KÜNYE
T.C. Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 21. Hukuk Dairesi 2022/1413 E., 2025/32 K.·T.C. Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 21.HUKUK Dairesi Vekili Davalı
- Karar tarihi
- 30 Ocak 2025
- Esas no
- 2022/1413
- Karar no
- 2025/32
- İncelenen dosyanın mahkemesi
- ANKARA 5. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
- Karar tarihi
- 25/05/2022
- Numarası
- 2021/529 Esas 2022/387 Karar
- Davacı
- —
- Dava
- İtirazın İptali
- Dava tarihi
- 25/08/2021
- Gerekçeli kararın yazıldığı tarih
- 06/02/2025
Karar Metni
1.397 kelime·7 dk okuma·5 bölüm
Taraflar arasındaki itirazın iptali istemine ilişkin davanın yargılaması sonunda, ilamda yazılı gerekçelerle davanın reddine yönelik olarak verilen karara karşı, davacı vekilince süresinde istinaf kanun yoluna başvurulması üzerine dosya incelendi, gereği konuşulup düşünüldü.
DAVA
Davacı; ...
Şubesi ile dava dışı ... arasındaki 19/04/2017 tarihli Kredi Genel Sözleşmesi uyarınca, dava dışı ...'a, KGF kredisi kullandırıldığını, söz konusu kredi sözleşmesinde ...'ın müşterek borçlu müteselsil kefil sıfatıyla imzasının bulunduğunu, kefaletine ilişkin eşinin de muvafakatinin alındığını, dava dışı borçlu ...'ye kullandırılan kredinin ödenmemesi üzerine, kredi hesaplarının 13/08/2020 tarihinde kat edilerek tüm borçlulara, Ankara 38. Noterliği ihtarnamesinin gönderildiğini, ödeme yapılmaması üzerine,
Ankara 7. İcra Müdürlüğü'nün 2020/8212 E. sırasında takip başlatıldığını, davalı kefilin, takibe itiraz ederek müteselsil kefalete ilişkin eş muvafakatinin geçersiz olup eşinin Alzheimer hastası olduğunu ileri sürdüğü, ancak destekler hiçbir belgeyi sunmadığını, davalı kefilin eşi ...'a ait eş muvafakatnamesinin şube huzurunda alındığını, eşin temyiz kudretine haiz olmadığına ilişkin herhangi bir emare bulunmadığını, kefaletinin geçerli olduğunu belirterek davalının, takibe haksız ve mesnetsiz itirazının iptali ile takibin devamına,
davalı aleyhine % 20'den aşağı olmamak üzere icra inkar tazminatına hükmedilmesine karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
CEVAP
Davalı yana dava dilekçesinin tebliğ edildiği, davaya karşı cevap vermediği görülmüştür.
İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI
Mahkemece, davacı banka ile dava dışı ... arasında 19/04/2017 tarihli, 150.000-TL limitli genel kredi sözleşmesi imzalandığı, davalı ...'ın, söz konusu krediye 375.000-TL limitle, 19/04/2017 tarihinde kefil olduğu, eşi ... tarafından ise, 02/05/2017 tarihinde eş muvafakati verdiği, Türk Borçlar Kanunu'nun "Eşin rızası" başlıklı 584.maddesine göre sözleşme kurulurken rıza verilmesi gerekirken sözleşme akdedildikten iki hafta sonra eş rızasının verildiği anlaşılmakla davalıya ilişkin kefalet sözleşmesinin geçerli olmadığı gerekçesiyle; " davanın reddine" ilişkin karar verilmiş, karara karşı davacı tarafından istinaf kanun yoluna başvurulmuştur.
İSTİNAF SEBEPLERİ
Davacı vekili istinaf dilekçesinde özetle; davalının, eşine ilişkin muvafakati ileri tarihte getirmesinin sonuçlarına bankanın katlanmasının kabul edilemez olduğunu, davalının eşine ilişkin muvafakat belgesinin, kredinin fiilen kullandırıldığı tarihte alındığını, kredi sözleşmesi 19/04/2017 tarihinde imzalanmış ise de borçluya fiilen kredinin kullandırıldığı tarihin 02/05/2017 olduğunu, davalı kefilin eşine ilişkin muvafakat belgesinin de 02/05/2017 tarihli olup bu belge verilmesiydi borçluya dava konusu kredinin kullandırılmayacağının açık olduğunu, bankanın kusuru bulunmadığını,
yine davalı kefilin takibe itirazında eşinin Alzheimer hastası olduğunu ileri sürdüğünü ancak buna ilişkin doktor raporu ya da resmi belge sunmadığını, davalı lehine nispi vekalet ücretine hükmedilmesinin hatalı olduğunu ileri sürerek ilk derece mahkemesi kararının kaldırılmasına, davanın kabulüne karar verilmesini istemiştir.
