KÜNYE
T.C. Ankara Bölge Adliye Mahkemesi Bam 22. Hukuk Dairesi T.C. Ankara Bölgeadliyemahkemesi 22. Hukukdairesi Davalılar
- Mercii
- Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 22. Hukuk Dairesi
- Karar tarihi
- 24 Ocak 2024
- Esas no
- 2021/638 (KABUL KALDIRMA
- Karar no
- 2024/17
- Başkan
- ... (...
- Üye
- ... (...
- Üye
- ... (...
- Katip
- ... (...
- İncelenen kararın mahkemesi
- ANKARA 1. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
- Tarihi
- 16/12/2019
- Esas-karar no
- 2016/850 E 2019/1066 K
- Davacı
- —
- Vekili
- —
- Davanın konusu
- Alacak
- Yazıldığı tarih
- 21/02/2024
Karar Metni
1.894 kelime·9 dk okuma·8 bölüm
Taraflar arasında yukarıda bilgileri belirtilen kararın Dairemizce incelenmesi taraf vekilleri tarafından istenmiş, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 352. maddesi uyarınca, yapılan ön inceleme sonucu, istinaf dilekçesinin süresi içinde verildiği ve eksiklik bulunmadığı anlaşıldığından inceleme aşamasına geçilmiştir. İncelemenin dosya üzerinde yapılmasına karar verildi.
GEREĞİ GÖRÜŞÜLDÜ
İDDİANIN ÖZETİ
Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; taraflar arasında 29/01/2016 tarihli sözleşme imzalandığını, müvekkilinin sözleşmede kararlaştırılan makine bedeli olarak 53.700,00 USD'yi ödediğini, sözleşmenin 7.maddesinde cihazın özelliklerinin tek tek yazıldığını, müvekkilinin makinayı sözleşmede yazılı vasıflar nedeniyle satın aldığını, 02/04/2016 tarihinde müvekkil şirket fabrikasına kurulan makinenin davalılar tarafından kurulup çalıştırılması sırasında 7.1, 7.2, 7.3, 7.5, 7.7, 7.8, 7.9, 7.10, 7.14 ve 7.15, maddelerindeki özelliklerinden yoksun olduğunun görüldüğünü,
bu durumun davalının kurulumdaki personeli tarafından gözlemlendiği gibi davalıya da bildirildiğini belirterek fazlaya ilişkin haklar saklı kalmak kaydıyla şimdilik 53.700,00 USD 'nin 03/08/2016 tarihinden itibaren ticari faizi ile birlikte davalılardan tahsiline karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
SAVUNMANIN ÖZETİ
Davalılar vekili cevap dilekçesinde özetle.
Bursa Mahkemelerinin yetkili olduğunu, davanın hak düşürücü süre içinde açılmadığını, alacağın zamanaşımına uğradığını, müvekkili ...'in sözleşmede şahsi imzasının bulunmadığını, müvekkilinin dava konusu makinenin üretici, satıcısı veya üretici-satıcısı olmadığını, asıl satış sözleşmesinin davacı ile dava dışı ... firması arasında imzalandığını, makina bedelinin bu şirkete ödendiğini, müvekkilinin satış sözleşmesinin tarafı olmadığını, TBK 520.maddesi anlamında simsarlık dışında faaliyetinin bulunmadığını, dava konusu makineyi davacının isteklerine uygun olarak özel olarak üreten ve davacıya satan dava dışı ...
Ltd. olduğunu, müvekkilinin sadece bu satış işinde aracı olduğunu ve tarafları bir araya getirdiğini, bu sebeple iş bu davanın husumet nedeni ile reddine karar verilmesi gerektiğini, makinenin ayıplı olmadığını, davacı tarafça kullanım talimatına aykırı kullanıldığını, davacının ileri sürdüğü ayıpların açık ayıp olduğundan ve davacı tarafça 2 gün içerisinde ayıp iddiasında bulunmadığından hak düşürücü sürenin geçtiğini savunarak davanın reddine karar verilmesini istemiştir.
