KÜNYE
- Mercii
- İstanbul Anadolu 9. Asliye Ticaret Mahkemesi
- Esas No
- 2020/60
- Karar No
- 2024/967
- Karar tarihi
- 27 Kasım 2024
Karar Metni
2.032 kelime·10 dk okuma·6 bölüm
T.C. İstanbul Anadolu 9. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
ESAS NO
2020/60 Esas
KARAR NO: 2024/967
DAVA
İtirazın İptali (Eser Sözleşmesinden Kaynaklanan)
DAVA TARİHİ: 28/02/2020
KARAR TARİHİ: 27/11/2024
Mahkememizde görülmekte olan İtirazın İptali (Eser Sözleşmesinden Kaynaklanan) davasının yapılan açık yargılaması sonunda,
GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ
Davacı vekilinin dava dilekçesini özetle.
Davacı tarafından ---------- İcra Müdürlüğünün ---------- Esas sayılı dosyasından, davalılardan ---------- bakımından uluslararası taşımacılık hizmet bedeli, diğer davalı ------------ bakımından ise borç ödeme garanti/taahhüt sözleşmesi alacağına dayalı olarak başlatılan icra takibinin, borçlular tarafından yapılan esas hakkındaki itiraz üzerine durdurulmuş olduğu; davacı tarafından davalı ------------- ile olan sözleşmesel ilişki kapsamında 2015 yılı içerisinde taşımacılık faaliyetlerinin gerçekleştirildiği ve davaya konu fatura alacağının oluştuğu;
taraflar arasındaki işbu ticari münasebet kapsamında 196.150,00 EUR alacağı kalan davacı ile davalı şirket arasında cari hesap mutabakatı yapıldığı; taraflar arasında cari hesap ve fatura alacağının ne kadar olduğu konusunda bir uyuşmazlık bulunmadığı; her iki davalı şirketin yetkilisi olan --------- ile davacı şirket arasında e-posta yazışmaları üzerinden borcun ödenmesi noktasında görüşmeler yürütüldüğü; davalılar tarafından verilen sözlerin tutulmamasından dolayı sonuç alınamadığı; davacının alacağını tahsil edemediği; görüşmeler sırasında taraflar arasında davacı şirketin alacağı noktasında mutabakata varıldığı;
davalı ---------- de hakim ortaklarından olan diğer davalı ---------- ile davacı arasında borç taksitlendirme ve katılma sözleşmesinin imza edildiği; söz konusu sözleşme uyarınca davalı ----------, davacının son alacağının 184.888,00 EUR olduğunu, bu borcun 30.04.2017 ile 28.02.2018 tarihleri arasında ödeneceğini ve ödenmediği takdirde ----------- da sorumlu olduğunu taahhüt ettiği ve borca katıldığı; davalı --------- 04.04.2017 tarihli sözleşme uyarınca davacı şirkete toplam 40.000,00 EUR olmak üzere üç ayrı ödeme gerçekleştirdiği;
taraflar arasında protokolden sonra gerçekleşen posta yazışmasında davalı ---------- borcu ikrar ederek süresinde ödeyemediğini ikrar ettiği; ----------- davacıdan ek süre istediği; ancak davacı tarafından verilen sürelere rağmen takibe konu borcun ödenmediği; taraflar arasındaki borcun likit ve muayyen olduğu öne sürülerek itirazların iptaline, takibin 153.701,70 EUR asıl alacağa takip tarihinden itibaren işleyecek Euro mevduata kamu bankalarınca uygulanan azami yıllık faiz uygulanmak sureti ile devamına, icra inkâr tazminatına karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
Davalı vekilinin cevap dilekçesini özetle; ispat yükünün davacıda olduğu; taraflar arasında akdedilmiş bir cari hesap sözleşmesinin bulunmadığı; davacının, davalı şirketlerden alacaklı olduğunu yazılı delilerle ispatlamakla yükümlü olduğu; davacının davalı -----------Ş. ile herhangi bir ticari bağının olmadığı; -----------Ş.’nin ticari defter kayıtlarında davacı adına herhangi bir kayıt olmadığı; ---------Ş. tarafından imzalanmış cari hesap mutabakatının bulunmadığı;
dava konusu taşıma hizmetinden kaynaklı var olduğu iddia edilen borcun 04.04.2017 tarihli sözleşmede de ---------- mukim ayrı bir tüzel kişilik olan dava dışı ------------ şirketine ait olduğu.
