KÜNYE
T.C. Bursa Bam 7. Hukuk Dairesi T.C. Bursa
- Mercii
- Bursa Bölge Adliye Mahkemesi 7. Hukuk Dairesi
- Esas No
- 2024/1240
- Karar No
- 2024/1802
- Karar tarihi
- 24 Ekim 2024
- Dosya no
- ...
- Karar no
- ...
- Başkan
- ... ...
- Üye
- ... ...
- Üye
- ... ...
- Katip
- ... ...
- İncelenen kararın mahkemesi
- BALIKESİR ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
- Esas no
- ...
- Karar no
- ---
- Karar tarihi
- 16/07/2024
- İstinaf başvuru tarihi
- 03/08/2024
- Davacı
- ... - ...
- Vekili
- Av. ... ...
- Davalı
- ... - ...
- Vekili
- Av. ... ...
- Davanın konusu
- Alacak
- B.a.m. karar tarihi
- 24/10/2024
- Karar yazım tarihi
- 01/11/2024
Karar Metni
2.114 kelime·11 dk okuma·1 bölüm
Davacı tarafından davalı aleyhine açılan davanın yapılan yargılaması sonunda mahalli mahkemece davacının ihtiyati haciz ve ihtiyati tedbir taleplerinin reddine dair verilen ara karara karşı süresi içinde davacı vekili tarafından istinaf kanun yoluna başvurulması üzerine yapılan ön inceleme sonunda, duruşma açılmadan karar verilmesi mümkün hallerden olduğu anlaşılmakla dosya incelendi.
GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ
Davacı vekili dava dilekçesinde, davacının davalı adına yaptığı dairelerin bedelinin ödenmediğini, davacının inşaatın büyük çoğunluğunu bitirmiş olması nedeniyle de 2014 yılı itibariyle inşaat tamamen bitirilerek daire sahiplerinin konutlarında ikametgah etmeye başladıklarını, davalının temerrüde düşmesi sonrasında açılan dava ile davacının davalıdan olan alacağının belirlendiğini, dava sonucunda anlaşma ve sulh protokolü imzalandığını, davacı tarafından imzalanan anlaşmada ve sulh protokolünde munzam zarar veya faiz ile karşılanamayan zarara ilişkin dava ve talep haklarının saklı olduğunun belirtildiğini,
davacının zararının ödenen faiz ile karşılanmayan bir kısmının olduğunun ortada olduğunu, munzam zararın istenilmesine rağmen davalıyla anlaşma yapılamadığını, arabuluculuk görüşmesinin anlaşamama ile sonuçlandığını, davacının zararının ödenen faiz ile karşılanmayan bir kısmının olduğunu, davalının kusurlu davranışları neticesinde davacının zarara uğradığını, uğranılan munzam zararın faiz ile karşılanamamış olmasında da davalının kusurlu davranışlarının etken olduğunu, davacının zararının faiz ile karşılanamadığını, sulh ve protokol ile belirlenen zararın ve faizin davacının munzam zararının karşılamadığını,
yargılama esnasında sunulacak deliller ve raporlar ile hak ediş tarihindeki inşaat maliyetleri ve konut fiyatları ile anlaşma ve sulh protokolünün yapıldığı tarihteki inşaat maliyetleri ve konut fiyatlarının karşılaştırmasının yapılacağını, farkın yaşanmasına ülke genelinde yaşanılan enflasyon, aradan geçen yıllar ve buna bağlı olarak ekonomideki değişimlerin sebebiyet verdiğini,
ekonomideki bu değişimlerin hayatın içinde var olan gerçekler olduğundan yargılamaya dahil edilerek davacının zararının belirlenmesi gerektiğini belirterek HMK‘nun 107.maddesi uyarınca fazlaya ilişkin talep ve dava hakları saklı kalmak üzere 500.000,00.-TL alacaklarının temerrüt tarihinden itibaren işleyecek ticari faiz ile davalı kooperatiften tahsiline,
501 ada 18 parsel sayılı taşınmaz üzerinde bulunan bağımsız bölümlerin halen davalı kooperatif adına kayıtlı olduğundan davalı şirketin mal kaçırma ihtimalinin varlığı nedeniyle teminatsız olarak belirtilen adreste davalı kooperatif üzerine kayıtlı bağımsız bölümler üzerine ihtiyati tedbir şerhi konmasına, aksi kanaatte olunması durumunda dava değeri üzerinden belirlenen oran neticesinde teminatlı ihtiyati tedbir şerhi konulmasına,
bu hususun mümkün görülmemesi durumunda teminatsız olarak aksi halde teminat karşılığında davalı kooperatif üzerine kayıtlı olan taşınmazlar üzerine ihtiyati haciz şerhi konulmasına karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
Mahkemece, davanın munzam zarar iddiası ile alacak istemine ilişkin olduğu, tedbirin dava konusu hakkında verilebileceği, davacının tedbir talep harcını ikmal etmediği, tedbir talep edilen taşınmazların dava konusu olmadığı, ihtiyati haciz talep harcının yatırılmadığı, zararın oluşup oluşmadığının muhakeme neticesinde saptanacağı, dava konusuna ve talep sonucuna göre yaklaşık ispatın sağlanmadığı gerekçesiyle ihtiyati tedbir ve ihtiyati haciz talebinin reddine karar verilmiştir.
