KÜNYE
T.C. Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 31.HUKUK Dairesi
- Mercii
- Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 31. Hukuk Dairesi
- Karar tarihi
- 14 Nisan 2026
- T.C. ANKARA BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ BAM 31. HUKUK DAİRESİ Esas-Karar No
- 2023/1079 - 2026/361
- Dosya no
- 2023/1079 Esas
- Karar no
- 2026/361 (İnceleme aşamasında / Duruşmasız) (Kararın Kaldırılarak Gönderilmesi
Karar Metni
3.341 kelime·17 dk okuma·15 bölüm
HMK 353/1-a-6)
TÜRK MİLLETİ ADINA
İSTİNAF KARARI
İNCELENEN KARARIN
MAHKEMESİ : ANKARA 7. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
TARİHİ : 26/05/2023
NUMARASI
2020/297 Esas-2023/410 Karar
DAVANIN KONUSU
Alacak (Eser Sözleşmesinden Kaynaklanan)
KARAR TARİHİ : 14/04/2026
KARAR YAZIM TARİHİ : 14/05/2026
Davacı vekili tarafından davalı aleyhine açılan eser sözleşmesinden kaynaklanan alacak davasında mahkemece davanın reddine dair verilen karara karşı süresi içinde davacı vekili tarafından istinaf kanun yoluna başvurulması üzerine, dairemize gönderilen dosyanın yapılan istinaf incelemesi sonucunda;
GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ
İSTEM
Davacı vekili tarafından verilen dava dilekçesinde özetle; müvekkili şirketin Ankara merkezli olarak telekomünikasyon altyapı hizmetleri alanında faaliyet
gösteren bir ticari şirket olduğunu, müvekkili şirket ile davalı şirket arasında 18.08.2014 / 02.05.2016 ve
devamında 07.06.2017 tarihinde imzalanan yüklenici sözleşmeleri ile; davalı ... İnşaat A.Ş. ile
huzurdaki davada üçüncü kişi konumunda olan ... A.Ş. arasında imzalanan 22.07.2014
tarih ve 2962 ve 2968 sayılı "Erişim Şebekeleri Yapım Sözleşmesi"'nin ikinci maddesinde sayılan işlerin, "
Ankara, Eskişehir ve Kırıkkale illeri sınırları dahilinde olan işlerin yapılması" işinin davacı şirkete
bırakıldığını, davalı ile üçüncü kişi ... A.Ş. arasında akdedilen sözleşmenin,
13.09.2017 tarihli ek protokol ile 03.08.2017 tarihinden geçerli olmak üzere bir sene uzatıldığını, bu dönem
sonunda davalı ile ... A.Ş. arasındaki 22.07.2014 tarih ve 2962 ve 2968 sayılı Erişim
Şebekeleri Yapım Sözleşmesinin, 2018-2019 yılları açısından tekrardan uzatıldığını,
gelişen süreçte müvekkili şirket ile davalı arasında akdedilen 25.10.2017 tarihli zeyilname ile
sözleşmenin zeyilnamede belirtilen şartlarda aynen devam edeceği yönünde karar alındığını, 02.01.2018
tarihli ek protokol ile de 18.08.2014 tarihli sözleşmenin belirlenen şartlarda halen geçerli olduğuna ilişkin
taraflarca karar alındığını, müvekkili şirket ile davalı şirket arasında akdedilen 18.08.2014 (Ankara ili için), 02.05.2016 (Eskişehir ili için) ve devamında 07.06.2017 (Kırıkkale ili için) tarihli sözleşmeler gereğince
devam eden iş sahibi-yüklenici ilişkisinin karşı yan tarafından herhangi bir sebep gösterilmeksizin 31.12.2018
tarihinde eylemli olarak sona erdirildiğini,
müvekkili şirket ile olan sözleşmesini eylemli olarak ve tek taraflı fesheden davalı şirketin, 31.12.2018
sonrasında ... A.Ş.' den almış olduğu iş açısından üç adet yüklenici ile müvekkili şirketin
ifa etmiş olduğu iş için sözleşme imzaladığını, davalının söz konusu feshinin sözleşme hükümlerine aykırı
