KÜNYE
T.C. Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 20. Hukuk Dairesi T.C. Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 20. Hukuk Dairesi Davalı
- Karar tarihi
- 31 Mayıs 2024
- Esas no
- 2022/910
- Karar no
- 2024/1020
- Başkan
- ... ...
- Üye
- ... ...
- Üye
- ... ...
- Katip
- ... ...
- İncelenen kararın mahkemesi
- ANKARA BATI ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
- Tarihi
- 17/02/2022
- Numarası
- 2021/82 E. - 2022/157 K.
- Davacı
- —
- Vekili
- —
- Davanın konusu
- Haksız Rekabet ve Rekabet Yasağından Kaynaklanan Tazminat
Karar Metni
1.587 kelime·8 dk okuma·5 bölüm
Taraflar arasında görülen davada Ankara Batı Asliye Ticaret Mahkemesince verilen 17/02/2022 Tarih ve 2021/82 Esas - 2022/157 Karar sayılı kararın Dairemizce incelenmesi davacı tarafından istenmiş ve istinaf dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü:
TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMALARININ ÖZETİ
Davacı vekili, 22/05/2015-01/11/2018 tarihleri arasında müvekkili şirket bünyesinde çalışmış olan davalının rekabet yasağı hükümlerine aykırı davrandığını, davalının, müvekkili şirket bünyesinde "Pazarlama ve Satış Departmanında" çalıştığını, emeklilik için yaş dışında diğer şartların tamamlanması sebebiyle işten ayrıldığını, davalıya hak ettiği işçilik alacaklarının tam olarak ödendiğini, taraflar arasında 06/12/2018 tarihli ibranamenin imza altına alındığını, davalı ile 22/05/2015 tarihli imzalanan belirsiz süreli iş sözleşmesinin rekabet yasağı kaydını içerdiğini,
davalı işçinin müvekkili ile yaptığı iş sözleşmesi uyarınca belirli malzemelerin bulunduğu sektörler ve firmalarda çalışmayacağını beyan ettiğini, ama davalı işçinin buna rağmen sözleşmede sayılan firmalardan olan ... Montaj Sistemleri ve Teknik Hırdavat Sanayi ve Ticaret Ltd.
Şti.'de sözleşmeyi ihlal ederek işe başladığını, davalı işçinin aynı iş kolunda olan hatta sözleşmede açıkça belirtilen firmada işe başlamasının davalının iyi niyet taşımadığını gösterdiğini, müvekkili şirket ile davalının çalıştığı dava dışı şirketin “rakip” konumunda olduğunu, müvekkilinin sahip olduğu müşteri çevresi veya üretim sırları ya da müvekkilinin yaptığı işler hakkında bilgi edinme imkânını bu süre zarfında çalışan bir işçinin kolaylıkla bilebileceğini, müvekkili şirketin müşterilerinin davalı tarafından etki altına alındığından/alınabileceğinden müvekkili şirketin iş hacimleri ve faaliyet karlarının olumsuz etkilendiğini,
davalının bilgi edinme imkânı ve elde edilen bu bilgilerin kullanılması müvekkili işverene önemli bir zarar verebilecek nitelikte olduğunu ileri sürerek davalının, rekabet yasağını ihlal etmesi, davalının sadakat ve rekabet etmeme yükümlülüklerine aykırı eylemlerinin haksız rekabet oluşturması sebebiyle daha sonra artırılmak üzere şimdilik 1.000,00 TL maddi tazminatın tahsiline karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
Davalı vekili, öncelikle zamanaşımı itirazında bulunduklarını, taraflar arasında geçerli bir rekabet yasağı sözleşmesi bulunmadığını, müvekkilinin, davacı şirkette satış temsilcisi olarak çalıştığını, müvekkilinin işe girerken tüm satış temsilcilerine imzalatılan maktu nitelikte sözleşme imzalatıldığını, iş bu sözleşme hükümlerinin iş arayan işçi açısından haksız şart niteliğinde olduğunu, kaldı ki 22.05.2015 tarihli sözleşmede geçerli bir rekabet yasağı şartı olduğundan da bahsedilemeyeceğini,
sözleşmenin “ işçi her ne sebeple olursa olsun işten ayrıldığı tarihten itibaren 3 yıl süre ile aşağıda isimleri belirtilen malzemelerin bulunduğu sektörlerde ve aşağıda isimleri belirtilmiş ve belirtilmemiş bu malzemeleri satan, pazarlayan ve her türlü ticari faaliyetinde bulunan işyerlerinde …..çalışamaz” şeklinde olduğunu, iş bu sözleşme hükmünde ismi belirtilememiş malzeme olarak kısıtlama yazılması ve ayrıca şehir, bölge sınırlaması olmaması karşısında belirsiz kaldığından geçersiz olduğunu, bu şekilde geniş kapsamlı bir sınırlama ile müvekkilinin çalışma özgürlüğünün engellenmesi mümkün olmadığını, müvekkilinin satış temsilcisi olup,
işverenin üretim sırlarına, ticari sırlarına vakıf olabilecek konumda olmadığını, zira müvekkilinin satış temsilcisi olarak sahip olduğu satışa dair tüm bilgiler piyasa ortamında zaten tüm çalışanlar tarafından bilinebilecek sıradan bilgiler olduğunu savunarak, davanın reddine karar verilmesini istemiştir.
