ----İş Mahkemesi'nin ----
Esas sayılı dosyası, ---- .İş Mahkemesi'nin ---- Esas sayılı dosyası ve -----.İş Mahkemesi'nin ----- Esas sayılı dosyasında yapılan ödemeler bakımından rücu edilebilecek miktarın 38.673,87 TL olarak hesaplandığı, mahkememizce alınan heyet raporunda rücu alacağının 42.970,21 TL olarak hesaplandığı, çelişkinin giderilmesi istendiğinde bu farkın sebebinin tanzim olunan raporda ihbar tazminatı ve izin ücreti olacağı ve ferileri icra dosyası infazı aşamasındaki miktarlar baz alınarak değerlendirme yapıldığından kaynaklandığı,
yapılan değerlendirmede, ihbar tazminatı ve izin ücreti asıl alacakları toplamı, icra infaz aşamasındaki toplam ödeme payına göre ferileri tespit edildiğinden kaynaklandığı açıklandığından mahkememizce ----- tarafından rücu alacağının hesaplanmasındaki yöntem dosya kapsamına uygun bulunmuştur.
Davacının işçilik alacaklarından kaynaklı ödenen tazminatlardan davalı alt işverenin sorumluluğu hususunda toplanmaktadır.Dava konusu olayda davacı ile davalı arasında asıl işveren-alt işveren ilişkisi mevcut olup, davacı asıl işveren, alt işverenin işçilerine karşı o işyeri ile ilgili olarak İş Kanunu’ndan kaynaklanan yükümlülükler nedeniyle, alt işverenle birlikte müteselsilen sorumludur.
Burada Kanundan kaynaklanan bir teselsül hali söz konusu olup, asıl ve alt işverenler, dış ilişki itibariyle (dava dışı işçiye karşı) müseselsilen sorumludurlar. Bu düzenleme, işçi alacağının güvence altına alınması amacıyla yapılmış olup, sadece işçilere karşı bir sorumluluktur.
Asıl ve alt işveren arasındaki ilişkide ise iş hukuku değil, Borçlar Kanunu ve sözleşme hukuku esas alınacağından, uyuşmazlığın taraflar arasındaki sözleşme hükümlerine göre çözümlenmesi gereklidir.Alacaklıya karşı müteselsilen sorumlu olan borçlular, kendi aralarındaki iç ilişkide, bu husustaki nihai sorumluluğun hangi tarafa ait olduğu konusunda bir anlaşma yapabilirler. Nitekim 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun 167.
(Mülga Borçlar Kanunu’nun 146.) maddesinde düzenlenen, “Aksi kararlaştırılmadıkça veya borçlular arasındaki hukuki ilişkinin niteliğinden anlaşılmadıkça, borçlulardan her biri, alacaklıya yapılan ifadan, birbirlerine karşı eşit paylarla sorumludurlar.
Kendisine düşen paydan fazla ifada bulunan borçlunun, ödediği fazla miktarı diğer borçlulardan isteme hakkı vardır.” şeklindeki hükümde de, müteselsil borçlulardan her birinin alacaklıya yapılan ifadan birbirlerine karşı genel olarak eşit paylarla sorumlu oldukları, ancak bunun aksinin kararlaştırılabileceği de açıkça belirtilmiştir.İşte müteselsilen sorumlu olan borçlular arasındaki iç ilişkide, bu konudaki sorumluluğun tamamen borçlulardan birine ait olacağı yönünde bir sözleşme yapılmış ise, tarafların serbest iradeleri ile düzenlemiş oldukları sözleşme hükümleri kendilerini bağlayacağından,
dış ilişkide kanundan doğan teselsül gereğince borcu ödemiş olan müteselsil borçlunun, ödediği miktarın iç ilişkide borcun nihai yükümlüsü olan borçludan rücuen tahsilini talep edebileceği kabul edilmelidir.
Yapılan ödemelere konu mahkeme ilamları ve işçilerin hizmet döküm cetvellerinin dosya arasına temin edildiği anlaşılmıştır.Davacı şirketin dava dışı işçisine yaptığı ödemeyi davalı şirketten alt işveren sıfatlarından kaynaklı tahsil hakkının bulunup bulunmadığı ve davalı şirketin sorumlu olacağı miktarın saptanması amacıyla dosyanın bilirkişiye tevdi edildiği,
bilirkişi raporunda rucü alacağına esas olmak üzere ----.İş Mahkemesi'nin ---- Esas sayılı ilamına istinaden 24.392,82 TL, ----.İş Mahkemesi'nin ----- Esas sayılı ilamına istinaden 5.457,02, ----.İş Mahkemesi'nin ----- Esas sayılı ilamına istinaden 13.120,36 TL alacaklı olduğunun tespitinin denetime elverişli hesaplama yapıldığı görülmüştür.
Her ne kadar işlemiş faiz bakımından hesaplama yapılmış ise de dava konusu talebin ödeme tarihlerinden itibaren işleyecek faiz olması nedeniyle yapılan hesaplama talep dışında olduğu anlaşılmıştır.