olduğunun ihtaren davalıya bildirildiğini ve davacı şirketin zararının ödenmesinin talep edildiğini, ancak davalı
şirketin buna olumlu yanıt vermediğini, davalı şirketin müvekkili ile olan sözleşmelerin haksız ve hukuka aykırı olarak sona erdirdiğinin açık
olduğunu, sözleşme hükümlerine aykırı olarak gerçekleştirilen bu fesih nedeniyle müvekkili şirketin sözleşme
gereğince elde edeceği kardan mahrum kalarak zarara uğradığını, yargılama neticesinde haksız fesih nedeniyle müvekkili şirketin uğramış olduğu zararın giderilmesini
istediklerini beyan ederek, davalı şirket ile müvekkili şirket arasında akdedilen
18.08.2014, 02/05/2016 ve 07.06.2017 tarihlerinde imzalanan yüklenici sözleşmelerinin, davalı tarafından haksız, hukuka
ve sözleşmeye aykırı olarak feshedilmesi nedeniyle;
mahrum kalınan kara ve uğradığı zarara ilişkin olarak fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak
kaydı ile HMK 107. madde uyarınca belirsiz alacak davası olarak şimdilik 20.000,00 TL'nin akdin davalı
tarafından fiili fesih tarihi olan 31.12.2018 tarihinden itibaren işleyecek olan avans faizi ile,
müvekkili şirket tarafından ifa edilen iş bedeli olan ve davalı tarafından haksız şekilde
ödenmeyen alacakları için de fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydı ile şimdilik 20.000,00 TL’nin
her bir hakkediş döneminden itibaren işleyecek olan avans faizi ile davalıdan tahsiline, yargılama giderleri ve vekalet ücretinin karşı tarafa yükletilmesine karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
YANIT
Davalı vekili tarafından verilen davaya cevap dilekçesinde özetle; davacı tarafın dava dilekçesinde taraflar arasında ticari ilişkinin gereklerine uygun ilerlerken keyfi olarak feshedildiğini öne sürse de bu hususun gerçekliği yansıtmadığını, davacı ile
imzalanmış Sözleşmelerin 8.4. Maddesinde "İŞVEREN YÜKLENİCİ ye Malzeme, Kablo, Personel alacakları,
SGK ödemeleri ve Araç Temininde carisine işlenmek üzere Finansman desteği sağlayacaktır. Araç
sağlanmasında kullanılacak tüm kredi masrafları yükleniciye ait olmak üzere vade ve ödemelerin
yapılması/bitirilmesi ile bu araçlar yükleniciye masrafları yükleniciye ait olmak üzere devredilecektir." hükmüne yer verildiğini ve iş bu madde gereğince hak edişinden mahsup yapılmak üzere müvekkili şirkete bu hususlarda
yardımda bulunulmuş ise de, davacının zaman içerisinde bunlara ilişkin bedellerin hakkedişlerine, cari
hesaplarına yansıtılmasına itiraz etmeye başladığını ve bu hususu, davalı müvekkili ... aleyhine kullanmak sureti ile işlerin
zaman zaman yavaşlamasına, durma noktasına gelmesini sağlamak yoluna gittiğini, davacı
yüklenicinin 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun 471 vd. Maddelerinde ve sözleşme ile yükleniciye
yüklenen özen borcuna aykırı bu davranışları neticesinde, ihalesini aldığı işi yürütemez hale geldiğini, farklı zamanlarda davacı yanın borca aykırı davranışları yüzünden dava dışı 3. Kişi konumundaki
... şirketi tarafından birçok uyarı aldığını ve ticari itibarını kaybetmeye başladığını, davacının bütün bu süreçlere rağmen haksız menfaat elde etme gayesiyle 20.12.2017 tarihinde
"Süreç Yönetimi Hk." konulu elektronik postalarında iş sürecini durduracaklarını davalıya ilettiklerini, bunun
