KÜNYE
T.C. Ankara Bölgeadliyemahkemesi 22. Hukukdairesi Davacı Vekili Davalı
- Mercii
- Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 22. Hukuk Dairesi
- Karar tarihi
- 14 Ekim 2024
- T.C. ANKARA BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ BAM 22. HUKUK DAİRESİ Esas-Karar No
- 2022/1067 - 2024/1162
- Esas no
- 2022/1067 (KABUL KALDIRMA
- Karar no
- 2024/1162
- İncelenen kararın mahkemesi
- ANKARA 1. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
- Tarihi
- 14/03/2022
- Esas-karar no
- 2020/685 E 2022/186 K
- Davanın konusu
- Menfi Tespit
- Yazıldığı tarih
- 23/10/2024
Karar Metni
1.267 kelime·6 dk okuma·8 bölüm
Taraflar arasında yukarıda bilgileri belirtilen kararın Dairemizce incelenmesi davacı vekili tarafından istenmiş, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 352. maddesi uyarınca, yapılan ön inceleme sonucu, istinaf dilekçesinin süresi içinde verildiği ve eksiklik bulunmadığı anlaşıldığından inceleme aşamasına geçilmiştir. İncelemenin dosya üzerinde yapılmasına karar verildi.
GEREĞİ GÖRÜŞÜLDÜ
İDDİANIN ÖZETİ
Davacı vekilince asıl ve birleşen davalarda. 31/07/2020 keşide tarihli, 38.000,00-TL bedelli, 31/09/2020 keşide tarihli 40.000 TL bedelli, 31/09/2020 keşide tarihli 16.000,00 TL bedelli çeklerin keşide edildiğini, söz konusu çekin daha sonrasında lehdarı ... tarafından faktoring işlemi için ...
A.ş firmasına temlik edildiğini, çek ile ilgili ödeme yasağı konulduğunu, ödemeden men kararının bankaya gönderilerek kayıtlara işlendiğini, müvekkilinin zayi olmuş çek bedellerini ödeme yasağı olması nedeniyle tevdi mahalline ödediğini, bu durumdan alacaklıyı 14.08.2020 tarihinde yapılan hacizle, 31.08.2020 ve 08.10.2020 tarihinde gönderilen ihtarname ile haberdar etmesine rağmen davalı tarafın kötü niyetli olarak ihtiyati haciz ve cebri icra baskısı ile müvekkilin tevdii mahalline ödediği çek bedellerini ikinci kez tahsil etmeye çalıştığını,
müvekkilinin icra takibi yapılmasında herhangi bir kusuru olmadığı gibi takibe konu çekleri ibraz tarihinde tevdi mahalline ödemiş olmakla söz konusu çekler nedeniyle herhangi bir sorumluluğu ve borcu kalmadığını, müvekkilinin icra takibine konu edilen çekler nedeniyle borçlu olmadığının tespitine, kötü niyetli olarak icra takibi yapan ve haciz işlemi uygulayan davalı aleyhinde %20'den aşağı olmamak üzere kötü niyet tazminatına hükmedilmesini, karar verilmesini dava ve talep etmiştir.
SAVUNMANIN ÖZETİ
Davalı tarafça asıl ve birleşen davalarda ; haksız ve hukuki mesnetten yoksun davanın esastan reddine, kötü niyetli davacının %20 den aşağı olmamak üzere tazminata karar verilmesini talep etmiştir.