Davacı vekili istinaf başvuru dilekçesinde, taraflar arasındaki yazılı inşaat sözleşmesi nedeniyle oluşan uyuşmazlıkla ilgili olarak davalı aleyhine açılan davada davacının alacağının belirlendiğini, bilirkişi incelemeleri neticesinde davacı şirketin uğramış olduğu zararın belirlenmesine rağmen davacının davalı kooperatif ile yaptığı sulh anlaşması ile asıl alacak ve faiz bedelinin güncellendiğini, 1.700.000,00.-asıl alacak ve 2.000.000,00.-TL faiz olmak üzere toplam 3.700.000,00.-TL’nın davacıya ödenmesi konusunda anlaşıldığını,
sulh anlaşmasında davacı şirketin munzam zarar ile faizle karşılanamayacak olan zarara ilişkin talep ve dava haklarının saklı tutulduğunu, sulh protokolünde anlaşılan toplam ödenecek bedelin 3 milyon 700 bin lira olup bunun bir milyon 200 bininin ödendiğini, geriye kalan bakiye bedelin ödenmesi için taşınmaz devri yapılacağı hususunda anlaşıldığını, gelinen son durumda davalı kooperatifin sulh protokolüne tam anlamı ile uymadığını, taşınmazın devrini gerçekleştirmediğini, öncesinde açılan dava ile alacaklarının varlığının ve sulh protokolü ile munzam zararın varlığının ortaya konulduğunu,
ödenmemiş olan 2 milyon 500 bin işlemiş faiz borcunun varlığı ile davalının temerrüte düşürüldüğünü, davalının faiz bedelini aşar nitelikte davacının munzam zarara uğratmış olduğu konusunda bir beis olmadığını, davacının önceden açılan davada alacağının varlığının ortaya konulduğunu, yapılan sulh sözleşmesinde de anlaşılan bedelin ödenmediğini, davacının zararının faizi aşacak nitelikte olduğundan munzam zararının olduğunu, davacının alacağının varlığının mutlak olup aynı zamanda yaklaşık olarak da ispat edildiğini belirterek mahkeme kararının kaldırılmasına karar verilmesini istemiştir.
Dava, eser sözleşmesinden kaynaklandığı ileri sürülen munzam zararın tahsili istemine ilişkin olup talep ihtiyati tedbir ve ihtiyati haciz taleplerinin reddine ilişkin karara itiraza ilişkindir.
Davacı davalı ile yaptığı eser sözleşmesi nedeniyle munzam zararının giderilmediğini ileri sürerek alacak talebi ile birlikte ihtiyati tedbir ve ihtiyati haciz talebinde bulunulmuştur. Mahkemece davacının her iki talebi de ara karar ile reddedilmiş, bu karara karşı istinaf talebinde bulunulmuştur.
Hukuk Muhakemeleri Kanununun 10. kısmında geçici hukuki korumalar düzenlenmiş olup, birinci bölümde ihtiyati tedbir (389-399. m.), ikinci bölümde ise delil tespiti ve diğer geçici hukuki korumalar (400-406 m.) hakkında hükümler yer almaktadır.
