KÜNYE
T.C. Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 31. Hukuk Dairesi
- Karar tarihi
- 19 Aralık 2024
- T.C. ANKARA BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ BAM 31. HUKUK DAİRESİ Esas-Karar No
- 2023/1203 - 2024/1118 (İnceleme Aşamasında / Duruşmasız) (HMK. 353/1-a.6 Maddesi Uyarınca Kararın
Karar Metni
5.307 kelime·27 dk okuma·23 bölüm
Kaldırılarak Mahkemesine Gönderilmesi)
ESAS NO : 2023/1203
KARAR NO : 2024/1118
TÜRK MİLLETİ ADINA
İSTİNAF KARARI
İNCELENEN KARARIN
MAHKEMESİ : ANKARA 3. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
TARİHİ : 23/02/2023
NUMARASI
2015/491 Esas - 2023/134 Karar
DAVACI
VEKİLİ
DAVALI
DAVANIN KONUSU
Eser Sözleşmesine Dayalı Alacak
BİR. DAVA KONUSU
Eser Sözleşmesine Dayalı Tazminat
KARAR TARİHİ : 19/12/2024
KARAR YAZIM TARİHİ : 19/12/2024
Davacı vekili tarafından davalı aleyhine açılan eser sözleşmesine dayalı alacak istemine ilişkin davada mahkemece asıl davanın kısmen kabulüne, birleşen davanın reddine dair verilen karara karşı süresi içinde taraf vekillerince istinaf kanun yoluna başvurulması üzerine yapılan inceleme neticesinde;
İDDİA
Davacı vekili; taraflar arasında 16/05/2014 tarihinde ... Sözleşmesi aktedildiğini, sözleşmenin 1.maddesinde; davalı şirketin işveren / yüklenici, müvekkili şirketin ise ... olarak belirtildiğini, bu sözleşme kapsamında TCDD ile, dava dışı ...
Projesi Adi Ortaklığı arasında imzalanan alt sözleşmeye istinaden “Demiryolları araçları için Atölye, Depo ve İstasyonlara 35 adet akaryakıt, madeni yağ, yumuşak su ikmal istasyonu ve 20 adet patinaj kumu ikmal tesisi kurulması işi’’ kapsamında bir alt sözleşme olarak müvekkil davacı ve davalı şirkete karşılıklı borç ve sorumluluk yüklediğini, sözleşmenin 3.1 maddesine göre; ...
Proje şirketinin temin edeceği ekipmanların bedelinin sözleşme bedelinden düşüldüğünü, müvekkili şirket tarafından yükümlülükler yerine getirilirken, davalı tarafın temin etmekle yükümlü olduğu gerekli malzemeler temin edilemediği gibi, gerekli olan alt yapı çalışmalarının da lokasyonlar da tamamlanamadığını, müvekkilinin sözleşme ile yüklendiği edimlerini yerine getirdiğini, davalı firmanın Ankara 24. noterliğinin 05608 yevmiye numaralı 24/05/2015 tarihli ihtarname ile, ...
Sözleşmesini 23/02/2015 tarihi itibari ile feshedildiğinin bildirildiğini, davalının ihtarlarına Kadıköy Noterliği kanalıyla cevaplar verildiğini, haksız fesih sonrasında Eskişehir lokasyonunda, Eskişehir 3.Sulh Hukuk Mahkemesinin 2015/14 D.İş sayılı dosyası tespit yaptırıldığını, Ankara lokasyonunda Ankara 9.Sulh Hukuk Mahkemesinin 2015/50 D.İş sayılı dosyası ile tespit yaptırıldığını, Adana lokasyonunda, Adana 4.Sulh Hukuk Mahkemesinin 2015/ 13 D.
İş sayılı dosyası ile tespit yaptırıldığını, bu tespit raporları ile davalı yanın fesih gerekçesinde ileri sürdüğü nedenlerin gerçek dışı olduğunun ispatlandığını, götürü bedelli işlerde yapılan işin bedeli, sözleşme konusu işin tamamına göre oranının bulunması ve bu oranın sözleşmedeki götürü bedele uygulanması suretiyle hesaplama yapılması gerektirdiğini, dava dışı idare ile, dava dışı Adi Ortaklık arasındaki sözleşmeye göre;
üç adet lokasyonun pursantaj oranlarının: Ankara için %4,681, Eskişehir için % 3,517, Adana için % 5,585 olmak üzere, toplam pursantaj oranının %13,783 olduğunu, sözleşme bedeli olan 4.889.000,00 Euro üzerinden yapılacak hesaplama sonucu.
673.850,87 Euro olmak üzere imalat bedelinden doğan iş bedeli zararının davalı taraftan tahsili için Kadıköy 7.noteliğinin 27.03.2015 tarih ve 04754 yevmiye numaralı ihtarnamesi, davalı şirkete gönderildiğini, ancak bu güne kadar herhangi bir ödeme yapılmadığını, dava dilekçesinde ayrıca işin feshedilmesi nedeniyle müspet zarar kapsamında oluşan kâr kaybını talep ettiklerini ileri sürerek,
davalarının kabulünü, fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydıyla imalat bedelinden doğan iş bedeli alacaklarının 50.000,00 Euro’luk kısmına 30/03/2015 tarihinden itibaren Merkez Bankasının 1 yıl vadeli Euro mevduatına uyguladığı en yüksek mevduat faiz oranı üzerinden işleyecek faizi ile birlikte davalı şirketten tahsiline, haksız fesih nedeniyle, bilirkişi tarafından net miktarı hesaplanmak üzere,
fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydı ile 20.000,00 Euro müspet zarar kapsamında mahrum kalınan kar miktarının 30/03/2015 tarihinden itibaren Merkez Bankasının 1 yıl vadeli Euro mevduatına uyguladığı en yüksek mevduat faiz oranı üzerinden işleyecek faiz ile birlikte davalı şirketten tahsiline, müvekkili şirketten alınan 20/05/2014 düzenleme tarihli 488.900,00 Euro bedelli teminat senedinin kendilerine iadesine karar verilmesini talep ve dava etmiş, ıslah dilekçesi ile imalat bedeli alacağı talebini 402.307,20 Euro'ya, kâr kaybı tazminatı talebini 1.801.083,76 Euro'ya yükseltmiştir.
SAVUNMA
Davalı vekili. 16.05.2014 tarihli ...
Sözleşmesinin 2. maddesi gereğince; idare ile yüklenici arasında imzalanan ana sözleşme uyarınca, yüklenicinin yükleniminde bulunan işlerin, İşveren ile İdare arasında imzalanmış olan ana sözleşmenin, bu sözleşme ile ilgili olan tüm şartlarına ve ekleri olan özel teknik şartnameler ile tatbikat ve imalat projelerine uygun olarak tüm malzeme ve işçilikler ile ekipman ve nakliye dahil olarak, ... tarafından eksiksiz olarak yapılması işinin davacı şirket tarafından üstlenildiğini, ancak; davacı şirketin uzmanlığı dışında olan otomasyon genel şartnamesinde tanımlanan işlerin ifası ve kurulumunun dava dışı ... ...
