KÜNYE
T.C. Diyarbakır Bölge Adliye Mahkemesi 2. Hukuk Dairesi
- Karar tarihi
- 3 Ekim 2025
- T.C. DİYARBAKIR BAM 2. HUKUK DAİRESİ Esas-Karar No
- 2025/1021 - 2025/1252
- Dosya no
- 2025/1021
- Karar no
- 2025/1252
- İncelenen kararın mahkemesi
- DİYARBAKIR ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
- Davanın konusu
- Merci Tayini
Karar Metni
767 kelime·4 dk okuma·1 bölüm
Silvan 3. Asliye Hukuk Mahkemesi ve Diyarbakır Asliye Ticaret Mahkemesi tarafından ayrı ayrı görevsizlik kararı verilmesi nedeni ile yargı yerinin belirlenmesi için Dairemize gönderilen dosya incelendi;
GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ
Dava, hizmet alım sözleşmesinden kaynaklanan alacak istemine ilişkindir.
Silvan 3. Asliye Hukuk Mahkemesi, "Dosyaya sunulan belgeler incelendiğinde, davacı ....Şirketi'nin Ticaret Şirketi olduğu, davaya konu muhtelif alanlarda 40.000 m2 idare malı kilitli parke taşı yapım işinin davacı ticaret şirketinin ticari işletmesini ilgilendiren ticari iş niteliğinde olduğu, eldeki davanın ticari nitelikteki hizmet sözleşmesinden kaynaklanan alacak davası olduğu, TTK 5/1 gereğince; ticari davalara ve ticari nitelikteki çekişmesiz yargı işlerine bakmakla görevli mahkemenin Asliye Ticaret Mahkemeleri olduğu" gerekçesiyle görevsizlik kararı vermiştir.
Diyarbakır Asliye Ticaret Mahkemesi; "Somut olayda, davacı tacir ise de, davalı Belediyenin tacir olmadığı, taraflar arasındaki uyuşmazlığın eser sözleşmesinden kaynaklandığı, TTK.'nun 4. maddesinde düzenlenen mutlak ticari davalardan sayılmadığı, bu nedenle uyuşmazlığın çözümünde görevli mahkemenin genel mahkeme olan asliye hukuk mahkemesi olduğu" gerekçesiyle karşı görevsizlik kararı vermiştir.
İki mahkemenin aynı dava hakkında göreve veya yetkiye ilişkin olarak verdikleri kararlar kanun yoluna başvurulmaksızın kesinleştiği takdirde, görevli veya yetkili mahkeme, ilgisine göre bölge adliye mahkemesince veya Yargıtayca belirlenir (HMK md. 22/2).
6102 sayılı TTK m. 4 hükmünde, bir davanın ticarî dava niteliğinde olup olmadığının tespiti bakımından üç ayrı kıstas kabul edilmiştir:
(i) Bunlardan ilki, tarafların sıfatına ve işin ticarî işletme ile ilgili olup olmadığına bakılmaksızın ve başka hiçbir şart aranmaksızın TTK veya diğer kanunlarda ticarî sayılan davalardır (mutlak ticarî davalar). Mutlak ticarî davalar herhangi bir unsurun, bağlama noktasının veya sebebin davanın ticarî niteliğini değiştirmediği, mahkemenin kanaatinin rol oynamadığı davalardan olup; TTK m. 4(1) hükmünde (a) ilâ (f) bentlerinde sayılmıştır.
(ii) İkincisi ise, yalnızca bir ticarî işletmeyle ilgili olmasına rağmen ticarî nitelikte kabul edilen davalardır. TTK m. 4(1)-son cümle hükmü uyarınca ikinci grup ticarî davalar, yalnızca bir tarafın ticarî işletmesini ilgilendiren havale, vedia (saklama) sözleşmesi ile fikir ve sanat eserlerine ilişkin haklardan doğan davalardır. Bu nevi davaların ticarî nitelikte sayılması için yalnızca bir tarafın ticarî işletmesiyle ilgili olması TTK’da gerekli ve yeterli görülmüştür.
(iii) Üçüncü grup ise, nispî ticarî davalar olup, TTK m. 4(1) hükmü uyarınca her iki tarafın ticarî işletmesiyle ilgili hususlardan doğan ve iki tarafı da tacir olan hukuk davaları ticarî dava sayılır. Bu hükme göre bir davanın ticarî dava sayılabilmesi için, hem iki tarafın ticarî işletmesini ilgilendirmesi, hem de iki tarafın tacir olması gereklidir.
Bu şartlar birlikte bulunmadıkça, uyuşmazlık konusunun ticarî iş niteliğinde olması veya ticarî iş karinesi sebebiyle diğer taraf için de ticarî sayılması davanın ticarî dava olması için yeterli değildir. TTK m. 19/2 hükmü uyarınca, taraflardan biri için ticarî iş niteliğindeki bir sözleşmenin diğer taraf için de ticarî sayılması, davanın niteliğini ticarî hale getirmeyecektir.
Zira TTK, kanun gereği ticarî dava sayılan davalar haricinde, ticarî davayı “ticarî iş” esasına göre değil, “ticarî işletme” esasına göre belirlemiştir. Hâl böyle olunca, işin ticarî nitelikte olması tek başına davayı ticarî dava haline getirmez.
Yukarıda anılan ilke ve esaslar çerçevesinde somut olay değerlendirildiğinde; dava konusu uyuşmazlık, 6102 sayılı TTK’nın 4. maddesinde tahdidi olarak sayılan mutlak ticari davalardan değildir. Dolayısıyla, taraflar arasındaki hizmet alım sözleşmesinden kaynaklanan bu türden uyuşmazlığın ticari dava sayılabilmesi ve ticaret mahkemesinde görülebilmesi için tarafların her ikisinin de tacir ve dava konusunun tarafların ticari işletmeleriyle ilgili olması gerekir.
Davacı tarafın ticaret şirketi olması nedeniyle, 6102 sayılı TTK m. 124(1) hükmü uyarınca tüzel kişi tacir olduğu hususunda tereddüt bulunmamaktadır. Bu nedenle, dava konusu sözleşmeden kaynaklı uyuşmazlığın davacı açısından ticarî iş niteliğinde olması nedeniyle 6102 sayılı TTK m. 19(2) hükmü uyarınca, sözleşmenin diğer tarafı olan davalı Silvan Belediye Başkanlığı için de ticarî sayılması gerekir ise de, bu durum davanın ticarî dava olması için yeterli değildir.
Zira yukarıda ifade edildiği üzere, işin ticarî nitelikte olması tek başına davayı ticarî dava haline getirmez. Bu nedenlerle, sözleşmenin karşı tarafı olan davalı Silvan Belediye Başkanlığı tacir sıfatını haiz olmadığından, eldeki dava ticarî dava niteliğinde değildir.
6100 sayılı HMK m. 2(1) hükmüne göre, dava konusunun değer ve miktarına bakılmaksızın malvarlığı haklarına ilişkin davalarla, şahıs varlığına ilişkin davalarda görevli mahkeme, aksine bir düzenleme bulunmadıkça asliye hukuk mahkemesidir. Bu nedenle hukuki uyuşmazlıklarda asliye mahkemelerinin görevi asıldır. Bu sebeple, Silvan 3. Asliye Hukuk Mahkemesinin yargı yeri olarak belirlenmesine karar vermek gerekmiştir.
Diyarbakır Bölge Adliye Mahkemesi 2. Hukuk Dairesi, E. 2025/1021, K. 2025/1252, 3 Ekim 2025 tarihli karar · Kaynak: UYAP Emsal Karar Arama