KÜNYE
T.C. Ankara Bölge Adliye Mahkemesi Bam 31. Hukuk Dairesi T.C. Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 31. Hukuk Dairesi
- Esas No
- 2024/102
- Karar No
- 2024/1115
- Karar tarihi
- 19 Aralık 2024
Karar Metni
2.088 kelime·10 dk okuma·23 bölüm
(İnceleme aşamasında / Duruşmasız) (HMK. 353/1-b.2 Mad. Uyarınca Kararın Kaldırılarak Yeniden Hüküm Kurulmasına)
ESAS NO : 2024/102
KARAR NO : 2024/1115
TÜRK MİLLETİ ADINA
İSTİNAF KARARI
BAŞKAN : ... (...)
ÜYE : ... (...)
ÜYE : ... (...)
KATİP : ... (...)
İNCELENEN KARARIN
MAHKEMESİ : ANKARA 5. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
TARİHİ : 06/04/2021
NUMARASI
2018/812 Esas - 2021/316 Karar
DAVACI
VEKİLİ
DAVALI
DAVANIN KONUSU
Eser Sözleşmesine Dayalı İtirazın İptali
KARAR TARİHİ : 19/12/2024
KARAR YAZIM TARİHİ : 24/12/2024
Davacı vekili tarafından davalı aleyhine açılan eser sözleşmesine dayalı itirazın iptali istemine ilişkin davada, mahkemece davanın reddine dair verilen karara karşı süresi içinde davacı vekilince istinaf kanun yoluna başvurulması üzerine yapılan inceleme neticesinde;
İDDİA
Davacı vekili; davalı aleyhine Ankara 30 İcra Müdürlüğü'nün 2018/8657 E. sayılı dosyası ile icra takibi yapıldığını, ödeme emrinin davalıya tebliğ edildiğini, davalının süresi içerisinde borca itiraz ettiğini ve takibin durduğunu, müvekkili firmanın davalı şirketin çeşitli mecralarda reklam ve tanıtım işlerini yaptığını, yaptığı işler karşılığında toplam 256.975,10 TL bedelli faturaları çeşitli tarihlerde kestiğini, ancak davalı tarafın müvekkiline borcunu ödemediğini ileri sürerek, itirazın iptali ile % 20'den aşağı olmamak üzere icra inkar tazminatına hükmedilmesi ile takibin devamına karar verilmesini, yargılama giderleri ve vekalet ücretinin davalı tarafa yükletilmesine karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
SAVUNMA
Davalı vekili; mahkemenin yetkili olmadığını, müvekkili şirketin adresinin İstanbul'da bulunduğunu, müvekkili şirket hakkında konkordato başvurusunda bulunulduğunu ve İstanbul Anadolu 1. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 2018/1037 E sayılı dosyası uyarınca kesin mühlet kararı verildiğini, davacı tarafın dava dilekçesinde dayandığı delilerin kendilerine tebliğ edilmediğini, davacı tarafından düzenlenen faturaların kendi tanzim ettiği belgelerden ibaret olduğunu, huzurdaki davada müvekkili şirketin davacı tarafa borçlu olduğuna dair delil niteliği taşıyan bir belgenin bulunmadığını,
davanın hiçbir belge sunulmadan yalnızca tanık ile ispatının mümkün olmadığını, fazlaya ilişkin haklarının saklı kalması kaydı ile davacının iddia ettiği hizmetlere ilişkin olarak tanık delillerine dayanmasını hiçbir şekilde kabul etmediklerini savunarak, öncelikle davanın yetkisizlik sebebiyle reddine karar verilmesini, bunun mümkün olmaması halinde davanın esastan reddine karar verilmesini istemiştir.
İLK DERECE MAHKEMESİ KARARININ ÖZETİ
Mahkemece iddia, savunma, bilirkişi raporu ve tüm dosya kapsamına göre; "Dava, ödenmediği ileri sürülen fatura alacağının tahsili amacıyla başlatılan icra takibine vaki itirazın iptali davasıdır.
