KÜNYE
- Mercii
- İstanbul Anadolu 12. Asliye Ticaret Mahkemesi
- Esas No
- 2022/103
- Karar No
- 2025/313
- Karar tarihi
- 29 Nisan 2025
Karar Metni
2.292 kelime·11 dk okuma·9 bölüm
T.C. İstanbul Anadolu 12. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
ESAS NO : 2022/103
KARAR NO : 2025/313
DAVA
Sözleşmenin Aynen İfası-Menfi ve Müspet Zarar
DAVA TARİHİ : 11/02/2022
KARAR TARİHİ : 29/04/2025
Mahkememizde görülmekte olan Mülkiyet (Tespit İstemli) davasının yapılan açık yargılaması sonunda,
GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ
DAVA
Davacı vekili dava dilekçesinde özetle.
Taraflar arasında tersane yeri teslim edilmesine dair sözleşme imzalandığını, davalının yeni unvanının ----ve ----- olduğunu, davalı tarafın 24.06.2004 tarihinde Gemi İnşa ve Tersaneler Genel Müdürlüğü ile imzalanan sözleşme ve taahhütname, 29.03.2007 tarihli Ulaştırma Bakanlığı --- Genel Müdürlüğü tarafından onaylanan projeler ve 19.07.2007 tarihli ----- Müdürlüğü tarafından onaylanan 49 yıllık kati kullanım hakkı sözleşmesi kapsamında, --- İli ---- İlçesi ---- Mahallesi ----- Adası mevkiinde ----- adlı projeyi başlattığını, bu projede oluşturulan tersane alanlarından 7 numaralı parselin müvekkili ------ tahsis edildiğini,
projenin aradan geçen uzun sürede çeşitli aksaklıklarla gecikmesi nedeniyle taraflar arasında farklı tarihlerde yapılan anlaşma ve taahhütlerin tümünün yerine geçerli olmak üzere 02.03.2015 tarihli “Devir Sözleşmesi” başlıklı akit imzalandığını, bu sözleşme ile 7 numaralı parselin müvekkiline tahsis edildiği ve müvekkilinin ödeme dahil tüm yükümlülüklerini yerine getirdiğinin teyit edildiğini, hak devri veya şirket bölünmesi gibi yöntemlerde ---- ve diğer ilgili İdarelerden gerekli izinlerin alınması suretiyle müvekkili ------ yerin devir, teslim ve kullandırılmasının sağlanacağının hüküm altına alındığını, ancak ekonomik kriz,
mendireğin güney kısmında açı değişikliği yapılması, hava muhalefeti, maliyet artışı gibi çeşitli nedenlerle yerin fiilen kullanımı ve müvekkiline devrinin uzun süre gerçekleştirilemediğini, taraflar arasındaki sözleşme halen yürürlükte iken, davalı tarafın herhangi bir bildirimde de bulunmaksızın söz konusu tersane alanındaki hakların tümünü, müvekkiline ait 7 nolu parsel de dahil olmak üzere, şirket bölünmesi yoluyla -----adlı bir şirkete devretmek üzere işlemlere başladığını, müvekkilinin haricen öğrendiği bu durum üzerine davalı tarafla ve bölünme yoluyla devralan şirket yetkilileriyle sözlü görüşmeler yaptığını,
ancak muhatapların müvekkilinin kanuni ve akdi hakkını teslim etmeye yanaşmadığını, yasal yollara müracaat edilmeden önce ilgili taraflara ihtarnameler gönderildiğini, bu ihtarnamelere kamu kurumu olan ---- Müdürlüğü'nün cevap vermediğini, ----- bölünme ve devralma sürecini inkar ederek karşılık verdiğini, davalı ----- ise devir yükümlülüğünü inkara yönelik beyanlarda bulunduğunu, müvekkilinin tüm ödemeleri yaptığını,
