KÜNYE
- Mercii
- İstanbul Anadolu 12. Asliye Ticaret Mahkemesi
- Esas No
- 2020/607
- Karar No
- 2025/97
- Karar tarihi
- 14 Şubat 2025
Karar Metni
2.545 kelime·13 dk okuma·9 bölüm
T.C. İstanbul Anadolu 12. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
ESAS NO : 2020/607
KARAR NO : 2025/97
DAVA
Tazminat (Ölüm Ve Cismani Zarar Sebebiyle Açılan Tazminat)
DAVA TARİHİ : 27/07/2020
KARAR TARİHİ : 14/02/2025
Mahkememizde görülmekte olan Tazminat (Ölüm Ve Cismani Zarar Sebebiyle Açılan Tazminat) davasının yapılan açık yargılaması sonunda,
GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ
DAVA
Davacı vekili dava dilekçesinde özetle.
Müvekkil ----, küçük ----- annesi olup gebelik takibi dava dışı Dr. ---- , Dr. ---- , Dr.---- tarafından yapıldığını, Dr. ---- Tıbbi Uygulamaya İlişkin Zorunlu Mali Sorumluluk Sigorta poliçesi 27/08/2019- 27108/2020 tarihlerinde geçerli olmak üzere ---- no. ile davalı ----ŞİRKETİ tarafından, Dr. ---- Tıbbi Uygulamaya İlişkin Zorunlu Mali Sorumluluk Sigorta poliçesi 31/08/2019-31/08/2020 tarihlerinde geçerli olmak üzere ---- no. ile davalı ---- ŞİRKETİ tarafından ,
Dr. ---- Tıbbi Uygulamaya İlişkin Zorunlu Mali Sorumluluk Sigorta poliçesi 25/10/2019-25/10/2020 tarihlerinde geçerli olmak üzere ---- no. ile davalı---- ŞİRKETİ tarafından düzenlendiğini, Sigortalı doktorların gebelik takibinde davacı anneyi down sendromunu tespit eden testler, doğruluk oranları, alternatif tespit seçenekleri ve bunların reddedilmesi halinde ortaya çıkacak riskler konusunda usulünce aydınlatmayarak küçük ----- down sendromlu olarak doğmasına sebebiyet vermiştir.
Oysa down sendromu gebelikte tespiti mümkün olan, tespiti halinde de 2827 SK'na göre gebeliğin sonlandırılmasına izin verilen bir özürdür. Yargıtay ----- Hukuk Dairesi ise down sendromunu teşhise yönelik imkanlar konusunda hastayı aydınlatmayan doktorun sorumlu olacağını kabul ettiğini, Yargıtay ------.
Hukuk Dairesi'nin bu konudaki ilke kararı; davalı sigorta şirketinin davacıları aydınlattığı hususunda ispat yükü altında olduğunu, Davalı eğer davacıların aydınlatılmış onamını aldığını ispat edemez ise dava kabul edilerek müvekkilinin zararının belirlenmesi gerektiğini, arabuluculuk görüşmelerinde anlaşma sağlanamadığını, tüm bu nedenlerle fazlaya dair talep ve dava hakkları mahfuz kalmak kaydıyla Müvekkilim küçük ----- için: 230.000 TL işgöremezlik (bakıcı ücreti dahil maddi) tazminatı, 40.000 TL manevi tazminat, Müvekkilim ---- (anne) için 20.000 TL manevi tazminat,.
Müvekkilim ----- (baba) için 20.000 TL manevi tazminat, olmak üzere toplam 310.000 TL tazminatın dava tarihinden itibaren avans faizi, yargılama giderleri ile vekalet ücretinin davalıya yükletilmesine karar verilmesini dava ve talep etmiştir.