Davalı tarafından mahkememizin yetkisine itiraz edildiği anlaşılmış ise de; davanın temelini oluşturan icra takibinin dayanağının hizmet bedeline ilişkin fatura olduğu, davanın talebinin bu niteliği itibariyle bir miktar para alacağına ilişkin olup TBK'nun 89/1.(Eski BK m.73/1)maddesindeki “Para borçları, alacaklının ödeme zamanındaki yerleşim yerinde ifa edilir." hükmüne göre davacı alacaklının kendi yerleşim yerinde icra takibi yapabileceği anlaşılmakla, mahkememizin yetkisine yönelik itirazın yerinde olmadığı kanaatine varılmıştır. Mahkememizce taraf delilleri toplanmış, talimat mahkemesi aracılığı ile tarafların ticari defter ve belgeleri incelenmek suretiyle bilirkişi raporları alınmıştır.
Taraflar arasında ticari nitelikte Hizmet alım ilişkisi mevcut olup, davacı tarafından tanzim olunan faturaların davalı defterlerinde kayıtlı olduğu sabit olup, taraflar arasındaki uyuşmazlık davacı tarafından düzenlenen fatura bedellerinin ödenip ödenmediği noktasındadır.
Talimat mahkemesi aracılığı ile tarafların ticari defterlerinin incelenmesi neticesinde düzenlenen bilirkişi raporunda yer verildiği üzere, davacı tarafın ticari defterlerinin usulüne uygun tutulmamış olup, bu nedenle sahibi aleyhine delil olma vasfı taşıdığı, her ne kadar davacı tarafından düzenlenen 256.975,10 TL tutarlı faturaların davalı defterlerine kayıt edildiği anlaşılmış ise de, takip tarihi olan 12.07.2018 tarihinden sonra ve fakat dava tarihi olan 08.11.2018 tarihinden evvel davalı tarafça düzenlenen 31/07/2018 tarihli 256.975,10 TL tutarlı iade bedeli muhteviyatlı fatura düzenlenerek bakiyenin sıfırlandığı,
iade faturasının davacı defterlerinde kayıtlı bulunduğu, buna göre dava tarihinden evvel davaya konu borcun iade faturası yolu ile ödenmiş olduğu, dava dilekçesi içeriğine göre, davacının yalnızca asıl alacak tutarı olan 256.975,10TL'nin tahsili için belirlenen tutar üzerinden harç yatırmak suretiyle eldeki davayı açmış olduğu, işlemiş faiz tutarına ilişkin olarak talepte de bulunulmamış olduğu" gerekçesi ile davanın reddine karar verilmiştir.
İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ
Davacı vekili istinaf başvuru dilekçesinde; yerel mahkemece alınan bilirkişi raporunda, tarafların ticari defterlerinde takip tarihi olan 13/07/2018 tarihi itibari ile müvekkilin 256.975,10 TL alacaklı olduğunu, davalı tarafça takip tarihinden sonra,
31/07/2018 tarihli 256.975,10 TL tutarlı 'iade bedeli' muhteviyatlı fatura düzenlenerek bakiyenin sıfırlandığını, bahsi geçen faturanın takip tarihinden sonra tanzim edildiğini, müvekkilince düzenlenen tüm faturaların davalı taraf ticari defter ve kayıtlarında kayıtlı olduğunu ve davalının kendi ticari defterlerine göre de, davacı yana takip tarihi olan 13/07/2018 tarihi itibari ile 256.976,10 TL borçlu olduğunu, takip tarihi itibari ile defterler arasında muhasebesel çekişme olmadığını, davalı yan tarafından ilk faturadan 8 ay sonra düzenlenen iade bedelli faturanın ispat edilmesi gerektiğini,
müvekkilinin davalıdan 256.976,10 TL alacağının bulunduğunu, yine davalı tarafça düzenlenen iade faturasının müvekkiline tebliğ de edilmediğini, yerel mahkemece eksik inceleme ve araştırma neticesinde verilen kararın isabetli olmadığını ileri sürerek, yerel mahkemenin kararının istinaf incelemesi yapılarak kaldırılmasını ve davanın kabulüne karar verilmesini istemiştir.