A.Ş. tarafından üstlenilmiş ve bu nedenle sözleşmenin “14.28.maddesinde iş bu sözleşme ekinde bulunan otomasyon genel şartnamesinde tanımlanan işler, uzman ekibin isteği üzerine ... ... A.Ş tarafından yapılacaktır.” hükmü olduğunu, ayrıca sözleşmenin son sayfasına. “İş bu sözleşmenin ekinde bulunan otomasyon genel şartnamesinde tanımlanan işlerin ifasından ve kurulan sistemin çalışmasından ... ve ... ...
A.Ş müştereken ve müteselsilen sorumlu olacaklardır.” şeklinde şerh düşüldüğünü, davacı ile ... sözleşmesiyle 35 ayrı istasyonda yapılacak olan iş bu sözleşme konusu işleri, ekli listede yer alan birim fiyatlar ile yapmayı kabul ve taahhüt ederek, işin bedelinin KDV hariç 4.889.000,00 Euro olduğunu, taraflar arasında yapılan sözleşmenin ise, sözleşmenin 3.1 maddesine göre.
Teklif birim fiyat sözleşme olduğunu, davacı firmanın sözleşmeyi anahtar teslimi götürü bedel bir sözleşme şeklinde yorumlayarak, pursantaj değerleri üzerinden hakkı olmayan bir alacak yaratma peşine düştüğünü, davacı firmaya avans mahiyetinde 271.543,67 Euro ve SGK'ya da ayrıca davacı adına 6.360,08 Euro ödendiğini, sözleşmenin 4.13 maddesine göre, “Davacı tarafın sözleşme kapsamında hazırlayıp temin edeceği tüm yazılımların %100 yerli üretim olduğunu ve kaynak kodlarını idarenin genel geçici kabulünden önce işverene teslim edeceğini kabul ve taahhüt ettiğini,
aksi durumun ortaya çıkması halinde başkaca herhangi bir uyarıya gerek kalmaksızın bu sözleşme fesh olur ve ...’in teminat mektubu gelir kaydedileceğini, ayrıca işverenin bu sebeple uğrayacağı her türlü zarar uzman ekibe rücu edilir.” dendiğini, bu sözleşme hükmüne rağmen, davacı firmanın halen yazılım ile kaynak kodlarını müvekkili şirkete teslim etmediğini, oysa 19/06/2015 tarihli fesih hakediş kalemleri içinde merkezi yazılım bedelinin bulunduğunu savunarak, davanın reddine karar verilmesini istemiştir.
BİRLEŞEN ANK. 6. ATM'NİN 2016/90 E. SAYILI DOSYASINDA
İDDİA
Davacı vekili; davalı ile 16/05/2014 tarihinde ... sözleşmesi imzaladıklarını, ... sözleşmesinin haklı nedenlerle feshedildiğini, feshin noter kanalıyla davalıya tebliğ edildiğini, fesih sonrası davalı tarafa 23/02/2015 tarihli fesih hakedişi düzenlenmesiyle, davalı firmanın 44.235, 79 Euro müvekkiline borçlu olduğunun ortaya çıktığını, fesih hakedişinde merkezi yazılım bedelinin yer almasına rağmen, yazılımın kullanıma kapatıldığını, kaynak kodlarının davalı firmadan Ankara 24.Noterliğinin 13/11/2015 tarihli ihtarnamesi ile talep edilmesine rağmen kaynak kodlarının verilmediğini,
bu nedenle fesih hakedişinde bedeli ödenen 73.040,00 Euro’nun tahsilinin gerektiğini ileri sürerek, davalı taraftan. 44.235,79 Euro tutarlı fazla ödemenin, 23/02/2015 tarihinden, 73.040,00 Euro yazılım bedeli iadesinin 13/11/2015 tarihinden itibaren avans faizi ile birlikte, ayrıca 1.000.000,00TL manevi tazminatın davalıdan tahsiline karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
SAVUNMA
Davalı vekili; davacı tarafından, ... sözleşmesinin haksız şekilde feshedildiğini, yapılan sözleşmenin götürü bedel sözleşme olduğunu, 23/02/2015 tarihli fesih hakedişinin hatalı olduğunu, kesintilerin dayanağının olmadığını, bu durumun Kadıköy 7. Noterliğinin 06/07/2015 tarih ve 11039 yevmiye nolu ihtarname ile davacı yana bildirildiğini, davacı yanın otomasyon yazılımlarının temini nedeniyle müvekkili şirketten alacak talebinde bulunmasının hukuki dayanağı olmadığını, bu durumun Kadıköy 7. Noterliğinin 18/11/2015 tarih ve 16952 yevmiye nolu ihtarname ile davacı yana ayrıca bildirildiğini, davacı tarafın manevi tazminat talebinin hukuki bir dayanağının olmadığını savunarak, davanın reddine karar verilmesini istemiştir.
İLK DERECE MAHKEMESİ KARARININ ÖZETİ
Mahkemece iddia, savunma, bilirkişi raporu ve tüm dosya kapsamına göre; "16.05.2014 tarihli ... sözleşmesine göre, davacı/birleşen davalı şirket alt yüklenici(taşeron), davalı/birleşen davacı şirketin içinde bulunduğu adi ortaklık yüklenici (müteahhit), dava dışı TCDD İşletme Genel Müdürlüğü iş sahibi konumundadır.
Taraflar arasında; ... sözleşmesi imzalandığı ve davacı alt yüklenici tarafın bir kısım işi tamamladığı konusunda anlaşmazlık bulunmamaktadır. Taraflar arasındaki anlaşmazlık; asıl dosyada, davacı taşeron firmanın bakiye hakediş, haksız fesihten kaynaklanan alacağı olup olmadığı, teminat mektubunun iadesini talep edip edemeyeceği ve işveren firma olan ... Ltd. Şti.’nin fazla hakediş ödemesi yapıp yapmadığı, birleşen davada ise, davacı yüklenici firmanın yapılan iş kapsamında fazla ödemesinin olup olmadığı noktasında toplanmaktadır.
Mahkememizce alınan SMMM, inşaat mühendisi, makine mühendisi ve sözleşme-hesap uzmanı bilirkişiden oluşturulan, üçüncü bilirkişi heyet raporu-ek raporunun usul ve yasa ile dosya kapsamına uygun, yeterli ve gerekçeli olduğu görülerek hükme esas alınmıştır. Hükme esas alınan bilirkişi raporunun diğer delillerle birlikte değerlendirilerek yapılan incelemesi sonucunda. Asıl dosyada davacının.
