KÜNYE
T.C. İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 13. Hukuk Dairesi
- Karar tarihi
- 6 Şubat 2025
- Dosya no
- 2022/1257
- Karar no
- 2025/187
- İncelenen kararın mahkemesi
- İSTANBUL 21. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
- Tarihi
- 13/04/2022
- Numarası
- 2019/983esas- 2022/282 karar
- Dava
- Banka Kredisinden Kaynaklanan (Menfi Tespit
Karar Metni
1.894 kelime·9 dk okuma·4 bölüm
İlk derece Mahkemesinde yapılan inceleme sonucunda verilen karara karşı davalı vekili tarafından istinaf kanun yoluna başvurulmuş olmakla dava dosyası incelendi:
TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMASININ ÖZETİ
Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; davacı ...'ın ... seri no.lu kredi sözleşmesine bağlı olarak davalı banka tarafından eski ofis arkadaşı, asıl borçlu ... lehine tesis edilen krediye kefil olduğunu, 25.08.2014 tarihinde imzalanan Genel Kredi Sözleşmesi'nde kendi el yazısıyla müteselsil kefil olduğunu kabul ettiğini, eşi ...'tan da kefalete dair eş muvafakatnamesi alındığını, davalı bankanın 13.07.2016 tarihinde ilk krediye bağlı limit artırımı yaptığını, limit artırım kefil imza sayfasında müvekkilin el yazısı ve imzasının taklit edildiğini ve kefalet artırımına dair eşin imzasının taklit edilerek muvafakatnamenin alındığını,
asıl borçlu ...'nun 27.02.2017 tarihinde banka ile tekrar kredi sözleşmesi yaptığını, ... sözleşme seri numaralı Genel Kredi Sözleşmesi ile tesis edilen bu krediye müvekkili kefil olmadığı halde 625.000,00 TL kredinin kefil imza sayfasına müvekkilin imzasını ve el yazısını taklit ederek kefalet beyanı ve imzası alındığını, aynı sözleşmedeki eş muvafakatnamesindeki imzanın da taklit edildiğini, şube yetkilileri tarafından bu sahtecilik suçu bizzat irtikap edilmemiş olsa dahi, yetkililerin gerekli özeni ve dikkati göstermemiş olduğunu,
yapılan suç duyurusu üzerine Çatalca Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından başlatılan tahkikatın 2019/1236 soruşturma numarası ile devam ettiğini, müvekkilinin tüm bu imza sahteciliğinden İstanbul ...İcra Müdürlüğünün ...
E numaralı icra takibi ile muttali olduğunu, 333.770,78 TL tutarlı bu takibe konu olan krediye kefaletinin sahte imza ile yaratıldığını belirterek, müvekkiline karşı başlatılan İstanbul ...İcra Müdürlüğü'nün ... icra esas numaralı dosyasından ve bu dosyaya mesned teşkil eden kredi sözleşmesinden kaynaklanan 333.700,89 TL borcun, fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak koşuluyla 50.000 TL'lık kısmından borçlu olmadığının tespitine karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle. Davalı taraf bir cevap vermemiştir.
İLK DERECE MAHKEMESİNİN KARARININ ÖZETİ
İlk Derece Mahkemesi kararında. "Dava, genel kredi sözleşmesine ilişkin kefaletin sahteliği iddiasına dayalı menfi tespit istemine ilişkindir. Mahkememizce bankacı bilirkişiden alınan raporda; davaya konu İstanbul ... İcra Müdürlüğünün ... E. Sayılı icra takibinin dayanağı kredinin 13.07.2016 tarihli kredi artırım ve kefalet senedinden kaynaklandığı bildirilmiştir.
Mahkememizce ATK Fizik Fizik İhtisas Dairesi Adli Belge İnceleme Şubesi'den alınan 29/03/2022 tarihli raporda da 13.07.2016 tarihli kefalet senedindeki imza ve yazıların davacıya ait olmadığı tespit edilmiştir.
Alınan raporlardan, davacı aleyhinde başlatılan takibin sonradan sahte olarak düzenlenmiş kefalet senedine dayandığı, davacının kefil olduğu borcun kapatıldığı ve bakiyesinin olmadığı, sonradan düzenlenen kredi artırım belgeleri ve sahte kefalet senedine dayalı olarak verilen kredi borcunun olduğu, bu kefalet senedindeki imza ve yazıların da davacıya ait olmadığı anlaşılmakla, davacının davasının kabulüne, davalının ihmalı nedeniyle sahteciliğe konu kefalet senedine dayalı takip yapıldığı, davalının haksız ve kötü niyetli olduğu kanaati hasıl olduğundan, İİK'nın 72/5.