04.04.2017 tarihli sözleşme ile ----------- tarafından kabul edilmiş bir borç ya da mali bir sorumluluk yüklenimi olmadığı; davalı ----------Ş.'nin borcu ödeyeceğine dair hiçbir kabul beyanı olmadığı; sözleşmede dava dışı---------- ait olan borcun ---------- tarafından ödenmemesi halinde, borcun ---------Ş. tarafından ödeneceğine dair bir kabul beyanı taşımadığı; asıl borçlu hakkında herhangi bir yasal işlem başlatılıp da ödeme aczinin varlığı ispat edilemeden davalı ----------- aleyhine doğrudan doğruya başlatılan takibin hukuka aykırı olduğu öne sürülerek davanın reddine karar verilmesi talep edilmektedir.
Davacı vekilinin cevaba cevap dilekçesini özetle. Her iki davalı şirket yetkilisinin ----------- olduğu; yetkilisi olduğu tüm şirketlerini tek bir şirket gibi yönetmekte ve davacı şirkete tek bir iktisadi teşekkül izlenimi vermekte olduğu; davalıların tüzel kişilik perdesinin arkasına sığınarak mal kaçırma ya da alacağın tahsilini imkânsız hale getirme yönünde eylemde bulunduğu. TTK 855 ve CMR Konv.
32 uyarınca davanın zamanaşımına uğradığı iddiasının "Taşıtanın Taşıyana Karşı İleri Sürdüğü Zarar İddiaları" için geçerli olduğu; davacı tarafça ikame edilen işbu "sözleşmesel alacak" davasını kapsamadığı; davalı--------- şirket yetkilisi ---------- tarafından davacı şirkete gönderilen mailde, akdedilecek olan protokolde yapılacak olan ödemelerde -------- "garantör" olacağının açıkça ifade edildiği;
davalı ----------- 04.04.2017 tarihli sözleşme ile borç yüklenimi yapmış olduğu hususunun, yalnızca bu protokole dayalı olarak farklı zamanlarda davacıya gerçekleştirdiği üç adet banka ödemesi ile sabit hale geldiği öne sürülerek davanın kabulüne karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
Davalı vekilinin ikinci cevap dilekçesini özetle.
Davanın husumetten reddi gerektiği; davada ispat yükünün davacıda olduğu; davacının, davalıların tüzel kişilik perdesine sığınarak mal kaçırma ya da alacağın tahsilini imkânsız hale getirme yönünde eylemde bulunduğunu ispat etmesi gerektiği; davacının savunmalarında bahsi geçen ---------- davalı şirket yetkilisi olması yanında, dava dışı ve taşıma hizmetinin muhatabı ----------- şirketinin de yetkilisi ya da ortağı olmasının tüzel kişilik perdesinin aralanması için haklı ve yeterli bir sebep olmadığı; taraflar arasında akdedilmiş bir cari hesap sözleşmesi bulunmadığı; davalıların hiçbir nedenle borcunun bulunmadığı.
04.04.2017 tarihinden önce yapılmış e-posta yazışmalarının hiçbir delil değeri olmadığı; bu yazışmalardan sonra yapılmış 04.04.2017 tarihli sözleşmenin olduğu; sözleşme şartlarının esas alınması gerektiği; sonraki tarihli olan e-posta yazışmalarında da davacının iddia ettiği gibi bir garantörlüğün varlığınının söz konusu olmadığı; ----------- tarafından da böyle bir taahhüdün kesinlikle verilmediği; dava konusu taşıma hizmetinden kaynaklı var olduğu iddia edilen borcun 04.04.2017 tarihli sözleşmede de ----------- mukim ayrı bir tüzel kişilik olan dava dışı ------------ şirketine ait olduğu.
04.04.2017 tarihli sözleşme ile ---------tarafından kabul edilmiş bir borç ya da mali bir sorumluluk yükleniminin olmadığı; sözleşmeye konu borcun, ------------ tarafından ödenmeye devam edileceğinin belirtildiği; ödemenin yapılmaması halinde davalı -----------Ş.'nin borcu ödeyeceğine dair hiçbir kabul beyanının bulunmadığı öne sürülerek davanın reddine karar verilmesi talep ve beyan etmiştir. Davacı vekilinin bilirkişi raporuna karşı beyan dilekçesini özetle.
Alanında uzman kişilerce tanzim edilmiş bulunan, dosyadaki somut delillere, yerleşik Yargıtay içtihatlarına uygun, hüküm kurmaya ve denetime elverişli, hukuken gerekçelendirilmiş Bilirkişi Raporu ile davalıların ödeme aczine düştüğüne ilişkin kamuoyuna yansıyan haberlerin, Müvekkilin makul sürede yargılanma hakkı ve yargılamanın geldiği aşama dikkate alınarak gelecek celse davanın kabulünü, davalıların haksız ve mesnetsiz itirazlarının iptalini, %20'den az olmamak üzere icra inkar tazminatına hükmedilmesine,
yargılama gideri ve vekalet ücretinin davalı yana yükletilmesine karar verilmesini talep ve beyan etmiştir.Tüm dosya kapsamı ve toplanan deliller birlikte değerlendirildiğinde.
