KÜNYE
T.C. Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 20. Hukuk Dairesi T.C. Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 20. Hukuk Dairesi Mahkemesi
- Karar tarihi
- 26 Nisan 2024
- Esas-Karar No
- 2022/510 - 2024/790
- Esas no
- 2022/510
- Karar no
- 2024/790
- İncelenen kararın mahkemesi
- ANKARA 3. FİKRİ VE SINAÎ HAKLAR HUKUK
- Tarihi
- 23/12/2021
- Numarası
- 2021/50 E. - 2021/425 K.
- Davacı
- —
- Vekili
- —
- Davalı
- DAVANIN KONUSU YİDK kararının İptali, **** ****
Karar Metni
2.271 kelime·11 dk okuma·5 bölüm
Taraflar arasında görülen davada Ankara 3. Fikri ve Sınaî Haklar Hukuk Mahkemesince verilen 23/12/2021 tarih ve 2021/50 Esas - 2021/425 Karar sayılı kararın Dairemizce incelenmesi asıl ve birleşen davada davacılar tarafından istenmiş ve istinaf dilekçelerinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü:
TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMALARININ ÖZETİ
Asıl davada davacı vekili, müvekkilinin 2019/113350 sayılı "..." ibareli başvurusunun davalı Şirketin itirazı sonucu Markalar Dairesi Başkanlığı tarafından 37. sınıf hizmetler yönünden kısmen reddedildiğini, davalı Şirketin bu karara itirazının da dava konusu YİDK kararı ile kabul edilerek,
42/1 sınıf hizmetlerin başvuru kapsamından çıkarıldığını, oysa davalı Şirketin itirazına mesnet 2010/63218 ve 2016/87895 sayılı markaları ile müvekkilinin başvurusu arasında hem işaretler hem de başvuru kapsamından çıkarılan 42/1 sınıf hizmetler yönünden emtia benzerliğinin bulunmadığını, müvekkilinin kullanım isteği üzerine davalı tarafça sunulan delillerle davalının marklarının 42/1 sınıf veya benzer hizmetlerde kullanıldığının ispatlanmadığını ileri sürerek, 2020-M-10210 sayılı YİDK kararının iptaline ve başvurunun 42/1 sınıf hizmetler yönünden tesciline karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
Davalı Şirket vekili, tarafların markaları arasında iltibas bulunduğunu savunarak, asıl davanın reddini istemiş, birleşen davada ise, davalının 2019/113350 sayılı "... "..." ibareli marka başvurusuna yaptıkları itirazlarının dava konusu YİDK kararı ile kısmen reddedildiğini, oysa tarafların markaları arasında başvuru kapsamında bırakılan 42/2-3-4 sınıf hizmetler yönünden de iltibas koşullarının oluştuğunu, ayrıca dava konusu marka başvurusunun kötü niyetli bulunduğunu, müvekkilinin uzun yıllardır ... sektöründe “...” markasıyla faaliyet gösterdiğini, ticaret unvanının ayırt edici unsurunun “...” ibaresi olduğunu,
davalı şirket tarafından müvekkili şirketin piyasadaki ünü ve tanınırlığı üzerinden menfaat sağlamak amacıyla, kasti olarak “... ... ...” ibaresini marka olarak tescil ettirildiğini, davalı şirketin dava konusu marka başvurusu öncesinde de “... ... ...” ibaresini kullandığını, davalı şirketin bu eylemleri ile ilgili tecavüzün durdurulması ve önlenmesi,
zararın tazmini talepli dava açıldığını, davalı şirket yetkilisi hakkında suç duyurusunda bulunulduğunu, davalı şirket yetkilisinin ceza dosyasında verdiği savunmada “... ...” markasının müvekkili şirket tarafından kullanıldığını bildiklerini beyan ettiğini, davalı şirket yetkilisi hakkında dava konusu haksız fiile ilişkin yargılamada hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verildiğini ileri sürerek, 2020-M-10210 sayılı YİDK kararının iptaline ve dava konusu markanın hükümsüzlüğüne karar verilmesini talep ve etmiştir.