ayrıca davalının projenin bütününe yönelik yükümlülüklerini yerine getirmemesi ve getiremeyecek olması ihtimaline binaen de 2019 tarihinde ----- müracaat ederek yerin teslimi için davalıdan kaynaklanan problem ve eksiklik varsa, bunların 7 numaralı parsele düşen bölümünü üstlenmeye hazır olduğunu bildirerek yer teslimi talep ettiğini, davalı tarafından şirket hisselerinin tümüyle ---- devredilmesi suretiyle, tersane alanında üçüncü şahıslara yer devri yapmasında herhangi bir engel olmadığının sabit olduğunu, yer tahsisi sağlanan davaya konu tersane projesinde bölünme,
hisse devri ve benzeri yollarla hak devrinde herhangi bir engel bulunmadığının artık tartışmasız hale geldiğini, dava konusu yer ile ilgili dava dışı İdarenin izin ve tahsis işlemlerinin önem taşımakta olup, İdare'nin işlemleri nedeniyle müvekkiline yer teslimi yapılamadığı taktirde, davanın terditli olarak sözleşmenin ifa edilmemesinden kaynaklanan zarar tazmini talebi olarak sürdürüleceğini, Tersane, Tekne İmal ve Çekek Yeri Hakkında Yönetmelik'in madde 15 hükmüne göre müvekkiline yer teslimi yapılmasında herhangi bir engel bulunmadığını, diğer bir ifadeyle mezkur tersanede bu hükümler çerçevesinde devir niteliğinde işlem yapıldığını,
bu hususta ilgili kamu kurumlarınca herhangi bir olumsuz görüş bildirilmediğini, dolayısıyla müvekkiline de devir ve yer teslimi yapılmasının mümkün olduğunun aşikar olduğunu, dava dışı İdareden müzekkere ile tüm belgelerin getirilmesi ve dava konusu tersanede davalının yer tahsisi, temlik, şirket bölünmesi veya sair yollarla kısmi olarak hak devri yapması konusunda herhangi bir kısıtlama veya yasal engel bulunup bulunmadığının sorulması gerektiğini, mahkemece ----- müvekkiline teslimi gereken kısmın üçüncü şahıslara devrinin ve tahsisinin önlenmesine yönelik ihtiyati tedbir kararı verilmesini talep ettiklerini belirterek,
davalının müvekkiline ait yeri teslim etmemek suretiyle oluşturduğu muarazanın giderilmesine, söz konusu taşınmazın kullanım hakkının (49 yıllık sözleşme süresince) müvekkiline aidiyetinin tespiti ile taşınmazın kullanımının müvekkiline tahsisine, sözleşmenin aynen ifasının mümkün olmaması halinde, söz konusu taşınmazın 49 yıl süre ile kullanım bedelinin, mahrum kalınan karların, sözleşmenin ifa edilmemesi nedeniyle doğan zararların hesaplanarak, bu zararların davalıdan alınarak müvekkiline verilmesine karar verilmesini talep ve dava etmiştir .
SAVUNMA
Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle. Görev yönünden, huzurda ikame olunan işbu davanın ticari ve iş ilişkisinden doğmadığını, bu nedenle görevli mahkemenin Asliye Hukuk Mahkemeleri olması nedeniyle görev yönünden itiraz ettiklerini, arabuluculuk dava şartının yerine getirilmediğini, bu nedenle dava şartı yokluğu nedeniyle davanın reddi gerektiğini; esasa girilmeden önce eksik harcın tamamlatılması gerektiğini. Zaman aşımı ve hak düşürücü süre itirazları bulunduğunu.