Dava; taşıma sözleşmesi kapsamında düzenlenen navlun faturalarından kaynaklanan alacağın tüzel kişilik perdesinin aralanması suretiyle, borçlu ile organik bağ bulunduğu iddia edilen davalılardan tahsili istemine ilişkindir.Davacının mahkememizde açtığı itirazın iptali davasında, davacı ile davalılardan ----------Ş.arasında davacının taşıma hizmeti vermesi şeklinde bir ticari ilişki bulunup bulunmadığı,
diğer davalı-----------Ş.ile davacı şirket arasında 04/04/2017 tarihli sözleşme uyarınca davalı ----------Ş.’nin takibe konu edilen alacaktan sorumlu olup olmadığı hususlarının uyuşmazlık konularının bunlardan ibaret olduğu anlaşılmaktadır.Öğreti ve uygulamada kabul edilen tüzel kişilik perdesinin aralanması teorisi; bazı şartların varlığı halinde, tüzel kişilik ve mal ayrılığı ilkesi dikkate alınmadan mevcut tüzel kişiliğin arkasına saklanan gerçek veya tüzel kişinin borçtan sorumlu tutulmasını ifade etmektedir.
Mal varlığının bağımsızlığı ve sınırlı sorumluluk ilkelerinin istisnası olan tüzel kişilik perdesinin aralanması teorisi, ancak istisnai ve sınırlı durumlarda titizlikle uygulanması gereken bir teoridir.
Bu teoriye ihtiyatlı bir biçimde yaklaşılmalı, istisnai olduğundan mümkün olduğunca dar yorumlanmalı ve bu teorinin uygulanmasına ancak tüzel kişilik kavramının arkasına saklanılarak dürüstlük kuralına aykırı davranıldığı, kendisine tanınan hakkın kötüye kullanılarak üçüncü kişilerin zarara uğratıldığı,
zarara yol açan tüzel kişinin sorumluluğuna hükmedebilmek için ise başka bir yasal nedene dayanılmasının mümkün olmadığı durumlarda başvurulmalıdır .Dürüstlük kuralına aykırı olarak şirket kurumunun alacaklıların zararına olacak şekilde kötüye kullanıldığı durumlarda "tüzel kişiliğin" göz ardı edilmesi hususu, mahkeme kararları ve Yargıtay uygulamaları ile ortaya çıkmış olup bu konuda özel bir kanun hükmü bulunmamaktadır.
O nedenle de bu kuruma "tüzel kişilik perdesinin aralanması teorisi" denilmektedir. Yine bir şirketin borcundan başka bir şirketin ya da şirket pay sahiplerinin sorumlu tutulduğu durumlar için kullanılan diğer bir kavram ise "organik bağ" kavramıdır. İki şirket arasındaki "organik bağ"dan yola çıkılarak borçlu şirketin tüzel kişiliği göz ardı edilmekte ve ikinci şirket ya da bu şirketin pay sahibi veya yöneticisi olan gerçek kişiler borçtan sorumlu tutulmaktadır.
Dolayısıyla "organik bağ" bir anlamda, "tüzel kişilik perdesinin aralanması"nın şartlarını ifade etmektedir. Organik bağın temelini TMK nın 2 madde hükmü oluşturmaktadır. Bu bağ ile bir şirketin borçlarından diğer bir şirket sorumlu tutulmaktadır. Dolayısıyla, organik bağ ile birbirinden ayrı birer tüzel kişilik olan şirketlerin birlikte sorumlu tutulması mümkün hale gelmektedir.
Organik bağın mevcudiyetinin kabulü için evvela borçlu şirketin, diğer tüzel kişiliği, alacaklılardan mal kaçırmak amacıyla kullanma niyetinin varlığı aranmaktadır.Sözleşme ilişkisinin nisbiliği ilkesi göz önüne alındığında yönetim kurulu üyesi olan davalıların, taşıma ile ilgili iş ve işlemlerin tarafı olmadığı dikkate alındığında sözleşmesel temelde organsal sorumlulukları sözkonusu değildir.
Ancak, TTK nın 553 maddesi ile özel bir düzenleme yapılmış yönetim kurulu üyelerinin alacaklılara karşı, şirkete verdikleri zarardan sorumlu oldukları hükme bağlanmış. TTKnın 556 maddesinde alacaklılara, yönetim kurulu üyelerine karşı dava açma hakkı tanınmıştır. Söz konusu davanın açılıp görülebilmesi için oluştuğu iddia olunan zararın doğrudan ya da dolaylı zarar niteliğinde olup olmadığının tespiti gerekmektedir.