üzerine davalı şirketin Ankara 24. Noterliği eliyle 26.12.2017 tarihinde 46279 yevmiye no.lu ihtarnameyi
keşide ederek tasfiye sürecinin nasıl yürütüleceği hakkında bilgi talep ettiğini, davacı yanın fesih iradesini
ortaya koymasına müteakip E-Fatura sistemi üzerinden toplam 51 adet faturayı 25.12.2017 ve 26.12.2017
tarihlerinde davalı şirkete gönderdiğini,
ticari ilişkinin nihayete ereceğini düşünen davacı yanın karşılığında mal ya da hizmet sunmadığı bu
faturalar ile haksız menfaat elde etme çabasına giriştiklerinden davalı eliyle karşılığında mal ya da hizmet
alınmayan bu faturaların davacı şirkete Ankara 24. Noterliğine ait 29.12.2017 tarih 49060 yevmiye no.lu
ihtarname ile iade edildiğini, davacı yanın müvekkili şirkete
sunmadığı hizmetlerin, tedarik etmediği malların faturasını kestiğini, aldığı hizmetlerin bedellerini
ödemekten imtina ettiğini, sözleşmesel olarak sorumlu olduğu sair gider kalemlerini ödemekten kaçındığını,
ticaret siciline kayıtlı adresini terk ederek davalı şirketi kendi borçlarını ödemek zorunda bıraktığını ve bütün
bunların üstüne asıl iş sahibinin kestiği ve sözleşmesel olarak davacının sorumlu olduğu cezaları davalı
şirkete ödettiğinden borçlu konuma düştüğünü, beyanla davanın yine belirsiz alacak davası olarak ikame
edilemeyeceğini belirterek sözleşmenin haklı nedenle feshedildiğinden davacının herhangi bir
zarar talep edemeyeceğini ve davacının davalı şirketten herhangi bir hak ve alacağı kalmadığını beyan ederek, davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir.
İLK DERECE MAHKEMESİ KARARININ ÖZETİ
Ankara 7. Asliye Ticaret Mahkemesinin 26/05/2023 tarihli ve 2020/297 Esas ve 2023/410 Karar sayılı kararında özetle;Dava, sözleşmenin feshi nedeniyle alacağın tahsili istemine ilişkindir.
Taraflar arasındaki yazılı sözleşmenin dosyasında mevcut olduğu, sözleşme ve uygulanışı, yapılan iş, feshin haklı olup olmadığı ve buna göre davacının davalıdan alacaklı olup olmadığı yönünde taraf defterleri de incelenerek rapor alınmış olmakla, tüm dosya kapsamına göre;
Taraflar arasında yazılı sözleşmenin dosyasında mevcut olduğu, bu sözleşmelerde davacı alt yükleniciye düzenlenecek hakedişlere göre ödeme
yapılacağının kabul edildiği, buna göre hakedişin davalı tarafından onaylanmasından sonra
davacının fatura düzenleyeceği ve davalının İdareden hakedişini aldığı tarihten itibaren 5 işi
günü içinde fatura bedelini davacıya ödeyeceğinin kabul edildiği ancak dava konusu olayda davacının sözleşmeye göre hakediş düzenlenmeden
davalıya faturalar düzenlediği, davalının da davacıya bu faturalara ve cari hesaba
mahsuben ödemeler yaptığı, taraflarca 02.01.2018 tarihli Ek Protokolle Ankara için imzalanan 18.08.2014 tarihli
Sözleşmedeki sadece “Tesis İkmal ve Hat Islahı işlerinin” yapımının tasfiye edildiği, sözleşmeye konu diğer işlerin yapımına davacı tarafından devam edileceği ve bu işlerin bedelinin
de 24/09/2017 tarihi itibariyle merkezi fiyat sözleşmeli, malzeme hariç %12 tenzilat ile
yapılacağının kabul edildiği, fakat 18.08.2014 tarihli Yüklenici Sözleşmesi ve Ek Protokolün
davalı tarafından 24.03.2019 tarihinde eksik işlerin tamamlanmadığı ve tamamlanması da mümkün olmadığı gerekçesi ile davalı tarafından tek taraflı olarak fesih edildiği anlaşılmıştır.