DELİLLERİN DEĞERLENDİRİLMESİ VE GEREKÇE
Dava, eser sözleşmesine dayalı itirazın iptali istemine ilişkindir. Davacı yüklenici, davalı iş sahibidir. Mahkemece davanın reddine karar verilmiş olup, hüküm davacı tarafça istinaf edilmiştir.
İnceleme, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 355. madde hükmü uyarınca istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak ve kamu düzenine aykırı hususların olup olmadığı gözetilerek yapılmıştır.
Davacı yüklenici, davalı şirkete reklam ve tanıtım işi yaptığını, iş bedelinin ödenmemesi üzerine icra takibi başlattığını, davalının borca itiraz ettiğini belirterek, itirazın iptaline ve icra inkar tazminatına karar verilmesini istemiş, davalı iş sahibi davacının bir iş yapmadığını savunarak, davanın reddini istemiş, mahkemece dava tarihinden önce davalı tarafça iade faturası düzenlendiği, davacının bir alacağı bulunmadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.
Taraflar arasında eser sözleşmesi ilişkisi mevcuttur. Eser sözleşmesi, karşılıklı edimleri içeren bir iş görme akdîdir. Yüklenicinin edimi, eseri meydana getirmek ve iş sahibine teslim etmek, iş sahibinin karşı edimi ise teslim edilen eserin bedelini ödemektir. Eser sözleşmesinin varlığı halinde, yüklenici işi sözleşme, fen ve sanat kurallarıyla iş sahibinin beklediği yararı gözeterek imal edip teslim ettiğini, iş sahibi ise iş bedelini ödediğini ispat etmek zorundadır. (Yargıtay (kapatılan) 15. Hukuk Dairesi, 2021/3130 Esas, 2021/2836 Karar)
1- Mahkemece ön inceleme duruşmasında, davalı tarafın yetki itirazı TBK 89 ve HMK 10 maddelerine dayanılarak, para alacağını alacaklının kendi yerleşim yeri mahkemesinde talep edebileceği gerekçe gösterilerek reddedilmiştir. Eser sözleşmelerinde TBK 89 maddesi hükmünün uygulanamayacağı yüksek yargı içtihatları ile sabittir. Kaldı ki somut uyuşmazlıkta dosya kapsamından davacı şirket merkezinin de Üsküdar / İstanbul olduğu anlaşılmaktadır. Bu nedenlerle mahkemece yetki itirazının reddine karar verilmesi doğru olmamıştır. Ne var ki davalı bu hususu istinaf konusu yapmamış olduğu için ve de kamu düzenine ilişkin bir yetki düzenlemesi de bulunmadığı gözetilerek, yetki hususunda bir kaldırma yapılması gerekli görülmemiştir.
2- Dava ve takip dayanağı faturaları davalı taraf 30/11/2017- 27/06/2018 tarihleri arasındaki muhtelif tarihlerde ticari defterlerine kaydetmiştir. Davacı eser sözleşmesinin varlığını ve teslim hususunu davalı ticari defterlerindeki söz konusu kayıtlar ile ispat etmiştir. Bu durumda davalının iş bedelini ödediğini ispat etmesi gerekecektir. Nitekim Yargıtayın kapatılan 15. Hukuk Dairesi 2016/ 3890 Esas- 2018/368 Karar sayılı bir kararında
" Bir fatura alan kişi aldığı tarihten itibaren sekiz gün içinde, faturanın içeriği hakkında bir itirazda bulunmamışsa bu içeriği kabul etmiş sayılır (TTK 21/2). Süresi içinde itiraz edilmeyerek kesinleşen ve ticari defterlere de işlenen faturadaki alacakla ilgili olarak sonradan iade faturası düzenlenmesi, borçtan kurtulmayı sağlayan ve alacağı tartışmalı hale getiren geçerli bir araç değildir.