SAVUNMA
Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle; işbu dava hekim uygulamalarında hata ve ihmal bulunduğu iddiası ile hekimin sigorta poliçesine istinaden doğrudan sigorta şirketine yöneltildiğinden konunun aydınlatılması ve hukuki incelemenin isabetli yapılabilmesi için işbu davanın ilgili hastane ve hekime ihbarı gerektiğini, kamu görevlisi hekimlerin müdahaleleri nedeniyle yöneltilecek tazminat istemleri anayasa hükümleri gereğince;
ancak idari yargıda öne sürülebileceğini, davanın doğrudan sigorta şirketine yöneltilmesi savunma hakkını kısıtlamakta ve hak ihlali oluşturduğunu, dava konusu olguda tıbbi uygulama hatası bulunmadığını, down sendromunun tespit edilmesi halinde de anne karnındaki fetüse müdahale imkânı bulunmadığını, hekim uygulamalarında hata ve özensizlik bulunmadığını tekrar etmekle birlikte; bir hekimin meydana gelen neticelerden sorumlu tutulabilmesi için ayrıca iddia edilen zarar ile hekimin davranışı arasında uygun illiyet bağının kurulması da bir zorunluluk olduğunu, gebelik süresince fetüse müdahale edilmesi,
tedavi uygulanması tıbben mümkün olmadığını, talep edilen tazminat haksız ve fahiş olduğunu, davacının dava konusu haline getirdiği neticenin oluşmasında sigortalı hekimlere atfedilebilecek bir kusur ya da ihmal bulunmadığını, tüm bu nedenlerle davanın yargı yolu yanlışlığı husumet yokluğu ve esastan reddine, davanın dr. ----, dr. ----, dr. -----, sağlık bakanlığı ve tespit edilecek diğer hastane ve hekimlere ihbarına yargılama giderleri ile vekalet ücretinin davacıya yükletilmesine karar verilmesini beyan etmiştir.
İNCELEME VE GEREKÇE
Mahkemece yapılan yargılama sırasında taraflarca gösterilen deliller toplanmış ve konunun incelenmesi uzmanlık gerektiren yönleri bulunduğundan bilirkişi incelemesi yaptırılmıştır.
---- Adli Tıp Kurumu tarafından alınan 11/11/2022 tarihli raporda özetle. Davacı ----- hakkında düzenlenen adli ve tıbbi belgelerin değerlendirilmesinde. Dava dosyasındaki tıbbi kayıt ve ifadelere göre.
Dr. ----’ın gebeyi, gebeliğin 7. haftasında rutin gebelik muayenesini yaptığını, ayrıca 13/10/2013 tarihinde; lekelenme tarzı kanama şikayetiyle değerlendirip tedavisini düzenlemiş olduğunu, Dr. -----’nın gebeyi 03/12/2013 tarihinde muayene edip reçete verdiğini, 30/12/2013 tarihinde yine muayene edip 3’lü test önerdiği, gebenin daha sonra kendisine gelmediğini, 3’lü test sonucunu görmediğini ifade ettiği.
Dr. ----’in ise gebeyi 08/01/2014 tarihinde rutin gebelik muayenesini yaptığını, gebenin kendisine herhangi bir sonuç göstermediğini ifade ettiği anlaşılmakla.
Dosya içerisindeki mevcut tıbbi belgelere göre; gebenin 13/10/2013 tarihinde lekelenme şikayetiyle Dr.---- tarafından muayenesinin yapılıp, düşük tehdidi tanısı konulduğu, reçete verildiği, 03/12/2013 tarihinde Dr.----’ya başvurduğu, 18-19 haftalık gebe olduğu, 3'lü test istendiği, Serbest E3:1,134, psf-AFP:33,61, Dil-Hcg (üçlü test):33869 saptandığı, 08/01/2014 tarihinde Dr.---- başvurduğu, epikrizinde tetkik yapıldığının kayıtlı olduğu ancak yapılan tetkikler hakkında ayrıntı belirtilmediği, dosya içerisindeki SGK dökümlerinden;
gebenin 13/09/2013 tarihinde ---- Eğitim ve Araştırma Hastanesinin Kadın Hastalıkları ve Doğum bölümünde, 15/09/2013 ----- Merkezi Kadın Hastalıkları ve Doğum bölümünde muayeneleri yapıldığının anlaşıldığı, bu muayenelere dair tıbbi belgelerin 22/03/2021 tarihli ---- karar nolu ve 26/01/2022 tarihli ve -----karar nolu müzekkerelerimizde istenilmesine rağmen gönderilmediğinin anlaşıldığı, dolayısıyla; dosyadaki mevcut tıbbi belgelere göre sorulan hususlarda değerlendirme yapılamadığı hususlarını beyan ve rapor etmiştir.
----- Adli Tıp Kurumu tarafından alınan 23/10/2024 tarihli raporda özetle; davacı ----- hakkında düzenlenen adli ve tıbbi belgelerin değerlendirilmesinde.