Esasa ilişkin olarak, uyuşmazlığın sınır ve kapsamının 02.03.2015 tarihli devir sözleşmesi ile sınırlı tutulması gerektiğini, taraflar arasında geçmiş yıllarda birden fazla sözleşme düzenlendiğini, ancak davacının ikrar ettiği üzere taraflar arasında “İbraname” imzalandığını ve bu ibraname ile geçmiş sözleşmelerin geçersiz kabul edildiğini, bu doğrultuda davacının 02.03.2015 tarihinden önce düzenlenmiş olan sözleşmelere ve ticari kayıtlara dayanmasına itiraz ettiklerini, taraflar arasında 02.03.2015 tarihinde, mülkiyeti Maliye Hazinesine ait ----- Müdürlüğü ile yapılmış olan Kullanma İzin Sözleşmesi uyarınca yapılacak olan dolgu alanın,
davalı tarafından yapılan ve resmi geçerliliği olmayan parselasyon sistemindeki 7 numara ile işaretlenmiş kısmının davacıya devrine yönelik Devir Sözleşmesi akdedildiğini, taraflar arasındaki sözleşmenin taşınmaz devri vaadi içerdiğini, ancak TBK m.273 hükmü uyarınca taraflar arasında resmi bir sözleşme olmaması nedeniyle geçerli bir sözleşme bulunmadığını, bu nedenle, geçersiz sözleşmenin varlığı halinde tarafların sözleşmenin ifasını ya da ifa karşılığını isteyemeyeceklerini, ancak ve ancak sebepsiz zenginleşme hükümleri çerçevesinde aldıklarını iade ile yükümlü bulunduklarını,
ancak açılmış olan işbu dava sebepsiz zenginleşme hükümlerine göre açılmadığından her hâlükârda davanın reddi gerekeceğini, geçersiz sözleşmeye istinaden açılan işbu davada, aynen ifa mümkün olmadığı için ve bu nedenle doğrudan-dolaylı menfi ve müspet zarar da istenemeyeceğinden, davanın esastan reddi gerektiğini, davacının her ne kadar ödemelerini yaptığını ve yükümlülüklerini yerine getirdiğini iddia etse de müvekkiline hiçbir ödeme yapılmadığını, ödemeleri yaptığına dair dekont ibraz etmediğini, delilleri arasında bu yönde herhangi bir delil yer almadığını,
sadece sözleşme konusu senetleri müvekkiline teslim ettiğine dair teslim tutanağını ibraz ettiğini, taraflar arasındaki sözleşmede yer alan meblağın toplamda 2.800.000 TL olduğu nazara alınarak, bu meblağı ödediğini iddia eden davacının ödemeye dair iddiasını delillerle ispatlaması gerekeceğini, davacının ödeme yaptığına dair iddiasına istinaden, her iki tarafın da ticari kayıtlarında ödemelerin yer alması gerektiğini, 02.03.2015 tarihli sözleşmenin ayrılmaz eki olan “Ödeme Hükümleri"nin 2.3 maddesinde, sözleşmenin herhangi bir şartının/hükmünün yerine getirilmemesi halinde sözleşmenin hükümsüz kalacağının açıkça belirtildiğini,
davacının ödeme yükümlülüklerini yerine getirmemesi nedeniyle, ihbar ve ihtara gerek kalmaksızın taraflar arasındaki sözleşmenin hükümsüz kaldığının anlaşıldığını, dava konusu yerin, devletin hüküm ve tasarrufu altında olan deniz alanının müvekkili şirketçe dolgu yapılarak liman ve tersane sahasının oluşturulması suretiyle oluştuğunu, bu yerde hak devrinin ancak İdarenin izni ile mümkün bulunduğunu, dolgu tamamlandıktan sonra İdarenin bu yerleri tapuya tescil ettiğini ve parsel numarası verdiğini, İdarenin bu projeyi bir bütün olarak değerlendirdiğini ve kısmi devre izin vermediğini,