İLK DERECE MAHKEMESİ KARAR ÖZETİ
Mahkemece toplanan delillere ve tüm dosya kapsamına göre, taraflar arasında 29/11/2016 tarihli sözleşmenin akdedildiği, sözleşmenin konusunun ....
Ltd. firmasına ait Tayvan menşeli PSG/2500-C4 model 4 kameralı kameralardan birisi 360 derece mercekli olan otomatik ayıklama cihazının satın alınması ve teslimi olduğu, cihazın davalı tarafından davacıya teslim edildiği ancak davacı tarafından cihazın sözleşmenin 7.1, 7.2, 7.3, 7.5, 7.7, 7.8, 7.9, 7.10, 7.14, 7.15 maddelerine uygun olmadığı ve ayıplı olduğu bu nedenle alınan cihaz nedeniyle ödenen 53.700,00 USD'ın ödenmesi için 28/07/2016 tarihli noter ihtarnamesi ile davalıya ayıp ihbarında bulunularak alacak talep ettiği, cihazın 02/04/2016 tarihinde davacı firma fabrikasında kurulduğu,
firmanın belirtildiği 12/04/2016 tarihli dosya kapsamında bulunan mail ile dava konusu cihazın kurulumu sırasında tespit edilen problemlerin sözleşmede tedarikçi olarak yer alan ...'e bildirildiği, makinede görülen problemler ile ilgili bir dizi mailleşmenin olduğu, bu tarihten önce tespit edilen eksikliklerin davalıya bildirildiğine dair başkaca bir belge sunulmadığı, davaya konu cihazın bulunduğu yerde konusunda uzman bilirkişiler marifetiyle mahkeme heyetince yapılan keşif sonucunda düzenlenen kök ve ek raporda;
tarafların dava konusu anlaşmazlığa esas cihazın satın alınmasında teknik şartname hazırlanırken basiretli tacir gibi hareket etmedikleri, dava konusu cihazın genel olarak sözleşme hükümlerine uygun şekilde vazifesini yapabildiği ve ayıplı bir cihaz olmadığı ancak sözleşme hükümlerine göre dava konusu cihazın genel olarak sözleşme hükümlerine uygun olarak vazifesini yapabildiği ve ayıplı bir cihaz olmadığı,
sözleşme hükümlerine göre cihazda bulunması zorunlu unsurlardan cihazın işletim sisteminin Türkçe dili özellikli olması (1.2) ile cihazın program hazırlama ve değiştirme yetkilendirme/kısıtlama özelliğinin kullanıcı bazlı olması özelliklerinin (7.3) mevcut olmadığı, mevcut eksikliklerin bu haliyle eksik ifa niteliğinde olduğu,
bu eksikliklerin tamamlanabilecek eksiklikler olduğu ve toplam sözleşme bedeli üzerinde %12'lik bir kısma tekabül ettiği, dava tarihi itibariyle tespit edilen bu eksikliklerin 6.712,5 USD'a tekabül ettiği yönünde görüş belirtilmekle, bilirkişi raporlarının hüküm kurmaya ve denetime elverişli kabul edilerek dava konusu cihazın ayıplı mal niteliğinde olmadığı,
sözleşmede belirtilen bir takım eksikliklerin bulunduğu ancak bu eksikliklerin edimi eksik ifası niteliğinde olduğu bu eksik ifa kısmının sözleşme bedelinin 6.712,50 USD'a tekabül ettiği kanaatine varıldığı gerekçesiyle davanın kısmen kabulü ile 6.712,50 USD'nin davalının temerrüde düşürüldüğü tarih olan 29/07/2016 tarihinde itibaren işleyecek avans faizi ile birlikte davalıdan tahsiline karar verilmiştir.