Asıl ve birleşen davada davalı ... vekili, müvekkili Kurum kararının usul ve yasaya uygun bulunduğunu savunarak davanın reddini istemiştir. Birleşen davada davalı Şirket vekili, tarafların marka işaretleri arasında benzerlik bulunmadığını, başvuru kapsamında bırakılan 42 sınıf hizmetler yönünden emtia benzerliği şartının da gerçekleşmediğini savunarak,davanın reddini istemiştir.
İLK DERECE MAHKEMESİ KARARININ ÖZETİ
Mahkemece, dava konusu başvuru ile davacının itirazına mesnet markası arasında "..." ibaresinin ortak olarak yer almasından kaynaklı olarak, görsel, işitsel ve kavramsal benzerlik bulunduğu , asıl dava bakımından tarafların markaları arasında sınıfsal olarak benzerlik olduğu, zira mühendislik, mimarlık gibi hizmetler ile ... hizmetlerinin, birbirini tamamlama, aynı anda tüketiciye sunulma, dağıtım kanallarının ortaklığı nedeniyle birbiriyle ilişkili bulunduğu, her ne kadar ilgili tüketicinin bilinç düzeyi yüksek olarak belirlenmişse de, “...” ibaresinin, her iki taraf markanın esas unsuru oluşturduğu,
“...” ibaresi anlamı olan bir kelime olmakla birlikte, uyuşmazlığa konu mal ve hizmetler bakımından herhangi bir ilişkisi bulunmadığı, bu nedenle ayırt ediciliği yüksek bir ibare olduğu, başvuru markasında yer alan “...” ibaresinin başvuru markasını, itiraz sahibine ait markalardan uzaklaştırmak yerine “... ...” ibaresinin baş harflerinden oluştuğu izlenimi yarattığı ve “... ...” markasına atıfta bulunması nedeniyle ayırt ediciliğe katkı sağlamadığı,
taraf markalarının ortak olarak “...” ibaresini esas unsur olarak içermeleri karşısında aralarında görsel, işitsel ve kavramsal olarak benzerlik oluştuğu, tüketicinin taraf markalarını aynı/aynı tür ya da benzer ürünler üzerinde gördüğünde ya da işittiğinde, önceden bildiği ve tanıdığı davalıya ait marka ile davacının başvuru konusu markasını birbiri ile ilişkilendirme ihtimalinin bulunması, ortalama tüketicilerin davalı markasından edindiği izlenimi davacı başvurusuna aktarabilecek olması,
tüketicinin iki ayrı marka ile karşı karşıya kaldığını fark etse dahi her iki markanın da aynı iktisadî veya idarî kaynağa ait olduğu yanılgısına düşebilecek olması karşısında, markaların birbiri ile karıştırılma tehlikesi bulunması nedeniyle, somut olay bakımından markaların ilişkilendirilmesi ihtimaline dayalı nispi tescil engeline ilişkin şartların oluştuğu, birleşen dava yönünden de, taraf markaları arasında görsel, işitsel ve kavramsal benzerlik bulunmakla birlikte,
başvuru kapsamında bırakılan hizmetlet yönünden markalar arasında emtia benzerliği bulunmadığından markaların karıştırılması/ilişkilendirilmesi ihtimaline dayalı olan nispi tescil engeline ilişkin şartların oluşmadığı gerekçesiyle asıl ve birleşen davaların reddine karar verilmiştir.
İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ
Asıl davada davacı vekili, taraf markaları arasında ayırt edilmeyecek derece benzerlik bulunmadığı gibi emtia benzerliği şartının da gerçekleşmediğini, mahkemece redde mesnet marka kapsamındaki 37. sınıf hizmetler ile başvuru kapsamındaki 42/1 sınıf hizmetlerin neden benzer kabul edildiğinin açıklanmadığını, müvekkilinin başvurusunun redde mesnet markadan yeterince farklılaştığını, ayrıca uyuşamazlık konusu hizmetlerin tüketicisi kitlesinin bilinçli olduğunu, bu hususun mahkemece kabul edilmesine rağmen markaların benzer bulunduğu sonucuna varılmasının hatalı olduğunu ileri sürerek, ilk derece mahkemesi kararının asıl dava yönünden kaldırılmasını ve asıl davanın kabulüne karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
Birleşen davada davacı vekili, dava konusu başvuru kapsamında bırakılan 42. sınıf hizmetler yönünden tarafların markaları arasında iltibas koşullarının oluştuğunu, müvekkilinin markasının tanınmış bulunduğunu, ayrıca dava konusu başvurunun kötü niyetli olduğunu, bu iddialarının hiç değerlendirilmediğini, davalı şirketin dava konusu marka başvurusu öncesinde de “... ... ...” ibaresini kullandığını, davalı şirketin bu eylemleri ile ilgili tecavüzün durdurulması ve önlenmesi,
zararın tazmini talepli dava açıldığını, davalı şirket yetkilisi hakkında suç duyurusunda bulunulduğunu, dava konusu başvurunun da ceza soruşturması sırasında yapıldığını, davalı şirket yetkilisinin ceza dosyasında verdiği savunmada “... ...” markasının müvekkili şirket tarafından kullanıldığını bildiklerini beyan ettiğini, davalı şirket yetkilisi hakkında dava konusu haksız fiile ilişkin yargılama neticesinde hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verildiğini ileri sürerek, ilk derece mahkemesi kararının birleşen dava yönünden kaldırılmasını ve birleşen davanın kabulüne karar verilmesini istemiştir.
GEREKÇE
1-Asıl dava, marka başvurusunun kısmen reddine dair YİDK kararının iptali ve başvurunun tescili, birleşen dava ise marka başvurusuna itirazın kısmen reddine dair YİDK kararının iptali ve marka hükümsüzlüğü istemlerine ilişkindir.
İnceleme, 6100 sayılı HMK'nın 355. madde hükmü uyarınca istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak ve kamu düzenine aykırı hususların olup olmadığı gözetilerek yapılmıştır.
Dosya kapsamı, mevcut delil durumu ve ileri sürülen istinaf sebepleri dikkate alındığında mahkemenin vakıa ve hukuki değerlendirmesinde usul ve esas yönünden yasaya aykırılık bulunmadığı, dava konusu "... ... ... ..." ibareli başvuru ile redde mesnet 2016/63218 sayılı ve "... ..." ibareli redde mesnet marka arasında, asıl davanın konusunu oluşturan, dava konusu başvurunun reddedildiği 42. sınıf " Bilimsel ve sınai inceleme, araştırma hizmetleri; mühendislik
hizmetleri, mühendislik ve mimari tasarım hizmetleri, kalite ve standart
belgelendirme amaçlı mal/hizmetlerin test edilmesi " hizmetleri yönünden, SMK'nın 6/1 maddesindeki iltibas koşullarının oluştuğu, zira anılan redde mesnet markanın asli unsurunu oluşturan "..." ibaresinin dava konusu başvuruda aynen yer aldığı, başvuruda yer alan diğer ibarelerin yeterli ayırt ediciliği sağlamadığı,Yargıtay 11. Hukuk Dairesinin yerleşik kararlarında açıklandığı üzere mal ve hizmetler arasında benzerlik olup olmadığı değerlendirilirken her iki grup mal ve hizmetlerin aynı tüketici kitlesine hitap edip etmediği, birbirine alternatif olup olmadıkları, aynı dağıtım veya dolaşım yollarına sahip bulunup bulunmadığı,