esasen yıllar önce yazılı olarak devir için izin istendiğini, ancak İdarenin izin vermediğini, davacı da devir bedelini ödemediği için sözleşmenin feshedildiğini, bu nedenle de zaten bu projeyi tamamlamaya ekonomik anlamda gücü yetmeyen şirketin eski sahibinin, İdarenin bilgisi ve onayı ile dava dışı ----- firmasına şirketi devrettiğini, anılan şirketin İdareye olan tüm borçlarını ödediğini ve projeyi tamamlayabilmek için girişimlere başladığını, Devir Sözleşmesi'nin 8.1 maddesinde, “Devreden ve devralanın devir, teslim ve tesellüm sorumlulukları İdarenin,
----- ve diğer yetkili makamların iznine tabidir” hükmü uyarınca devrin ancak İdare'nin izni ile yapılabileceğinin her iki tarafın da bilgisi dahilinde bulunduğunu, Sözleşme'nin 6.1 ve 6.3 maddesinde yer alan “Devreden, işbu sözleşmenin konu teşkil eden kullanım hakkının devri için Maliye Bakanlığı, ----- Genel Müdürlüğü ve ilgili diğer kurumlara başvurarak,
gerekli izin ve muvafakatleri almak için alıcıya tüm evrak ve dokümanları verecek, gerekirse müracaatları yapacaktır” hükmü gereğince, müvekkilinin tüm bilgi ve belgeleri paylaştığını, ancak davacının da bildiği gibi devir için izin alınamadığını, İdarenin kısmi devre izin vermediğini, bunun üzerine sözleşmenin yürürlüğünün imkansız hale geldiğini, yok hükmüne haiz olduğunu ve hukuken bağlayıcılığının kalmadığını, bağlayıcılığı kalmayan sözleşmeye istinaden davacıya da herhangi bir parsel tahsis edilmediğini, yer teslimi yapılmadığını, zaten davacının da yükümlülüklerini yerine getirmediğini, hiçbir ödeme yapmadığını belirterek,
davanın usulden ve esastan reddine karar verilmesini talep etmiştir.
Bilgi/Belge isteme
İNCELEME VE GEREKÇE
Dava hukuki niteliği itibariyle, sözleşmenin aynen ifası mümkün olmadığı takdirde sözleşmenin ifa edilememesinden doğan menfi ve müspet zararların tahsili istemine ilişkindir.
Mahkemece yapılan yargılama sırasında taraflarca gösterilen deliller toplanmış ve konunun incelenmesi uzmanlık gerektiren yönleri bulunduğundan bilirkişi incelemesi yaptırılmıştır.12.10.2022 tarihli bilirkişi heyeti raporunda özetle.
"1- Taraflar arasında akdedilen 02.03.2015 tarihli Devir Sözleşmesi'nin uygulanabilmesi ve dava konusu edilen 7 nolu parselin davalı tarafından davacının kullanımına tahsis edilebilmesi için, bu yerin sahibi olan ilgili İdare'nin izin ve onayının alınmasının şart olduğu; ancak kendisine müracaat edilmiş olan İdare'nin bu izni vermemiş olduğu, sözleşmede, 7 nolu parselin kullanım hakkının davacıya devri karşılığında belirlenmiş olan 2.800.000 TL bedelin, davalı tarafından davacıya ödenip ödenmediği konusunun taraflar arasında çekişmeli olduğu,
davalı tarafın da kabulünde olduğu üzere, şayet davacı tarafından bir ödeme yapıldı ise, sözleşmenin uygulanamaması ve davacıya yer tahsisi yapılamaması nedeniyle, davalının aldığı ödemeyi davacıya iade etmesi gerekeceği, davacının, mahrum kalınan kar, ortaya çıkan zararlar ve 49 yıllık kullanım bedeline dair taleplerinin hesaplanabilmesinin, dosya içeriği bilgiler bakımından mümkün bulunmadığı; geçerliliği İdarenin iznine bağlı olan ve İdare izin vermediğinde geçersiz olan bir sözleşmeden dolayı geleceğe yönelik kar kaybı hesabının yapılamayacağı; zira İdare kullanım izni vermiş olsa bile,
davacının tersane alanı olarak üzerinde yapacağı yatırımların da yine İdarenin iznine bağlı olacağı; kar kaybında, yapılacak olan bu yatırımların maliyeti de hesaplanıp tenzil edilmesi gerektiği için, şu aşamada farazi bir hesaplamanın mümkün bulunmadığı," şeklinde rapor sunulmuştur.
