KÜNYE
T.C. Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 21. Hukuk Dairesi 2025/516 E., 2025/626 K.·T.C. Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 21.HUKUK Dairesi
- Karar tarihi
- 3 Haziran 2025
- Esas no
- 2025/516
- Karar no
- 2025/626
- İncelenen dosyanın mahkemesi
- ANKARA BATI ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
- Tarihi
- 15/01/2025
- Numarası
- 2024/1256 Esas 2025/58 Karar
- Dava
- Şirket Yöneticilerin Azli
- Dava tarihi
- 05/11/2024
- Gerekçeli kararın yazıldığı tarih
- 03/06/2025
Karar Metni
1.734 kelime·9 dk okuma·5 bölüm
Taraflar arasındaki şirket yöneticilerinin azli istemine ilişkin davanın yargılaması sonunda ilamda yazılı gerekçelerle davanın reddine yönelik olarak verilen hükme karşı davacı vekilince süresinde istinaf kanun yoluna başvurulması üzerine dosya incelendi, gereği konuşulup düşünüldü.
DAVA
Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; davalı ...'un müvekkili şirket ortakları ile yaşadığı bir kısım sorunların intikamını almak adına, kötü niyetle ve gerçeğe aykırı iddialar ile Ticaret Kanunu'nun limited şirket müdürlerinin borç ve yükümlerine aykırı hareket ettiğini ve şirketlerin ticari iflasına sebebiyet verecek tarzda hareket ettiğini, iddialarının sundukları belgelerle çok net anlaşılacağını iddia ederek davalının ... Şti. ve ... Şti. nezdindeki temsil yetkisinin tümüyle kaldırılmasına karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
CEVAP
Davalı ... cevap dilekçesinde özetle; dava konusu şirketlerin borçlu olduğu ...'in alacakları sürekli olarak şirket ortakları tarafından çeşitli bahaneler ile ötelenmekte olduğundan, son olarak varılan ortak mutabakat ile alacağın ödenmesi karşılında tarafının yetkisi dahlinde senet düzenlenmesi kabul edildiğini, şirket ortaklarının tarafınca tespit edilen usulsüzlüklerinin giderilmesi yönünde yukarıda bahsetmiş olduğu ihtarname kendilerine tebliğ olunduktan sonra oluşan husumet üzerine kendilerince haksız mesnetler ile yetkilerinin kısıtlanması yönünde dava açtıklarını,
dava konusu şirketlerin faaliyetleri birlikte incelendiğinde tamamının bir birleri ile olan organik bağının varlığının açıkça görüleceğini, bahsi geçen şirketlerin faaliyet alanları,iş sözleşmeleri, muhasebe kayıtları ve banka kayıtları bir araya getirilerek örtüştürüldüğünde yapılan faaliyetleri konusunda tarafınca bahsedildiği şekilde yetkilerimi kötüye kullanmadığını aksine diğer şirket ortaklarınca yukarıda bahsedilen işlemlerin hukuka aykırı bir şekilde yerine getirildiğini belirterek haksız ve yersiz açılan davanın reddini istemiştir.
Diğer davalılara usulüne uygun davetiye tebliğine rağmen davaya karşı cevap vermemişlerdir.
İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI
Mahkemece; açılan davada davacı tarafın davalı müdürün özen ve bağlılık yükümü ile diğer kanunlardan ve şirket sözleşmesinden doğan yükümlülüklerini ağır bir şekilde ihlal etmesi veya şirketin iyi yönetimi için gerekli yeteneği kaybetmesini kanıtlaması gerekmektiği, davacı tarafın buna ilişkin olarak sadece Ankara Batı İcra Müdürlüğü'nün 2024/49234 Esas sayılı dosyasında yapılan takibi gösterdiği,
davacı tarafın burada takibi yapan şirketin avukatı ile davaya cevap dilekçesinde ismi yazan avukatın aynı kişi olduğunu bu durumun muvazaaya kanıt olduğunu belirtmişse de tek başına bu hususun kötü yönetime delil olamayacağı, davacı tarafın ayrıca açıkça tanık deliline dayanmadığı, bu nedenle kötü yönetime ilişkin ayrıca tanık listesinin istenmediği, böylece davacının davasını ispat edemediği gerekçeleriyle davanın reddine karar verilmiştir.
