KÜNYE
- Mercii
- İstanbul Anadolu 3. Asliye Ticaret Mahkemesi
- Esas No
- 2023/966
- Karar No
- 2025/73
- Karar tarihi
- 23 Ocak 2025
Karar Metni
1.328 kelime·7 dk okuma·6 bölüm
T.C. İstanbul Anadolu 3. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
ESAS NO
2023/966 Esas
KARAR NO: 2025/73
DAVA: Tespit
DAVA TARİHİ: 18/12/2023
KARAR TARİHİ: 23/01/2025
Mahkememizde görülmekte olan Tespit davasının yapılan açık yargılaması sonunda,
GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ
Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; ---------- Şirketi'nin, --------- Şirketi'nin, ----------- Şirketi'nin ve ---------- Şirketi'nin tamamı, müvekkillerin ailesi olan -------- ait olduğunu, müvekkilleri ve diğer aile üyeleri belirtilen şirketlerde hissedar olduklarını, müvekkilinin babasının vefatından sonra şirkette tüm kardeşler doğal üye haline geldiği,
genel kurul toplantılarına katıldıklarını, ancak, müvekkillerinin gerek asaleten kendilerine ait olan gerekse müteveffa ----------- kendilerine intikal eden payları hiçbir şekilde devretmediği olmalarına rağmen, geçen zaman içerisinde genel kurula davet yazılarının bir kısmı müvekkillerine gönderilmediği,gönderilenler ise kasıtlı olarak usulsüz şekilde tebliğ edildiğini, böylece müvekkillerine ait hisselerin yok edildiğini, müvekillerinin yapılan işlemlerden ve şirketten haberdar olmalarının önüne geçildiğini,
kalan ortaklar ve daha sonra hisse sahibi olan ortaklar menfaatleri doğrultusunda şirketin zararına olacak şekilde istedikleri gibi karar alarak şirketin içini boşalttıklarını, bu amaç doğrultusunda davalı şirketler, şirket malvarlığında bulunan taşınmazlar hakkında, yetkisiz şekilde alt kiralamalar yaparak şirketleri zarara uğrattığını, açıklanan nedenlerden dolayı davanın kabulüne karar verilerek yargılama giderleri ile vekalet ücretinin karşı tarafa yükletilmesine karar verilmesini talep ettiği görülmüştür.Dava dilekçesinin diğer davalılara tebliğe çıkarıldığı, tebligat adreslerinin bulunamaması nedeni ile tebligatların iade edildiği,
ara karar kurularak davacı vekiline davalı şirketlerin adreslerini bildirmesi için süre verildiği, davacı vekili tarafından davalı şirketlerin adreslerinin "-------- mahallesi, ---------- caddesi, no:--------- ----------" olduğuna dair beyan dilekçesi ve ekinde ----------- Belediye Başkanlığı'nın yazısını eklediği anlaşıldı, davacı vekilinin bildirdiği bu adreslere yeniden tebligat çıkarıldığı, tebligatların yine iade döndüğü,
----------- Belediye Başkanlığı ve ------------ Büyükşehir Belediye Başkanlığından "--------- mahallesi, -------- caddesi, no:--------- ----------" adresinin "----------- mahallesi, ---------- caddesi, no:--------- -----------" olarak değiştirildiğine ilişkin 13/10/2011 tarih ----------- sayılı encümen kararı ile ve eklerinin birer suretlerinin gönderilmesi için müzekkere yazıldığı, yazı cevabının dosya içerisine alındığı, tebligat yapılmayan davalılara TK 35 e göre dava dilekçesi, tensip tutanağı, duruşma davetiyesi ve duruşma tutanağının tebliğ edildiği ancak cevap dilekçesi sunulmadığı anlaşılmıştır.
DELİLLERİN DEĞERLENDİRİLMESİ VE GEREKÇE
Dava hukuki niteliği itibariyle, tespit davasıdır.Taraflar arasındaki uyuşmazlık ise; davacıların, davalı şirketlere ilişkin hisse paylarının usulsüz ve sahte belgeler ile devredilip devredilmediğinin, şirket hisselerinin akıbeti, pay sahipliğinin ve pay miktarlarının tespit edilmesi hususunda uyuşmazlık olduğu tespit edilmiştir. ---------- kayıtları, davalı şirketler ile ilgili ----------- vs tüm belge ve dokümanların toplandığı, Davalı şirketlere TK 35 md gereği tebligat yapıldığı anlaşılmıştır.