09.12.2022 tarihli bilirkişi heyeti ek raporunda özetle. "Kök raporumuzda da tafsilatlı olarak ve gerekçeleri ile birlikte açıkladığımız üzere; mahrum kalınan kar, ortaya çıkan zararlar ve 49 yıllık kullanım bedeline dair davacı taleplerinin hesaplanabilmesi, dosya içeriği bakımından mümkün olamamaktadır. Zira, bu alan davacıya devredilebilmiş olsaydı dahi, bu alanda bir tersane kurulması yine İdare'nin iznine bağlı olacaktır.
İdare'nin bu izni vermesi sonrasında, yatırımcının (olayımızda Davacının) burada kurmayı amaçladığı tersane yatırımına dair projesini İdare'ye sunması, onay alması, bu yatırımı hayat geçirmek için harcama yapması gerekecektir.
Kar kaybında, yapılacak olan bu yatırımların maliyetinin de (yani davacının yapması gerekecek harcamaların) hesaplanıp tenzil edilmesi gerektiği için, şu aşamada farazi bir hesabın mümkün olmadığı Kurulumuzca değerlendirilmiştir." şeklinde rapor sunulmuştur.
Tarafların itirazları ile kök ve ek raporu hazırlayan bilirkişi heyetinden farklı bir bilirkişi heyetinden rapor tanzimi istenilmiştir.
27.06.2024 tarihli bilirkişi heyeti raporunda özetle; " davacının bu davadaki taleplerinin yerinde olmadığı kanaatine varılmış olup, takdiri tamamen Mahkemeye aittir." şeklinde rapor sunulmuştur.
27.02.2025 tarihli bilirkişi heyeti ek raporunda özetle; kök rapordaki kanaatleri değiştirecek bir hususun bulunmadığı şeklinde rapor sunulmuştur.
Somut olayda taraflar arasında
7 nolu parselin kullanım hakkını devretme hususnda 02.03.2015 tarihli devir sözleşmesi imzalanmıştır. Bu sözleşmenin eki niteliğinde olan İbraname ile, bahse konu devir ile ilgili olarak
02.03.2015 tarihinden önce yapılan ve taraflarca imzalanan tüm sözleşme ve protokollerin
geçersiz olduğu kabul edilmiştir. Davacı yan 7 nolu parselin kullanım hakkının kendilerine devredilmediğinden bahisle davalının temerrüde düştüğünü iddia etmektedir. Dosya kapsamındaki deliller ve bilirkişi raporu incelendiğinde davacının devir bedeli olarak kararlaştırılan 2.800.000,00 TL'yi davalıya ödemediği anlaşılmıştır. Devir Sözleşmesinin 8.1 nolu maddesi hükmüne göre; davalı ve davacının devir, teslim ve
tesellüm sorumlulukları, İdare’nin, ----- ve diğer yetkili makamların iznine tabidir.
idare 7 nolu parselin davacıya devrine izin vermemiştir. Bu durumda davacının sözleşme kapsamında yerine getirmekle yükümlü olduğu edimi TBK 136. Maddesi uyarınca kusuru bulunmaksızın fiilen imkansız hale gelmiştir. Edimin fiilen imkansız hale gelmesi ile de davalının ifa borcu sona ermiştir.
Davacının devir bedelini ödememesi sebebiyle ve ifanın idarenin izin vermemesi sebebiyle ifasının imkansız hale gelmesinden dolayı davacının sözleşme kapsamında aynen ifa talebi yerinde görülmemiştir.TBK 112. Maddesi uyarınca borç hiç veya gereği gibi ifa edilmezse borçlu kendisine hiçbir kusuru yüklenemeyeceği ispat etmedikçe alacaklının bundan doğan zararlarını gidermekle yükümlüdür. TBK'nın 112.