Taraflar arasında tanzim edilmiş ve imzalı Hakediş icmali, Geçici Kabul, Kesin Kabul tutanaklarının dosya muhteviyatı içinde bulunmadığı, dava dışı 3.kişi tarafından sunulan evraklar içerisinde de uyuşmazlığa dair bilgi bulunmadığı, taraf defterlerinde, davacı şirketin 2014-2019 yılı muavin defterlerinin incelenmesi neticesinde taraflar arasında ticari ilişkinin mevcut olduğu görülmekle birlikte, dava ve takip konusu yapılan alacağa ilişkin, taraflar arasındaki ticari ilişkinin 2014 yılında başladığı, davacı şirketçe, davalı cari
hesabının "120 P001 ... İNŞAAT A.Ş. ve 320 P002 ... İNŞAAT A.Ş." açıklamalı hesap
kodları ile takip edildiği, davacı şirketin, 2019 yılı itibari ile 120 P001 ... İNŞAAT A.Ş. hesaptan 995.506,90 TL tutarında davalı şirketten alacaklı,
320 P002 ... İNŞAAT A.Ş. hesaptan ise, 4.034.787,60.-TL tutarında davalı şirkete
borçlu olduğu tespit edilmiş, hesaplar arası virman sonucu ise, davacı şirketin (4.034.787,60 –995.506,90)=
3.039.280,70.-TL tutarında davalı şirketten alacaklı değil, borçlu olduğu görülmüştür. Davalı şirket defterlerinde ise 2019 tarihi itibari ile davacı şirketten 5.787.733,71.-TL tutarında alacaklı
olduğu görülmüştür.
Davacının yapmış olduğu imalatlardan dolayı varsa davalıdan
talep edebileceği bakiye alacak miktarı yönünden yapılan değerlendirmeye göre, yüklenici sözleşmelerinde taraflar arasında hakediş düzenlenerek ödeme yapılacağı
belirtilmişse de, davacının hakediş düzenlenmeden davalıya fatura düzenlediği, davalının da
davacıya bu faturalara ve cari hesaba mahsuben ödemeler yaptığı tespit edilmiş olmakla,
ödemesi yapılmayan ve davalıya teslim edilen bu işlere ilişkin herhangi bir belgeyi dosyaya
sunmamıştır. Yine davacının ticari defterlerinde davalıdan alacaklı olmadığı, aksine borçlu
olduğu tespit edilmiş olduğundan, davacının, davalıdan bakiye talep edebileceği bir
alacağının olmadığı ve diğer hususlar yönünden de ispata yarar belge sunulmadığı anlaşıldığından davanın reddine şeklinde karar verildiği görülmüştür.
İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ
Davacı vekili tarafından verilen 22/09/2023 tarihli istinaf kanun yolu başvuru dilekçesinde özetle.
Yerel Mahkemenin kararı ele alındığında, dosyaya sunulan bilirkişi raporunun hükme esas alındığının anlaşıldığını, bilirkişi raporuna yaptıkları beyanlar kapsamında hükme esas teşkil eden bilirkişi raporunun hukuka aykırı olduğunun açıkça ortada olduğunu, söz konusu hukuka aykırı şekilde tanzim edilen bilirkişi raporunun hükme esas teşkil etmesinin, ilk derece mahkemesinin vermiş olduğu kararı da hukuka aykırı duruma düşürdüğünü, bilirkişi raporunda yer alan tespit ve değerlendirmelerin gerçek dışı olup söz konusu değerlendirmelerin kabulünün hukuka aykırılık teşkil ettiğini,
dosya kapsamında alınan bilirkişi raporuna sunmuş oldukları itirazları doğrultusunda bilirkişi tarafınca yapılan tespit ve değerlendirmelerin gerçek dışı ve hukuka uygun olmadığını belirtmelerine rağmen ilk derece mahkemesinin itirazlarını dikkate almadığını, davalı tarafın beyanları ve hukuka aykırı şekilde tanzim edilen bilirkişi raporu doğrultusunda hüküm kurulduğunu, yerel mahkemenin davaya yönelik itirazlarını anlatılan şekilde değerledirmeden davalı tarafın beyanları ve hukuka aykırı tanzim edilmiş bilirkişi raporu doğrultusunda hüküm kurmasının söz konusu hükmün kaldırılmasını gerektirdiğini, Nitekim Yargıtay 11.11.2019 T.
2019/5678 E. 2019/20807 K. Sayılı kararında "...davacının bilirkişi raporuna itirazlarını karşılar mahiyette inceleme yapılmaksızın, itiraza uğramış bilirkişi raporuna değer verilerek sonuca gidilmesi isabetli değildir.