İmalat bedelinden doğan iş bedeli alacağı (hakediş alacağı) olarak şimdilik 50.000,00 EURO’nun 30.03.2015 tarihinden itibaren faizi ile birlikte tahsilini, haksız fesih nedeniyle ortaya çıkan yoksun kalınan kar kaynaklı zarar iddiasına karşılık şimdilik 20.000,00 EURO’nun 30.03.2015 tarihinden itibaren faizi ile birlikte tahsilini, tespit dosyalarında sarf edilen yargılama giderleri ve vekalet ücretinin tespit dosyalarında verilen karar tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte tahsilini, 20.05.2014 düzenleme tarihli 488.900,00 Euro bedelli teminat senedinin iadesini talep etmiş;
ıslah dilekçesi ile bakiye hakkediş alacağını 402.307,20 Euro ve müspet zarar kapsamında mahrum kalınan kâr alacağını 1.821.083,76 Euro olarak ıslah etmiştir.
Birleşen davada davacının; fesih nedeniyle 23/02/2015 tarihli fesih hakedişi düzenlenerek ...’a tebliğ edildiği, fesih hakedişine göre ...’a 44.235,79 Euro fazla ödeme yapıldığı iddia edilerek yapılan fazla ödemenin faizi ile birlikte ...’dan istirdadını, 16/05/2014 tarihli ... sözleşmesinin eki olan otomasyon şartnamesi gereğince ...’ın temin ettiği merkez yazılım bedelinin sözleşmenin feshi nedeniyle düzenlenen fesih hakedişinde 73.040,00 EURO olarak yer aldığı halde sözleşmeyi haklı feshettikleri için bu bedelin ...’a ödenmemesini,
geri alınması gerektiği iddiasıyla fazladan ödenen yazılım bedeli olan 73.040,00 EURO'nun ...’dan istirdadını, haksız feshe konu olaylar nedeniyle ticari itibarlarının zedelendiği iddiasıyla ...’dan ayrıca 1.000.000,00-TL manevi tazminatın tahsilini talep etmiştir.
Feshin haksız olup olmadığı hususunun incelenmesinde. Taraflar arasındaki sözleşme, ... Proje tarafından keşide edilen Ankara 24. Noterliğinin 24.02.2015 tarihli ve 05608 yevmiye numaralı ihtarnamesi ile feshedilmiştir. Bahse konu fesih ihtarnamesinde fesih gerekçeleri ... Proje tarafından şu şekilde sıralanmıştır: ... ile dava dışı ... ...
A.Ş. arasında sahada otomasyon işlerinin yapılması konusunda İmzalanan sözleşmenin dava dışı ... firması tarafından feshi, ...'ın iş programı gerisinde olduğu, sözleşmeye göre ...'ın vermesi gereken teminat mektubunu vermediği, sözleşme damga vergisinin ... tarafından yatırılması gerektiği ancak yatırılmadığı, imalatların gerekli belgelerinin sunulmadığı ve dispenserlerin EURO kodlarına uygun olarak imal edilmediği. Dava dışı ... ile ... arasındaki sözleşmenin feshi; ...
Proje, ... ile dava dışı ... arasındaki sözleşme feshinin, ... ile olan sözleşmelerinin esaslı unsurunu değiştirdiğini ifade etmiştir. Buna gerekçe olarak da, sözleşmenin 14.28. maddesinde otomasyon genel şartnamesi gereğince yapılması gereken işlerin dava dışı ... ... A.Ş.'nin yapacağının hüküm altına alınmasını, aynı zamanda sözleşmenin son sayfasında sözleşmenin ekinde bulunan Otomasyon Genel Şartnamesinde tanımlanan işlerin ifasından ve kurulan sistemin çalışmasından ...
(Davacı) ve ... şirketinin müştereken ve müteselsilen sorumlu olacaklarının şerh olarak düşülmesini göstermiştir.
Taraflar arasındaki sözleşme bir eser sözleşmesidir. Eser sözleşmesi tam iki tarafa borç yükleyen; yüklenicinin bir eser meydana getirmeyi, iş sahibinin de bunun karşılığında bir bedel ödemeyi üstlendiği bir sözleşmedir. (TBK 470. maddesi). Sözleşmenin taraflarına bakıldığında. İşveren'in ... Proje, ...'in de ... olduğu görülmektedir. ... Proje'nin iddiası dava dışı ... firmasının da sözleşmenin tarafı olduğu yönündedir. Sözleşme kül halinde incelendiğinde, ...
Proje'nin bütün mali edimlerini ...'a karşı üstlendiği görülmektedir. Yani dava dışı ... firmasına karşı herhangi bir bedel ödeneceğinin kararlaştırılmadığı, bunun da eser sözleşmesinin ruhuna aykırı olduğu görülmüştür. Belirli bir emek sonucunun meydana getirilmesi herhangi bir ücret almaksızın taahhüt edilmişse ortada istisna sözleşmesi değil, vekalet sözleşmesi vardır.
Dolayısıyla burada dava dışı ...'in, davanın taraflarınca akdedilmiş olan16.05.2014 tarihli eser sözleşmesinin tarafı olmadığı, dava dışı ... ile ... arasındaki sözleşmenin feshedilmiş olmasının, davanın tarafları arasındaki ...
Sözleşmesi'nin esaslı unsurlarına halel getirmeyeceği; taraflar arasındaki yazışmalar ve ihtarnameler ile tüm dosya kapsamına göre ...'ın, dava dışı ... ile olan sözleşmesinin feshinin, ...'ın sözleşmesel yükümlülüklerini yerine getirmesine engel teşkil ettiğine dair bir olguya da rastlanmadığı, sözleşmede de dava dışı ...'e ilişkin bir fesih maddesinin bulunmadığı görülmüştür. Böylece bu fesih nedeninin haklı olmadığı anlaşılmıştır.
...'ın sözleşme uyarınca iş programının gerisinde olup olmadığı ve bunun fesihle olan bağlantısı. Tespit raporları da incelendiğinde, ... Proje'nin de sözleşme konusu edimlerinin bir kısmını yerine getirmediği tespit edilmiştir. Hal böyle iken, işlerin aksamasına neden olan tarafın sadece ... olduğu iddiası ile mevcut deliller örtüşmemektedir. Bir silsile halinde bir edimin yerine getirilmemesi bir diğerinde aksamaya neden olabilir. Daha açık bir ifade ile ...
Proje, tüm kusurun ...'da olduğunu iddia etmişse de, dosyadaki somut delillerden ... Proje'ye de atfedilebilecek bir kusurun varlığı göz önünde bulundurulduğunda; sözleşmenin haklı nedenle feshedildiği iddiası tartışmalı hale gelmiştir.
Oysa sözleşmenin feshi sebebiyle her iki taraftan birinin veya belli oranlar da her ikisinin de zarara uğradığı ve bu zararın tazminine hükmedilecek hallerde; feshin haklılığının ya da kusurun çok net bir şekilde ortaya konulabilmesi gerekmektedir.
Bir sözleşmenin haklı sebeple feshi için, sebebin hem objektif, hem de sübjektif açıdan belirli bir ağırlık taşıması, yani belirli bir önem derecesine sahip olması gerekmektedir.