İSTİNAF SEBEPLERİ
Davacı vekili istinaf başvuru dilekçesinde özetle; müvekkilinin satış sözleşmesi gereğince satım bedelini eksiksiz ödediğini, makinenin davalı şirket tarafından kurulumu ve çalıştırılması sonucunda sözleşmenin 7.1, 7.2, 7.3, 7.5, 7.7, 7.8, 7.9, 7.10, 7.14, 7.15 maddesinde vaat edilen kabiliyetlerden yoksun olduğunun anlaşıldığını, durumun davalıya bildirildiğini, davalının bu yoksunlukların giderileceğini söylediğini, müvekkilini oyaladığını, hükme esas alınan bilirkişi raporunda hakim yerine geçilerek hukuki değerlendirmeler yapıldığını, raporun eksik incelemeye dayalı olduğunu ve denetime elverişli olmadığını,
45 sayfalık mail yazışmalarında davalının makinanın iadesini kabul ettiğini, bu yazışmaların yeterince incelenmediğini ileri sürerek ilk derece mahkemesi kararının kaldırılmasını istemiştir.
Davalılar vekili istinaf başvuru dilekçesinde özetle; mahkemenin yetkisiz olduğunu, asıl alım satım sözleşmesinin davacı ile dava dışı şirket arasında akdedildiğini, makinayı üreten, sevk ve kurulumunu yapan ve bedelini tahsil eden şirketin dava dışı şirket olduğunu, müvekkilinin bu alışverişte sadece aracı olduğunu, bu nedenle davanın husumetten reddi gerektiğini, alacağın zamanaşımına uğradığını, makinanın özel tasarım bir makina olduğunu,
davacının istek ve taleplerine göre dava dışı şirkete gönderdiği numuneler üzerinde yapılan çalışma ve raporlamaların dava dışı şirket tarafından davacıya sunulması ve davacı tarafından kabul edilmesi ile talebe göre program geliştirilerek 29/01/2016 tarihinde imzalanan sözleşme ile talep edilen tarihte davacının işyerinde kurulum ve çalıştırılması işleminin gerçekleştirildiğini, makinanın tüm kabiliyetleri karşılar nitelikte olduğunu, müvekkiline bildirim yapılmadığını, kullanım doğrultusunda sözleşmede yazılı kabiliyetler dışında doğan artı ihtiyaç doğrultusunda iyileştirmeler için davacıya destek verildiğini, makinanın ayıplı olmadığını,
kullanım talimatına aykırı kullanıldığını, makinada ayıp ve eksiklik bulunmadığını ileri sürerek, yetki itirazının kabulüne olmadığı taktirde husumet, zamanaşımı ve esastan davanın reddine karar verilmesini istemiştir.
UYUŞMAZLIK KONUSU OLAN HUSUSLAR
Uyuşmazlık, mahkemenin yetkili olup olmadığı, taraflar arasında satım sözleşmesi bulunup bulunmadığı, sözleşmeye konu malın ayıplı olup olmadığı noktalarında toplanmaktadır.
DELİLLERİN DEĞERLENDİRİLMESİ VE GEREKÇE
Dava, ayıp iddiasına dayalı bedel iadesi istemine ilişkindir. İnceleme, 6100 sayılı HMK’nin 355.maddesi uyarınca istinaf dilekçesinde ileri sürülen sebeplerle sınırlı, ancak kamu düzenine ilişkin nedenler resen göz önünde tutularak yapılmıştır. Taraf vekillerinin esasa yönelik istinaf itirazları nedeniyle işin esasının incelenmesine geçilmeden önce hükmün 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanununun 297. maddesine uygun olup olmadığı ve kısa karar ile gerekçeli karar çelişkisi bulunup bulunmadığı hususu ön sorun olarak tartışılmıştır.
6100 sayılı HMK'nın 297/1-c maddesinde hükmün gerekçe bölümünün, 2. fıkrada ise hükmün sonuç bölümünün kapsayacağı hususlar düzenlenmiştir. Anılan 297/1-c maddesinde, hükmün, iki tarafın iddia ve savunmalarının özetini, anlaştıkları ve anlaşamadıkları hususları, çekişmeli vakıalar hakkında toplanan delilleri, delillerin tartışılması ve değerlendirilmesini, sabit görülen vakıalarla bunlardan çıkarılan sonuç ve hukuki sebepleri de kapsaması gerektiği öngörülmüştür.