Şirket alacaklısı konumunda olan üçüncü şahısların sorumluluk davası yolu ile kendileri adına istemde bulunabilmelerinin koşulu, oluştuğu ileri sürülen zararın, doğrudan zarar niteliğinde olmasıdır. Şirket yöneticilerinin, şirketin almış olduğu borcu ya da başkaca edim yükümlülüklerini yerine getirmemek amacıyla şirketi atıl kılarak acz içine düşürmeleri hali, üçüncü kişiler yönünden doğrudan zarar niteliğindedir.
Bu kapsamda şirket alacaklıları; kurucuların, yönetim kurulu üyelerinin, yönetimle görevli diğer kişilerin, tasfiye memurlarının veya kuruluşta etkili kişilerin kanundan ve esas sözleşmeden doğan yükümlülüklerini kusurlu olarak ihmal etmeleri nedeniyle doğrudan zarara uğramaları durumunda, anılan kişileri dava edebilir ve tazminatın kendilerine ödenmesini isteyebilirler.
Bu dava durumuna göre, 6098 sayılı TBK'nın 49. madde hükmündeki haksız fiilden doğan genel hükümlere veya şirketler hukukundaki özel hükümlere (TTK 553-556 maddeler) dayanabilir. Buna göre şirket alacaklılarının özellikli olarak kendilerini doğrudan zarara uğratan organ şahıslara karşı sadece hukuka aykırılığa dayanarak dava açılabileceği kuralında hiçbir değişiklik söz konusu değildir .
Somut olayda davalı--------- şirket adına --------- firması adına taahhütlerde bulunulduğu ve ---------- bağımsız bir firma olarak gösterildiği, bu şekilde ortaklık menfaatine hareket edildiği gibi davalı şirket ortağının ----------- uzantılı mailler ile davacı ile borca ilişkin yazışmalar yaptığı, davalı ---------- şirketinin taksitli ödeme taahhüdünde iki taksidi ödediği bilirkişi incelemesinde tespit edilmiştir.
Takibin davalı ----------- şirketi yönünden 144.888,00 Euro asıl alacak üzerinden devamına, asıl alacağa takip tarihinden itibaren takip talebinde talep edilen faiz uygulanmasına, Takip konusu alacak yargılamayı gerektirdiğinden icra inkar tazminatı talebinin reddine karar vermek gerekmiştir.
TBK'nın 154.maddesinde (1)zamanaşımının kesilmesi sebepleri düzenlenmiş olup, borçlunun borcu ikrar etmesi, özellikle faiz ödemesi veya kısmen ifada bulunması ya da rehin vermesi veya kefil göstermesi, (2) alacaklının dava veya def’i yoluyla mahkemeye veya hakeme başvurması, icra takibinde bulunması ya da iflas masasına başvurması halinde zamanaşımının kesileceği.
TBK'nın 156/2.maddesinde borcun bir senetle ikrar edilmesi veya bir mahkeme ya da hakem kararına bağlanması halinde ise yeni sürenin her zaman on yıl olduğu, TBK'nın 157/1.maddesinde de bir dava veya def’i yoluyla kesilmiş olan zamanaşımının, dava süresince tarafların yargılamaya ilişkin her işleminden veya hâkimin her kararından sonra yeniden işlemeye başlayacağı düzenlenmiştir.
TBK 156 maddesi gereğince davalı ----------- borca karşı taahhütte bulunduğundan zamanaşımı süresi 10 yıl olacağından davalı ----------- şirketinin zamanaşımı itirazının reddine karar vermek gerekmiştir. Karayolu ile yapılan taşımalara ilişkin CMR Konvansiyonu 32. maddesi gerekse Türk Ticaret Kanunu (855. madde) uyarınca karayolu ile yapılan taşımadan kaynaklı alacaklar 1 yıllık zamanaşımı süresine tabidir.
Davacının dava dilekçesindeki beyanı ve faturalar ile sabit olduğu üzere dava konusu taşıma hizmetleri 2015 yılında verilmiştir.
1 yıllık zamanaşımı süre geçtikten çok sonra davaya dayanak icra takibi başlatılmış olup, dava konusu alacak bu davalı açısından zamanaşımına uğramış olduğundan ve davalı ---------şirketin herhangi bir borç taahhüdünde bulunmadığından bu davalı açısından davanın reddine ve kötüniyet tazminatı talebinin de şartları oluşmadığından reddine karar vermek gerekmiştir. Yukarıda açıklanan sebeplerle aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur
İstanbul Anadolu 9. Asliye Ticaret Mahkemesi, E. 2020/60, K. 2024/967, 27 Kasım 2024 tarihli karar · Kaynak: UYAP Emsal Karar Arama