İtiraz süresi geçtikten sonra, iade faturası kesilmesi alacağın varlığını ortadan kaldıran bir sonuç doğurmayacaktır. Ticari defterlerin, ticari davalarda delil olarak kabul edilebilmesi için, kanuna göre eksiksiz ve usulüne uygun olarak tutulmuş, açılış ve kapanış onayları yaptırılmış ve defter kayıtlarının birbirini doğrulamış olması şarttır (HMK 222/2).
Bu şartlara uygun olarak tutulan ticari defter kayıtlarının sahibi ve halefleri lehine delil olarak kabul edilebilmesi için, diğer tarafın aynı şartlara uygun olarak tutulmuş ticari defterlerindeki kayıtların bunlara aykırı olmaması veya ilgili hususta hiç bir kayıt içermemesi yahut defter kayıtlarının aksinin senet veya diğer kesin delillerle ispatlanmamış olması gerektiği ise üçüncü fıkrada düzenlenmiştir.
Açılış veya kapanış onayları bulunmayan ve içerdiği kayıtlar birbirini doğrulamayan ticari defter kayıtları, sahibi aleyhine delil olur (HMK 222/4). Fatura sözleşmenin kurulması safhasıyla ilgili olmayıp sözleşmenin ifası safhasıyla ilgili olduğundan, faturanın sözleşmeyi değiştirir nitelikte olmaması ve sözleşmeye uygun biçimde düzenlenmesi gerekir. Bu nedenle, sözleşmeye aykırı düzenlenmiş faturaya itiraz edilmemesi aleyhe sonuç doğurmaz.
Ancak fatura kabul edilerek ticari defterlere işlenmiş ise, faturadaki miktar kadar iş bedeli bulunduğunu iş sahibi kabul etmiş sayılacağından ticari defterlere itibar edilerek iş bedeli miktarı belirlenir. Ticari defterlerin kesin delil olması da bu sonucu gerektirir. Zira, faturanın delil olması ile ticari defterlerin delil olması birbirinden farklıdır. Fatura karşı tarafça ticari defterlerine kayıt edilmiş ise burada delil olan fatura değil ticari defterlerdir.
Ticari defterler uyumlu olmadığı için lehe delil değeri bulunmasa dahi, karşı çıkılan faturanın ticari deftere kayıt edilmiş olması halinde ticari defter aleyhe delil oluşturacaktır." İçtihatında bulunmuştur. Somut uyuşmazlıkta davalı tarafın 8 günlük yasal süre geçtikten sonra 31/07/2018 tarihinde iade faturası düzenlemesi hukuki bir sonuç doğurmayacaktır. Bu nedenlerle mahkemece iade faturaları gerekçe gösterilerek davanın reddine karar verilmesi hatalı olmuştur.
Dairemizce davacının faturalarda belirtilen ve davalı defterlerine kaydedilen asıl alacak miktarı kadar alacağının sabit olduğu değerlendirilmiştir.
Takip öncesi faiz talebi değerlendirildiğinde. Davacının çektiği Kayseri 7. Noterliği'nin 02/07/2018 tarihli ve 20420 yevmiye numaralı ihtarı davalıya 05/07/2018 tarihinde tebliğ edilmiştir. Söz konusu ihtarda davalıdan 256.975,10 TL'nin 3 gün içerisinde ödenmesi istenmiştir. İhtarname temerrüde düşürür mahiyettedir. Bu durumda davalı 09/07/2018 tarihinde temerrüde düşmüştür. Takip 12/07/2018 tarihinde başlatılmıştır. Takip öncesinde 3 günlük bir temerrüt söz konusu olmuştur.
Davacı takip talebinde yasal faiz istemiştir. Faiz formülü uygulandığında 256.975,10 x 9 x 3 /365.000,00 = 19,00. Davacının 19,00 TL takip öncesi faiz alacağı mevcuttur. Ancak, davacı takip talebinde 9.428,57 TL takip öncesi faiz istemiş olup, takip öncesi faiz talebi yönünden bir harç yatırılmamıştır. Mahkemece de takip öncesi faiz yönünden bir harç ikmali yaptırılmamıştır. Bu durumda itirazın iptali davasına konu edilmiş miktar 256.975,10 TL'lik asıl alacaktır.