Ve devamı Maddesine göre; alacaklının, borçludan borcun hiç veya gereği gibi ifa edilmemesi nedeniyle tazminat isteyebilmesi için, bu yüzden bir zarara uğramış olması gerekir. Sözleşmeden kaynaklanan zarar müspet (olumlu) zarar olacağı gibi, menfi zarar da olabilir. Müspet zarar. Borçlu edayı gereği gibi ve vaktinde yerine getirseydi alacaklının mameleki ne durumda olacak idiyse, bu durumla eylemli durum arasındaki farktır.
Diğer bir anlatımla, müspet zarar, sözleşmenin hiç veya gereği gibi yerine getirilmemesinden doğan zarardır.Menfi zarar ise, uyulacağı ve yerine getirileceğine inanılan bir sözleşmenin hüküm ifade etmemesi ve yerine getirilmemesi yüzünden güvenin boşa çıkması dolayısıyla uğranılan zarardır. Başka bir anlatımla, sözleşme yapılmasaydı uğranılmayacak olan zarardır.
Menfi zarar, borçlunun sözleşmeye aykırı hareket etmesi yüzünden sözleşmenin hüküm ifade etmemesi dolayısıyla ortaya çıkan zarardır. ------. Kâr kaybı ise kardan mahrum kalma karşılığı meydana gelen zarardır. Genelde sözleşmeyi kusuruyla fesheden taraftan istenir.
Sözleşmenin feshedilmiş olması halinde menfi zarar talep edilebilecek olup, sözleşme feshedildikten sonra müspet zarar talep edilebilmesi için sözleşmede bu yönde açık bir düzenleme bulunması gerekmektedir.Davacı taraf aynen ifanın mümkün olmaması halinde taşınmazın 49 yıl süreli kullanım bedelini, mahrum kalınan karları, sözleşmenin ifa edilememesinden doğan menfi ve müspet zararlarını talep etmiştir. İfa imkansızlığı sebebiyle sözleşmenin hükümsüz hale gelmesinde
davalının kusuru varsa, davacının sadece “menfi zarar” niteliğindeki zararlarını yani,
sözleşmeden doğan davalı borcunun ifa edileceğine güvenerek yapmış olduğu masrafların tazminini ve üçüncü bir kişi ile başka bir sözleşme akdetme fırsatını kaçırması sebebiyle uğramış
olduğu zararların tazminini talep edebileceği, davaya konu tersane alanının kendisine devredilmesi halinde tersaneyi
işletmek suretiyle elde edecek olduğu kazançtan mahrum kalması nedeniyle sözleşmenin geçmişe etkili olarak hükümsüz hale geldiği
hallerde sadece menfi zarar talep edilebilir, bu durumda müspet zarar talebinde bulunulamaz. Burada da sözleşme geçmişe etkili olarak sona erdiğinden davacının müspet zarar talebi yerinde değildir. Menfi zarar talebi için imkansızlığın meydana gelmesinde davalının kusurlu olduğu davacı tarafından ispat edilememiştir. Ayrıca davacı tarafça uğranıldığı iddia olunan zararlar ile ilgili olarak da somut delil sunulmamıştır. İspat yükü üzerinde olan davacı taraf zarar olgusu ile davalının kusurlu olduğunu ispat edememiştir. Bu sebeple de davacının menfi zarar talepleri de yerinde görülmemiştir. Tüm bu açıklamalar ve dosya kapsamı bir bütün olarak değerlendirildiğinde, aynı yöned değerlendirmelere içeren bilirkişi raporları dikkate alınarak davanın reddine karar vermek gerekmiştir.
İstanbul Anadolu 12. Asliye Ticaret Mahkemesi, E. 2022/103, K. 2025/313, 29 Nisan 2025 tarihli karar · Kaynak: UYAP Emsal Karar Arama