Bu durumda, dosyada bulunan tüm bilgi ve belgeler ile birlikte davacının bilirkişi raporuna karşı yaptığı itirazları da gözetilmek suretiyle konusunda uzman olan bilirkişilerden oluşan bilirkişi kurulundan rapor alınarak sonucuna göre karar verilmesi gerekirken, eksik inceleme ile yazılı şekilde karar verilmesi hatalı olup bozmayı gerektirmiştir." şeklinde karar kurduğunu, belirtilen yargı kararı ve ilk derece yargılaması sürecinde dosyaya sundukları beyanlar kapsamında hukuka aykırı tanzim edilmiş bilirkişi raporunun hükme esas alınmasının söz konusu hükmü hukuka aykırı hale getirdiğini,
vekil eden şirket aleyhine verilen hukuka aykırı kararın taraflarınca kabulünün mümkün olmayıp yapılacak istinaf incelemesi sonucunda istinaf konusu kararın kaldırılmasını talep ettiklerini, daha önce bilirkişi raporlarına beyanlarında da belirttikleri üzere dosya kapsamında tanzim edilen bilirkişi raporu nazara alındığında vekil eden şirketin gerçekleştirmiş olduğu işlere ilişkin herhangi bir teknik inceleme yapılmadığı açıkça ortada olup, söz konusu raporun mezkur halinin hükme esas alınmasının hukuka aykırılık teşkil ettiğini,
vekil edenin gerçekleştirmiş olduğu imalatlara ilişkin teknik bir incelemenin gerçekleştirilmemesinin dosya kapsamında tanzim edilen raporu amacından uzaklaştırmakta olup söz konusu raporun anılan hali ile hüküm kurmaya elverişli nitelikte olmayıp bilirkişi raporunda vekil eden şirketin davalı ile aralarında akdedilen sözleşmeye ilişkin gerçekleştirdiği imalatların teknik şekilde incelenmesinin gerektiğini, raporun hükme esas alınan hali ele alındığında hükme konu raporun dava konusu sözleşme üzerinden yüzeysel tespitler içerdiği ve teknik bir incelemeye haiz olmadığı,
ilk derece mahkemesi yargılaması safhalarında da belirttikleri gibi vekil eden şirket ile davalı arasında akdedilen sözleşme nazara alındığında vekil edenin sözleşmeden doğan tüm yükümlülüklerini yerine getirmiş olduğu sabit olup mezkur hususun kurulan hüküm kapsamında dikkate alınmamış olmasının açıkça hukuka aykırılık teşkil ettiğini, üst yüklenicinin hakediş yapmasının, vekil edenin sözleşmeden doğan sorumluluklarını yerine getirmesi sonucu gerçekleşmekte olup vekil edenin üstüne düşen yükümlülükleri gerine getirmemesinin, hakedişin gerçekleştirilememesi sonucunu doğuracağını,
yargılamanın daha önceki safhalarında da belirttikleri üzere vekil edenin davalıya borçlu olduğuna ilişkin tespitlerin hukuka aykırılık teşkil ettiğini, hukuka aykırı bilirkişi raporunun hükme esas alınmasının vekil eden aleyhine hukuka uygunsuz netice ortaya çıkardığını, daha önce de bilirkişi raporunda yer alan incelemelerin hukuka aykırı şekilde gerçekleştirildiğinin taraflarınca belirtildiğini, hükme esas alınan raporda tarafların ticari defter ve kayıtlarının karşılaştırmasının gerekçesiz şekilde yapılmış olduğunu ve ulaşılan sonuca ne şekilde ulaşıldığı belli olmamasına rağmen işbu başvuruya konu hukuka aykırı kararın kurulduğunu,
zira dosya kapsamında tanzim edilen raporun dikkatli ve usulüne uygun şekilde tanzim edildiği düşünüldüğünde davalarının haklılığının, asıl bakiye alacak-borç miktarlarının ortaya çıkması sonucunda yapılacak mahsuplaşma neticesinde vekil edenin davalı yana herhangi bir borcunun olmadığı,
buna rağmen davalının vekil edene olan borcunun varlığının açıkça ortaya çıkacak nitelikte olduğunu, anlatılan hususlara rağmen gerekçeli kararda anılan durumun aksine bir değerlendirmenin yer alıyor olmasının kabulünün mümkün olmadığını, davalının dava dışı ... almış olduğu işi vekil edene taşere ettiği, ... tarafından yapılması istenilen işlerin vekil eden tarafından gerçekleştirildiğini, vekil eden tarafından yapılan imalatlar nedeniyle davalının, dava dışı ... hakedişini aldığını,
vekil eden ile davalı arasında sorun olmayan dönemde davalının almış olduğu hakkedişten %9 tenzilat yaparak kalan bakiyeyi vekil edene fatura karşılığı ödediğini, davalı yanca sözleşmeye aykırı olarak hakediş ödemelerinin gerçekleştirilmediğini, dosya kapsamında yapılan bilirkişi incelemesi sırasında vekil eden ile davalı arasındaki bu açık sözleşmesel ve ticari ilişki nazara alınmayarak vekil edenin alacağının olmadığı kanaatine haksız olarak varıldığını belirterek istinaf başvurularının kabulü ile ilk derece mahkemesinin kararının kaldırılmasına ve davalarının kabulüne karar verilmesini talep etmiştir.