İLK DERECE MAHKEMESİ KARARININ ÖZETİ
Mahkemece, iddia, savunma ve tüm dosya kapsamına göre, taraflar arasında 22.05.2015 tarihli imzalanan iş sözleşmesinde davalı üzerine getirilen bir rekabet yasağı düzenlemesinin bulunduğu, söz konusu rekabet yasağı kapsamında getirilen yükümlülüklerin konu, yer ve süre itibarıyla ya iki yıllık süreyi aştığı ya da belirsizlikler içerip sınırsız bir yasaklama nitelikleri taşıdığı, bu haliyle geçerli olarak kabul edilmesinin mümkün olmadığı, işçi ve işveren arasındaki rekabet yasağı iş sözleşmesinin gerek devamında gerek taraflar arasındaki sözleşme sona erdikten sonra mevcut olan bir yükümlülük olduğu,
davalının dava konusu fiillerinin, davacı nezdinde üstlendiği görev ve sorumluklar itibarıyla davacının zararına, rakip teşebbüsü rekabette avantajlı hale getirecek bir varlık transferinin (müşteri bilgisi, işletme sırrı, teknik sır vb) somut olarak ortaya konulamaması sebebiyle rekabet yasağı taahhüdünü ihlal edebilecek bir faaliyette bulunduğunu gösterecek somut bilgi ve belgelere dosya kapsamında rastlanılamadığı gerekçesi ile davanın reddine karar verilmiştir.
İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ
Davacı vekili istinaf başvuru dilekçesinde, müvekkili ile davalı arasında rekabet yasağını belirten geçerli bir sözleşme imzalandığını, davalının, müvekkili şirket bünyesinde 22.05.2015-01.11.2018 tarihleri arasında “pazarlama ve satış departmanında” çalıştığını, davalıya hak ettiği işçilik alacakları tam olarak ödendiğini, davalı ile 22.05.2015 tarihli imzalanan belirsiz süreli iş sözleşmesinin “rekabet yasağı kaydı” içerdiğini, sözleşmenin geçerliliği için işçinin fiil ehliyetine sahip olmasının gerektiğini, davalının müvekkili şirkete rakip durumunda bir teşebbüste çalıştığını,
davalı işçicin aynı iş kolunda olan hatta sözleşmede açıkça belirtilen firmada işe başlamasının davalının iyi niyet taşımadığını gösterdiğini, davalının bilgi edinme imkânı ve elde edilen bu bilgilerin kullanılmasının müvekkili işverene önemli bir zarar verebilecek nitelikte bulunduğunu, davalının, müvekkili şirketin müşteri portföyü bilgilerine ve ticari sırlarına iş tanımı ve konumu sebebiyle vakıf olduğunu, yeni iş yerinde müşterilere mesaj çekildiğini ileri sürerek, ilk derece mahkemesi kararının kaldırılmasını, davanın kabulüne karar verilmesini istemiştir.
GEREKÇE
Dava, haksız rekabet ve rekabet yasağına aykırılıktan kaynaklanan tazminat istemine ilişkindir. İnceleme, 6100 sayılı HMK'nın 355. madde hükmü uyarınca istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak ve kamu düzenine aykırı hususların olup olmadığı gözetilerek yapılmıştır. 6098 sayılı TBK'nın 444. maddesi uyarınca, fiil ehliyetine sahip olan işçi, işverene karşı, sözleşmenin sona ermesinden sonra herhangi bir biçimde onunla rekabet etmekten, özellikle kendi hesabına rakip bir işletme açmaktan, başka bir rakip işletmede çalışmaktan veya bunların dışında, rakip işletmeyle başka türden bir menfaat ilişkisine girişmekten kaçınmayı yazılı olarak üstlenebilir.
6098 sayılı TBK’nın 445/2 fıkrasına göre de “Hâkim, aşırı nitelikteki rekabet yasağını, bütün durum ve koşulları serbestçe değerlendirmek ve işverenin üstlenmiş olabileceği karşı edimi de hakkaniyete uygun biçimde göz önünde tutmak suretiyle, kapsamı veya süresi bakımından sınırlayabilir.” Bu hükümden ve konuya ilişkin diğer hükümlerden de anlaşılacağı üzere, 6098 sayılı Kanun ile getirilen düzenleme ile 818 sayılı Kanundan farklı olarak, rekabet yasağı ile ilgili doğrudan mutlak bir geçersizliğin öngörülmediği, Anayasa ve diğer mevzuat hükümleri ile somut olgu nazara alınarak,
rekabet yasağının aşırı nitelikte olması halinde, yasağın kapsamı ve süresi bakımından hakime uyarlama yetkisinin tanındığı anlaşılmaktadır. Hakime tanınan bu yetkinin gerek müstakil açılan bir uyarlama davasında ve gerekse de ihlal halinde açılacak bir tazminat davasında kullanılabileceği kuşkusuzdur.