Geçici hukuki koruma ile ihtiyati tedbir ve ihtiyati haciz kavramları bir birinden ayrı kavramlardır. Geçici hukuki koruma daha genel ve üst kavram olarak kabul edilirken, ihtiyati tedbir ve ihtiyati haciz geçici hukuki korumanın birer türü olarak kabul edilmektedir.
İhtiyati tedbir öğretide "...kesin hükme kadar devam eden yargılama boyunca, davacı veya davalının (dava konusu ile ilgili olarak) hukuki durumunda meydana gelebilecek zararlara karşı öngörülmüş geçici nitelikte, geniş veya sınırlı olabilen hukuki korumadır." şeklinde tarif edilmiştir (Medeni Usul Hukuku 12.Baskı Sh.714-Prof. Dr. Hakan Pekcanıtez, Prof. Dr. Oğuz Atalay, Prof. Dr. Muhammet Özekes). Anılan tariften de anlaşılacağı üzere ihtiyati tedbirin diğer fonksiyonları yanında davanın devamı sırasında ve verilecek hükmün kesinleşmesine kadar olan süreç içerisinde dava konusu şey üzerinde yeni bir takım ihtilafların çıkmasını da önleyici niteliği itibariyle geçici bir hukuki korumadır.
HMK’ nun 389. maddesinde, meydana gelebilecek bir değişme nedeniyle hakkın elde edilmesinin önemli ölçüde zorlaşacağı ya da tamamen imkânsız hâle geleceği veya gecikmesinde sakınca bulunması yahut ciddi bir zararın ortaya çıkacağı endişesi bulunan hâller, genel bir ihtiyatî tedbir sebebi ve şartı olarak kabul edilmiştir. Mahkemece, ihtiyatî tedbir yargılamasının gerektirdiği inceleme ve ispat kuralları dikkate alınarak, yapılan incelemeden sonra, bu sakınca veya zararı ortadan kaldıracak tedbire karar verilmesi mümkün olacaktır.
İhtiyatî tedbirde asıl olan ihtiyatî tedbire esas olan bir hakkın bulunması ve bir ihtiyatî tedbir sebebinin ortaya çıkmasıdır. Bunlar ihtiyatî tedbirin temel şartlarını oluştururlar. Maddede bu iki hususa yer verilmiş ihtiyatî tedbire ilişkin hak ve özellikle ihtiyatî tedbir sebebi genel olarak belirtilmiştir. Tedbir talebinin kabulü veya reddi bir kısım genel ilkeler konularak hakime bırakılmış, ancak ihtiyati tedbirin uyuşmazlık konusu hakkında verileceği düzenlemiştir.
İhtiyati tedbire esas olan hakkın iyi belirlenmesi gerekir. Taraflar arasında çekişmeli olan şey veya yargılama konusunu oluşturan hak, aynı zamanda tedbirin konusu hakkı da oluşturacaktır. Kanun, "uyuşmazlık konusu hakkında" diyerek bu hususa vurgu yapmıştır (m. 389/1). Ancak, özellikle dikkat edilmesi gereken husus, diğer geçici hukuki korumaların alanına giren konularda ihtiyati tedbire karar verilmemesidir.
Bu sebeple, para alacakları konusunda özel ve istisnai durumlar dışında asıl geçici hukuki koruma ihtiyati hacizdir. Keza, diğer özel hükümlerde açıkça farklı bir geçici hukuki korumadan bahsedilmişse, bu durumda da o çerçevede bir karar verilmeli, ihtiyati tedbir kararı verilmemelidir (Pekcanıtez/Atalay/Özekes, a.g.e., s.877)
İİK 257. maddesinde düzenlenen ihtiyati haciz, alacaklının bir para alacağının zamanında ödenmesini güvence altına almak için mahkeme kararı ile borçlunun mallarına (önceden) geçici olarak el konulmasıdır.