İLK DERECE MAHKEMESİ KARARININ ÖZETİ
Mahkemece; taraflar arasındaki ihtilafın: Asıl ve birleşen davalar yönünden ihtilafın; söz konusu davaların keşidecisinin davacı olduğu, çeklerin kargoda zayi olmaları nedeni ile ...Aş. firması tarafından çek iptali davalarının açıldığı, mahkemece ödeme yasağı konulduğu davacı/keşideci/borçlu tarafından tevdii mahalli tayin ettirilerek çek bedellerinin belirlenen mahallere yatırıldığı, daha sonra çeki elinde bulunduran hamil davalı/alacaklı tarafından çekler dayanak gösterilerek yapılan icra takiplerinden kaynaklı davacının borçlu olup olmadığının tespitine yönelik menfi tespit davası olduğu,
dava ve icra takibine konu olan çekler Kambiyo senedi ve havale niteliğinde bir ödeme aracı olup çeki elinde bulunduran hamil bankaya ibraz etmek sureti ile alacağını tahsil etme hakkını kullanabileceği, çekin keşidecisi olan davacının imzayı inkar veya herhangi bir nedenle dava ve icra takiplerine konu çeklerden borçlu olmadığını iddia etmediği gibi borcunu kabul ettiği, çeklerin zayii olduğu dönemde tevdi mahalli tayin ettirmek sureti ile borçlu olmaktan kurtulmuş olmayacağı, bu durumun çeki elinde bulunduran hamil/alacaklı/davalı'nın icra takibi yapmasına engel olacak mahiyette bir hak doğurmayacağı,
kısa kararda sehven her ne kadar sadece davanın reddine denilmiş olsa da. Asıl ve Birleşen davalar yönünden davaların ayrı ayrı reddine karar verilmiş, hükme karşı davacı vekilince istinaf yasa yoluna başvurulmuştur.
İSTİNAF SEBEPLERİ
Davacı vekili; tevdi mahalline yapılan ödemenin borcu sona erdirdiğini, müvekkilinin borcu kalmadığını belirterek ilk derece mahkemesinin kararının kaldırılarak asıl ve birleşen davaların kabulüne karar verilmesini istemiştir.
UYUŞMAZLIK KONUSU OLAN HUSUSLAR
Uyuşmazlık; keşidecinin çek bedelini tevdi mahalline ödemesi nedeniyle keşidecinin lehtar ve son hamile karşı borçlu olmadığının tespitini talep edip edemeyeceği hususuna ilişkindir.
DELİLLERİN DEĞERLENDİRİLMESİ VE GEREKÇE
Asıl ve birleşen davalarda; keşideci aleyhine icra takibine konu edilen çeklerin tevdi mahalline ödenmesi nedeniyle borçsuzluğun tespiti istemine ilişkindir.
İnceleme, 6100 sayılı HMK'nın 355.madde hükmü uyarınca istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak ve kamu düzenine aykırı hususların olup olmadığı gözetilerek yapılmıştır.
Davacının istinaf itirazlarının incelenmesinden önce hükmün 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanununun 297. maddesine uygun olup olmadığı ve hüküm ile gerekçeli karar çelişkisi bulunup bulunmadığı hususu ön sorun olarak tartışılmıştır.
Adil Yargılanma Hakkı Anayasamızın 36/1. maddesinde ve Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin 6. maddesinde düzenlenmiştir. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'nin bazı kararları ile Anayasa Mahkemesinin bireysel başvuruya ilişkin bazı kararlarında gerekçeli karar hakkının adil yargılanma hakkının somut görünümlerinden olduğu belirtilmiştir. Anayasanın 141/3.maddesine göre bütün mahkemelerin her türlü kararları gerekçeli olarak yazılır. Adil yargılanma hakkının sağlanması kapsamında kararların gerekçeli olmasıyla ilgili kamu düzenine ilişkin hükümlere 6100 sayılı HMK'da da yer verilmiştir.
HMK'nun 297. maddesine göre, kararda tarafların iddia ve savunmalarının özeti, anlaştıkları ve anlaşamadıkları hususları, çekişmeli vakıalar hakkında toplanan delillerin tartışılması ve değerlendirilmesi, sabit görülen vakıalarla bunlardan çıkarılan sonuç ve hukuki sebepler yer almalı ve sonuç kısmında da taraflara yüklenen borç ve tanınan haklar, sıra numarası altında, açık, şüphe ve tereddüt uyandırmayacak şekilde gösterilmelidir. HMK 298/2. maddede ise gerekçeli karar, tefhim edilen hüküm sonucuna aykırı olamaz hükmü mevcuttur.
