KÜNYE
T.C. Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 20. Hukuk Dairesi T.C. Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 20. Hukuk Dairesi Mahkemesi
- Karar tarihi
- 8 Temmuz 2025
- Esas-Karar No
- 2023/1220 - 2025/1459
- Esas no
- 2023/1220
- Karar no
- 2025/1459
- Başkan
- —
- Üye
- —
- Üye
- —
- Katip
- —
- İncelenen kararın mahkemesi
- ANKARA 3. FİKRİ VE SINAÎ HAKLAR HUKUK
- Tarihi
- 04/05/2023
- Numarası
- 2022/516 E. - 2023/184 K.
- Davacı
- —
- Vekili
- —
- Davalı
- —
- Davalı
- —
- Vekili
- —
- Davanın konusu
- Marka ile İlgili Kurum Kararlarının İptali
Karar Metni
2.626 kelime·13 dk okuma·5 bölüm
Taraflar arasında görülen davada Ankara 3. Fikri ve Sınaî Haklar Hukuk Mahkemesince verilen 04/05/2023 tarih ve 2022/516 Esas - 2023/184 Karar sayılı kararın Dairemizce incelenmesi davacı tarafından istenmiş ve istinaf dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü:
TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMALARININ ÖZETİ
Davacı vekili, davalı şirket tarafından 2020/171236 sayılı "...
İlaç Kozmetik ürünler A.Ş." ibareli markanın tescili isteğinde bulunulmuş olup müvekkilinin ... ibareli markalarına dayalı itirazının YİDK tarafından nihai olarak reddedildiğini, oysa müvekkilinin ve davaya konu markanın asli unsurunun "" ibaresinden oluştuğunu, davalı markada ek olarak yer alan "..." ibaresinin İngilizcede ve Türkçe'de ilaç anlamına gelen, pek çok ilaç firması tarafından kullanılan harcıalem niteliği nedeniyle ayırt ediciliğinin bulunmadığını, "..." ibaresinin müvekkilinin ciddi, yaygın, yoğun ve fasılasız kullanımı ile ayırt edicilik kazandığını, bu ibarenin ortaklığı dolayısı ile taraf markalarının görsel,
işitsel ve kavramsal olarak olarak benzer olduğunu, davalı markadaki şekil unsurunun eczacılığın sembolü olması nedeniyle ayırt edici niteliğinin bulunmadığını, davaya konu markanın tescilinin istendiği sınıflardaki mal ve hizmetler, müvekkilinin tescilli markalarının kapsamında bulunduğundan emtia benzerliği şartının gerçekleştiğini, bu itibarla markaların ortalama tüketici tarafından ilişkilendirilme ihtimali de dahil karıştırılması olasılığının oldukça yüksek olduğunu,
davalı şirketin müvekkilinin markasının tanınmışlığından haksız yarar sağlamak amacıyla kötü niyetle başvuruda bulunduğunu ve markanın tescili halinde müvekkilinin markasının ayırt ediciliği ve itibarının zarar göreceğini ileri sürerek YİDK kararının 03, 05,10 ve 35. sınıflar ile 35/5 sınıfı altındaki bu emtiaların satışı hizmetleri yönünden iptaline ve tescil edilmesi halinde bu sınıflar yönünden hükümsüzlüğüne karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
Davalı Türk Patent ve Marka Kurumu vekili, müvekkili kurum kararının usul ve yasaya uygun olduğunu savunarak, davanın reddine karar verilmesini istemiştir. Davalı şirkete usulüne uygun dava dilekçesi ve duruşma gününü bildiren tebligat yapıldığı halde davaya cevap vermemiş, yargılamaya katılmamıştır.