İhtiyati haciz, HMK 406/2 maddesinde geçici hukuki koruma olarak kabul edilmiş, bu hükmün gerekçesinde ise, diğer geçici hukuki korumaların bu kısımda düzenlenen geçici hukuki korumalar karşısındaki durumu açıklanarak, bu fıkra ile özellikle uygulamada farklı geçici hukuki korumaların birbirinin yerine kullanılmasının hatta “ihtiyati tedbir zımnında ihtiyati haciz kararı verilmesi” gibi aslında Kanuna tamamen aykırı geçici hukuki koruma kararı oluşturulmasının önüne geçilmesinin amaçlandığı, bu bölümde düzenlenen ihtiyati tedbir ve delil tespiti dışında, diğer geçici hukuki korumaların kendi özel hükümlerine tabi olduğu, dolayısıyla bu bölüm hükümlerinin doğrudan diğer geçici hukuki korumalara uygulanmasının mümkün olmadığı belirtilmiştir.
İhtiyati haczin şartları ve etkileri ise İİK 257. ve devamı maddelerde düzenlemiş olup, 257. maddenin birinci fıkrasında vadesi gelmiş borçlar için ihtiyati haciz talep etme koşulları; ikinci fıkrada ise vadesi gelmemiş borçlar için ihtiyati haciz istenebilecek haller düzenlenmiştir.
Gerek birinci, gerekse ikinci fıkra hükümleri dikkate alındığında, ihtiyati haciz talep edebilmek için, öncelikle ortada bir para borcunun bulunması, bir diğer deyişle ihtiyati haciz talep eden kişinin talep konusu borcun alacaklısı sıfatına sahip olması gerekir.
Maddenin birinci fıkrasına göre ihtiyati haciz isteyebilmek için, alacağın kural olarak vadesinin gelmiş olması gerekir. Vadesi gelmiş borçlar için ihtiyati haciz istenebilmesinin diğer bir şartı ise alacak rehin ile temin edilmemiş olmalıdır. Rehin ile temin edilmiş olan bir alacak teminata haiz olduğu için ihtiyati hacze gerek yoktur.
Fakat rehinli malın kıymetinin rehinli alacağı karşılamayacağı tahmin ediliyorsa, karşılanamayacağı (açık kalacağı) tahmin edilen bölümü için, ihtiyat haciz istenebilir.
Yine alacağın rehin ile temin edilmiş olmasına rağmen, istisna olarak, ilk önce rehnin paraya çevrilmesi yolu ile takip yapmak zorunluluğu olmayan hallerde, alacaklı (rehinle temin edilmiş olan alacağı için) ihtiyat haciz isteyebilir (Baki Kuru, İcra ve İflas Hukuku El kitabı, Türkmen Kitabevi, İstanbul 2004, s. 883).
Vadesi gelmemiş bir borçtan dolayı ihtiyati haciz talep edilebilmesi ise; İİK.’nun 257 maddesinin ikinci fıkrasında düzenlenmiştir. Söz konusu fıkraya göre, borçlunun muayyen yerleşim yeri yoksa, borçlu taahhütlerinden kurtulmak maksadıyla mallarını gizlemeye, kaçırmaya veya kendisi kaçmaya hazırlanır yahut kaçar ya da bu maksatla alacaklının haklarını ihlal eden hileli işlemlerde bulunursa, bu hallerde ihtiyati haciz talep edilebilecektir.
Konunun daha iyi anlaşılabilmesi için ihtiyati haczin, ihtiyati tedbirden farkına da kısaca değinilmesi gereklidir; ihtiyati haciz yalnız para (ve teminat) alacakları hakkındaki davalarda (veya icra takiplerinde) söz konusu olduğu halde, ihtiyati tedbir kural olarak paradan başka şeyler (haklar, taşınır ve taşınmaz mallar) hakkındaki davalarda alınır. İhtiyati tedbirde çekişmeli ve bu nedenle dava konusu olan şey (mesela, taşınır veya taşınmaz bir mal) hakkında önleyici nitelikte tedbir alınır; buna karşılık ihtiyati hacizde; alacaklıya henüz kesin haciz isteme yetkisinin (m.78;37) gelmediği bir dönemde, alacaklının para alacağının zamanında ödenmesi güvence altına alınır.
