KÜNYE
T.C. İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 13. Hukuk Dairesi
- Karar tarihi
- 2 Mart 2023
- Dosya no
- 2021/318 Esas
- Karar no
- 2023/358 Karar
- İncelenen kararın mahkemesi
- İSTANBUL 17. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ (DENİZCİLİK İHTİSAS MAHKEMESİ SIFATIYLA
- Numarası
- 2018/187 Esas - 2020/298 Karar
- Tarihi
- 16/11/2020
- Dava
- Tazminat (Gemi Ve Yük Alacaklılığından Kaynaklanan
Karar Metni
2.098 kelime·10 dk okuma·4 bölüm
İlk derece Mahkemesinde yapılan inceleme sonucunda verilen karara karşı istinaf kanun yoluna başvurulmuş olmakla dava dosyası incelendi:
TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMASININ ÖZETİ
Davacı vekili dava dilekçesi ile; müvekkili şirketin mal satışı yapmak amacı ile davadışı ... Ltd. Şti. ile 28.06.2017 tarihli sözleşme kurduğunu, anılan şirketin satılacak malları temin etmek amacı ile dava dışı ... Ltd. Şti. ile 10.05.2017 tarihinde satış sözleşmesi yaparak satım bedelini ödediğini, sözleşme konusu emtianın ...
Ltd.Şti.'ne satılarak aradaki farkın kar olarak tahsil edileceğini, yurt dışından ithal edilen malların Güney Kore'den Türkiye'ye denizyolu ile taşıması için davalı ile 16.06.2017 tarihinde navlun sözleşmesi düzenlendiği, yükleme konşimentosunun düzenlenerek müvekkiline ulaştırıldığını, ancak davalı şirketin taşıdığı malları tahhüt edilen sürede müvekkiline teslim etmemesi ve müvekkilinin emtiayı ...
Ltd.Şti.'ne temsil edememesi nedeni ile anılan şirketin sözleşmeden döndüğünü, müvekkilinin emtiayı başka kişiye satamadığını ve emtianın saklanması için masraf yaptığını, deniz hukukunda taşıyanın sorumluluğunun sınırlandırıldığını ancak TTK'nın 1187. maddesi gereğince zarara ve teslimdeki gecikmeye kasten veya pervasızca hareket ve sebebiyet verilmesi durumunda taşıyan hakkında sorumluluğun sınırlandırılamayacağını beyanla şimdilik 5.000 TL zararın yasal faizi ile birlikte davalıdan tahsiline, yargılama giderleri ile vekalet ücretinin davalıya yükletilmesine karar verilmesini talep ve dava etmiştir.Davalı vekili cevap dilekçesi ile;
davanın belirsiz alacak davası olarak açılamayacağını, dava konusu taşımada konşimento tahtında taşıyan sıfatını haiz olmadıklarını, davanın ...'e yöneltilmesi gerektiğini, pasif husumet ehliyetlerinin bulunmadığını, uğranıldığı iddia edilen zararların yaklaşık olarak dahi ispat edilemediğini, gecikmenin kendilerinden kaynaklı bir sebepten meydana gelmediğini, malların çıkış limanından alınarak 33 günde teslim edileceği şeklinde taahhütlerinin bulunmadığını, sunulan e-posta mesajında da böyle bir taahhüdün olmadığının görüleceğini, davacıya geminin ortalama varış süreci hakkında bilgi verildiğini, herhangi bir süre kararlaştırılmadığını,
malların parsiyel olarak taşındığını, bu tür yüklemelerde, konteyner içerisindeki birden fazla firmanın malları boşaltılmadan yükün ithalatının gerçekleşemediğini, konteynerin ve dolayısıyla yükün ambara boşaltılma sürecinin liman ambar yoğunluğu ve gümrüklü depo işletmesinden kaynaklı sebeplerle uzayabildiğini, malların 17.08.2017'de teslim edilmesinin parsiyel yükleme sürecinin liman ve gümrüklü depo yoğunluğundan kaynaklandığını, davacının bu durumdan haberdar olduğunun dava dilekçesi ekinde sunulan yazıdan açıkça görüldüğünü,
davacı tarafından dava dışı şirkete gönderilen yazıda en erken teslim teslim tarihinin 01.08.2017 olduğunun belirtildiğini, dava dışı şirketin bu tarihte gönderilen malları kabul etmemesinden sorumlu olmadıklarını, bordro işlemlerinin tamamlanamaması nedeniyle geç teslim iddiası mevcut ise de bunun gerçeği yansıtmadığını ve dosyaya bu hususta delil ibraz edilemediğini, kabul anlamına gelmemekle birlikte 6102 sayılı Kanun madde 1186 uyarınca sorumluluklarının sınırlı olduğu beyanla davanın reddine, yargılama giderleri ile vekalet ücretinin davacıya yükletilmesine karar verilmesini talep etmiştir.