Benzer konuya ilişkin Yargıtay ---- Hukuk Dairesinin ---- esas ve ----- karar sayılı ilamında. "Hizmet alım sözleşmeleri; ihale şartları ile belirlenen işin sözleşmede kararlaştırılan bedel ile yapılmasının üstlenildiği sözleşmelerdir. Bu sözleşme türünde yüklenicinin edimi, hizmetin kendi işçisi ile yerine getirilmesi, işverenin edimi ise sözleşme bedelinin ödenmesidir. Sözleşme kapsamında yapılması gereken iş yüklenici işçisi tarafından yerine getirilecektir.
İş aktinin yüklenici ile işçi arasında yapıldığı hususu ihtilaflı değildir. SGK kayıtları da bu hususu doğrulamaktadır. Hizmet alımı tip sözleşmelerinde işverenin, yüklenici tarafından çalıştırılan işçinin ücretinin ödenmesi, sosyal haklarının takibi gibi denetim dışında işçiye karşı bir sorumluluğu yoktur.
İşveren ile yüklenicinin İş Kanunu’na göre işçiye karşı müteselsilen sorumlu olmasına rağmen rücu ilişkisinde taraflar arasında imzalanan sözleşmenin uygulanması sözleşme hukukunun en temel ilkelerindendir.İşçilik alacakları işveren tarafından ödenen işçinin; yüklenici işçisi olması, sözleşme ücretine işçinin ücret ve sosyal haklarının dahil olması,
işverenin işçilik alacaklarından sorumlu olacağına dair sözleşmede bir hüküm bulunmaması hususları nazara alındığında davacı işverenin işçiyi çalıştıran yüklenicilerden ödediği bedeli ve ferilerinin tamamını talep etme hakkı bulunduğunun kabulü gerekir.Hizmet alım ihaleleri aynı yüklenici tarafından alındığı gibi, değişik yükleniciler tarafından da alınabilmektedir.
Bu halde işyeri devri suretiyle işçiler yeni yükleniciye devredildiği için hizmet akitleri kesintiye uğramadan devam etmekte ve işçilik alacakları da bu doğrultuda hesaplanmaktadır.İşçiye ödenen kıdem tazminatı iş sözleşmesinin feshedildiği tarihteki giydirilmiş ücret üzerinden hesaplanmakta olup bu kıdem tazminatının tamamından işçiyi çalıştırdıkları dönemle orantılı olarak yükleniciler işverene karşı sorumludurlar.Yıllık izinler kullanılmadığı taktirde iş sözleşmesinin feshi ile ücrete dönüşmektedir.
Sözleşmeyi feshedenin son yüklenici olduğu ve yıllık izinlerinde bu fesih ile ücrete dönüştüğü gözönüne alındığında yıllık izin ücretinden son yüklenici sorumlu olacaktır.İhbar tazminatından son işveren sorumludur.
Bunların dışında hafta tatil ücreti, ücret alacağı, fazla mesai ücreti gibi işçiye ödenen tazminatlardan yükleniciler işverene karşı işçiyi çalıştırdıkları dönemle sınırlı olarak sorumlu olacaklardır." şeklindeki açıklamalarından hizmet alımı tip sözleşmelerinde işverenin, yüklenici tarafından çalıştırılan işçinin ücretinin ödenmesi, sosyal haklarının takibi gibi denetim dışında işçiye karşı bir sorumluluğunun bulunmadığı, davacı işverenin işçiyi çalıştıran yüklenicilerden ödediği bedeli ve ferilerinin tamamını talep etme hakkı bulunduğu,
kıdem tazminatının tamamından işçiyi çalıştırdıkları dönemle orantılı olarak yükleniciler işverene karşı sorumlu olduğu ve ihbar tazminatından ise son işverenin sorumlu olduğu anlaşılmaktadır.
Somut olayımızda, davanın tarafları arasında akdedilen hizmet alım sözleşmesi nazara alındığında sözleşme hükümlerinde çalışanların iş sözleşmesinin son ermesinde davacı tarafça yapılacak ödemelerin yüklenicinin sorumlu olduğuna ilişkin hüküm bulunduğu görülmekle sözleşme hükmü ve Yargıtay ---- Hukuk Dairesinin ----- esas ve ---- karar sayılı ilamı nazara alındığında dava dışı işçilere ödenmiş tazminat bedelinin bilirkişi ----- tarafından hesaplanan 42.970,20 TL bakımından davalıdan alınarak davacıya verilmesinin gerektiği anlaşıldığı, davacı vekili tarafından ıslah dilekçesiyle talebini 53.913,07 TL 'ye artırdığı,
davalı yanın zamanışımı defisinin değerlendirilmesinde dava konusu rücu alacağının Yargıtay İçtihatları da nazara alınarak 10 yıllık zamanaşımına tabi olduğundan bu yöndeki itirazın yerinde görülmediğinden aşağıdaki şekilde, davanın kısmen kabulüne karar vermek gerekmiştir.