İSTİNAF SEBEPLERİ
Davacı vekili istinaf dilekçesinde özetle; sadece ... tarafından, ...'e verilen bono üzerinden değerlendirme yaptığını, sadece hukuki ilişki olmayan ve borç bulunmayan 3. kişiye verilen bono yanında ...'un dava dilekçesinde geçen başkaca kötüye kullandığı ve şirketi iflasa sürükleyecek eylemlerde de bulunduğunu, dosya içeriğindeki belgeler ispat açısından yeterli olmasına rağmen, mahkemece iddiaların ispat edilemediğini belirtmesinin kabul edilemeyeceğini, davalı ...'un müvekkilinin amcası olduğunu, aynı zamanda, ...
Şti. ile ...Şti'lerinin ortağı ve müdür olarak temsilcisi olduğunu, gerek müvekkil gerekse davalının bu iki şirketin aynı zamanda hissedarı olduklarını, taraflar arasında son yaşanan sözlü kavga sonucu davalı ...'un şirketlerdeki temsil yetkisini kötüye kullanarak,
"şirketi zarara uğratma amaçlı 3. kişilere danışıklı bonolar düzenleyerek şirketin icra takiplerine maruz kalmasına sebebiyet verdiğini, davalı ...'un, ...Şti'nin ticari işlerini sekteye uğratarak sırf zarar verme kastı ile ortağı ve yetkilisi olduğunuz taraf şirketin, halen yapımı devam eden, Kırşehir ili Kaman ilçesinde bulunan ... ada ... parseldeki Kırşehir 3. Noterliği'nin 17.08.2022 tarih ... yevmiye nolu kat karşılığı inşaat sözleşmesi'nin ifasını ve hukuki durumunu kötüleştirecek ve sözleşmenin feshine sebebiyet verecek şekilde ve gerçeğe aykırı beyan ve iddialar ile arsa hissedarlarına,
Ankara 63. Noterliğinin 31.10.2024 tarih ve ... yevmiye nolu ihtarnamesini gönderdiğini, gönderilen ihtarnameler içeriğinde arsa sahiplerini haksız ve dayanaksız itham ve tehditler barındırmakla, şirketin devam eden inşaat projesi büyük sekteye uğramış, arsa sahipleri, kat karşılığı inşaat sözleşmesini feshetme yoluna tevessül ettiklerini, ayrıca şirket ortakları hakkında gerçeğe aykırı iddia ve beyanlar içeren bir başka ihtarname ile şirketi kötü niyetle zan altına sokmaya çalıştığını bildirilerek ilk derece mahkemesi kararının kaldırılmasını istemiştir.
HUKUKİ NİTELENDİRME, DELİLLERİN VE İSTİNAF SEBEPLERİNİN DEĞERLENDİRİLMESİ
Dava; davalı ...'un ...Şirketi ve ... nezdindeki temsil yetkisinin tümüyle kaldırılması istemine ilişkindir.
6100 Sayılı HMK'nın 22/07/2020 tarih ve 7751 Sayılı Yasa'nın 35.maddesi ile değişik 353/(1)-a.6.maddesi uyarınca uyuşmazlığın çözümünde etkili olabilecek ölçüde önemli delillerin toplanmamış veya değerlendirilmemiş olması ya da talebin önemli bir kısmı hakkında karar verilmemiş olması." halinde duruşma yapılmadan karar verileceği, düzenlemeleri yer almaktadır.
Davacı yan eldeki davada, davacının her iki davalı şirketin ortağı olduğunu, davalı ...'un ise her iki davalı şirketin de ortağı ve müdürü olduğunu, davalı ...'un şirketlerdeki temsil yetkisini kötüye kullandığını, şirketleri zarara uğrattığını iddia ederek davalı ...'un davalı şirketlerdeki temsil yetkisinin kaldırılmasını talep etmiştir.