İLK DERECE MAHKEMESİNİN KARARININ ÖZETİ
İlk Derece Mahkemesinin 16/11/2020 tarih 2018/187 Esas 2020/298 Karar sayılı kararında;"Tüm dosya kapsamı itibariyle, davacının, dava dışı ... ile 10/04/2017 tarihinde taşıma konusu emtianın satışı için görüşmelere başladığı, 10/05/2017 tarihinde dava dışı ...
Ltd. firmasına ... fırmasına satacağı mobilya emtiasının satın alınması için 10.000,00 Usd kısmi ödeme yaptığı, 16/06/2017 tarihinde davacı tarafından dava dışı ...'ya gönderilen yazıda gemi varış tarihinin 24/07/2017 tarihi ve teslim için 01/08/2017 tarihinin bildirildiği, 28/06/2017 tarihinde ... ile satış sözleşmesi düzenlediği ve dava dışı ... tarafından düzenlenen 20/06/2017 tarihli fatura karşılığında bakiye ödemenin 19/07/2019 tarihinde yapıldığı, malların gecikmiş olması nedeniyle 07/08/2017 tarihinde dava dışı ... tarafından davacıya gönderilen yazı ile siparişin iptal edildiği, 20/06/2017 tarihinde dava dışı ...
Ltd. tarafından davacıya 27.136,00 Usd bedelle "PVC/PETG Film, 0.40mmxl,420mm, 8,480m x 3,20 Usd'' konulu faturanın ... kaydıyla düzenlendiği, satış faturasının FOB kaydıyla düzenlenmiş olması nedeniyle taşıma sözleşmesi kurma borcunun alıcı, yani davacının üzerinde olduğu, davacının, davalı ile taşıma sözleşmesi kurmak üzere 07/06/2017 tarihinde elektronik posta yazışmalarına başladığı, 4 veya 5 palet emtianın Kore'den geleceği, gönderenin ...
Ltd. olduğu belirtilerek, 16/06/2017 tarihinde davacının onayıyla taşıma sözleşmesinin kurulduğu, taşıma sözleşmesinde taşıma süresinin 33 gün olarak belirtildiği, taşımaya dayanak 25/06/2017 tarihli ... Numaralı ... (...) Ltd. tarafından düzenlenen konşimentoda, yükletenin ...
Ltd., alıcının ise davacı olduğu, dava konusu emtianın ... isimli gemi ile Kore'nin Busan Limanından İstanbul'a taşındığı, eşyanın varışta teslim alınabilmesi için davalı şirkete müracaat edilmesi ve konteyner içinin doldurulduğu veya boşaltıldığı saha anlamına gelen CFS/CFS kaydının bulunduğu, navlun faturasının 25/06/2017 tarihinde, davalı "...
A.Ş." tarafından, 570,00 Usd bedelle, taşıma sözleşmesinde anlaşılan miktarla ve dava konusu emtianın detaylarıyla düzenlendiği, bu kapsamda, navlun sözleşmesini akdeden ve navlun faturasını davacı firmaya düzenleyen davalı şirketin TTK hükümleri çerçevesinde "akdi taşıyan" olduğu ve aktif husumet ehliyetinin bulunduğu, navlun ücretinin 570,00 Usd karşılığı 2.013,58 TL olarak davalıya ödendiği, 27/07/2017 tarihinde, davalı tarafından, davacı taşıtana/alıcıya gönderilen varış ihbarında yüklerinin varış yaptığı, 28/07/2017 saat 15:00 de ordinonun alınabileceğinin bildirildiği, bu hususun yüklerin de teslim alınabileceği anlamını taşıdığı,
ordinonun alınarak yüklerin ithalat gümrük işlemlerine başlanması gerektiği, davacının gümrükçüsü "... Ltd.