HÜKÜ M
Gerekçesi yukarıda açıklandığı üzere;
A)ASIL DAVA BAKIMINDAN
1-Davanın KABULÜ ile davacı ----- 49.699,96 TL alacağının temerrüt tarihi olan 20/01/2021 tarihinden itibaren işleyecek avans faizi ile birlikte davalı ----- alınarak davacıya VERİLMESİNE,
2-Davacı -----munzam zarar talebinin REDDİNE,
3-Harçlar yasası uyarınca davanın kabul edilen 49.699,96 TL lik kısım yönünden alınması gereken 3.395,00 TL harçtan peşin alınan 865,83 TL peşin harç ile 1.853,27 TL tamamlama harcın düşümü ile geri kalan 675,90 TL harcın davalıdan alınarak hazineye İRAD KAYDINA,
4-Davacı kendisini vekil ile temsil ettirdiğinden kabul edilen miktar üzerinden hesaplanan A.A.Ü.T.'ye göre alınması gereken 30.000,00 TL vekalet ücretinin davalıdan alınarak davacıya VERİLMESİNE,
5-Davalı kendisini vekil ile temsil ettirdiğinden reddedilen miktar üzerinden hesaplanan A.A.Ü.T.'ye göre alınması gereken 30.000,00 TL vekalet ücretinin davacıdan alınarak davalıya VERİLMESİNE,
6-Davacı tarafından yapılan toplam 865,83 TL peşin harç, 1.853,27 TL tamamlama harcı, 59,30 TL başvuru harcı, bilirkişi ücreti ve posta giderine ilişkin 4.456,30 TL olmak üzere toplam 7.234,70 TL yargılama giderinin kabul-red oranına göre belirlenen 2.257,95 TL yargılama giderinin davalıdan alınıp davacıya VERİLMESİNE, geri kalan bakiyenin davacı üzerinde BIRAKILMASINA, kalan gider avansının karar kesinleştiğinde ve talep halinde davacı tarafa iadesine,
7-Kabul red oranına göre belirlenen 412,00 TL Arabulucu ücretinin davalıdan tahsiliyle hazineye İRAD KAYDINA, Yine Kabul red oranına göre belirlenen 908,00 TL Arabulucu ücretinin davacıdan tahsiliyle hazineye İRAD KAYDINA,
B)BİRLEŞEN DAVA BAKIMINDAN
1-Davanın KISMEN KABULÜ ile 24.392,82 TL'nin ödeme tarihi olan 06/10/2020 tarihinden itibaren, 5.457,02 TL'nin ödeme tarihi olan 26/03/2014 tarihinden itibaren, 13.120,36 TL'nin ödeme tarihi olan 08/03/2021 tarihinden itibaren işleyecek avans faizi ile birlikte davalı----alınarak davacı ----- verilmesine, fazlaya ilişkin istemin REDDİNE,
3-Harçlar yasası uyarınca davanın kabul edilen 42.970,20 TL lik kısım yönünden alınması gereken 2.935,29 TL harçtan peşin alınan 341,55 TL harç ve ıslah harcı olarak alınan 579,15 TL'nin düşümü ile geri kalan 2.014,59 TL harcın davalıdan alınarak hazineye İRAD KAYDINA,
4-Davacı kendisini vekil ile temsil ettirdiğinden kabul edilen miktar üzerinden hesaplanan A.A.Ü.T.'ye göre alınması gereken 30.000,00 TL vekalet ücretinin davalıdan alınarak davacıya VERİLMESİNE,
5-Davalı kendisini vekil ile temsil ettirdiğinden reddedilen miktar üzerinden hesaplanan A.A.Ü.T.'ye göre alınması gereken 10.942,87 TL vekalet ücretinin davacıdan alınarak davalıya VERİLMESİNE,
6-Davacı tarafından yapılan toplam 341,55 TL peşin harç, 579,15 TL ıslah harcı, 59,30 TL başvuru harcı, bilirkişi ve posta giderine ilişkin 5.060,00 TL posta gideri olmak üzere toplam 6.040,00 TL yargılama giderinin kabul-red oranına göre belirlenen 4.813,90 TL yargılama giderinin davalıdan alınıp davacıya VERİLMESİNE, geri kalan bakiyenin davacı üzerinde BIRAKILMASINA, kalan gider avansının karar kesinleştiğinde ve talep halinde davacı tarafa İADESİNE,
7-Kabul red oranına göre belirlenen 1.052,05 TL Arabulucu ücretinin davalıdan tahsiliyle hazineye İRAD KAYDINA, Yine Kabul red oranına göre belirlenen 267,95 TL Arabulucu ücretinin davacıdan tahsiliyle hazineye İRAD KAYDINA,Dair; Gerekçeli mahkeme kararının taraflara tebliğinden itibaren 2 hafta içerisinde istinaf yolu açık olduğuna dair taraf vekillerinin yüzüne karşı verilen karar açıkça okunup usulen anlatıldı.
İstanbul Anadolu 10. Asliye Ticaret Mahkemesi, E. 2021/314, K. 2024/629, 15 Ekim 2024 tarihli karar · Kaynak: UYAP Emsal Karar Arama