HMK'nın 297/2. maddesinde, hükmün sonuç kısmında, gerekçeye ait herhangi bir söz tekrar edilmeksizin, taleplerden herbiri hakkında verilen hükümle, taraflara yüklenen borç ve tanınan hakların, sıra numarası altında; açık, şüphe ve tereddüt uyandırmayacak şekilde gösterilmesinin zorunlu olduğu öngörülmüştür. Kararın hüküm fıkrası ile gerekçesi birbirine sıkı sıkıya bağlı olup, arasında çelişki bulunmaması gerekmektedir.
Öte yandan, tarafların tüm delilleri toplanıp, inceledikten ve son sözleri dinlenip duruşmanın bittiği bildirildikten sonra hakimin, HMK'nın 298/3. maddesi uyarınca kararı, gerekçesi ile birlikte yazması ve hüküm sonucunu HMK'nın 294/3. maddesinde öngörülen biçimde tefhim etmesi asıldır. Ne var ki, uygulamada HMK'nın 294/4. maddesi hükmüne dayanılarak zorunlu nedenlerle sadece hüküm sonucu tutanağa geçirilip, tefhim edilmekte, gerekçeli karar daha sonra yazılmaktadır.
İşte bu gibi hallerde, HMK'nın 294/3. maddesine uygun olarak tarafların hak ve yükümlülüklerini açıkça gösteren tefhim ile aleniyet ve hukuki varlık kazanan kısa karara uygun olarak gerekçeli kararın yazılması zorunludur. Esasen, kısa kararı yazıp, tefhim etmekle davadan el çekmiş olan hakimin artık bu kararını değiştirmesine yasal olanak bulunmamaktadır. HMK'nın 298/2. maddesi uyarınca, gerekçeli karar tefhim edilen hüküm sonucuna aykırı olamaz.
Öte yandan, kısa kararla gerekçeli kararın çelişkili ya da farklı olması, yargılamanın aleniyetine, kararların alenen tefhim edilmesine ilişkin Anayasa'nın 141. maddesi ile HMK'nın yukarıda değinilen buyurucu nitelikteki maddelerine de aykırı bir durum yaratır. Ayrıca, anılan husus kamu düzeni ile ilgili olup, gözetilmesi yasa ile hakime yükletilmiş bir ödevdir.
Aksi düşünce ve uygulama yargının, yargıcın ve kararlarının her türlü düşünceden uzak, saygın ve güvenilir olması ilkesi ile bağdaşmaz.
Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 07.12.2011 tarih 15-708 E, 737 K sayılı ilamında açıklandığı üzere; gerekçe, hakimin (mahkemenin) tespit etmiş olduğu maddi vakıalar ile hüküm fıkrası arasında bir köprü görevi yapar. Gerekçe bölümünde hükmün dayandığı hukuki esaslar açıklanır.
Hakim, tarafların kendisine sundukları maddi vakıaların hukuki niteliğini (hukuk sebepleri) kendiliğinden (re'sen) araştırıp bularak hükmünü dayandırdığı hukuk kurallarını ve bunun nedenlerini gerekçede açıklar (Kuru, Baki/Arslan, Ramazan/ Yılmaz, Ejder. Medeni Usûl Hukuku Ders Kitabı 6100 sayılı HMK'na Göre Yeniden Yazılmış, 22 Baskı, Ankara 2011, s.472). Hakim, gerekçe sayesinde verdiği hükmün doğru olup olmadığını, yani kendini denetler.
Üst mahkeme de bir hükmün hukuka uygun olup olmadığını ancak gerekçe sayesinde denetleyebilir. Taraflar da ancak gerekçe sayesinde haklı olup olmadıklarını daha iyi anlayabilirler.