Şti." tarafından düzenlenen 23/08/2017 tarihli faturadan, gümrük KDV ücretinin 20.876,46 TL ve Ardiye ücretinin 8.912,11 TL olarak tahsil edildiği, Ambarlı Gümrük Müdürlüğü müzekkere cevabına göre Gümrük Beyannamesinin 18/08/2017 tarihinde düzenlendiği ve dava konusu yük alıcısının davacı olduğu, dolayısıyla davacının aynı zamanda taşıtan olduğu ve yükü 18/08/2017 tarihli beyannamenin düzenlenmesinin ardından 19/08/2017 tarihinde teslim aldığı,
davacı tarafından, taşıma konusu emtianın davalı tarafından 28/07/2017 tarihinde teslim alınabileceği bildirilmiş ise de davalı şirketten kaynaklı bordro işlemlerinin tamamlanamaması nedeniyle 18/08/2017 tarihinde geç teslim alındığı ve yükün geç teslim alınması nedeniyle siparişin iptal edildiği iddia edilmiş ise de, davacının bu iddiasını ispatlayacak bir belgenin dosya sunulmadığı, davalı tarafından gönderilen 27/07/2017 tarihli varış ihbarında ordinonun 28/07/2017 tarihinde teslim alınabileceğinin bildirildiği,
davacı tarafından, taşıyan davalının "malların çıkış limanından alarak 33 gün içerisinde teslim edeceğine dair taahhütünün bulunduğu" iddiası ileri sürülmüş ise de sözleşmesinin akdedildiği 16/06/2017 tarihli yazışmada bu tür bir taahhüdün bulunmadığı, sadece transit sürenin verilmiş olduğu, kaldı ki taşıyan davalının taahhütte bulunmuş olması durumunda dahi 27/07/2017 tarihli varış ihbarında taşımaya konu emtiayı taşıyan geminin yükleme limanından çıkış tarihinin 25/06/2017, boşaltma limanına varış tarihinin 27/07/2017, ordinonun teslim tarihinin ise 28/07/2017 tarihi olduğu,
çıkış ile ordino teslim tarihi arasında tam 33 gün geçtiği görülmekle, taşıma sözleşmesinde belirtilen sürenin de aşılmamış olduğu, davacının taşımaya konu emtiayı geç teslim alması nedeniyle davalının sorumlu olduğu iddiasını ispatlayamadığı, ordinonun düzenlenerek yük ilgilisi davacıya tesliminden sonraki işlemlerinin yapılmamasından taşıyanın sorumlu tutulamayacağı kanaatiyle davanın reddine karar verilerek aşağıdaki şekilde hüküm tesis edilmiştir. "gerekçesi ile davanın reddine karar verilmiş ve karara karşı davacı vekili tarafından istinaf başvurusunda bulunulmuştur.
İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ
Davacı vekili istinaf dilekçesi ile; dosya kapsamında alınan 05.08.2019 tarihli bilirkişi raporunda ordino teslim alındıktan sonra taşıyanın sorumluluğunun bittiği ve bundan sonraki gümrük işlemlerinin taşıtan tarafından yapılacağı ifade edilerek malların geç teslim alınmasından müvekkilin sorumlu olduğunun ifade edildiğini, taraflarınca rapora karşı süresi içinde yapılan itirazda, ordino olarak adlandırılan özet beyan belgesinin yalnızca bir kağıt parçası olduğu, gümrükte tüm işlemlerin elektronik olarak yapıldığı,
gümrükte taşıtan tarafından teslim alma işlemlerine başlanabilmesi için taşıyan tarafından gümrükte bulunan elektronik sistemdeki kendi işlemlerinin tamamlanması ve kapatılması gerektiği, ancak davalının bu işlemleri tamamlamaması dolayısıyla malların teslim alınamadığı,
bu hususun tespiti için gümrük müdürlüğü bilişim sistem kayıtlarının incelenmesi gerektiği beyan edildiğini ve inceleme yapılarak ek rapor tanzim edilmesinin talep edildiğini, bu itirazları sonrasında alınan 13.08.2020 tarihli bilirkişi ek raporunda da, önceki rapora itirazları dikkate alınmadan ve vurguladıkları gümrük bilişim sistem kayıtları incelenmeden, adeta ilk raporun fotokopisi şeklinde bir ek raporun tanzim edildiğini, taraflarınca rapora karşı süresi içinde yapılan itirazda da aynı hususlar ifade edilerek Ambarlı Gümrük Müdürlüğünde gümrük müşaviri bilirkişi eşliğinde keşif ve bilirkişi incelemesi yapılmasının,
kayıtların yerinde incelenerek ilgili görevlilerden meselenin sorulmasının, gümrük bilişim sisteminin incelenmesinin, dava konusu işleme ilişkin kayıtların gümrük müdürlüğünde incelenmesinin ve davalının sebebiyet verdiği gecikmenin tespit edilmesinin talep edildiğini, ancak süresi içinde yaptıkları bu itirazlarının Yerel Mahkemece göz ardı edilerek,