İhtiyati hacizde (ihtiyaten) haczedilen mallar üzerinde (bu malların borçluya ait olduğu hakkında) bir çekişme yoktur ve bu nedenle bu mallar alacaklının açtığı veya yaptığı (veya açmayı veya yapmayı düşündüğü) bir dava veya icra takibinin konusu değildir. Oysa, ihtiyati tedbirde, üzerine ihtiyati tedbir konulan mallar, çekişmeli olup, davacının açmış olduğu veya ilerde açmayı düşündüğü bir davanın konusudur. Taşınmaz mallar üzerine ihtiyati tedbir konulması halinde, genellikle taşınmazın başkasına devrinin yasaklanmasına (ferağdan men'ine) karar verilmekte, üzerine ihtiyati tedbir konulan taşınmaz başkasına satılamamak ve devredilememektedir.
İhtiyati hacizde alacaklı borçlunun malların önceden geçici olarak el konulduğundan ihtiyati haciz kesin (icrai) hacze çevrilip, takip kesinleşmeden, alacaklı ihtiyaten haczedilen malların satılmasını ve bedelinin kendisine ödenmesini isteyemez. Borçlu, üzerine ihtiyati haciz konulmuş olan taşınmazını başkasına satabilir/devredebilir (İİK m.26l, m.91). İhtiyati hacizde alacaklı, ihtiyati haciz kesin hacze dönüşürse üzerine ihtiyati haciz konulmuş olan mal icra dairesi tarafından satılır ve bedeli ile alacaklının alacağı ödenir. Oysa ihtiyati tedbirde, davacı davayı kazanırsa, üzerine ihtiyati tedbir konulmuş olan mal aynen davacıya verilir (teslim edilir).
Alacaklının ihtiyati haciz koydurduğu mallar üzerinde bir öncelik (rüçhan) hakkı yoktur. Bu mallar, kendisinden sonra başka alacaklılar tarafından haciz ettirilebilir ve borçlu iflas ederse iflas masasına girer.
İhtiyati haciz kararından sonra alacaklı, borçlu hakkında mutlaka dava açmaya mecbur olmayıp icra takibinde de bulunabildiği halde (İİK mad. 264) ihtiyati tedbir kararı alan kimse mutlaka süresi içinde dava açmak zorundadır.
Diğer yandan HMK'nun 392. maddesine göre durum ve koşullar gerektiriyorsa mahkeme gerekçesini açıklayarak teminat alınmaksızın ihtiyati tedbire karar verebilir. Ancak İİK.'nun 259. maddesine göre mahkeme takdiren teminat alınmamasına karar veremez. Teminat alınmayacak haller hakimin takdirine bağlı olmayıp, sınırlı olarak Yasa da açıkça sayılan hallerde teminat alınmaksızın ihtiyati haciz kararı verilmesi mümkündür.
Yukarıda açıklandığı üzere ihtiyati tedbir ve ihtiyati haciz birbirine yakın olmakla birlikte, amaç, sonuç, konu ve koruduğu hukuki yarar bakımından birbirinden tamamen farklıdır.
Somut olayda davacı vekili para alacağından kaynaklanan uyuşmazlık için hem ihtiyati tedbir, hem de ihtiyati haciz talebinde bulunmuştur. Yukarıda da açıklandığı üzere her iki hukuki koruma tedbiri birbirinden tamamen farklı olduğu gibi uygulama koşulları da farklı olmasına rağmen her iki koruma tedbirinin aynı anda istenilmesi mümkün değildir.
Davacının para alacağı ile ilgili olarak ara karar tarihi itibariyle yaklaşık ispat koşullarının bulunmaması nedeniyle ihtiyati haciz talebinin ve birlikte somut olayda istenilmesi mümkün olmayan ihtiyati tedbir talebinin reddinde hukuka aykırılık olmadığından davacı vekilinin istinaf talebinin açıklanan sebeplerle reddi gerekmiştir.
6100 sayılı HMK'nun 355.maddesi gereğince istinaf yoluna başvuranın sıfatına ve istinaf konusu yapılan nedenlere ve kamu düzeni ile sınırlı olarak yapılan inceleme sonucunda, ilk derece mahkemesinin ara kararının usul ve yasaya uygun olması nedeniyle davacı vekilinin istinaf talebi yerinde görülmemiş, aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur.
... · Başkan · ... ... · Üye · ... ... · Üye · ... ... · Katip · ...
Bursa Bölge Adliye Mahkemesi 7. Hukuk Dairesi, E. 2024/1240, K. 2024/1802, 24 Ekim 2024 tarihli karar · Kaynak: UYAP Emsal Karar Arama