KÜNYE
T.C. Ankara Bölgeadliyemahkemesi 22. Hukukdairesi
- Mercii
- Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 22. Hukuk Dairesi
- Karar tarihi
- 23 Mayıs 2025
- T.C. ANKARA BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ BAM 22. HUKUK DAİRESİ Esas-Karar No
- 2024/929 - 2025/635
- Esas no
- 2024/929 KABUL DÜZELTEREK YENİDEN
- Karar no
- 2025/635 ESAS HAKKINDA KARAR VERİLMESİ
- İncelenen kararın mahkemesi
- ANKARA 11. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
- Tarihi
- 28/03/2024
- Esas-karar no
- 2022/873 E - 2024/223 K
- Davanın konusu
- Menfi Tespit
- Yazıldığı tarih
- 23/06//2025
Karar Metni
1.458 kelime·7 dk okuma·8 bölüm
Taraflar arasında yukarıda bilgileri belirtilen kararın Dairemizce incelenmesi davacı vekili tarafından istenmiş, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 352. maddesi uyarınca, yapılan ön inceleme sonucu, istinaf dilekçesinin süresi içinde verildiği ve eksiklik bulunmadığı anlaşıldığından inceleme aşamasına geçilmiştir. İncelemenin dosya üzerinde yapılmasına karar verildi.
GEREĞİ GÖRÜŞÜLDÜ
İDDİANIN ÖZETİ
Davacı Asil; ...Elektronik İnş. Otomativ Turizm Ltd. Şti.'nin tek ortağı ve yetkilisi olduğunu, 16/12/2016 tanzim tarihli 5.500.000TL'lik senette şirketin borçlu gözüktüğünü ve senedin Ankara 28. İcra Müdürlüğünün 2020/5444 Esas sayılı dosyasında takibe konulduğunu, senette borçlu gözükmediği için kendisine tebligat yapılmadığını, şirketi daha sonra devir ettiğini, devir ettiği kişilerin devirde böyle bir borç gözükmediğinden sözleşme dışı işlem olarak bu bedeli rücu ettiğini, senetteki imzanın kendisine ait olmadığını, senedin tanzim tarihi itibarıyla tek yetkili kişi olduğunu, belirterek senet nedeni ile borçlu olmadığının tespiti ile %20'den az olmamak kaydıyla tazminatın davalıdan tahsiline karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
Davacı 30/03/2023 tarihli ıslah dilekçesinde; her ne kadar dava menfi tespit olarak açılmış ise de davayı imza inkarına dayanarak ıslah etmiştir.
SAVUNMANIN ÖZETİ
Davalı vekili; davacının Ankara 28. İcra Müdürlüğünün 2020/5444 sayılı dosyasında borçlu olmadığını, müvekkili tarafından davacı aleyhine herhangi bir icra takibinde bulunmadığını, haksız ve hukuki dayanaktan yoksun davanın reddine, %20'den az olmamak üzere tazminata mahkum edilmesine, karar verilmesini talep etmiştir.
İLK DERECE MAHKEME KARAR ÖZETİ
Mahkemece; davaya konu 16.12.2016 tanzim 28.02.2020 ödeme tarihli 5.500.000,00TL bedelli senedin incelendiği; alacaklısının ... Ticaret A.Ş. borçlularının ... Elektronik İnş. Otomotiv Turz. Bilgisayar Tic. Ltd. Şti ve ... olduğu, senet üzerinde davacının adı yazılarak atılmış bir imzanın bulunmadığı, dava tarihi itibarıyla davacının şirket yetkilisi olmadığı ve kendisi adına senetteki imzanın inkarına dayalı dava açtığı, senette davacının isim ve imzasının bulunmadığı bu nedenle dava açmakta hukuki yararının bulunmadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiş, hükme karşı davacı tarafından istinaf yasa yoluna başvurulmuştur.
İSTİNAF SEBEPLERİ
Davacı vekili; şirketi temsile yetkili tek kişi olduğunu o tarihte böyle bir senet düzenlemediğini, dava açmakta hukuk yararı bulunduğunu davanın reddine karar verilemeyeceğini, taraflar arasında mal alışverişi bulunmadığını, senedin sahte olduğunun sabit olduğunu, aleyhine vekalet ücreti takdir edilemeyeceğini belirterek ilk derece mahkemesinin kararının kaldırılarak davanın kabulüne karar verilmesini istemiştir.