malların limanda 22 gün boyunca gereksiz yere beklemesinin kimden kaynaklandığının tespit edilmeden davanın reddine karar verildiğini, davaya sundukları tüm beyanlarında malların 22 gün boyunca limanda gereksiz yere beklemesinin davalıdan kaynaklandığını, gümrükte taşıtan tarafından teslim alma işlemlerine başlanabilmesi için taşıyan tarafından gümrükte bulunan elektronik sistemdeki kendi işlemlerinin tamamlanması ve kapatılması gerektiğini,
bu hususun tespiti için gümrük bilişim sistem kayıtlarının incelenmesi gerektiğini ifade etmelerine rağmen yerel Mahkemece ve bilirkişilerce bu iddialarına ilişkin gümrükte bir inceleme yapılmadığını ve eksik incelemeyle davanın reddedildiğini, malları alıp satacağı yer hazır bulunan bir şirketin malları teslim almayıp bir de üstüne ardiye ücreti ödeyip,
gereksiz yere malları limanda bekletmesinin hayatın olağan akışına aykırı olup akıl ve mantık ilkeleriyle de bağdaşmadığını açıklanan nedenlerle gümrük bilişim sistem kayıtlarında inceleme yapılarak malların limanda gereksiz yere 22 gün beklemesine hangi tarafın sebebiyet verdiğinin tespit edilerek sonuca gidilmesi gerekirken, bu husus incelenmeksizin karar verilmesinin usul ve yasaya aykırı olduğunu, davalı şirketin hem malları taahhüt ettiği sürede limana getirmeyerek gecikmesine,
hem de mallar limana geldikten sonra kendi gümrük elektronik sistemindeki işlemlerini tamamlamayıp kapatmayarak malların limanda gereksiz yere 22 gün beklemesine sebebiyet vermesi dolayısıyla müvekkilinin söz konusu malların satış sözleşmenin iptal edilmesi ve malların depoya alınması ile sair ticari mal stoğunun sınırlanması,
ödenmek zorunda kalınan ardiye ücreti nedeniyle müvekkilinin maddi zararına sebebiyet verdiğini, davalı şirketin bu zararlara kasten veya pervasızca hareketiyle sebebiyet verdiğini, müvekkilinin uğramış olduğu maddi zararın davalı şirketten tazmininin gerektiğini beyanla yerel Mahkeme kararının kaldırılmasına ve talep ettikleri hususlarda inceleme yapılmak üzere dosyanın Mahkemesine iadesine karar verilmesini talep etmiştir.
İSTİNAF SEBEPLERİNİN DEĞERLENDİRİLMESİ
HMK'nın 355. maddesine göre istinaf incelemesi; istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak ve kamu düzenine aykırılık görüldüğü takdirde ise resen gözetilmek suretiyle yapılmıştır. Dava, denizyolu ile taşınan emtianın geç teslim edildiğinden bahisle oluştuğu iddia olunan zararın tazmini talebine ilişkindir.
Davacı taraf, Türkiye'de bulunan ve satım sözleşmesi yaptığı şirkete teslim etmek üzere yurt dışından satın aldığı emtianın Türkiye'ye getirilmesi konusunda davalı ile taşıma sözleşmesi yaptıklarını, taşıma süresinin 33 gün olarak belirlendiğini, emtianın Türkiye gümrüğüne getirilmesinden sonra,
davalı tarafın yapması gereken gümrük işlemlerini yapmaması sebebiyle emtianın geç teslim alındığını ve satın alan şirkete teslim edilemediğini, satım sözleşmesinin bu sebeple feshedildiğini, ayrıca emtianın ambarda beklemesi nedeniyle ücret ödediğini ve zarara uğradığını beyan ederek tüm zararlarının davalıdan tahsilini talep etmiş, davalı taraf, konişmento uyarınca taşıyan olmadığını, kendisine husumet yöneltilemeyeceğini, taşımanın tamamlanacağı süre konusunda bir taahhüdünün bulunmadığını, emtianın gümrükten teslim alınmasındaki gecikmenin kendisinden kaynaklanmadığını beyanla davanın reddini savunmuş,
Mahkemece yukarıda açıklanan gerekçe ile davanın reddine karar verilmiş ve karara karşı davacı taraf istinaf başvurusunda bulunmuştur.Mahkemece taraf delillerinin ibrazı sağlanarak, bilirkişi incelemesi yaptırılmış, kök ve ek rapor alınarak istinafa konu karar verilmiştir. HMK'nın 282 maddesinde "Hakim bilirkişinin oy ve görüşünü diğer delillerle birlikte serbestçe değerlendirir." yasal düzenlemesi yer almaktadır.