İLK DERECE MAHKEMESİ KARARININ ÖZETİ
Mahkemece, dava konusu markanın 03, 05, 10, 21, 29, 30, 31, 32, 35 ve 35/5- (03,05,10,21,29,30,31,32) sınıf emtialar bakımından tescil edildiği, davacının itiraza mesnet markalarının ise 05 ve 35/5-05 emtialar bakımından tescilli olduğu, dolayısıyla taraf markalarının 05. sınıf emtialar ile 35. sınıf hizmetler ve 35/5. hizmet sınıfı içerisindeki 05. sınıf emtialar bakımından aynı/benzer olduğu, ancak her ne kadar davalı markası “...” ibaresini barındırıyor olsa da davalı markasında ... ibaresinin önünde ... ibaresinin yer aldığı, davalının markasının esas unsurunun “...” ibaresi olduğu,
“...” ibaresinin Türkçe “ilaç” anlamına gelen İngilizce ...” kelimesinin dilimizdeki kullanımı olması nedeniyle markanın “bitkisel ilaç” anlamına geldiği, ibareler arasında boşluk bırakılmaması ve “...” ibaresinin markada bağımsız bir şekilde kullanılmaması nedeniyle markanın parçalara bölünerek anlamsal değerlendirme yapılmasının mümkün olmadığı, davalı markasının "olarak hecelenmesi ve markada "ÜRÜNLER A.Ş." ibarelerinin de yer alması nedeniyle markaların işitsel olarak farklılaştığı, dava konusu markadaki şeklin ayırt ediciliği artırdığı,
dolayısıyla markalar arasında görsel, anlamsal ve işitsel olarak benzerlik bulunmadığından ilgili tüketici kitlesi olan bilinçli tüketici kitlesi bakımından karıştırılmasının mümkün olmadığı ve davalının davaya konu markanın tanınmışlığından haksız yarar sağlama amacıyla hareket ettiği, itiraza mesnet markanın itibarına zarar verileceği hususu ile başvurunun kötü niyetli olduğu hususunda kanaat edinilmesini sağlayacak somut delillerin bulunmadığı gerekçeleriyle davanın reddine karar verilmiştir.
İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ
Davacı şirket vekili istinaf başvuru dilekçesinde, bilirkişi raporuna yönelik itirazları uyarınca ek rapor alınması gerektiğini, davaya konu "..." markası ve müvekkilinin "...", markalarının asli unsurunun " ..." ibaresinden oluştuğunu, davaya konu markadaki "..." ibaresine ek "..." ibaresinin ilaç anlamında olup ayırt edici nitelikten yoksun, tanımlayıcı ve tali nitelikli olduğunu, yine markadaki "İlaç Kozmetik Bitkisel ürünler A.Ş." ibaresinin tanımlayıcı olduğunu, öte yandan "..." dışındaki unsurların boyutları, aşağıda olmaları, konumları ve arka planda olmaları itibariyle hiçbir şekilde markaları farklılaştıramadığını,
"..." ibaresinin ortaklığı nedeniyle görsel, işitsel ve kavramsal benzerlik bulunduğunu, mahkemece "..." ibaresinin ayırt ediciliğinin zayıf olduğu kanaatine varılmış ise de, Antik Yunan'cada bitki anlamı olsa dahi, Türk tüketiciler tarafından bu dil bilinmediğinden ibarenin "bitki" kavramıyla ilişkilendirilmeyeceğini, ortalama Türk tüketicisinin bu ibareyi yalnızca müvekkilinin markası ve fikri emeğinin eseri olan özgün bir ibare olarak bildiğini, mahkemece krem ürünlerindeki yaygın kullanımı nedeniyle markanın ayırt edicilik kazanmış olma ihtimaline vurgu yapılmış olmasına rağmen zayıf bir marka olarak kabulünün çelişkili olduğunu,
reçetesiz ilaçlar her zaman doktor veya eczacı kontrolünde olamayacağından ilgili tüketici kitlesinin bilinçli olarak kabul edilemeyeceğini ve dosyaya sunulan delillere göre, 6/3,6/5 ve 6/9 koşullarının gerçekleştiğini ileri sürerek ilk derece mahkemesi kararının kaldırılmasını ve davanın kabulüne karar verilmesini istemiştir.
GEREKÇE
Dava, YİDK marka kararının iptali ile marka hükümsüzlüğü istemine ilişkindir.
İnceleme, 6100 sayılı HMK'nın 355. madde hükmü uyarınca istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak ve kamu düzenine aykırı hususların olup olmadığı gözetilerek yapılmıştır.