Davalı vekili tarafından davacı tarafın istinaf başvurusuna karşı vermiş olduğu cevap dilekçesinde özetle; davanın reddine dair mahkeme kararının yerinde olduğunu, cevap dilekçeleri ve aşamalardaki beyanlarında belirttikleri hususları aynen tekrar ettiklerini, sözleşmenin, müvekkili tarafından, davacının borca aykırı davranışları yüzünden 25/03/2019 tarihinde gönderilen ihtarname ile haklı sebeple feshedildiğini, yine yargılama sırasında taraf itirazların gözetilerek kök ve ek raporlar düzenlenmiş olup, tarafların ticari defterleri ile de davacının, müvekkili şirketten alacaklı olmayıp müvekkili şirkete borçlu olduğunun sabit olduğunu,
davacının düzenlediği faturaların da müvekkili tarafından davacıya iade edildiğini, yine müvekkili ile dava dışı ... arasındaki ilişkinin ayrı bir sözleşmeden kaynaklandığını ve ... nezdinde müvekkili şirket tarafından yapılan tüm işlerin davacı tarafından yapıldığının söylenemeyeceğini, nitekim 02/01/2018 tarihli ek protokolde dahi davacı şirkete verilen işlerin bir kısmının müvekkili şirket tarafından ifa edileceği konusunda tarafların anlaştıklarını,
bu protokolün dahi müvekkili tarafından üstlenilen işin tamamının davacı şirket tarafından yapılmadığını ispatladığını ve yargılama aşamasında davacının iddiasını genişleterek taraflar arasında hakediş düzenlenmediğini ve müvekkili şirket ile dava dışı ... arasında düzenlenen hakedişlerin kendi yaptıkları işleri gösterdiğini iddia etmeye başladığını, tüm bu sebeplerle haksız istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmesini talep etmiştir.
DELİLLERİN DEĞERLENDİRİLMESİ VE GEREKÇE
İstinaf kanun yolu başvurusuna konu edilen karar hakkında; HMK'nın 355. maddesindeki düzenleme uyarınca, istinaf dilekçesinde belirtilen nedenler ve kamu düzenine ilişkin aykırılık bulunup bulunmadığı yönü gözetilerek yapılan inceleme sonucunda; Dava, taraflar arasında
18.08.2014, 02/05/2016 ve 07.06.2017 tarihlerinde düzenlenen taşeronluk sözleşmelerinden kaynaklanmakta olup, davacı taşeron, davalı ise yüklenicidir. Bu sözleşmeler ile davacı taşeron, davalı şirketin dava dışı iş sahibi ... AŞ'den 22/07/2014 tarihli sözleşme ile aldığı "Erişim Şebekeleri Yapım ve Bakım Sözleşmeleri " kapsamında Ankara, Eskişehir ve Kırıkkale illeri sınırları içerisindeki işlerin birim fiyatla yapılmasını ayrı ayrı taahhüt etmiştir.