Somut dosyada; dava konusu taşımanın, Güney Kore'nin Busan Limanı'ndan, Türkiye Ambarlı Limanı'na yapıldığı, konişmentoda taşıyıcının ...
Şirketi, alıcının davacı olduğu, taşıma sözleşmesinin davacı ile davalı arasında gönderilen mailler ile kurulduğu, davalının ayrıca navlun faturasını düzenlendiği ve akdi ilişkinin tarafı olduğu, taraflar arasındaki mail yazışmalarında taşıma ve teslim konusunda açık ve belirli bir süre belirlenmediği, varış ihbarnamesine göre emtianın Ambarlı Limanı'na 27.07.2017 tarihinde geldiği, davacının 28.07.2017 tarihinde ordinoyu aldığı, 18.08.2017 tarihinde ise gümrükleme işlemlerinin tamamlandığı ve emtianın davacı tarafından teslim alındığı,
davacı tarafından emtianın limana gelmesinden teslim alındığı tarihe kadar geçen sürenin gecikme olarak ifade edildiği ve bu gecikmenin davalının yapması gereken gümrük işlemlerinden kaynaklandığının iddia edildiği, bu iddia kapsamında davalı tarafından hangi işlemlerin yapılması gerekirken yapılmadığı, hangi işlemin ne sürede tamamlandığı hususunda somut bir açıklama yapılmadığı, Mahkemece Ambarlı Gümrük Müdürlüğü'nden taşımaya ilişkin belgelerin getirtildiği,
bu belgeler arasında davacının emtianın daha önceki bir tarihte teslim alınması için yapılmış bir başvuru ve bu başvuruya davalının tamamlamadığı işlemler olduğuna dair verilmiş bir cevabın bulunmadığı, gümrükleme işlemlerinin davacı tarafından yapıldığı, TTK'nın 1178/2. maddesi uyarınca taşıyanın, eşyanın zıyaı veya hasarından yahut geç tesliminden doğan zararlardan sorumlu tutulabilmesi için zıya, hasar veya teslimdeki gecikmenin, eşyanın taşıyanın hakimiyetinde bulunduğu sırada meydana gelmiş olmasının gerektiği, bu minvalde davacı tarafın taşımanın belirli bir sürede yapılacağı, bu sürenin aşıldığı ve emtianın geç teslim alındığı,
geç teslime davalının yükümlülüklerini ihlal etmesinin sebep olduğu hususlarını ispat edemediği, davalı tarafından ileri sürülen tüm istinaf sebeplerinin yargılama aşamasında sunulan cevap, itiraz ve beyan dilekçeleri ile ileri sürüldüğü, ilk derece mahkemesince alınan bilirkişi raporlarında bu iddia ve itirazların değerlendirildiği, gerekçeli kararda her bir savunma sebebi hakkında ne şekilde değerlendirme yapıldığının açıklandığı ve Mahkemece verilen kararın usul ve yasaya uygun olduğu anlaşılmıştır.
Sonuç olarak, dava dosyası içerisindeki bilgi ve belgelere göre, mahkeme kararının gerekçesinde dayanılan delillerin tartışılıp, değerlendirilmesinde usul ve yasaya aykırı bir yön bulunmadığı gibi kamu düzenine aykırılık da görülmediğinden, davacı vekilinin istinaf başvurusunun HMK 353/1-b-1 maddesi gereğince esastan reddine karar verilmesi gerektiği kanaatine varılmış ve aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur.
İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 13. Hukuk Dairesi, E. 2021/318, K. 2023/358, 2 Mart 2023 tarihli karar · Kaynak: UYAP Emsal Karar Arama