UYUŞMAZLIK KONUSU OLAN HUSUSLAR
Uyuşmazlık; davaya konu senette yetkili temsilci sıfatıyla imzası bulunan davacının dava açmakta hukuki yararının bulunup bulunmadığı hususuna ilişkindir.
DELİLLERİN DEĞERLENDİRİLMESİ VE GEREKÇESİ
Dava, imza inkarına dayalı menfi tespit istemine ilişkindir .
Dava Ankara 28.İcra Müdürlüğünün 2020/5444 sayılı takibe konu senetteki imzanın davacıya ait olmadığı iddiasıyla davacının ve davacının o dönemde yetkili temsilcisi olduğu, şirketin senetten dolayı sorumlu tutulamayacağı iddiasıyla takibin iptali istemine ilişkin olup, davadaki uyuşmazlığın, senette davacıya atfen atılı bulunan imzanın sahteliği nedeniyle, davacının dava açmakta hukuki yararının bulunup bulunmadığı, böyle bir davanın dava dışı senette keşideci sıfatıyla yer alan ... Elektronik İnş .Otomotiv Turz Bilgisayar San. Tic. Ltd.Ş. adına senedin tanzim tarihinde yetkili temsilcisi olan davacı tarafından açılıp açılamayacağı, aktif dava ehliyeti bulunup bulunmadığı hususlarında toplanmaktadır.
Ankara 28.İcra Müdürlüğünün 2020/5444 sayılı dosyası ile; alacaklı davalı ... Ticaret A.Ş tarafından, borçlular dava dışı ... Elektronik İnş. Otomotiv Turz. Bilgisayar Tic. Ltd. Şti ve ... aleyhine, 16.12.2016 tanzim, 28.02.2020 ödeme tarihli ve 5.500.000,00TL bedelli senede dayanılarak toplam 5.329.603,75TL üzerinden kambiyo senetlerine mahsus haciz yolu ile takibe girişilmiştir.
Mahkemece; davaya ve takibe konu senette davacı adına atılı imza bulunmadığı dava tarihi itibariyle keşideci şirketin yetkili temsilcisi olmadığı gerekçesiyle hukuki yarar yokluğundan davanın reddine karar verilmiştir.
Uyuşmazlığın çözümlenmesinde öncelikle dava hakkı, dava ehliyeti ve taraf sıfatı kavramları üzerinde durulmalıdır.
Medeni hukukta olduğu gibi medeni usul hukukunda da ehliyet büyük önem taşır. Konunun temeli, “hak” ve “dava hakkı” kavramlarına dayalıdır.
Bireylerin bir hakkın inkâr veya ihlali durumunda yargı gücüne başvurarak haklarının etkin şekilde korunmasını istemek konusunda sahip oldukları yetkiye “dava hakkı” denilmektedir. Bir kimsenin bu korumayı yargı gücünden belli bir hasma karşı fiilen talep etmesi ise davadır.
Doktrinde davada taraf kavramını açıklamaya yönelik olarak maddi taraf kuramı, şekli taraf kuramı ve işlevsel taraf kuramı başlıkları altında toplanabilecek üç farklı yaklaşım bulunmaktadır.
İşlevsel taraf kuramı yalnızca mal varlığı davaları bakımından tarafın belirlenmesine yönelik çözüm sunmakta iken, taraf olmayı maddi anlamda hakkın ayrılmaz parçası olarak gören maddi taraf kuramının aksine 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun (HMK) davada taraf tayininde, kimin kime karşı hukuki koruma istediğinin belirlenmesinde dava dilekçesinin esas alınmasını öngören şekli taraf kuramını esas aldığı münferit düzenlemelerinden (iradî taraf değişikliği: m.124; dava ve cevap dilekçelerinin içerikleri: m.119/1-b, c ve 129/1-b, c; kesin hükmün davanın tarafları açısından bağlayıcı olması: m. 303 gibi) açıkça anlaşılmaktadır.
HMK’nın 50. maddesinde taraf ehliyeti “Medenî haklardan yararlanma ehliyetine sahip olan, davada taraf ehliyetine de sahiptir.” şeklinde açıklanmıştır.