Eldeki dava ile de bu sözleşmelerin zaman içerisinde ifasından sonra tarafların ifa sürecinde bir araya gelerek, 02/01/2018 tarihli ek protokol ile protokolde belirtilen şartlarda aynen devam edileceği yönünde karar alınmasına rağmen davalı yüklenicinin herhangi bir sebep göstermeksizin bu sözleşmeleri 31/12/2018 tarihinde eylemli olarak sona erdirdiğini akabinde de fesih ihtarı gönderdiğini, yapılan feshin haksız olduğunu belirterek ve belirsiz alacak davası olarak davanın açıldığı belirtilerek fazlayla ilişkin haklar saklı tutulmak kaydı ile haksız fesih nedeniyle uğranılan kar kaybından dolayı 20.000,00 TL' nin, ifa edilen,
ancak karşılığı ödenmeyen hakediş bedeli alacaklarına karşılık ise yine fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydı ile şimdilik 20.000,00 TL alacağın 31/12/2018 tarihi ile her bir hakediş döneminden itibaren işleyecek olan avans faizi ile birlikte davalıdan tahsiline karar verilmesini talep etmiştir.
Davalı, davaya cevabında, davacının sözleşmeye aykırı davranışları nedeniyle sözleşmenin haklı nedenle feshedildiğini ve ödenmeyen hakediş alacağının da bulunmadığını belirterek haksız davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir.
Mahkemece farklı bilirkişi kurullarından alınan kök ve ek raporlarda, davacı taşeronun, tarafların usulüne uygun tutulmuş ticari defterlerine göre alacağının varlığını ispatlayamadığı gibi yapılan feshin haklı olup olmadığı konusunda da net bir değerlendirme yapılmadan davacının iddialarının kabulü halinde feshin haksız olacağı, davalının savunmalarının kabulü halinde ise yapılan feshin haklı olacağı yönünde ikili bir değerlendirme yapılmasından sonra mahkemece bu raporlar hüküm vermeye yeterli görülerek hükme esas alınmış ve davacının davasını ispatlayamadığı kabul edilmek suretiyle ve yapılan feshin haklı olup olmadığı değerlendirilmesine yer verilmeden davanın reddine karar verilmiş, bu karara karşı davacı vekili yukarıda belirtilen gerekçelerle istinaf yoluna başvurmuştur.
1-Yanlar arasında eser sözleşmesi ilişkisinin varlığı çekişmeli değildir. Çekişme, davacının, sözleşme kapsamında yapımını taahhüt ettiği işleri eksiksiz ve ayıpsız olarak yapıp yapmadığı, yapılıp teslim edilen imalâtlar nedeniyle davacının ne miktar alacağa hak kazandığı, kanıtlanan ödemeler mahsup edildiğinde bakiye alacak kalıp kalmadığı noktasında ve yine davalı tarafından yapılan feshin haksız olup olmadığı noktasında toplanmaktadır.
Mahkemece tarafların ticari defterleri ve dosya üzerinde uzman bilirkişiler marifetiyle inceleme yaptırılarak ve alınan raporlar dayanak yapılarak hüküm kurulmuştur.
Oysa çekişmeli hususların çözümü dava dışı iş sahibinden davalı ile dava dışı ... arasındaki sözleşmeler kapsamında bu sözleşmeler ve ihale dosyasının tamamının getirtilmesi suretiyle uzman bilirkişiler marifetiyle mahallinde keşif yapılmasını ve imalâtın teknik bilirkişi tarafından görülüp incelenmesini zorunlu kılmaktadır.
Bu haliyle alınan teknik bilirkişi raporları hüküm kurmaya elverişli bulunmadığı gibi feshin haklı olup olmadığı yönünden de yeterli inceleme ve değerlendirme yapılmadığından bu hususta da bilirkişi raporlarına dayanılarak bir kanaate varılması mümkün olamayacaktır. (Yargıtay kapatılan 15.H.D.'nin 2014/2893 Esas-2014/5549 Karar sayılı ilamı)
2-Öte yandan dosya kapsamından ve tarafların karşılıklı ihtarnamelerindeki beyanlarından, taraflar arasındaki ilişkinin fesihle sona erdiği anlaşılmaktadır. Eser sözleşmesi hangi nedenle fesh edilirse edilsin taraflar arasındaki sözleşme ilişkisi sona erecektir.
Bu durumda ise yüklenicinin yaptığı iş bedelinin hesaplanmasında sözleşmenin feshi nedeniyle hangi tarafın kusurlu olduğunun önemi yoktur (Yargıtay kapatılan 15. Hukuk Dairesinin 16.06.2015 gün ve 518-3395 sayılı kararı). Ancak sözleşmeni feshi nedeniyle davacı kar mahrumiyeti talebinde de bulunmuş olduğundan sözleşmenin feshi halinde karşı taraf feshin haksız olması durumunda müspet zarar kapsamında kalan kar kaybı alacağı talebinde de bulunabilecektir.