Kişiye 13/10/2013 tarihinde ----- Eğitim ve Araştırma Hastanesi Kadın Hastalıkları Polikliniğinde 11 hafta gebelik ve düşük tehtidi tanıları ile tedavi düzenlendiği, kişinin 03/12/2013 tarihinde Kadın Hastalıkları Uzmanı Dr. ---- tarafından muayene edildiği, aynı tarihte ----- Merkezinde gebelik durumu ve demir eksikliği anemisi tanıları ile reçete düzenlendiği, ilgili hekim tarafından istenen 30/12/2013 onay tarihli tetkiklerde Serbest E3:1,134, psf-AFP:33,61, Dil-Hcg (üçlü test):33869 olarak saptandığı, kişinin 08/01/2014 tarihinde başvurduğu Kadın Hastalıkları Uzmanı Dr. --- tarafından gebelik muayenesi yapıldığı, tetkik istendiği,
11/04/2014 tarihinde ebe eşliğinde doğumunun gerçekleştirildiği, ----- Araştırma ve Uygulama Hastanesinin 16/05/2014 tarihli Moleküler Genetik incelemesinde bebekte Down Sendromu saptandığı anlaşılmakla.
Genel tıbbi bilgiye göre, vücut hücrelerindeki kromozom sayısındaki fazlalıktan kaynaklanan genetik bir anormallik olan Down Sendromunda tarama testlerinin Sağlık Bakanlığı tarafından uygulanması zorunlu bir tetkik olarak bildirilmediği, bu testlerin tarama niteliğinde olduğu, risk değerlendirmesi yapılan bu testler ile doğacak bebekte Down Sendromu vardır veya yoktur şeklinde kesin bir sonuca gitmenin mümkün olmadığı, tarama testlerinde annenin yaşı, hormonal değerleri ve testin özelliğine göre sonografik görüntüleme sonuçları göz önüne alınarak bir risk oranı belirlendiği,
test sonuçlarının risk sınırı üzerinde çıkmasının bebekte mutlaka Down Sendromu olduğu anlamına gelmeyeceği gibi, risk sınırının altında olduğu durumlarda dahi bebekte Down Sendromu görülebileceğinin bilindiği, test sonucunun söz konusu hastalığın kaç gebenin birinde karşılaşılabileceğini gösterdiği, oranın istatistikler ışığında risk sınırının üstünde bir değer göstermesi durumunda amniyosentez gibi ileri tetkikler önerilebileceği, tanı koydurucu olan bu ileri girişimsel tetkiklerde %1 oranında düşük riski bulunduğu,
bebekte doğumdan sonra tespit edilen Down Sendromu’nun intrauterin rutin yapılan obstetrik ve/veya ilgili uzmanlar tarafından yapılabilen ikinci düzey ultrasonografi tetkiklerinde de tespit edilemeyebileceğinin tıbben bilindiği, Tıbbi kayıtlara göre; kişinin 13/10/2023 tarihinde 11 haftalık gebelik ve kanama şikayeti ile ---- Eğitim ve Araştırma Hastanesi Kadın Hastalıkları Uzmanı Dr. ----- tarafından acil serviste muayene edildiği, düşük tehtidi tanısı ile tedavi verildiği, ilgili hekimin ifadesinde;
kişiyi ilk olarak 7. gebelik haftasında muayene ettiğini belirttiği, mevcut duruma göre 7. Gebelik haftasının 2’li tarama testi için erken olmakla birlikte tıbbi kayıtlara göre, kişinin 11. gebelik haftasındaki başvurusunun acil servise olduğu dikkate alındığında; acil servis muayenesinde 2’li test istenmesi endikasyonu bulunmadığı, dolayısıyla.
Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Dr. ----- tıbbi hata atfedilmediği, Kişinin 03/12/2013 tarihli başvurusunda 18-19 haftalık gebe olarak Kadın Hastalıkları Uzmanı Dr. ----- tarafından muayene edildiği, 3’lü test istendiği, 30/12/2013 onay tarihli 3’lü test sonuçlarının dava dosyasında bulunduğu ancak test sonuçlarının Kurulumuz tarafından yapılan değerlendirilmesinde mom değerlerini içermediği, Down Sendromu için risk değerlendirmesi yapılabilecek evrakın dava dosyasında bulunmadığı, mevcut tetkik ile Down Sendromu için risk olup olmadığının değerlendirilemediği,
kişiye test sonucu hakkında bilgilendirme yapıldığına dair herhangi bir tıbbi kayıt olmadığı, Dr. ----- dilekçesinde ilgili tarihte laboratuvar sonuçlarının dijital sisteme yüklenemediğini, sonuçları elden verilerek hastalar tarafından hekime gösterildiğini, kişinin kendisine tekrar başvurusu olmadığını belirttiği, tıbbi kayıtlarda ilgili hekime doğumun gerçekleştiği 11/04/2014 tarihine kadar başka başvurusu olmadığı, Kişinin sonraki poliklinik başvurusunu 08/01/2014 tarihinde Kadın Hastalıkları Uzmanı Dr. ----- yapmış olduğu,
ilgili hekimin ifadesinde kişi tarafından kendisine üçlü test sonucunun gösterilmediğini belirttiği, kişinin sonraki takiplerinin de 28/03/2014 ve 11/04/2014 tarihinde farklı iki hekim tarafından gerçekleştirilmiş olduğu, Kişinin gebelik sürecinde farklı polikliniklerde gebelik takibinin yapıldığının anlaşıldığı,
laboratuvar sonuçlarının bilgisayar sistemine yansıtılmadığı iddiasının adli tahkikat ile aydınlatılması gerektiği, laboratuvar tetkiklerinin ilgili hekim tarafından poliklinik ekranından takip edilemediğinin kabulü halinde Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Dr. --- ve Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Dr. ----eylemlerine tıbbi hata atfedilemeyeceği hususlarını beyan ve rapor etmiştir.
Türk hukukunda girişimsel bazı müdahalelerde hastanın yazılı rızasının alınması gerektiği öngörülmüş ise de aydınlatma yükümlülüğünün yazılı olarak yapılması gerektiğine ilişkin bir düzenleme yer almamaktadır.
Öte yandan Hasta Hakları Yönetmeliği’nin 18. maddesi gereğince bilgi, mümkün olduğunca sade şekilde, tereddüt ve şüpheye yer verilmeden, hastanın sosyal ve kültürel düzeyine uygun olarak anlayabileceği şekilde verilir; hasta, tıbbî müdahaleyi gerçekleştirecek sağlık meslek mensubu tarafından tıbbî müdahale konusunda sözlü olarak bilgilendirilir. Dolayısıyla hastanın aydınlatılması sözlü ya da yazılı şekilde gerçekleştirilebilir.
Başka bir deyişle hekimin hastasını aydınlatma yükümlülüğü kapsamında yazılı aydınlatma belirli ölçüde ispat kolaylığı sağlasa da şekil serbestisi söz konusudur. O hâlde aydınlatma yükümlülüğünün yerine getirildiği hususu hekim tarafından her türlü delille ispatlanabilir.
Anayasa'nın Temel hak ve hürriyetlerin niteliği başlıklı 12 nci maddesi, "Herkes, kişiliğine bağlı, dokunulmaz, devredilmez, vazgeçilmez temel hak ve hürriyetlere sahiptir...", Kişinin dokunulmazlığı, maddi ve manevi varlığı başlıklı 17 nci maddesi, "Herkes, yaşama, maddi ve manevi varlığını koruma ve geliştirme hakkına sahiptir..." düzenlemelerini içermektedir.
Öte yandan 31.12.2008 tarihli, 5825 sayılı Kanun ile onaylanması uygun bulunan Engellilerin Haklarına İlişkin Sözleşme'nin Giriş bölümünde (h) bendinde, İşbu Sözleşmeye Taraf Olan Devletlerin, "...Bir kişinin engelli olduğu için ayrımcılığa maruz kalmasının her bireyin doğuştan sahip olduğu insanlık onuru ve değerinin de ihlal edilmesi anlamına geldiğini de kabul ederek,..." aşağıdaki hükümler üzerinde anlaşmaya vardıkları belirtilmiş olup Yaşama Hakkı başlıklı 10 uncu maddesinde,
Taraf Devletlerin her insanın yaşama hakkına sahip olduğunu yeniden onaylayarak engellilerin bu haktan etkin ve diğer bireylerle eşit koşullar altında yararlanmalarını sağlayacak gerekli tüm tedbirleri alacağı, Kişisel Bütünlüğün Korunması başlıklı 17 nci maddesinde, engelli her kişinin, beden ve ruh bütünlüğüne diğer bireylerle eşit bir şekilde saygı duyulması hakkına sahip olduğu düzenlenmiştir.