Objektif ağırlık, ileri sürülen sebebin dürüstlük kuralına göre, haklı sebebe başvuran tarafın belirli bir süreli sözleşme söz konusu olduğunda kararlaştırılan sürenin sona ermesine veya belirsiz bir süreli bir sözleşme söz konusu olduğunda olağan feshin yapılabileceği ana kadar devam etmesine izin vermemesini gerektirir. Objektif ağırlık, dürüstlük ilkesi çerçevesinde belirlenir.
Aynı koşullar altında makul bir insanın ilgili sebep çerçevesinde sözleşmeyi feshedip edemeyeceği araştırılır. Subjektif olarak, başvurulan sebebin sözleşmeyi fesheden taraf açısından sözleşmeye devamı gerçekten katlanılmaz hale getirmelidir. Subjektif ağırlık, tüm koşullar ışığında belirlenmelidir. Objektif haklı bir sebebin varlığı, çoğu durumda subjektif haklı bir sebebin de var olduğu anlamına gelmektedir.
Yukarıda da belirtildiği üzere, tespit raporları uyarınca (dürüstlük kuralları da dikkate alındığında) sözleşmenin iş programındaki aksama nedeniyle fesih gerekçesinin mevcut delillerle örtüşmediği görülmüştür. Böylece bu fesih nedeninin haklı olmadığı anlaşılmıştır. ...'ın vermesi gereken teminat mektubunu vermediği. Sözleşmenin “Kesin Teminat ve İadesi” başlıklı 8.1 maddesinde; ... tarafından, ...
Proje'ye işin garanti teminatı olarak %10 tutarında süresiz ve kesin banka teminat mektubu verileceği kararlaştırılmıştır. ... Proje, fesih gerekçesinde bu teminat mektubunun kendilerine verilmediğini belirtmiş, ... ise teminat mektubu yerine aynı bedelde teminat senedi verildiğini ve bu hususta karşılıklı mutabakat olduğunu belirtmiştir. ... tarafından 20.05.2014 düzenleme tarihli 488.900,00 Euro bedelli teminat senedinin ...
Proje'ye teslimine ilişkin belgeler dosyaya ibraz edilmiştir. Burada teminat senedinin, teminat mektubunun yerine geçip geçmeyeceğinin değerlendirmesinden önce teminat senedi dahi verilmemiş olsaydı ... Proje'nin iddiasında haklı olup olmadığının irdelenmesi gerekmektedir. Zira teminat mektubu ve teminat senedinin hukuki ve mali açıdan eşdeğer olmadıkları izahtan vareste olmakla birlikte; teminat senedinin ... Proje tarafından kabul edildiği görülmektedir.
Eğer, sürekli borç ilişkisini fesheden taraf, fesih beyanında bulunmakta uzun süre gecikmişse, sözleşmenin sürdürülmesini gerektiren sebepleri dikkate almamışsa, dürüstlük kuralına aykırı olarak feshetmişse, bu noktada sübjektif sebebin bulunmadığı kabul edilmektedir.
Sözleşmenin haklı sebeple feshine temel teşkil eden olguları dikkate almaksızın sözleşmenin karşı tarafı ile işbirliğine devam eden veya devamına hazır olduğunu bildiren kimse, bu olgulara haklı sebep niteliği atfetmediğini göstermektedir. Sözleşmeyi devam ettiren veya devam ettirmeye hazır olduğunu gösteren taraf, sözleşmeyi haklı nedenlerle fesih hakkını kaybetmektedir.
Somut olayda, sözleşme tarihinin 16.05.2014 tarihi olduğu; buna mukabil sözleşmenin teminat mektubunun sunulmaması nedeniyle feshedildiği tarihin 24.02.2015 olduğu bilinmektedir. Dolayısıyla sözleşmenin akdedilmesinden sonra 9 ay boyunca bir takım işleri kabul eden, ... ile sözleşme ilişkisini devam ettiren ... Proje'nin, teminat mektubunun sunulmamış olmasını haklı bir fesih nedeni olarak gösteremeyeceği belirlenmiştir. görülmüştür. Böylece bu fesih nedeninin haklı olmadığı anlaşılmıştır.
Sözleşme damga vergisinin ödenmediği. Sözleşmenin “Vergi ve sair Masraflar” başlıklı 10.1 maddesinde; sözleşme damga vergisinin ...'a ait olduğu hüküm altın aalınmıştır. Fesih ihtarnamesinde sözleşme damga vergisinin yatırılmamış olması da gerekçeler arasında yer almaktadır. Konuya ilişkin taraflar arasındaki ihtarnamelerin incelenmesinden ...'ın, sözleşmenin bir nüsha olduğunu aslının ...
Proje'de olduğundan bahisle damga vergisini ödeme imkanlarının olmadığını,kaldı ki damga vergisinin ... Proje tarafından ödenip davalı ... şirketinin cari hesabından düşülmesi hususunda mutabık kaldıklarını ve anlaşılan işlem üzerine damga vergisinin ödenerek hesaplarına borç olarak kaydedilmesini talep ettiği görülmüştür. Uygulamada işverenin damga vergisini ödeyerek taşeron hakedişinden kesinti yapması sık başvurulan bir yöntemdir.
Dolayısıyla, sözleşme aşamasında mutabık kalınmamış olsa dahi, ...'ın bahse konu talebinin damga vergisine ilişkin sorunu çözeceği söylenebilir. Zira burada nihai ve esas amaç damga vergisinin ödenmiş olmasıdır. Damga vergisinin ödenmemesinden bahisle sözleşmenin feshinin haklı olup olmayacağı hususu, teminat mektubu sunulmaması ile ilgili yukarıda belirtilen hususlar gibi değerlendirilmesi gerekmektedir.
Zira burada da sözleşmenin akdedilmesinin üzerinden oldukça uzun bir süre geçtikten sonra sözleşme damga vergisinin ödenmemiş olmasının haklı nedenle feshe vücut vereceğinin kabulü, hakkaniyetle bağdaşmayacaktır. ... Proje'nin sözleşmenin akdedilmesinden makul bir süre sonra bu hususu fesih sebebi yapabilecekken yapmamış olması, sözleşmenin kendileri açısından damga vergisi ödenmeden de ayakta kalabileceğini kabul ettikleri anlamına gelmektedir.
Böylece bu fesih nedeninin haklı olmadığı anlaşılmıştır. İmalatların gerekli belgelerinin sunulmadığı ve dispenserlerin Euro kodlarına uygun olarak imal edilmediği. Taraflar arasındaki sözleşmede imalatta kullanılacak tüm malzemelerin TSE, İSO, ATEX ve/veya CE belgesine sahip olacağı kararlaştırılmıştır. ...
Proje her ne kadar, sözleşmedeki “TSE, İSO, ATEX ve/veya CE belgesi” ifadesinin, imalatların bahsi geçen bütün belgelere haiz olması anlamına geldiği iddiasıyla sözleşmeyi haklı nedenle feshettiğini beyan etse de; ve/veya ifadesi bu anlama gelmemekte, belgelerden birinin alınmasının dahi yeterli olduğu anlamına gelmektedir. Tespit dosyalarındaki raporlarda, imalatların üzerinde CE işaretinin olduğu ifade edilmiştir. ... tarafından ATEX belgeleri de alınmıştır.