Davacı vekiline 23/05/2024 tarihli 1. celse 3 nolu ara kararı ile, davayı açmakta hukuki yararının var olup olmadığını bildirmesi için 2 haftalık süre verildiği, sunulan açıklama dilekçesinin dava dilekçesinin tekrarı mahiyetinde olduğu anlaşılmıştır. Medeni usul hukukunda hukuki yarar, mahkemede bir davanın açılabilmesi için, davacının bu davayı açmakta ve mahkemeden hukuksal korunma istemekte bir çıkarının bulunması anlamına gelir.
Davacının dava tarihi itibariyle dava açmakta hukuk kuralları tarafından haklı bulunan (korunan) bir yararı olmalı, hakkını elde edebilmesi için mahkeme kararına ihtiyacı bulunmalıdır. Hukuki yarar, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun (HMK) 114/1-h maddesi gereğince dava şartlarından olup davacının dava açmakta hukuken korunmaya değer bir yararının bulunması gerekir.
Bu şart dava konusuna ilişkin genel dava şartlarından biri olup davanın esası hakkında inceleme yapılabilmesi ve esas hakkında hüküm verilebilmesi için varlığı gerekli olduğundan olumlu dava şartları arasında sayılmaktadır.
Bu nedenle menfaate, davanın dinlenebilmesi şartı da denilmektedir.Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 114 üncü maddesinin gerekçesinde de "...Maddenin birinci fıkrasının (h) bendinde ise davacının dava açmakta hukukî yararının bulunmasının bir dava şartı olduğu hususu açıkça vurgulanmıştır.
Burada sözü edilen hukukî yarardan maksat, davacının sübjektif hakkına hukukî korunma sağlanması hususunda mahkemeye başvurmasında hâli hazırda hukuken korunmaya değer bir yararının bulunmasıdır.
Bir başka ifadeyle, davacı hakkına kavuşmak için, hâli hazırda mahkeme kararına muhtaç bir konumda değilse onun hukukî yararının bulunduğundan söz etmek mümkün değildir..." yönünde açıklamalara yer verilmiştir.Bir davada menfaat (hukuki yarar) ilkesinin dava şartı olarak gözetilmesinin yargılamanın amacına ve usul ekonomisi ilkesine uygun olacağı her türlü duraksamadan uzaktır.
Bu ilkeden hareketle bir davada hukuki menfaatin bulunup bulunmadığı mahkemece tarafların dava dosyasına sunduğu deliller, olay veya olgular çerçevesinde yargılamanın her aşamasında ve kendiliğinden gözetilmelidir.
Böylelikle kişilerin haksız davalar açmak suretiyle dava hakkını kötüye kullanmasına karşı bir güvence de sağlanmış olmaktadır .Menfi tespit davasının da bir türü olduğu tespit davaları, bir hakkın yahut hukuki ilişkinin var olup olmadığının tespitine ilişkin davalar olup konusunu hak ve hukuki ilişkiler oluşturur. Bu dava türü ile bir hukuksal ilişkinin yahut hakkın varlığı veya yokluğu saptanmaktadır.
Bu davalarda davacının amacı ve dolayısıyla talep sonucu, bir hakkın yahut hukuki ilişkinin varlığının ya da yokluğunun veyahut içeriğinin belirlenmesi olup istemin kabule şayan olabilmesi için bu davanın konusunu oluşturan hakkın yahut hukuki ilişkinin var olup olmadığının mahkemece hemen tespit edilmesinde davacının hukuki yararının bulunması gerekir. Eda davalarında, hak ihlal edilmedikçe hakkın hukuken himayesini istemek mümkün değildir.
Ancak bu durum tespit davaları için yumuşatılmış, davacının hukuki durumunu belirginleştirmekteki menfaatiyle özdeşleştirilmiştir. Kişi, içinde bulunduğu hukuki durumdan kaygı, güvensizlik ve endişe duyduğunda tespit davası açabilmelidir. Tespit davasının işlevi karmaşık uyuşmazlıkların ortaya çıkmasını engellemek, hakların yararlanılmasında istikrarı sağlamak olarak ifade edilebilir.
Bununla birlikte tespit davalarının kötüye kullanılmasının engellenmesi ve bu davaların kabule şayan olabilmesi için iddia edilen tehlikenin ciddi ve davacının hukuki durumuna zarar verecek nitelikte güncel olması da gereklidir. Tespit davası bakımından hukuki yararın bulunup bulunmadığı değerlendirilirken üç koşulun birlikte gerçekleşmesi aranmaktadır. Bunlardan ilki; davacının bir hakkı veya hukuki durumu, güncel (hâlihazır) bir tehlike ile tehdit edilmiş olmalıdır.