Taraflar arasındaki sözleşmenin “ işçi her ne sebeple olursa olsun işten ayrıldığı tarihten itibaren 3 yıl süre ile aşağıda isimleri belirtilen malzemelerin bulunduğu sektörlerde ve aşağıda isimleri belirtilmiş ve belirtilmemiş bu malzemeleri satan, pazarlayan ve her türlü ticari faaliyetinde bulunan işyerlerinde …..çalışamaz” şeklinde olduğu anlaşılmıştır.
Somut olayda davalının davacı iş yerinden ayrıldığı, aynı alanda ve yerde faaliyet gösteren dava dışı şirket nezdinde çalışmaya başladığı, dolayısıyla TBK 444/2 hükmü uyarınca somut uyuşmazlıktaki rekabet yasağı düzenlemesinin esasen geçerli olduğu görülmektedir. Bu nedenle mahkemece, taraflar arasında 22.05.2015 tarihli imzalanan iş sözleşmesinde davalı üzerine getirilen bir rekabet yasağı düzenlemesinin bulunduğu, söz konusu rekabet yasağı kapsamında getirilen yükümlülüklerin konu, yer ve süre itibarıyla ya iki yıllık süreyi aştığı ya da belirsizlikler içerip sınırsız bir yasaklama nitelikleri taşıdığı, bu haliyle geçerli olarak kabul edilmesinin mümkün olmadığı yönündeki gerekçesi doğru bulunmamıştır.
Ancak, dosya kapsamından davalının davacıya ait iş yerinde "Pazarlama ve Satış Departmanında" asgari ücretle çalışan sıradan, vasıfsız bir işçi iken, dava dışı şirkette de benzer işi yaptığı anlaşılmaktadır.
Davacı müvekkilinin sahip olduğu müşteri çevresi veya üretim sırları ya da müvekkilinin yaptığı işler hakkında bilgi edinme imkânını bu süre zarfında çalışan bir işçinin kolaylıkla bilebileceğini, müvekkili şirketin müşterilerinin davalı tarafından etki altına alındığından/alınabileceğinden müvekkili şirketin iş hacimleri ve faaliyet karlarının olumsuz etkilendiğini, davalının bilgi edinme imkânı ve elde edilen bu bilgilerin kullanılması müvekkili işverene önemli bir zarar verebilecek nitelikte olduğunu ileri sürmüş ise de, davalının dava konusu fiillerinin, davacı nezdinde üstlendiği görev ve sorumluklar itibarıyla davacının zararına,
rakip teşebbüsü rekabette avantajlı hale getirecek bir varlık transferinin (müşteri bilgisi, işletme sırrı, teknik sır vb.) somut olarak ortaya konulmadığı, diğer yönden davalının, davacı tarafça verilen hizmet ve fiyat niteliği ile müşteri çevresini bilmesinin, tek başına TBK.'nın 444/2. maddesinde belirtilen şekilde, işverenin önemli bir zararına sebep olabilecek nitelikte bir olgu olmadığı, zira davacının bulunduğu sektörde müşteri talep ve tercihlerinin göreceli olduğu,
bu sektörde müşterilerin tercihlerini, satış temsilcilerinin yönlendirmesiyle değil, hizmet-fiyat performansından memnun kalıp kalmaması gibi faktörlere göre belirlediği anlaşılmakta olup mahkemenin bu yöne ilişkin gerekçesinin yerinde bulunduğu anlaşılmıştır.
Bu durum karşısında mahkemece, davanın yukarıda açıklanan gerekçe ile davanın reddine karar verilmesi gerekirken, yazılı şekilde hüküm kurulması doğru olmadığından ve HMK.'nın 353/1-b-2. maddesinde, yargılamada eksiklik bulunmamakla beraber, kanunun olaya uygulanmasında hata edilip de yeniden yargılama yapılmasına ihtiyaç duyulmadığı takdirde veya kararın gerekçesinde hata edilmişse "düzelterek yeniden esas hakkında" duruşma yapılmadan karar verilmesi gerektiği düzenlendiğinden, Dairemizce davacı vekilinin istinaf başvurusunun kabulü ile HMK.'nın 353/1-b-2. maddesi uyarınca aşağıdaki şekilde hüküm tesis edilmiştir.
GEREKÇELİ KARARIN YAZILDIĞI TARİH : 31/05/2024
Başkan · ... Üye · ... Üye · ... Katip · ...
Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 20. Hukuk Dairesi, E. 2022/910, K. 2024/1020, 31 Mayıs 2024 tarihli karar · Kaynak: UYAP Emsal Karar Arama