Dolayısıyla ...'ın sözleşmesel yükümlülüklerini yerine getirmediıği iddiasının yerinde olmadığı görülmüştür. Böylece bu fesih nedeninin de haklı olmadığı anlaşılmıştır.
Sözleşme bedeline yönelik değerlendirmede; Somut uyuşmazlıkta ... vekili, sözleşmenin birim fiyatlı götürü bedelli bir sözleşme olduğunu; ... Proje vekili ise sözleşmenin teklif birim fiyatlı olduğunu iddia etmiştir.
Sözleşme bedelinin götürü bedelli mi, yoksa birim fiyatlı bir sözleşme mi olduğunun belirlenmesi, talep edilebilecek zararlar yönünden önem arz etmektedir. Bu sebeple tarafların asıl ve birleşen dava yönünden talep edebilecekleri zarar kalemlerinin belirlenebilmesi için öncelikle götürü bedel/birim fiyat belirlemesinin yapılması gerekmektedir.
Sözleşmenin “İşin Miktarı ve Bedeli” başlıklı 3.1 maddesinde; ...'ın 35 ayrı istasyonda yapılacak olan, iş bu sözleşme konusu işleri, ekli listede yer alan birim fiyatlar üzerinden yapmayı kabul ve taahhüt ettiği, işin bedelinin ise 4.889.000,00 EURO olduğu düzenlenmiştir.
Mevzuatta ve doktrinde ücretin eser sözleşmelerinde üç temel görünümü; - Ücretin götürü olarak belirlenmiş olduğu, - Ücretin yaklaşık yani takribi olarak belirlendiği, - Ücretin türünün belirlenmediği, şeklindedir. İmal olunacak eser bedelinin, önceden ve kesin şekilde tespit edilmesi, ücretin götürü olarak belirlenmesi kavramını ifade etmektedir.
Başka bir anlatımla, borçlanılan eserin tümünün ya da belirli bir kısmının bir bütün olarak sözleşme ile önceden belirlenen tutar karşılığında imali ve teslimi için sözleşme kurulmuş olması halinde, burada sabit, yani götürü ücret söz konusu olacaktır. Götürü ücret, eserin imali için belirginleşecek bütün maliyetleri, giderleri ve en önemlisi kâr payını da kapsayacaktır.
Ücretin meydana gelmesinde iş sahibinin maliyet hesaplarını bilmesi beklenemeyecek olup; yüklenici tarafından belirlenecek toplam maliyete ilişkin miktar, istenebilecek miktarın alt ve üst sınırlarını oluşturmaktadır.
Birim başına götürü ücret; yüklenicinin eserin tamamını ya da bir kısmını önceden belirlenmiş bir ücret karşılığı olarak değil ve fakat bütün edimin parçalarını oluşturan değişik edimleri, önceden belirlenmiş olan değişik tutarlardan ifa etmeyi üstlendiği bir eser sözleşmesinin varlığı halinde söz konusu olabilecektir.
Birim fiyat, müteahhidin iş görme faaliyeti sırasında yapacağı değişik iş kalemlerinden birinin daha önce hazırlanmış birim fiyat tespitlerine göre hesaplanmış olan metrekare, metreküp, kilogram, ton, adet veya parça olarak miktar başına düşen fiyat olarak tanımlanmaktadır.
Doktrinde ve uygulamada, tarafların eser sözleşmesinde götürü bedel üzerinden anlaşmış olmaları halinde, beklenilmeyen haller nedeniyle sözleşmenin feshi aşamasına gelinmesi neticesinde, müteahhidin eserin bir kısmını imal ve inşa etmiş olması durumunda nasıl bir hukuki yol izleneceği değerlendirilmiş ve müteahhidin yaptığı işle orantılı olarak ücret alabileceği belirtilmiştir.
Nitekim bu konuya ilişkin örnek olarak gösterilen içtihatlarda, inşaat sözleşmeleri izah edilerek, öncelikle yapılması taahhüt edilen işin, yüzde kaçlık kısmının yapıldığının saptanması ve sonrasında bulunacak bu oranın götürü bedele de uygulanmak suretiyle yüklenicinin yaptığı işe göre ne kadar ücrete hak kazandığının saptanabileceği hükme bağlanmıştır.
Eser sözleşmesinin konusunun menkul olması halinde ise ifa edilen kısımdan istifade edilmesinin mümkün olması halinde, müteahhidin ifa ettiği bu kısma göre ne kadar ücrete hak kazandığı hesaplanabilecektir.
Somut uyuşmazlık bakımından sözleşme konusu kalemlerin birim fiyatlarının bulunduğu ancak bunun yanı sıra 3.1. maddede sözleşme bedelinin de belirtildiği görülmektedir. Yukarıdaki açıklamalara göre, dava konusu sözleşmenin birim başına götürü ücretli sözleşme olduğu anlaşılmıştır.
Asıl dava yönünden yapılan değerlendirmede; İmalat bedelinden doğan bakiye iş bedeli (hakediş alacağı) alacağı talebi yönünden: Bilirkişi heyetince yapılan hesaplama sonucunda davacının fesih tarihi itibariyle bakiye imalat bedellerinden kaynaklanan 431.844,10 Euro alacağının bulunduğu, davalı tarafından davacıya yapılan ödemeler toplamı olarak taraf ticari defter ve kayıtlarında mali inceleme sonucunda tespit edilen toplam 280.740,61 Euro mahsup edildiğinde davacının asıl dava tarihi itibariyle imalat bedelinden bakiye alacağının 431.844,10 – 280.740,61 = 151.103,49 Euro olduğu anlaşılmıştır.
Haksız fesih nedeniyle yoksun kalınan kâr kaynaklı zarar talebi yönünden: Yoksun kalınan kâr hesabı ile ilgili Yargıtay içtihatlarına göre de. Müspet zarar olan kâr kaybı, yukarıdaki hükümlerin de sonucu olarak kâr elde edememek nedeniyle malvarlığındaki gerçek eksilme esas alınarak belirlenmelidir. Gerçek eksilmenin belirlenmesi konusunda hizmet sözleşmeleriyle ilgili olarak TBK'da düzenlenen 408 ve 438. maddelerdeki kesinti yöntemi esas alınmalıdır.
408. maddede iş sahibinin temerrüdü nedeniyle istenebilecek ücret hesabı, 438. maddede ise iş sahibinin sözleşmeyi haksız feshetmesi nedeniyle istenebilecek zarar hesabı düzenlenmiştir.
408. madde işverenin engellemesi sebebiyle yapmaktan kurtulunan giderler ile başka bir iş yaparak kazanılan veya kazanmaktan bilerek kaçınılan yararların indirilmesini, 438. madde ise sözleşmenin sona ermesi yüzünden tasarruf edilen miktar ile başka bir işten elde edilen veya bilerek elde etmekten kaçınılan gelirin indirileceğini düzenlemiştir.