Mahkemece, davacı ve davalı ...'un davalı şirketlerdeki ortaklık ve yetkili temsilci sıfatlarına ilişkin herhangi bir araştırma ve değerlendirme yapılmaksızın işin esasına girilerek karar verilmiş ise de;
Dairemizce dosyaya kazandırılan davalı şirketlere ait ticaret sicil kayıtlarının incelenmesinde; 04/03/2022 tarihinde kurulan davalı ...'nin Ankara Ticaret Sicil Müdürlüğünün 471793 sicil numarasında kayıtlı olup, davalı ...'un ...'nin ortağı ve yetkili temsilcisi olmasına karşın, davacının şirket ortağı ve yetkili temsilcisi olmadığı,
...Şirketi'nin ise 09/06/2009 tarihinde Ankara Ticaret Sicil Müdürlüğünün 267015 sicil numarasına kayıtlı olarak kurulduğu, dava tarihi itibariyle davacının ...Şirketi'nin ortağı olduğu, dava dışı ...'un ise şirketin yetkili temsilcisi olup, davalı ...'un dava tarihi itibariyle şirkette ortak ve temsilci sıfatının bulunmadığı anlaşılmıştır.
Davada taraf sıfatı (husumet) dava konusu yapılan, maddi hukuktan doğan (subjektif) hak (dava hakkı) ile taraflar arasındaki ilişkidir. Taraf ehliyeti, dava ehliyeti ve davayı takip yetkisi, davanın taraflarının kişilikleriyle ilgili olduğu halde, taraf sıfatı (husumet) dava konusu subjektif hakka ilişkindir.
Başka bir ifadeyle sıfat, dava dilekçesinde davacı ve davalı olarak gösterilenlerin, maddi hukuk açısından, gerçekte bu niteliği taşıyıp taşımadığıyla ilişkilidir ve esas hakkında verilecek olan kararın içeriğinin belirlenmesi bakımından önem taşır. Yoksa, sıfatın hakim açısından tarafın hak sahipliğine yönelik olarak karar verilinceye kadar, yargılamanın yürütülmesi bakımından, herhangi bir önemi yoktur.
Davayı takip yetkisi ise yargılamanın kim tarafından yürütüleceği sorusunun cevabını teşkil eder. Dolayısıyla, davayı takip yetkisi tümüyle usuli bir kavramdır. O nedenle, hukukumuzda taraflara ilişkin dava şartları arasında düzenlenmiştir. Buna karşılık, sıfat ise, dava dilekçesinde taraf olarak gösterilenlerin, maddi hukuk bakımından gerçekte hak sahibi ve yükümlü konumda bulunup bulunmadığıyla ilişkili olduğu için esasa ilişkindir; yani, bir maddi hukuk sorunudur.
O nedenle, hüküm anında mevcut olmalıdır; bir başka ifadeyle, sıfat, bizatihi hükümde somutlaşır; zira, tarafların haklılık durumu hüküm ile belli olur. Sonuç olarak, davanın yürütülmesi ve karara ulaşılmasındaki süreç, davayı takip yetkisini; bu sürecin bitiminde elde edilen maddi hukuka yönelik sonuç ise sıfatı ifade eder.
Öte yandan, davayı takip yetkisi, usuli bir soruna ilişkin bulunduğu için dava şartıdır; eksikliği, davanın usulden reddi sonucunu doğurur; buna karşılık, sıfat ise subjektif hakkın özüne ilişkin olduğu için, bir maddi hukuk sorunu teşkil eder ve maddi hukuk anlamında bir itiraza vücut verir.
Eksikliği anında verilecek karar, usulden red değil; davanın sıfat (husumet) yokluğu nedeni ile red kararı olup, esasa ilişkin bulunduğundan o davada taraf olarak gösterilen kişiler açısından, maddi anlamda kesin hüküm gücüne sahip olacaktır ( Prof. Dr. Süha Tanrıöver, Medeni Usul Hukuku, Cilt 1, Ankara 2016, sh 509-510, 513. Prof. Dr. Ramazan Arslan, Prof. Dr. Ejder Yılmaz, Prof. Dr. Sema Taşpınar Ayvaz, Medeni Usul Hukuku, 1. Baskı, Ankara 2016, sh 258-259.
Baki Kuru, Ramazan Arslan, Ejder Yılmaz, Medeni Usul Hukuku, 22. Baskı, Ankara 2011 sh.234. Baki Kuru, İstinaf Sistemine Göre Yazılmış Medeni Usul Hukuku, 1. Baskı, sh.173 vd.).
Uygulamada sıfat için ''husumet'' terimi kullanılmaktadır. Fakat, husumet (özellikle husumet ehliyeti) teriminin, taraf ehliyeti ve dava ehliyeti (ve hatta dava takip yetkisi) terimleri için de kulanıldığı görülmektedir. Böylece, bugün uygulamada kullanılan ''husumet'' teriminin belirli bir anlamı yoktur. Bu terim ile neyin kastedildiğini anlayabilmek için her olayın ayrı ayrı incelenmesi gerekmektedir.