HUKUKİ NİTELENDİRME, DELİLLERİN VE İSTİNAF SEBEPLERİNİN DEĞERLENDİRİLMESİ
Dava; genel kredi sözleşmesinden kaynaklanan alacağın tahsili için davalı kefil yönünden başlatılan icra takibine vaki itirazın iptali istemine ilişkindir. 6100 Sayılı HMK'nın 355. maddesi gereğince, istinaf incelemesinin istinafa gelen tarafın sıfatı ile istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak kamu düzenine aykırılık bulunup bulunmadığı hususu gözetilerek ilk derece mahkemesinin taraflar arasındaki ihtilafta görevli mahkeme oluşu ve eldeki davada kesin yetki kuralına da aykırılık bulunmadığı anlaşılmakla işin esasına girilerek yapılan incelemede;
Hemen belirtmek gerekirse, dava konusu Ankara 7. İcra Müdürlüğü'nün 2020/8212 sırasında başlatılan icra takip dosyası ile, davacı alacaklı tarafından, dava dışı borçlu ile davalı kefil aleyhine toplam 76.741,57-TL nakit alacağın tahsili istemi ile ilamsız icra takibi başlatıldığı, ödeme emrinin davalı kefile tebliği sonrası, davalının, 7 günlük hak düşürücü süre içerisinde kefaletin hukuka aykırı ve geçersiz olduğunu bildirerek borca itiraz ettiği, işbu itirazın iptali davasının itiraz dilekçesinin alacaklı yana tebliğ tarihinden itibaren başlayacak olan 1 yıllık hak düşürücü süre içerisinde açıldığı dosya içeriği ile sabittir.
Davacı banka ile dava dışı ... arasında 19/04/2017 tarihli 150.000-TL limitli genel kredi sözleşmesi imzalandığı, davalının, anılan sözleşmede 375.000-TL limitle müteselsil kefil sıfatıyla imzasının yer aldığı, 02/05/2017 tarihinde kefil yönünden eş rızasının alındığı görülmüştür.
Davacı, genel kredi sözleşmesinden kaynaklı alacağı bulunduğunu, davalının icra takibine itirazının haksız olduğunu iddia etmiş, davalı ise, kefaletine ilişkin eş rızasının geçersiz olduğunu savunmuştur. Mahkemece, yapılan yargılama sonunda yukarıda özetlenen gerekçe ile davanın reddine karar verilmiştir.
Uyuşmazlık; davalının, genel kredi sözleşmesinde yer alan kefaletinin, sözleşme tarihinde yürürlükte bulunan yasanın öngördüğü şekil koşullarına uygun olup olmadığı, kefaletteki eş rızasının geçerli olup olmadığı, kefalet geçerli ise takip tarihi itibarıyla davacının, davalıdan alacağı bulunup bulunmadığı, var ise miktarı hususlarından kaynaklanmaktadır.
Davacının, kefaletinin bulunduğu genel kredi sözleşmesinin imza tarihinde yürürlükte bulunan TBK'nun 583. maddesi uyarınca kefilin sorumlu olduğu azami miktarı, kefalet tarihini ve müteselsil kefil olması durumunda bu sıfatla veya bu anlama gelen herhangi bir ifade ile yükümlülük altına girdiğini kefalet sözleşmesinde kendi el yazısıyla belirtmesi kefaletin geçerlilik koşulu olduğu gibi, TBK'nun 584. maddesi uyarınca kural olarak eşlerden biri mahkemece verilmiş bir ayrılık kararı olmadıkça veya yasal olarak ayrı yaşama hakkı doğmadıkça ancak diğerinin yazılı rızasıyla kefil olabileceği, bu rızanın sözleşmenin kurulmasından önce ya da en geç kurulması anında verilmiş olması şarttır.
Somut olayda, TBK'nun 584/3. maddesinde düzenlenen istisnai durum gerçekleşmediğinden, davalının, 19/04/2017 tarihli genel kredi sözleşmesindeki kefaletinin geçerli olabilmesi, az yukarıda sözü edilen emredici düzenleme uyarınca, ancak sözleşmenin kurulmasından önce ya da en geç kurulması anında (19/04/2017) eşinin kefalete ilişkin muvafakatinin alınmış olması ile mümkün olacaktır. Anılan sözleşmede davalı kefilin eşinin rızası, 02/05/2017 tarihli olup sözleşmenin kurulma anından sonra verilmekle yasanın aradığı şekil koşuluna aykırı bulunduğundan kefalet geçersizdir.
İsviçre Federal Mahkeme kararlarında istikrarla belirtildiği üzere şekil noksanı ile sözleşmenin butlanını ileri süren taraf hakkını kötüye kullanmış olmaz. Butlanı ileri süren tarafın böyle bir ithamdan kurtulabilmesi, sözleşmeyi yerine getirmeden kaçınmada korunmaya değer bir menfaati bulunduğunu ispata bağlı değildir.