Her ikisi de indirim unsurları olarak benzer düzenleme içermekte olup, öğreti ve uygulamada bu hesaplama, kesinti yöntemi olarak adlandırılmaktadır. TBK'daki kesinti yöntemi hizmet sözleşmelerine ilişkin olmasına rağmen, diğer sözleşmelerin haksız feshi halinde de kıyasen uygulanması gerekir.
Hukuk Genel Kurulu'nun 12.05.2010 tarih, 2010/14-244 Esas, 2010/260 Karar sayılı ilâmında da iki taraflı sözleşmelerin karşı tarafça haksız feshedildiği hallerde, kâr kaybı zararına uğrayan tarafın isteyebileceği zararın saptanmasında kıyasen Borçlar Kanunu'ndaki kesinti yönteminin uygulanması gerektiği kabul edilmiştir.
Kesinti yöntemine göre yüklenicinin fesih sebebiyle yapamadığı sözleşme konusu işlerin geri kalan kısmından dolayı mahrum kaldığı kâr kaybının, öncelikle yapılmayan işin sözleşmenin feshi tarihindeki bedelinin (eser tamamlanmış, borç ifa edilmiş olsaydı yüklenicinin eline geçecek bedel ile sözleşmesine göre yapılan imalât sebebiyle yükleniciye ödenen ya da ödenecek bedel farkı) tespit edilmesi,
bulunacak bu bedelden, yüklenicinin işi fesih sonucu tamamlamaması sebebiyle sağladığı tasarruf (malzeme, işçilik, sigorta, vergi vs. masraflar) ile bu süre içinde başka bir iş yapıp çalışmışsa ya da başka bir iş yapmaktan kaçınmışsa, kazanabileceği miktarlar belirlenip, bulunacak bu miktarların ilk olarak bulunan yapılmayan iş bedelinden çıkartılarak hesaplanması gerekir. Buna göre, kesinti yöntemi uygulanmak suretiyle hesaplama yapılması gerekmektedir.
Bilirkişi heyetince Yargıtay içtihatlarına göre yapılan değerlendirme ve hesaplamalar sonucunda; dava dışı idare ile dava dışı Adi Ortaklık arasındaki sözleşmeye göre üç adet lokasyonun pursantaj oranlarının, Ankara için %4,681, Eskişehir için %3,517, Adana için %5,585 olmak üzere toplam pursantaj oranının %13,783 olduğu, sözleşme bedeli olan 4.889.000,00 Euro üzerinden yapılan hesaplama sonucu 673.850,87 Euro imalat bedelinden doğan iş bedeli olduğu,
dört lokasyonun imalatlarının hakkedişlerinin toplamının 89.844,12 + 113.418,40 + 171.009,89 + 57.571,69 = 431.844,10 Euro olduğu hesaplamaları karşısında asıl davacının mahrum kaldığı kâr kaybının 673.850,87 – 431.844,10 = 242.006,77 Euro olarak hesaplanmış ve bu bedelin içinde %25 yüklenici kârı (işçilik, sigorta, vergi vs. masraflar) dahil olup bu farka oranlama yapıldığında 242.006,77 EUR X 0,25 = 60.501,69 Euro kar kaybı hesaplanmıştır.
Böylece davacının haksız fesih nedeniyle kâr kaybı alacağının 60.501,69 Euro olduğu anlaşılmıştır.
Davacının gönderdiği ihtarnamelerde konu, miktar, süre olmadığı, ödeme ile ilgi geçerli bir ihtarat yapılmadığı, bu nedenle davalı tarafın davadan önce temerrüde düşürülmediği anlaşılmakla faizin başlangıç tarihinin dava tarihi ve ıslah edilen kısma yönelik ıslah tarihi olduğu anlaşılmıştır.
Eskişehir 1.Sulh Hukuk Mahkemesi’nin 2015/14 D.iş sayılı dosyası, Ankara 9.Sulh Hukuk Mahkemesi’nin 2015/50 D.iş sayılı dosyası ve Adana 4.Sulh Hukuk Mahkemesi’nin 2015/13 D.iş sayılı dosyalarında sarf edilen yargılama giderleri ve vekalet ücretlerinin toplam 5.006,60 TL olduğu ayrıntılı olarak bilirkişi heyetince hesaplanmıştır. Ancak HMK’nun 323/1/ç maddesi uyarınca bu giderlerin yargılama giderleri arasında olduğu anlaşılmakla, yargılama giderlerine dahil edilmiştir.
Davacının 20.05.2014 düzenleme tarihli 488.900,00 Euro bedelli teminat senedinin iadesi talebi yönünden: Tensip ile davacının teminat mektubu bedeline göre eksik harcı yatırması için kesin süre verilerek davacı tarafa tebligat çıkartılmış, verilen kesin süreye rağmen harç yatırılmadığından, yapılan yargılama sırasında 08.12.2015 tarihli duruşmada davacı vekili tarafından mazeretsiz olarak takip edilmemesi nedeniyle dava dosyasının HMK'nun 150. maddesi gereğince işlemden kaldırılmasına karar ve üç aylık yasal süre içinde taraflarca yenileme talebinde de bulunulmadığı anlaşılmıştır. Bu nedenle teminat senedinin iadesinden kaynaklanan davanın; HMK'nun 150/5 maddesi gereğince açılmamış sayılmasına karar verilmesi gerektiği anlaşılmıştır.
Birleşen dava yönünden yapılan değerlendirmede.
Taraflar arasındaki 16.05.2014 tarihli ... sözleşmesinde asıl davacı şirketin 23.02.2015 fesih tarihi itibariyle yapılan iş bedeli olarak ödemelerin mahsubundan sonra, yukarıda yapılan açıklamalara göre hala bakiye alacağının bulunmakta olup bu bakiye alacak birleşen dava tarihine kadar da ödenmemiş ve dolayısıyla borç dahi bitmemiş olduğu ve bu nedenle bir fazla ödeme ortaya çıkmamış olduğu için birleşen davacının birleşen davalıdan talep edebileceği bir fazla ödemesinin olmadığı, dolayısıyla 44.235,79 Euro’luk istirdat talebinin yerinde olmadığı anlaşılmıştır.
73.040,00 EUR fazladan ödenen yazılım bedelinin istirdadı talebi: Ankara 9. Sulh Hukuk Mahkemesi 2015/50 D.iş dosyası ile ilgili olarak Ankara Depo ve TCDD Genel Müdürlüğü CER dairesi lokasyonu için yapılan toplam 171.009,89 EUR’luk hesaplamanın içine 73.040,00 EUR’luk yazılım bedeli de dahil edilmiştir.
Dosyada yapılan teknik incelemeler sonucunda, asıl davacının birleşen davacıya bu hizmet kalemini de ifa ettiği tespiti yapılmış olduğu için asıl davacının alacağına 73.040,00 EUR da dahil edilmiştir. Dolayısıyla bu ödeme fazla ödeme teşkil etmediği için birleşen dosyada davacının birleşen davalıdan bu tutarın istirdadını talep edemeyeceği anlaşılmıştır.