Bu nedenle, husumet terimi yerine, daha açık olan taraf ehliyeti, dava ehliyeti ve taraf sıfatı terimlerinin kullanılması doğru olur. Yukarıda da belirtildiği gibi, sıfat, dava konusu yapılan ve maddi hukuktan doğan hak ile taraflar arasındaki ilişkidir. Dava dilekçesinde davacı ve davalı olarak gösterilen kişiler şeklen o davanın taraflarıdır.
Ancak mahkemenin bu taraflar arasında dava konusu hakkın esası bakımından bir karar verebilmesi için, bu kişilerin o davada gerçekten davacı ve davalı sıfatına sahip olmaları gerekir.
Bir davada taraf olarak gösterilen kişiler, taraf ve dava ehliyetine ve davayı takip yetkisine sahip olsalar bile, bu kişilerden birinin o davada gerçekten davacı veya davalı olmak sıfatı yoksa, dava konusu hakkın esasına ilişkin bir karar verilemez ve dava sıfat yokluğundan (husumetten), esastan reddedilir.
Taraf sıfatının (davacı bakımından aktif husumet ehliyetinin; davalı bakımından, pasif husumet ehliyetinin) yokluğu, davada taraf olarak gözüken kişiler arasında dava konusu hakkın doğumuna engel olduğu için (def'i değil) bir itirazdır. Diğer bütün itiraz hallerinde olduğu gibi sıfat yokluğu da ancak dava dosyasından anlaşılabildiği ölçüde hakim tarafından kendiliğinden (re'sen) gözetilir. Sıfat yokluğu, bir davada dava şartlarından sonra, yani tahkikat aşamasında incelenir.
Sıfat yokluğunun, mümkünse diğer itirazlardan önce incelenmesi gerekir. Çünkü, taraflardan birinin taraf sıfatı yoksa, diğer itiraz ve def'ilerin incelenmesine gerek kalmaz (HMK md. 143). (Prof. Dr. Ramazan Arslan, Prof. Dr. Ejder Yılmaz, Prof. Dr. Sema Taşpınar Ayvaz. Medeni Usul Hukuku 1. Baskı Ankara 2016 sh 258-261).
Nitekim yukarıda açıklanan ilkeler Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun 27.11.2013 tarih, 2013/13- 439 E. 2013/1595 K. sayılı kararı ile 25/11/2015 tarih 2014/1-1019 E. 2015/2687 K.sayılı kararlarında da vurgulanmıştır.
Bu açıklamalar çerçevesinde somut olayın değerlendirilmesine gelince; davacının davalı ...'nin davalı ...'un ...'nin ortağı ve yetkili temsilcisi olmasına karşın, davacının şirket ortağı ve yetkili temsilcisi olmadığı, yine davalı ...'un dava tarihi itibariyle davalı ... Şirketi'nin ortağı ve temsilcisi olmadığı, dava tarihi itibariyle davacının ...Şirketi'nin ortağı olduğu, dava dışı ...'un ise şirketin yetkili temsilcisi olduğu anlaşılmakla ilk derece mahkemesinin davacının ve davalı ...'un davalı şirketlerdeki sıfatları tespit edilerek davacı ve davalıların eldeki davada aktif ve pasif husumet ehliyetlerinin bulunup bulunmadığının değerlendirilmemesi usul ve yasaya aykırıdır.
Tüm bu nedenlerle ilk derece mahkemesince uyuşmazlığın çözümünde etkili olabilecek ölçüde önemli nitelikteki delillerin toplanmamış ve değerlendirilmemiş olduğu anlaşılmakla 6100 Sayılı HMK'nın 22/07/2020 tarih ve 7751 Sayılı Yasa'nın 35.maddesi ile değişik 353/(1)-a.6.maddesi gereğince davanın yeniden görülmesi için dosyanın ilk derece mahkemesine gönderilmesine karar vermek gerekmiş ve takdiren aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur.
Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 21. Hukuk Dairesi, E. 2025/516, K. 2025/626, 3 Haziran 2025 tarihli karar · Kaynak: UYAP Emsal Karar Arama