hammadde-mamul ilişkisinin olup olmadığı, birbirlerini bütünleyici/tamamlayıcı olup olmadıkları gibi hususlarının dikkate alınması gerektiği, açıklanan kriterler çerçevesinde inceleme yapılan mahkemece alınan bilikişi raporunda, 2016/63218 sayılı redde mesnet marka kapsamında yer alan 37. sınıf " ... hizmetleri, ... araç - gereçlerinin ve iş makinelerinin
kiralanması hizmetleri." ile asıl davanın konusunu oluşturan 42. sınıf " Bilimsel ve sınai inceleme, araştırma hizmetleri; mühendislik hizmetleri, mühendislik ve mimari tasarım hizmetleri, kalite ve standart
belgelendirme amaçlı mal/hizmetlerin test edilmesi " hizmetlerinin benzer olduğunun belirlendiği, diğer taraftan uyuşmazlık konusu 42. sınıf hizmetlerin tüketicisinin bilinçli olmasının da dava konusu başvuru ile redde mesnet marka arasındaki iltibas tehlikesini önlemeyeceği bu itibarla ilk derece mahkemesince asıl dava yönünden yazılı şekilde karar verilmesi yerinde görüldüğünden, asıl davada davacı vekilinin istinaf itirazlarının yerinde bulunmadığı,
birleşen davada davacının itirazına mesnet 2010/63218, 2016/87895 sayılı ve "..." asıl unsurlu marka ile dava konusu "... ... ... ..." ibareli başvuru arasında, marka işaretleri arasında, "..." ibaresinin ortak olarak yer almasından kaynaklı benzerlik bulunsa da, dava konusu başvuru kapsamında bırakılan ve birleşen davanın konusunu oluşturan 42. sınıf hizmetler yönünden emtia benzerliğine ilişkin şart gerçekleşmediğinden, iltibas koşullarının oluşmadığı,
zira mahkemece alınan bilirkişi raporunda da açıklandığı üzere, redde mesnet markalar kapsamında uyumazlık konusu 42. sınıf hizmetler yer almadığı gibi bu hizmetlerle benzer mal ve hizmetlerin de bulunmadığı, somut olay bakımından SMK'nın 6/5 maddesindeki koşullarının oluştuğunun da ispatlanamadığı anlaşılmakla, asıl davada davacı vekilinin tüm, birleşen davada davacı vekilinin aşağıdaki bent kapsamı dışında kalan sair istinaf itirazlarının esas yönünden reddine dair hüküm kurmak gerekmiştir.
2-Ancak, birleşen davada davacı taraf, gerek davalı Kurum nezdinde ki itirazlarında gerekse de dava dilekçesinde dava konusu marka başvurunun kötü niyetli olduğu ileri sürmesine rağmen, ilk derece mahkemesince bu iddia yönünden bir olumlu-olumsuz bir değerlendirme yapılamamıştır. SMK'nın 6/9. maddesi uyarınca kötü niyetle yapılan marka başvuruları itiraz üzerine reddedilir. Tescil başvurusu sırasında kötü niyetin başlı başına bir itiraz sebebi olarak öne sürülebilmesi mümkün olduğu gibi, sonradan aynı nedenle hükümsüzlük davasının açılabilmesi de mümkündür. Çünkü bu düzenlemeler, esasen, TMK'nın 2. maddesinin özel bir uygulamasından ibarettir.
Yargıtay HGK'nun 16.07.2008 gün ve 2008/11-501 E.-507 K. sayılı kararında da belirtildiği gibi marka hukukunda genel olarak kabul gören anlayışa göre, tescil yoluyla sağlanan marka korumasının amacına aykırı biçimde kötüye kullanılması yoluyla başkasının markasından haksız olarak yararlanmak veya gerçekte kullanılmayıp yedekleme, marka ticareti yapmak amacına ya da şantaja yönelik başvuru ve tesciller kötü niyetli olarak kabul edilmektedir.