Manevi tazminat talebi: Yukarıda belirtildiği gibi, birleşen dosyada davacının sözleşmeyi feshinin haksız olduğu, böylece manevi tazminat talebinin yerinde olmadığı kanaatine varılmıştır.
Mahkememizin asıl dosyasında sonuç olarak. Davalı firmanın sözleşmeyi feshinin haksız olduğu, davacının imalat bedelinden doğan iş bedeli alacağının asıl dava tarihi itibariyle 151.103,49 Euro olduğu, haksız fesih nedeniyle ortaya çıkan kâr kaybı kaynaklı zararının ise 60.501,69 Euro olduğu, tespit dosyaları için yapılan yargılama masraflarının toplam 5.006,60 TL olduğu anlaşılmakla. Asıl davanın alacak talebi yönünden kısmen kabulü ile.
İmalat bedelinden kaynaklanan 151.103,49 Euro (50.000,00 EURO için dava tarihinden, bakiye kısım için ıslah tarihi olan 25/02/2020 tarihinden itibaren işleyecek)3095 S.Y'nın 4/a maddesi gereğince devlet bankalarının EURO ile açılmış bir yıl vadeli mevduat hesabına uygulanan en yüksek faiz oranı ile birlikte davalıdan alınarak davacıya verilmesine, fazlaya ilişkin istemin reddine.
Haksız fesih nedeniyle yoksun kalınan kardan kaynaklanan 60.501,69 EURO (20.000,00 EURO için dava tarihinden,bakiye kısım için ıslah tarihi olan 25/02/2020 tarihinden itibaren işleyecek)3095 S.Y'nın 4/a maddesi gereğince devlet bankalarının EURO ile açılmış bir yıl vadeli mevduat hesabına uygulanan en yüksek faiz oranı ile birlikte davalıdan alınarak davacıya verilmesine, fazlaya ilişkin istemin reddine. Davacının teminat senedinin iadesinden kaynaklanan davasının.
HMK'nın 150/5. maddesi gereğince açılmamış sayılmasına karar verilmiştir.
Birleşen Ankara 6. ATM'nin 2016/90 Esas sayılı dosyasında sonuç olarak; Davacının 44.235,79 Euro’luk fazla ödemenin istirdadı talebinin yerinde olmadığı, yine 73.040,00 Euro fazladan ödenen yazılım bedelinin istirdadı talebinin yerinde olmadığı, sözleşmeyi haksız olarak fesheden davacının manevi tazminat talebinde bulunamayacağı" gerekçesi ile, asıl davanın kısmen kabulüne, birleşen davanın reddine karar verilmiştir.
İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ
Davacı birleşen dosya davalısı vekili istinaf başvuru dilekçesinde; taraflar arasında aktedilen sözleşmenin götürü bedelli bir sözleşme olduğunu, imalat bedelinden doğan yapılmış olan işin bedelinin yerleşik Yargıtay içtihatları kapsamında tamamlanan iş bedelinin sözleşmenin bedeline göre orantı yapılarak hesaplanması hakkaniyet ve hukuk gereği olduğunu, mahkemece alınan bilirkişi raporlarının eksik ve hatalı olduğunu, hükme esas alınamayacağını, yapılan hesaplamaların yerleşik Yargıtay içtihatlarına da aykırı olduğunu, ayrıca raporlarda birbiri ile çelişkili hükümler ve hesaplamalar bulunduğunu,
götürü bedelli sözleşmelerde yüklenicinin sözleşme kapsamında gerçekleştirdiği imalatların eksik ve ayıpları da dikkate alınarak işin tamamına göre fiziki oranı tespit edilerek, bulunacak bu oranın götürü iş bedeline uygulanması suretiyle hesaplama yapılarak,
bulunacak bu rakamdan kanıtlanan ödemelerin düşülerek hesaplama yapılması gerektiğini, yine kâr kaybı zararı talepleri yönünden sözleşmenin ifa edilmiş olan kısmının sözleşmenin tamamına oranı üzerinden raporda götürü bedel esas alınarak yapılması zorunlu ve gerekli olduğunu, bu hususa ilişkin raporda yapılan hesaplamaların da hatalı olduğunu, yerel mahkemece eksik inceleme ve araştırma neticesinde verilen kararın isabetli olmadığını ileri sürerek, yerel mahkemenin kararının istinaf incelemesi yapılarak kaldırılmasını ve asıl davanın kabulüne, birleşen davanın reddine karar verilmesini istemiştir.
Davalı - birleşen dosya davacısı vekili istinaf başvuru dilekçesinde; davacının sözleşmenin imzalanması aşamasından başlayarak, avans istenmeyecek olmasına rağmen, avans talebinde bulunduğunu, buna istinaden avans ödemesi yapıldığını, teminat mektubunu iade etmediğini, iş programının çok gerisinde kaldığını, damga vergisini ödemediğini, imalatlarda gerekli belgeleri sağlamadığını, ... ...
A.Ş.'nin sözleşmesinin davacı tarafından feshederek yerine uzmanlık gerektiren otomasyon işlerinin kimin tarafından yerine getirileceğini ısrarla bildirmediğini, sözleşmenin tüm bu hususlar dikkate alınarak feshedildiğini, yerel mahkemece sözleşmenin konusunda bu hususları kül halinde değerlendirmesi gerekirken, tek tek bağımsız olarak ele alarak,
her birinin tek başına sözleşmenin feshi için yeterli gerekçe oluşturmadığını kabul etmesinin doğru olmadığını, yine mahkemece alınan bilirkişi raporlarının eksik ve hatalı olduğunu, raporların hükme esas alınamayacağını, bilirkişi raporlarına karşı yaptıkları itirazların karşılanmadan dosyanın karara çıkarılmasının doğru olmadığını, manevi tazminat taleplerinin müvekkilinin ticari itibarının zedelenmiş olmasından kaynaklandığını, sözleşmenin feshi ile bir ilgisinin bulunmadığını, davacının asıl dava yönünden dava değerini ıslah dilekçesi ile toplamda 2.203.390,96 EURO'ya çıkardığını,
mahkemece bu miktarın 211.605,18 EURO'luk kısmının kabul edilip, 1.991.785,78 EURO'luk kısmının reddedildiğini, davanın % 9,50'lik kısmının kabul edilip, % 90,50'lik kısmının reddedildiğini, mahkemece yargılama giderlerinin kabul ve red oranı dikkate alınarak hesaplanmadığını, müvekkiline verilecek vekalet ücretinin de eksik hesaplandığını, mahkemece eksik inceleme ve araştırma neticesinde verilen kararın isabetli olmadığını ileri sürerek, yerel mahkemenin kararının istinaf incelemesi yapılarak kaldırılmasını ve asıl davanın reddine, birleşen kabulüne reddine karar verilmesini istemiştir.