HMK'nın 355/1.m.2.cümlesi:"...Ancak, bölge adliye mahkemesi kamu düzenine aykırılık gördüğü takdirde bunu resen gözetir.."hükmünü içermektedir. Bu genel açıklamaların ışığında somut olaya bakıldığında;
Mahkemece 16/12/2019 tarihli kısa kararda.
"Davanın kısmen kabulü ile 6.712,50USD'nin davalının temerrüde düşürüldüğü tarih olan 29/07/2019 tarihinden itibaren işleyecek avans faizi ile birlikte davalıdan alınarak davacıya verilmesine" karar verilmiş, gerekçeli kararın gerekçe kısmında "...Davanın kısmen kabulü ile 6.712,50 USD'nin davalının temerrüde düşürüldüğü tarih olan 29/07/2016 tarihinden itibaren işleyecek avans faizi ile birlikte davalıdan tahsiline ..." karar verilerek gerekçeli kararın hüküm fıkrasında,
"6.712,50USD'nin davalının temerrüde düşürüldüğü tarih olan 29/07/2019 tarihinden itibaren işleyecek avans faizi ile birlikte davalıdan alınarak davacıya verilmesine" karar verilmiş, 16/01/2020 tarihli tavzih kararında ise temerrüt tarihinde maddi hata yapıldığı belirtilerek "6.712,50 USD'nin davalının temerrüde düşürüldüğü tarih olan 29/07/2016 tarihinden itibaren işleyecek avans faizi ile birlikte davalıdan alınarak davacıya verilmesine" şeklinde hüküm tavzih edilmiştir.
Gerekçeli karar ve tavzih kararı taraflara tebliğ edilmiştir.
Tavzih edilen karar ile faiz başlangıç tarihi 29/07/2016 olarak düzeltilmiş ise de bu durumda kısa kararla tavzih ile düzeltilen gerekçeli kararın hüküm fıkrası arasında çelişki oluşturulmuştur.
Kanunda belirtilen sınırlar ve kurallar çerçevesinde hem maddi, hem de hukuki denetim yapılan istinaf kanun yolunda, HMK'nın 353/(1)-b-2. maddesi, yargılamada eksiklik bulunmamakla beraber, kanunun olaya uygulanmasında hata edilip de yeniden yargılama yapılmasına ihtiyaç duyulmadığı takdirde veya kararın gerekçesinde hata edilmiş ise düzelterek yeniden esas hakkında duruşma yapılmadan karar verileceği düzenlemesini içermekte ise de somut olayda, kısa karar ile tavzih edilen gerekçeli kararın hüküm fıkrası arasında çelişki olup, hakimin hangi hükmü oluşturmak istediği belli olmadığından, maddi ve hukuki denetime elverişli bir hüküm bulunduğundan söz edilemez.
Bu durumda Dairemizce, kısa karar ve tavzih edilen gerekçeli kararın hüküm fıkrası arasındaki çelişkiyi giderecek şekilde yeniden karar verilebilmesi için HMK'nın 355/1.m.2.cümle hükmü re'sen gözetilerek esası incelenmeksizin kararın kaldırılmasına ve davanın yeniden görülmesi için dosyanın kararı veren ilk derece mahkemesine gönderilmesine karar vermek gerekmiştir. Kaldırma nedenine göre istinafa gelen tarafların istinaf itirazları bu aşamada incelenmemiştir.
NOT
BU BELGE ELEKTRONİK İMZA İLE İMZALANMIŞ OLUP, AYRICA FİZİKİ OLARAK İMZALANMAYACAKTIR. "5070 sayılı Kanun m. 5 ve 6098 sayılı TBK m. 15. uyarınca elektronik imza ile oluşturulan belgeler elle atılan fiziki imza ile aynı sonucu doğurur."
Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 22. Hukuk Dairesi, E. 2021/638, K. 2024/17, 24 Ocak 2024 tarihli karar · Kaynak: UYAP Emsal Karar Arama