Anılan hükümler hep birlikte değerlendirildiğinde, somut uyuşmazlıkta down sendromlu doğan davacı çocuk bakımından açılan davada, “Hekim, zamanında aydınlatma yükümlülüğünü yerine getirmiş olsaydı ölümcül şekilde rahimden tahliye edilecektim, sağ olarak dünyaya gelmemle, hekimin ihmali arasında illiyet bağı bulunuyor" şeklinde tevil edilebilecek bir dava ile geriye dönük ötenazi isteminden kaynaklanan maddi ve manevi tazminat talebinde hukuki yarar bulunmamakta, istem özünde davacı çocuğun kişilik haklarını ihlal etmektedir.
Maddi ya da manevi, neticede parasal bir değere tekabül eden bir menfaat, kişilik haklarını ihlal eder şekilde talep ve dava konusu edilemez. (Emsal. T. C Yargıtay ---- HD.------. Sayılı İlamı )Bunun yanı sıra.
Yargıtay --- Hukuk Dairesi'nin --- Esas ---- Karar sayılı kararında da; tıbbi bir müdahale nedeniyle oluşan bir zarardan hekimin dolayısıyla külli halefi sıfatındaki davalı sigorta şirketinin sorumlu tutulabilmesi için, kusurlu bir davranışın varlığının arandığı bir noktada; kusuru bulunmayan hekimlerin veyahut sigortacısının sorumlu tutulamayacağının açık olduğu, ayrıca, küçük çocuğun davacı olarak yer alması bakımından ise;
bebeğin down sendromlu olduğunun tespit edilemediği ve kürtaj hakkının engellendiği iddiası ile down sendromlu çocuk adına talepte bulunulmasının özürlü doğmuş çocuğun hekime karşı neden kendisinin dünyaya gelmesine yol açtığı ve henüz cenin olduğu dönemde yaşamının sona erdirmediğini ileri sürmesi gibi bir iddia ile varolmama hakkının kabulü gibi hukuken korunamaz bir duruma yol açmakta olduğu,
sigortalı doktorun meslek ve sanatı arasındaki ihmal ile davacı küçük çocuğun down sendromlu doğması arasında nedensellik bağının mevcut olmadığı gerekçesiyle benzer bir dava dosyasında davanın reddine karar verilmesi gerektiği belirtilerek ilk derece mahkemesi kararının bozulmasına karar verilmiştir.
Davacı annenin gebelik takiplerinin işiye 13/10/2013 tarihinde ----- Eğitim ve Araştırma Hastanesi Kadın Hastalıkları Polikliniğinde 11 hafta gebelik ve düşük tehtidi tanıları ile tedavi düzenlendiği, kişinin 03/12/2013 tarihinde Kadın Hastalıkları Uzmanı Dr. ----- tarafından muayene edildiği, aynı tarihte ---- Merkezinde gebelik durumu ve demir eksikliği anemisi tanıları ile reçete düzenlendiği, ilgili hekim tarafından istenen 30/12/2013 onay tarihli tetkiklerde Serbest E3:1,134, psf-AFP:33,61, Dil-Hcg (üçlü test):33869 olarak saptandığı,
kişinin 08/01/2014 tarihinde başvurduğu Kadın Hastalıkları Uzmanı Dr. ---- tarafından gebelik muayenesi yapıldığı, tetkik istendiği, 11/04/2014 tarihinde ebe eşliğinde doğumunun gerçekleştirildiği, ----- Araştırma ve Uygulama Hastanesinin 16/05/2014 tarihli Moleküler Genetik incelemesinde bebekte Down Sendromu saptandığı anlaşılmakla.