Aksine somut olayda butlanı ileri sürme hakkının kullanılmasını dürüstlük kaidelerine açıkça aykırı bir hale koyan durumların varlığını butlanın ileri sürülmesine kabul etmeyen diğer tarafın ispatlaması gerekir.
Hakkın kötüye kullanılmasından söz edebilmek için şekil noksanı ile sakatlanmış bir muamalenin muteberliğine taraflardan birinin itirazda bulunması yeterli değildir; ayrıca özel durumlar sebebi ile onun itirazının dürüstlük kaidelerine açıkça aykırı görünmesi gerekir (Medeni Hukukun Genel Teorisi ve Şahıslar Hukuku ile ilgili İsviçre Federal Mahkeme Kararları 1961-1965, Aytekin Ataay).
Hakkın kötüye kullanılıp kullanılmadığı da her somut olayın özelliğine göre ayrı ayrı değerlendirilmedir. Somut olayda davalı kefiller, işbu davada genel kredi sözleşmesindeki kefaletin geçersiz olduğunu savunmuştur. Davacı banka vekili ise, davalıların kefaletin geçersiz olduğu yönündeki iddiasını ileri sürmesinin TMK'nun 2. maddesi gereğince dürüstlük kuralına aykırı olduğunu öne sürmüştür.
Yukarıda açıklandığı üzere şekil noksanlığını sonradan ileri sürmek davalılar yönünden hakkın kötüye kullanılması olarak nitelendirilemez. Meğer ki davacı banka dürüstlük kaidelerine aykırılığı açıkça ortaya koyan bir halin varlığını ileri sürüp ispatlamasın.
Davacı banka ilk derece yargılaması sırasında sunmuş olduğu delillerle davalı kefillerin şekil şartı yokluğunu bilerek davacının kredi kullandırma iradesini sakatlamak kastı ile şekil noksanlığını yarattığını ispatlayamamıştır.
Tarafların kredi ilişkisindeki duruma göre (kredi kullandırıp kullandırmama tamamen bankanın inisiyatifindedir) güçlü konumda olan ve basiretli davranma yükümlülüğünde olan davacı banka, davalıların kefaletinin kanundaki düzenleme çerçevesinde şekil şartlarına uygun olarak alınması gerektiğini ve buna aykırı düzenlenen kefaletin geçerli olmayacağını bilecek durumdadır.
TBK'nun 583. maddesindeki şekil/geçerlilik şartına rağmen azami limitin, kefalet tarihinin ve türünün davacının eli ürün olması şartına gerek görmeden kredi kullandıran davacı banka daha sonra şekil şartı eksikliğinin ileri sürülmesinin hakkın kötüye kullanılması olduğunu açıkça ortaya koymalıdır. Aksi takdirde kanunun aradığı şekil şartının hiç bir önemi kalmayacaktır.
Dosyadaki bilgilere göre kredinin açılmasının salt davalı kefilin kefaletinin güçlülüğünden kaynaklandığı, anılan kefalet taahhütü olmaması halinde kredinin açılamayacağı ve kredinin kullanıldırılmasının salt kefilin davranışları ile uyandırdığı kefalete dayalı bulunduğu ispatlanamamıştır Bu durumda davalı kefilin şekil noksanlığını ileri sürmesinin hakkın kötüye kullanılmak vasfında olduğu davacı bankaca açıkça ortaya konulamadığından kefalet geçersizdir.
Mahkemece, davalı kefaleti, TBK'nun 583 vd. maddelerindeki şekil koşullarına aykırı bulunarak kefalet, eş rızasına yönelik emredici düzenlemelere aykırılık içererek geçerli olmadığından bahisle davalı kefilin, borçtan sorumlu tutulamayacağına yönelik kabulü ile, yine davalının, yargılamada vekille temsil edilmesi göz önünde bulundurularak lehine vekalet ücreti takdirine ilişkin yazılı şekilde hüküm kurulmasında bir isabetsizlik görülmemiştir. Mahkemece, kefaletin geçersizliğine yönelik kabul dikkate alındığında; davalının eşiyle ilgili doktor raporu sunulmadığına ilişkin istinaf istemleri de sonuca etkili olmayıp yerinde değildir.
Tüm bu nedenlerle ilk derece mahkemesinin, davanın reddine yönelik kararında herhangi bir isabetsizlik görülmediğinden davacı vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine karar vermek gerekmiş ve takdiren aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur.
Başkan- Üye - Üye - Zabıt Katibi -
Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 21. Hukuk Dairesi, E. 2022/1413, K. 2025/32, 30 Ocak 2025 tarihli karar · Kaynak: UYAP Emsal Karar Arama