İşlem dosyasının incelenmesinden, davalı şirketin "..." ibaresinin, 03, 05, 10, 21, 29, 30, 31, 32, ve 35. sınıf mal ve hizmetlerde tescili için diğer davalı Kuruma başvurduğu, davacının "..." ve" ibareli markalarına dayalı olarak, iltibas, gerçek hak sahipliği, tanınmışlık ve kötü niyet iddiasıyla başvuruya itiraz ettiği, davacının itirazının nihai olarak 2022-M-12701 sayılı YİDK kararıyla reddedildiği, anılan kararın davacıya 17/10/2022 tarihinde tebliğ edildiği ve işbu davanın iki aylık hak düşürücü süre içerisinde 16/12/2022 tarihinde açıldığı anlaşılmıştır.
İlk derece mahkemesinin kabulü ve istinaf itirazları gözetildiğinde, taraflar arasındaki uyuşmazlık taraf markaları arasında 6769 sayılı SMK'nın 6/1 maddesi uyarınca iltibas bulunup bulunmadığı, davacının eskiye dayalı hak sahibi olup olmadığı, SMK'nın 6/5 maddesindeki koşullarını gerçekleşip gerçekleşmediği ve dava konusu başvurunun kötü niyetli olarak yapılıp yapılmadığı noktasındadır.
6769 sayılı Sınai Mülkiyet Kanunu'nun 6/1 maddesi uyarınca, tescil için başvurusu yapılan marka, tescil edilmiş veya tescil için daha önce başvurusu yapılmış bir marka ile aynı veya benzer ise ve tescil edilmiş veya tescil için başvurusu yapılmış bir markanın kapsadığı mal veya hizmetlerle aynı veya benzer ise, tescil edilmiş veya tescil için başvurusu yapılmış markanın halk tarafından karıştırılma ihtimali varsa ve bu karıştırılma ihtimali tescil edilmiş veya tescil için başvurusu yapılmış bir marka ile ilişkili olduğu ihtimalini de kapsıyorsa tescil edilemez.
Açıklanan hüküm çerçevesinde markalar arasında iltibasa yol açacak derecede bir benzerlik olup olmadığının tespitinde her iki markaya konu işaretin, ayırt edici ve baskın unsurları dikkate alınarak bütünü itibariyle görsel, işitsel ve anlamsal olarak bıraktıkları izlenimin esas alınması gerekmektedir. Burada öncelikle iltibas (karıştırılma) kavramının da açıklanması gerekmektedir.
İltibas, iki ayrı marka karşısında bulunan kişilerin, bu markaların benzerliği sebebiyle sunulan mal veya hizmetlerin aynı işletmeye veya ekonomik olarak bağlantı içerisinde bulunan işletmelere ait olduğunu düşünmeleri veya düşünme ihtimalleridir (Savaş Bozbel, Fikri Mülkiyet Hukuku, İstanbul 2015, s. 408- 409). İltibas ihtimalinin değerlendirilmesinde ölçü, bu işin ilgilisi veya uzmanı değil, ortalama tüketicilerdir.
Bu açıklamalardan sonra somut uyuşmazlığa dönüldüğünde, ilk derece mahkemesi kararında da tartışıldığı üzere, dava konusu markanın kapsamındaki 05.sınıf mallar ile bu malların satışına ilişkin 35/5 alt grubunda bulunan hizmetlerin davacının itiraza mesnet markalarının kapsamında korunduğu, böylece emtia benzerliği şartının kısmen gerçekleştiği anlaşılmıştır.
Taraf markalarındaki işaretlerin benzerliğine gelince.
Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 08.06.2016 tarih ve 2014/11-696 E.- 2016/778 K. sayılı kararı uyarınca iltibas değerlendirmesinin hakimlik mesleğinin gerektirdiği genel hukuki bilgi ile çözümlenmesinin mümkün olduğu hususu da gözönünde bulundurularak yapılan incelemede, davalı şirketin "..." ibareli marka başvurusu ile davacının "..." ve "" ibareli markaları arasında görsel ve sescil olarak ortalama tüketicileri iltibasa düşürecek derecede bir benzerlik bulunduğu,
zira, dava konusu markada "..." ibaresine eklenen "..." ibaresinin İngilizce'de ilaç anlamındaki kelimesinin Türkçe'de okunuşundan oluşturulan tıp ve ilaç sektöründe yaygın ve anlamı herkes tarafından bilinen ayırt ediciliği düşük bir ibare olması nedeniyle markalar arasında ayırt ediciliği sağlayacak mahiyette olmadığı, öte yandan her ne kadar dava konusu markada "..." ve "..." ibareleri birleşik olarak yazılmış ise de, bu ibarelerin birleşik yazılmak suretiyle yeni bir anlam kazandığının söylenemeyeceği ve başvuruyu oluşturan ibarelerin bağımsız anlamlarını korumaya devam ettikleri;
yine "..." ibaresinin anlamının yaygın kullanımı bulunmaması nedeniyle bu kelimenin ortaklığının taraf markaları arasında iltibasa sebebiyet vereceği, ilgili tüketicilerin dava konusu başvuruyu gördüklerinde bunun davacının mesnet markalarından farklı bir marka olduğunu derhal ve ilk bakışta algılayamayacağı, bu hali ile emtia benzerliği gerçekleşen mal ve hizmetler yönünden, taraf markaları arasında SMK'nın 6/1. maddesi anlamında ilişkilendirilme ihtimali de dahil karıştırılma ihtimalinin bulunduğu,
nitekim, Yargıtay 11. Hukuk Dairesinin 08.05.2024 tarih ve 2023/452 E.-2024/3711 K. sayılı kararında "FİTOSLİM" ibaresinin, 21.02.2024 tarih ve 2022/4960 E.-2024/1359 K. sayılı kararında " ibaresinin, 20.10.2020 tarih ve 2020/614-4248 E.-K. sayılı kararında "FİTOMAG" ibaresinin, 08.05.2019 tarih ve 2018/1801 E.-2019/3504 K. sayılı kararında "FİTOSEN" ibaresinin davacı markalarıyla benzer bulunduğu anlaşılmış, SMK'nın 6/1. maddesi koşullarının oluştuğu sonucuna varılmış, ilk derece mahkemesinin aksi yöndeki kabulü ise isabetli bulunmamıştır.
Her ne kadar, davacı vekilince dava konusu başvurunun SMK'nın 6/3-5-9. maddesi uyarınca de reddi gerektiği ileri sürülmüş ise de, davacının başvuru tarihinden önce "..." ibaresini tescilsiz kullanarak hak elde ettiğini, mesnet markalarının tanınmışlığı ile başvurunun tescili halinde SMK'nın 6/5. maddesindeki koşulların gerçekleşeceğini ve başvurunun kötü niyetle yapıldığını kanıtlayamadığı, açıklanan nedenle, davacı vekilinin bu itirazlarının ise yerinde olmadığı kanaatine varılmıştır.
Bu itibarla, taraf markaları arasında emtia benzerliği gerçekleşen mal ve hizmetler yönünden iltibas bulunması nedeniyle ilk derece mahkemesince bu mal ve hizmetler yönünden davanın kısmen kabulüne karar verilmesi gerekirken, yazılı gerekçeyle davanın reddine karar verilmesi doğru olmamış, HMK'nın 353/1-b-2. maddesinde, yargılamada eksiklik bulunmamakla beraber, kanunun olaya uygulanmasında hata edilip de yeniden yargılama yapılmasına ihtiyaç duyulmadığı takdirde veya kararın gerekçesinde hata edilmişse "düzelterek yeniden esas hakkında" duruşma yapılmadan karar verilmesi gerektiği düzenlendiğinden, Dairemizce davacı vekilinin istinaf başvurusunun kabulü ile HMK'nın 353/1-b-2. maddesi uyarınca aşağıdaki şekilde hüküm tesis edilmiştir.
GEREKÇELİ KARARIN YAZILDIĞI TARİH : 08/07/2025
Başkan
Üye
Üye
Katip
Bu belge 5070 sayılı Yasa hükümlerine göre elektronik olarak imzalanmıştır.
Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 20. Hukuk Dairesi, E. 2023/1220, K. 2025/1459, 8 Temmuz 2025 tarihli karar · Kaynak: UYAP Emsal Karar Arama