HGK'nun 24/02/2010 Tarihli 2010/1-86 Esas, ve 2010-108 Karar sayılı kararında da belirtildiği üzere; "yasanın aradığı anlamda oluşturulacak kararların hüküm fıkralarının açık, anlaşılır, çelişkisiz, uygulanabilir olmasının gerekliliği kadar; kararın gerekçesinin de, sonucu ile tam bir uyum içinde, o davaya konu maddi olguların mahkemece nasıl nitelendirildiğini, kurulan hükmün hangi nedenlere ve hukuksal düzenlemelere dayandırıldığını ortaya koyacak; kısaca, maddi olgular ile hüküm arasındaki mantıksal bağlantıyı gösterecek nitelikte olması gerekir.
Zira tarafların o dava yönünden, hukuk düzenince hangi nedenle haklı veya haksız görüldüklerini anlayıp değerlendirebilmeleri ve Yargıtay’ın hukuka uygunluk denetimini yapabilmesi için, ortada, usulüne uygun şekilde oluşturulmuş; hükmün hangi nedenle o içerik ve kapsamda verildiğini ayrıntılarıyla gösteren, ifadeleri özenle seçilmiş ve kuşkuya yer vermeyecek açıklıktaki bir gerekçe bölümünün ve buna uyumlu hüküm fıkralarının bulunması zorunludur."
Kararın gerekçesinin kendi içinde çelişkili olması ve hüküm ile gerekçenin bir kısmı arasında çelişki yaratılması da yukarıda açıklanan ve Anayasa ile teminat altına alınan yargılamanın açıklığı, adil yargılanma hakkı prensibine ve kararların gerekçeli olması gerektiğine dair anayasa ve yasa hükümlerine de açıkça aykırıdır.
Yine HMK 297/2.maddesinde; "Hükmün sonuç kısmında, gerekçeye ait herhangi bir söz tekrar edilmeksizin, taleplerden her biri hakkında verilen hükümle, taraflara yüklenen borç ve tanınan hakların, sıra numarası altında; açık, şüphe ve tereddüt uyandırmayacak şekilde gösterilmesi gerekir." hükmü getirilmiş olup, mahkeme hüküm fıkrasında "taleplerden her biri hakkında" açık bir şekilde karar vermekle yükümlüdür.
Bu genel açıklamaların ışığında somut olaya bakıldığında;
Asıl dava yönünden mahkeme kısa kararında; davanın reddine karar verilmişken gerekçeli karar da asıl ve birleşen davaların reddine karar verilmekle kısa karar ile gerekçeli karar arasında çelişki yaratılmıştır. Kısa kararda birleşen davalar yönünden karar verilmemesi doğru olmamıştır.
Kanunda belirtilen sınırlar ve kurallar çerçevesinde hem maddi, hem de hukuki denetim yapılan istinaf kanun yolunda, HMK'nın 353/(1)-b-2, maddesi, yargılamada eksiklik bulunmamakla beraber, kanunun olaya uygulanmasında hata edilip de yeniden yargılama yapılmasına ihtiyaç duyulmadığı takdirde veya kararın gerekçesinde hata edilmiş ise düzelterek yeniden esas hakkında duruşma yapılmadan karar verileceği düzenlemesini içermekte ise de, somut olayda maddi ve hukuki denetime elverişli bir hüküm bulunduğundan söz edilemez.
Bu durumda Dairemizce, bu husus kamu düzenine ilişkin olmakla HMK'nin 355.maddesi uyarınca esası incelenmeksizin kararın kaldırılmasına ve usulüne uygun nitelikte karar verilmek üzere davanın yeniden görülmesi için dosyanın ilk derece mahkemesine gönderilmesine karar verilmesi gerekmiştir.
Kaldırma nedenine göre davacı vekilinin istinaf itirazlarının bu aşamada incelenmesi gerekmemiştir.
NOT
BU BELGE ELEKTRONİK İMZA İLE İMZALANMIŞ OLUP, AYRICA FİZİKİ OLARAK İMZALANMAYACAKTIR. "5070 sayılı Kanun m. 5 ve 6098 sayılı TBK m. 15. uyarınca elektronik imza ile oluşturulan belgeler elle atılan fiziki imza ile aynı sonucu doğurur."
Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 22. Hukuk Dairesi, E. 2022/1067, K. 2024/1162, 14 Ekim 2024 tarihli karar · Kaynak: UYAP Emsal Karar Arama