Davacının kar kaybı talebi açısından bu sebeple sözleşmenin davalı yüklenici tarafından yapılan feshinin haklı sebebe dayalı olup olmadığının tespitinin de titizlikle tespit edilmesi gerekmektedir.
Bu husus uzman bilirkişi kurulunun teknik incelemelerini de gerektirdiğinden mahkemece aldırılan bilirkişi raporlarının, feshin haklı olup olmadığı konusunda da gerekli teknik değerlendirmeleri içermediği bu sebeple hükme esas teşkil edecek nitelikte bulunmadığı anlaşıldığı gibi yine davacının alacak kalemleri arasında yer alan kâr kaybı yönünden de sözleşme ve dava tarihinde yürürlükte bulunan 818 sayılı Borçlar Kanunu’nun 325. maddesi hükmü gözetilerek Borçlar Kanunu’ndaki kesinti yöntemi hizmet sözleşmelerine ilişkin olmasına rağmen,
diğer sözleşmelerin karşı tarafça haksız feshedildiği hallerde kâr kaybı zararına uğrayan tarafın isteyebileceği, zararın saptanmasında kıyasen Borçlar Kanunu’ndaki kesinti yönteminin uygulanması gerektiği kabul edildiğinden gözetilmesi gerekir.
Kesinti yöntemine göre; yüklenicinin işi tamamlayamaması nedeniyle yapmaktan kurtulduğu giderler (malzeme ve işçilik giderlerinden yaptığı tasarruf) ile başka bir iş yaparak kazandığı veya kazanmaktan bilerek kaçındığı yararlar, sözleşme bedelinden düşülmek suretiyle yüklenicinin olumlu zararı kapsamındaki kâr kaybı bulunmalıdır.( Yargıtay kapatılan 15.H.D.'nin 2018/2642 Esas-2018/4205 Karar sayılı ilamı)
3-O halde mahkemece yapılacak iş. HMK’nın 281/3 maddesi uyarınca yeniden seçilecek konusunda uzman bilirkişi kurulundan mahallinde keşif yapılması suretiyle ve dava dışı iş sahibinin ... 'da davalı ile ...
Aş arasındaki sözleşmeler ve bu sözleşmeler ile ilgili ihale dosyası ve eki olan tüm bilgi ve belgeler getirtilmek suretiyle taraflar arasındaki sözleşme hükümleri, tarafların ihtarnameleri ve sundukları diğer deliller değerlendirilerek fesihte hangi tarafın kusurlu olduğu ya da her iki tarafın da kusuru bulunup bulunmadığı konusu ile davadaki alacak kalemleri yönünden az yukarıda açıklanan hukuki ilkeler de dikkate alınarak rapor alınmasından,
alınacak bu rapora itirazların değerlendirilerek gerektiğinde ek rapor alınıp önceki raporlarla oluşacak çelişkilerin giderilmesinden sonra davadaki istek kalemleri yönünden oluşacak sonuç çerçevesinde hüküm kurulmasından ibarettir. Eksik inceleme ve hatalı değerlendirme ile yazılı şekilde karar verilmesi doğru olmadığında davacı vekilinin istinaf başvurusunun kabulüne karar verilmesi gerekmiştir.
Yukarıda açıklanan nedenlerle; davacı vekilinin istinaf başvurusunun, esasa ilişkin hususlar incelenmeksizin kabulüne, mahkeme kararının, 6100 sayılı HMK'nın 353/1-a.6 maddesi gereğince kaldırılmasına, dosyanın dairemiz kararına uygun şekilde sonuçlandırılması için kararı veren mahkemeye gönderilmesine karar verilmesi gerekmiş ve aşağıdaki hüküm kurulmuştur.
Başkan Üye Üye Katip · e-imzalıdır e-imzalıdır e-imzalıdır e-imzalıdır
Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 31. Hukuk Dairesi, E. 2023/1079, K. 2026/361, 14 Nisan 2026 tarihli karar · Kaynak: UYAP Emsal Karar Arama