Söz konusu tehdidin genellikle davalıya ait beyanların yahut davranışların sonucu olduğu kabul edilmektedir. Aynı zamanda davacıya yönelen tehdidin barındırdığı tehlike güncel bir nitelik taşımalıdır. İkinci koşul; bu tehdit nedeniyle davacının hukuki durumu tereddüt içinde olmalı ve bu husus davacıya zarar verebilecek nitelikte bulunmalıdır. Daha önce de ifade edildiği gibi tespit davasına hukuki ilişkilerde yaşanan kaygı, güvensizlik ve endişe durumlarında başvurulmalıdır.
Belirtmek gerekir ki, davacının hukuki durumuna ilişkin her türlü tehdit değil ancak zarara yol açacağına kanaat getirilen bir tehdit sebebiyle tespit davası açılabilir. Üçüncü koşul ise yalnız kesin hüküm etkisine sahip olup cebri icraya yetki vermeyen (icraya konulamayan) tespit hükmü, bu tehlikeyi ortadan kaldırmaya elverişli olmalıdır. Tespit davası neticesinde verilen hükümler, kesin hüküm niteliği taşımakla birlikte davacıya icra yetkisi vermez.
Bu sebeple davacının hukuki belirsizliğini ortadan kaldırmak için tespit hükmünün en uygun ve en elverişli olduğu durumlarda, davacının tespit davası açmakta hukuki yararının bulunduğu sonucuna varılabilir.
Buna göre tespit hükmü davacının içinde bulunduğu hukuki belirsizliği gidermek için bir fayda sağlamadığında ve istenen hukuki koruma için diğer dava türlerinden birinin açılması gerekli olduğunda hukuki yarar şartının yerine getirildiği söylenemez.Bilindiği üzere; anonim şirketlerde çıplak payların devrinin adi yazılı sözleşme ile yapılması ve sözleşmenin alacağın temliki hükmünde olmasının yeterli olup, anonim şirketlerde hisse devri tescile tabi değildir.
Nitekim ------------ Ticaret Sicil Müdürlüğü tarafından verilen 11.11.2024 tarihli müzekkere cevabında da, anonim şirketlerde pay devrinin tescile tabi olmadığı, şirketin sicil dosyasından son ortaklarının tespit edilemediğinin bildirildiği anlaşılmıştır. Davacılar davalı şirketlerde pay sahibi olup olmadıklarının ve hisselerinin usulsüz devredilip devredilmediğinin tespitini talep etmektedirler.
Yukarıda da bahsedildiği üzere tespit hükmü davacının içinde bulunduğu hukuki belirsizliği gidermek için bir fayda sağlamayacak ise ve istenen hukuki koruma için diğer dava türlerinden birinin açılması gerekli ise davacının tespit davası açmakta hukuki yararı bulunmamaktadır. Davacılar eğer hisselerinin usulsüz bir şekilde devredildiğini iddia ediyor isler, hisse devirlerinin iptali davası açmaları gerekir.
Davacılar davalı şirketlerde hisse sahibi olmalarına rağmen genel kurula davet edilmediklerini iddia ediyorlar ise genel kurul kararların iptalini isteyebilirler. Davacılar davalı şirket yetkililerinin genel kurulu toplantıya çağırmadığını iddia ediyorlar ise genel kulunun toplantıya çağrılması için mahkemeden izin talep edilebilir.
Yine davacılar davalı şirketlerin yetkililerinin usulsüz işlemler sonucu şirketi zarara uğrattıklarını iddia ediyorlar ise yöneticinin sorumluluğu davası açabilirler. Bu ve benzeri hukuki yollar var iken, davacıların tespit davası açmasında hukuki yararları yoktur. Kaldı ki yukarıda izah edildiği üzere anonim şirketlerde pay devri tescile tabi olmadığından dolayı da davacıların hisselerinin ticaret sicil kayıtlarından da tespiti mümkün olmamaktadır.
Tüm bu nedenlerle davanın usulden reddine karar verilmiştir.
İstanbul Anadolu 3. Asliye Ticaret Mahkemesi, E. 2023/966, K. 2025/73, 23 Ocak 2025 tarihli karar · Kaynak: UYAP Emsal Karar Arama