Kötü niyetin varlığı, her somut olayın özellikleri göz önüne alınarak belirlenmelidir. Yine Yargıtay HGK.'nun 21.09.2005 gün ve 2005/11-501 E.-507 K. sayılı kararında da belirtildiği gibi Türk Medeni Kanunu hükümleri uyarınca iyi niyetin asıl, kötü niyetin istisna olması sebebiyle davalının kötü niyetli olduğunun delil ve gerekçelerinin gösterilmesi gerektiğinden davacı, davalının kötü niyeti bulunduğunu kanıtlamalı ve mahkemece de bunun delil ve gerekçesi gösterilmelidir.
Bu açıklamalardan sonra somut olaya bakıldığında, davacının , dava konusu başvuru sahibi davalı Şirketin, dava konusu konusu başvuru tarihinden önce gerçekleşen ve dava konusu başvuruda da yer alan "... ... ..." ibareli kullanımlarının "..." asıl unsurlu marklarına tecavüz oluşturduğu şikayeti üzerine, davalı Şirket yetkilisi hakkında Ankara 1. FSHCM'nin 2019/369 E sayılı dosyasında ceza davası açıldığı,
davalı Şirket yetkilisinin soruşturma sırasında 11.09.2019 tarihinde alınan beyanında, davacı şirketin markasından haberdar olduklarını, ceza yargılaması sırasındaki beyanlarında da bilirkişi raporunda ceza davasına konusu kullanımlarının davacının marka hakkına tecavüz oluşturduğu bilirkişi raporuyla tespit edilince bu kullanımlara 13.11.2019 tarihinde son verildiğini belirttiği, tarihten 2 gün sonrada işbu davanın konusunu oluşturan marka başvurusunu yaptığı hususları nazara alındığında, davalının marka tescil başvurusu sırasında markanın davacıya ait olduğunu bildiği,
bu itibarla davalının hukuki anlamda kötü niyetli olduğu kanaatine varılmıştır.
Esasen kötü niyetli başvuru durumu mal ve hizmetlerle ilgili olmayıp, markanın tamamı ile ilgili olabileceğinden, kötü niyetli başvuru iddiası ile açılan davada, marka başvurusunun kötü niyetle yapıldığı kanaatine varıldığında, kötü niyet tescilin tamamını kapsar ve bölünemez (Uğur Çolak, Türk Marka Hukuku, İstanbul, Eylül 2018, s.953). Bu nedenle davalının kötü niyetli başvurusunun bütün sınıflar yönünden geçerli olacağı kanaatine varılmıştır.
Bu itibarla, dava konusu başvurunun kötü niyetle yapılması nedeniyle, birleşen davanın kabulüne karar verilmesi gerekirken, ilk derece mahkemesince birleşen reddine karar verilmesi doğru olmamış, HMK'nın 353/1-b-2. maddesine göre, yargılamada eksiklik bulunmamakla beraber, kanunun olaya uygulanmasında hata edilip de yeniden yargılama yapılmasına ihtiyaç duyulmadığı takdirde veya kararın gerekçesinde hata edilmişse "düzelterek yeniden esas hakkında" duruşma yapılmadan karar verilmesi gerektiği düzenlendiğinden,
birleşen davada davacı vekilinin istinaf başvurusunun kabulü ile HMK'nın 353/1-b-2. maddesi uyarınca birleşen davanın kabulüne dair aşağıdaki şekilde hüküm tesis edilmiş, infazda tereddüt oluşmaması adına ilk derece mahkemesinin asıl dava yönünden tesisi ettiği hükme Dairemiz kararında aynen yer verilmiştir.
GEREKÇELİ KARARIN YAZILDIĞI TARİH : 26/05/2024
Başkan
Üye
Üye
Katip
Bu belge 5070 sayılı Yasa hükümlerine göre elektronik olarak imzalanmıştır.
Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 20. Hukuk Dairesi, E. 2022/510, K. 2024/790, 26 Nisan 2024 tarihli karar · Kaynak: UYAP Emsal Karar Arama