Bu hususlar gözetilerek, Dairemizce ilk derece mahkemesi kararı kaldırılarak, davanın tümden kabulüne karar verilmiştir.
3- İtirazın iptâli davalarında İcra ve İflas Kanunu'nun 67/2. maddesi çerçevesinde alacaklı yararına icra inkâr tazminatına hükmedilebilmesi için, usulüne uygun şekilde yapılmış bir icra takibinin bulunması, borçlunun süresi içerisinde itiraz etmesi ve alacağını mahkemede dava ederek haklı çıkması gerekir. Burada, borçlu itirazının kötü niyetle yapılmış olması ve alacağın bir belgeye bağlanmış bulunması koşulları aranmaz.
İcra inkâr tazminatı, hakkındaki icra takibine itiraz ederek durduran ve çabuk sonuçlandırılmasına engel olan borçluya karşı konulmuş bir yaptırımdır. Bu yasal koşullar yanında, takibe konu alacağın likit olması da zorunludur. Her uyuşmazlığın kendine özgü somut özelliklerine göre değişmekle birlikte, bir uyuşmazlıkta alacağın likit olup olmadığı belirlenirken, alacak ve onun borçlusu birlikte değerlendirilmelidir.
Buna göre, likit bir alacaktan söz edilebilmesi için, ya alacağın gerçek miktarının belli ve sabit olması ya da borçlusu tarafından belirlenebilmesi için bütün unsurların bilinmesi veya bilinmesinin gerekmekte olması; böylece, borçlunun borç tutarını tahkik ve tayin etmesinin mümkün bulunması; başka bir ifadeyle, borçlunun yalnız başına ne kadar borçlu olduğunu tespit edebilir durumda olması gerekir.
Gerek borç ve gerekse borçlu bakımından, bu koşullar mevcut ise, ortada likit bir alacak bulunduğu kabul edilmelidir (HGK'nın 07.06.2006 tarihli ve 2006/19-295 Esas, 2006/341 Karar sayılı kararı).
Bu ilke ve kurallar ışığında somut olay değerlendirildiğinde; davacının düzenlediği faturaların toplamı 256.975,10 TL olup, faturaların tamamı davalı ticari defterlerine kaydedilmiştir. Alacak belirlenebilir ve hesaplanabilir mahiyettedir. Yani likittir. Bu nedenle Dairemizce alacak miktarının %20 si oranında icra inkar tazminatına da hükmedimiştir.
HMK.'nın 353/1-b-2. maddesinde, yargılamada eksiklik bulunmamakla beraber, kanunun olaya uygulanmasında hata edilip de yeniden yargılama yapılmasına ihtiyaç duyulmadığı takdirde veya kararın gerekçesinde hata edilmişse "düzelterek yeniden esas hakkında" duruşma yapılmadan karar verilmesi gerektiği düzenlendiğinden, diğer bir ifade ile kanun koyucu, temyiz kanun yolunda Yargıtay tarafından verilebilen, yerel mahkeme hükmünün gerekçesinin değiştirilerek düzelterek onanması kararını, istinaf mahkemeleri için öngörmeyip, bu halde istinaf mahkemesince yeniden esas hakkında karar verilmesi gerektiğini düzenlediğinden, Dairemizce davacı vekilinin istinaf başvurusunun kabulü ile, HMK.'nın 353/1-b.2 maddesi uyarınca aşağıdaki şekilde hüküm tesis edilmiştir.
Başkan ... · E-imzalıdır Üye ... · E-imzalıdır Üye ... · E-imzalıdır Katip ... · E-imzalıdır
Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 31. Hukuk Dairesi, E. 2024/102, K. 2024/1115, 19 Aralık 2024 tarihli karar · Kaynak: UYAP Emsal Karar Arama