Genel tıbbi bilgiye göre, vücut hücrelerindeki kromozom sayısındaki fazlalıktan kaynaklanan genetik bir anormallik olan Down Sendromunda tarama testlerinin Sağlık Bakanlığı tarafından uygulanması zorunlu bir tetkik olarak bildirilmediği, bu testlerin tarama niteliğinde olduğu, risk değerlendirmesi yapılan bu testler ile doğacak bebekte Down Sendromu vardır veya yoktur şeklinde kesin bir sonuca gitmenin mümkün olmadığı, tarama testlerinde annenin yaşı, hormonal değerleri ve testin özelliğine göre sonografik görüntüleme sonuçları göz önüne alınarak bir risk oranı belirlendiği,
test sonuçlarının risk sınırı üzerinde çıkmasının bebekte mutlaka Down Sendromu olduğu anlamına gelmeyeceği gibi, risk sınırının altında olduğu durumlarda dahi bebekte Down Sendromu görülebileceğinin bilindiği, test sonucunun söz konusu hastalığın kaç gebenin birinde karşılaşılabileceğini gösterdiği, oranın istatistikler ışığında risk sınırının üstünde bir değer göstermesi durumunda amniyosentez gibi ileri tetkikler önerilebileceği, tanı koydurucu olan bu ileri girişimsel tetkiklerde %1 oranında düşük riski bulunduğu,
bebekte doğumdan sonra tespit edilen Down Sendromu’nun intrauterin rutin yapılan obstetrik ve/veya ilgili uzmanlar tarafından yapılabilen ikinci düzey ultrasonografi tetkiklerinde de tespit edilemeyebileceğinin tıbben bilindiği, Tıbbi kayıtlara göre; kişinin 13/10/2023 tarihinde 11 haftalık gebelik ve kanama şikayeti ile ---- Eğitim ve Araştırma Hastanesi Kadın Hastalıkları Uzmanı Dr. ---- tarafından acil serviste muayene edildiği, düşük tehtidi tanısı ile tedavi verildiği, ilgili hekimin ifadesinde;
kişiyi ilk olarak 7. gebelik haftasında muayene ettiğini belirttiği, mevcut duruma göre 7. Gebelik haftasının 2’li tarama testi için erken olmakla birlikte tıbbi kayıtlara göre, kişinin 11. gebelik haftasındaki başvurusunun acil servise olduğu dikkate alındığında; acil servis muayenesinde 2’li test istenmesi endikasyonu bulunmadığı, dolayısıyla.
Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Dr. -----tıbbi hata atfedilmediği, Kişinin 03/12/2013 tarihli başvurusunda 18-19 haftalık gebe olarak Kadın Hastalıkları Uzmanı Dr. ----- tarafından muayene edildiği, 3’lü test istendiği, 30/12/2013 onay tarihli 3’lü test sonuçlarının dava dosyasında bulunduğu ancak test sonuçlarının Kurulumuz tarafından yapılan değerlendirilmesinde mom değerlerini içermediği, Down Sendromu için risk değerlendirmesi yapılabilecek evrakın dava dosyasında bulunmadığı, mevcut tetkik ile Down Sendromu için risk olup olmadığının değerlendirilemediği,
kişiye test sonucu hakkında bilgilendirme yapıldığına dair herhangi bir tıbbi kayıt olmadığı, Dr. ----- dilekçesinde ilgili tarihte laboratuvar sonuçlarının dijital sisteme yüklenemediğini, anlaşılamadığı, gözetilerek ilgili doktora herhangi bir kusur isnat edilemeyeceği ilgili doktorun üçlü testeleri isteyerek, davacı anneyi sözlü olarak aydınlattığı kanaatine varıldığı incelenen tıbbi kayıtlarda ilgili hekime doğumun gerçekleştiği 11/04/2014 tarihine kadar başka başvurusu olmadığı, kişinin sonraki poliklinik başvurusunu 08/01/2014 tarihinde Kadın Hastalıkları Uzmanı Dr. ----- yapmış olduğu,
ilgili hekimin ifadesinde kişi tarafından kendisine üçlü test sonucunun gösterilmediğini belirttiği, kişinin sonraki takiplerinin de 28/03/2014 ve 11/04/2014 tarihinde farklı iki hekim tarafından gerçekleştirilmiş olduğu, kişinin gebelik sürecinde farklı polikliniklerde gebelik takibinin yapıldığının anlaşıldığı,
laboratuvar sonuçlarının bilgisayar sistemine yansıtılmadığı iddiasının adli tahkikat ile aydınlatılması gerektiği, laboratuvar tetkiklerinin ilgili hekim tarafından poliklinik ekranından takip edilemediğinin kabulü halinde Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Dr.--- ve Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Dr. ---- eylemlerine tıbbi hata atfedilemeyeceği yukarıda izah edilen tüm bu sebepler ile davalı yana sigortalı hekimlerin eylemlerinin tıp biliminin genel kabul görmüş ilke ve kurallarına uygun olduğu,
işlemlerde herhangi bir ihmal dikkat ve/veya özen eksikliği ya da tıbbi hata tespit edilmediğinden açılan maddi ve manevi tazminat davasının reddine karar vermek gerekmiştir.
İstanbul Anadolu 12. Asliye Ticaret Mahkemesi, E. 2020/607, K. 2025/97, 14 Şubat 2025 tarihli karar · Kaynak: UYAP Emsal Karar Arama