Davada taraf ehliyetinden maksat bir davada davacı veya davalı olarak yer alabilme ehliyetidir. Bu kavram medeni hukuktaki hak ehliyetinin medeni usul hukuku alanındaki uzantısını oluşturur (Tanrıver, S.: Medeni Usul Hukuku, c.I, Ankara 2016, s. 485).
HMK’nın 53. maddesinde talep sonucu hakkında hüküm alabilme yetkisi olarak tanımlanan dava takip yetkisi ise hukukumuzda davanın taraflarının tayininde şekli taraf kuramının kabul edilmesinin sonucu olarak taraf ve taraf sıfatı kavramlarının birbirlerinden ayrılmasının sonucu olarak varlık kazanmıştır.
Kişinin taraf ehliyetinin bulunması, taraf olarak yer aldığı davasını yürütebilmesi için tek başına yeterli değildir; kişinin dava ehliyetine de sahip olması gerekir (Erişir, E.: Medeni Usul Hukukunda Taraf Ehliyeti, İzmir 2007, s.57).
Dava ehliyeti ise bir kişinin bizzat yahut tayin edeceği temsilcisi aracılığı ile dava açabilmesi, davayla ilgili usul işlemleri yapabilmesi ve kendisine karşı dava açılması hâlinde de hakkını koruyucu beyanlarda bulunabilme yani savunma yapabilme ehliyeti olarak tanımlanabilir.
Davada davacı ve davalı olarak yer almakla taraf olarak gösterilenlerin maddi hukuk bakımından gerçekten bu niteliği taşıyıp taşımamaları tümüyle birbirinden farklı kavramlardır.
Nitekim dava konusu kılınan subjektif hakla davanın tarafları arasındaki ilişkiyi ifade eden ve dava dilekçesinde davacı ve davalı olarak gösterilmiş kişilerin maddi hukuk bakımından gerçekten hak sahibi veya yükümlü konumunda bulunup bulunmadığına ilişkin olarak sıfat kavramı karşımıza çıkar sıfat, belirli ve somut bir davada husumeti yöneltebilmek olanağını sağlayan hukuki bir durum olup statüye mensup olmayı ifade eden bir niteliktir. Belirli bir hak üzerinde dava hakkını sağlayan statü, o hakka sahip olmak olabileceği gibi temsil kuralları uyarınca o hakta tasarruf yetkisi de olabilir. Başka bir anlatımla; ileri sürülen hakkın veya hukuki durumun söz konusu davayı açmak yetkisini verip vermediği keyfiyeti sıfat kavramına karşılık gelir.
Dava, bizzat hak sahibi tarafından açıldığı zaman hak sahibi olmak durumu ile sıfat kavramları örtüşmekte ise de; dava, hak sahibinden başka bir kişi tarafından açıldığında sıfat kavramı bütün özerkliği ve özelliği ile meydana çıkmaktadır.
Bu açıklamalardan sonra somut uyuşmazlıkta; davacının senedin tanzim tarihi sırasında şirketin yetkili temsilcisi olduğu ve tek ortağı olması sıfatıyla şirket adına yetkili temsilci sıfatıyla atılı bulunan imzanın sahteliği, iddiasıyla dava açmakta hukuki yararı bulunmakla birlikte, senette davacı adına atılı bulunan bir imza bulunmadığı, aleyhine girişilmiş bir takipte bulunmadığı,
dava tarihi itibariyle dava dışı keşideci şirketin yetkili temsilcisi olmadığı anlaşılmakla davacının dava açma yetkisi bulunmadığı gerekçesi ile aktif husumete yönelik dava şartı yokluğundan davanın usulden reddine karar verilmesi gerekirken yazılı şekilde karar verilmiş olması usul ve yasaya aykırı olup doğru görülmemiş, bu kapsamda davacı tarafın istinaf itirazlarının kabulü ile HMK 353/1-b-2 maddesi uyarında aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur.
NOT
BU BELGE ELEKTRONİK İMZA İLE İMZALANMIŞ OLUP, AYRICA FİZİKİ OLARAK İMZALANMAYACAKTIR. "5070 sayılı Kanun m. 5 ve 6098 sayılı TBK m. 15. uyarınca elektronik imza ile oluşturulan belgeler elle atılan fiziki imza ile aynı sonucu doğurur."
Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 22. Hukuk Dairesi, E. 2024/929, K. 2025/635, 23 Mayıs 2025 tarihli karar · Kaynak: UYAP Emsal Karar Arama