DELİLLERİN DEĞERLENDİRİLMESİ VE GEREKÇE
Asıl dava eser sözleşmesine dayalı alacak, birleşen dava eser sözleşmesine dayalı tazminat istemine ilişkindir. Asıl dosyaya göre davacı taşeron; davalı yüklenicidir. Mahkemece asıl davanın kısmen kabulüne, birleşen davanın reddine karar verilmiş olup, hüküm taraf vekillerince istinaf edilmiştir. İnceleme, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 355. madde hükmü uyarınca istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak ve kamu düzenine aykırı hususların olup olmadığı gözetilerek yapılmıştır.
Taraflar arasında 16/05/2014 tarihli bir eser sözleşmesi imzalanmıştır. Bu sözleşme ile davalının yüklenimindeki işin bir bölümünü davacı üstlenmiştir. Davacı asıl davada yükümlülüklerinin gereğini yerine getirmesine rağmen, davalının haksız olarak sözleşmeyi feshettiğini ileri sürerek, imalat bedeli alacağı, kâr kaybı tazminatı ve teminat senedinin iadesini istemiştir.
Birleştirilen davada yüklenici, sözleşmeyi haklı nedenle feshettiklerini belirterek, taşerona fazla ödeme yapıldığı iddiasıyla alacak ve ayrıca manevi tazminat istemiştir. Mahkemece asıl dava kısmen kabul edilerek, 151.103,49 Euro imalat bedeli alacağına, 60.501,69 Euro kâr kaybı tazminatına hükmedilmiş, teminat senedinin iadesi talebi hakkında ise eksik harcın ikmal edilmediği gerekçesiyle davanın açılmamış sayılmasına karar verilmiş; birleştirilen dava reddedilmiştir.
Eser sözleşmesi, karşılıklı edimleri içeren bir iş görme akdîdir. Yüklenicinin edimi, eseri meydana getirmek ve iş sahibine teslim etmek, iş sahibinin karşı edimi ise teslim edilen eserin bedelini ödemektir. Eser sözleşmesinin varlığı halinde, yüklenici işi sözleşme, fen ve sanat kurallarıyla iş sahibinin beklediği yararı gözeterek imal edip teslim ettiğini, iş sahibi ise iş bedelini ödediğini ispat etmek zorundadır. (Yargıtay (kapatılan) 15. Hukuk Dairesi, 2021/3130 Esas, 2021/2836 Karar)
1- Taraflar arasında imzalanan 16/05/2014 tarihli sözleşmede iş bedelinin TBK 480. maddesinde düzenlenen götürü bedel olarak kararlaştırıldığı anlaşılmaktadır.
Kural olarak götürü bedelli eser sözleşmelerinde, iş bedelinin tamamı veya bir kısmı ödenmemiş ise, yüklenici işi kararlaştırılan götürü bedelle yapmak zorunda olduğundan yüklenicinin hakettiği imalât bedelinin, fiziki oran yöntemi ile başka bir ifadeyle yüklenicinin sözleşme kapsamında gerçekleştirdiği imalâtların eksik ve ayıpları da dikkate alınarak işin tamamına göre fiziki oranının tespit edilip, bulunacak bu oranın götürü iş bedeline uygulanması suretiyle saptanması ve bulunacak bu rakamdan kanıtlanan ödemeler düşülerek hesaplanması gerektiği kabul edilmektedir.
Bu şekilde belirlenen iş bedeli yapılan ödemelerden az ise, iş sahibi fazla ödediği bedelin iadesini; fazla ise yüklenici ödenmeyen iş bedeli alacağının tahsilini isteyebilir. Sözleşme dışı iş kalemlerine ilişkin istemlerde ise, yapıldıkları yıl mahalli piyasa rayiç bedellerine göre hesaplama yapılarak iş bedelinin bulunması gerekir. (Yargıtay 15. Hukuk Dairesi, 2020/2407 Esas, 2020/3033 Karar).
Ancak götürü bedelli sözleşmelerde iş bedelinin tamamı ödenmiş ise, eksik ve ayıplar nedeniyle fiziki oran kurulması gerekmez; bu durumda iş sahibi, eksik ve ayıplı işlerin giderim bedelini isteyebilir. (ÖZTÜRK, Muammer. GÖZÜTOK Zeki: Usul ve Esaslarıyla Eser Sözleşmesi Uygulaması, 2019, sf 569
Davalı yüklenici ile dava dışı TCDD arasında imzalanan sözleşmede hakediş ödemeleri konusunda pursantaj cetvellerinin esas alınacağı kararlaştırılmıştır. Taraflar arasındaki sözleşmede ödemeler konusunda pursantaj cetvellerinin dikkate alınabilmesi için ya taraflar arasındaki sözleşmede bu yönde hüküm bulunması, veya idare ile yüklenici arasındaki sözleşme hükümlerine bu konuda yapılmış açık atıf bulunması gereklidir.
Mahkemece hükme esas alınan 3. bilirkişi raporunda bu husus irdelenmeksizin doğrudan pursantaj cetvelleri esas alınarak sonuca gidilmiştir.
Davanın tarafları arasındaki sözleşme müstakil ve bağımsız bir sözleşme olduğundan ödemeler konusunda arasındaki pursantaj cetvellerinin esas alınacağı yönünde bir düzenleme bulunmaması ve idare ile yüklenici arasındaki sözleşmenin bu konudaki hükmüne bir atıfta yapılmaması durumunda, davacının imalat bedeli ve kâr kaybı tazminatı alacağının yukarıda izah edilen "götürü bedel" yöntemine göre hesaplanması gereklidir.
Mahkemece bu husus incelenmeli gerektiğinde bilirkişi heyetinden bir ek rapor da alınmak suretiyle sonuca gidilmelidir.
2- Mahkeme kabulüne göre de; asıl dosya davacısı vekilinin kısmi ıslahı sonucunda asıl dava değerinin 2.203.390,96 Euro' ya yükseltildiği, mahkemece 211.605,18 Euro'luk alacak talebinin kabul edildiği, davanın kabul oranının %9,5, red oranının %90,5 olduğu, asıl davanın kısmen kabul edilmesi sebebiyle yargılama harçlarının davalı üzerinde bırakılmasında bir hata olmadığı, ancak mahkemece yargılama giderleri ve vekalet ücreti hesabının söz konusu kabul ve red oranları çerçevesinde hesaplanmaması doğru olmamıştır.
Yukarıda açıklanan nedenlerle eksik inceleme ve değerlendirmeyle yazılı şekilde hüküm kurulması isabetli olmadığından, taraf vekillerinin istinaf başvurusunun esası incelenmeksizin kabulüne, mahkeme kararının HMK'nın 353/1-a.6 maddesi gereğince kaldırılmasına, dosyanın Dairemiz kararına uygun şekilde incelenip karara bağlanması için kararı veren mahkemeye gönderilmesine karar verilmesi gerekmiştir.
Başkan · E-imzalıdır Üye · E-imzalıdır Üye · E-imzalıdır Katip · E-imzalıdır
Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 31. Hukuk Dairesi, E. 2023/1203, K. 2024/1118, 19 Aralık 2024 tarihli karar · Kaynak: UYAP Emsal Karar Arama