Maddesi gereği davalının takdiren %20 oranında kötü niyet tazminatına mahkum edilmesine karar vermek gerektiği vicdani kanaat hasıl olmuş ve aşağıdaki gibi hüküm kurulmuştur...."gerekçesi ile, '' 1-Davacının davasının KABULÜ ile, davacının İstanbul ... İcra Müdürlüğünün ...
E. Sayılı takip dosyasına konu borç nedeniyle davalıya borçlu olmadığının TESPİTİNE, 2-İmzanın davacıya ait olmadığı ve davalının güven kurumu banka olması nedeniyle somut uyuşmazlıkta kötü niyetli olduğu anlaşılmakla %20 üzerinden hesaplanan 66.754,17 TL kötü niyet tazminatının davalıdan alınarak davacıya verilmesine, '' karar verilmiş ve karara karşı davalı vekili tarafından istinaf başvurusunda bulunulmuştur.
İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ
Davalı vekili istinaf dilekçesinde özetle;" 1-Dinlenilme hakklarının ihal edildiği, savunma haklarının kısıtlandığından ilk derece mahkemesi kararının kaldırılması gerektiğini, İlk derece mahkemesinin kararına dayanak teşkil eden 29/03/2022 tarihli Adli Tıp Kurumu raporu tarafımıza UETS yoluyla 01/04/2022 tarihinde UETS yolu ile tebliğ edildiği,
06/04/2022 tarihinde okundu sayılarak taraflarına tebliğ edildiğini, bilirkişi raporuna karşı 2 haftalık itiraz süreleri bulunmasına rağmen, ilk derece mahkemesi tarafından, 13/04/2022 tarihli duruşmada davanın kabulüne karar verildiğini, Bilirkişi raporuna itiraz süresi dolmadan verilen kararın HMK 27 maadesi gereği Hukuki Dinlenilme hakkının ihlali niteliğinde olduğunu, rapora karşı beyan ve itirazları dikkate alınmadan karar verilmesinin savunma haklarının kısıtlanması anlamına geldiğinden ilk derece mahkemesi kararının kaldırılmasına karar verilmesini,
2-Davacı talebi olmadan kötü niyet tazminatına hükmedilmesinin açıkça icra iflas kanunu hükümlerine aykırı olduğunu, İlk derece mahkemesi tarafından yapılan yargılama sonucunda müvekkil bankanın haksız ve kötü niyetli olduğuna kanaat getirilerek İİK 72/5 maddesi gereği %20 oranında kötü niyet tazminatına mahkum edilmesine takdiren karar verildiğini, İcra İflas Kanunu 72/5 maddesi. "Dava borçlu lehine hükme bağlanırsa derhal takip durur.
İlamın kesinleşmesi üzerine münderecatına göre ve ayrıca hükme hacet kalmadan icra kısmen veya tamamen eski hale iade edilir. Borçluyu menfi tespit davası açmaya zorlayan takibin haksız ve kötü niyetli olduğu anlaşılırşa, talebi üzerine, borçlunun dava sebebi ile uğradığı zararın da alacaklıdan tahsiline karar verilir.
Takdir edilecek zarar, haksızlığı anlaşılan takip konusu alacağın yüzde yirmisinden aşağı olamaz. " Madde hükmünden anlaşılacağı üzere, kötü niyet tazminatına hükmedilebilmesi için davacı borçlunun bu yönde bir talebinin olması gerektiğini, kötü niyet tazminatı talebe bağlı kılınmış olmakla mahkemece resen verilecek bir karar değildir.
Hal böyle iken yanılgı değerlendirme sonucunda, davacı borçlunun İİK 72/5 maddesi kapsamında tazminat talebi olmaksızın müvekkil banka aleyhine kötü niyet tazminatına hükmedilmesi hukuka aykırı olduğunu, Yargıtay 3. HD. 10.11.2020 T. E: 7747, K: 6341 sayılı ilamı.
"Menfi tespit davasının, davacı lehine sonuçlanması üzerine, istem varsa, davacı-alacaklı lehine kötü niyet tazminatına hükmedilmesi için takibin haksız olmasının yanında, takibin kötü niyetli olduğunun da borçlu tarafından ispatı gerektiği-Alacağının bulunmadığını bildiği veya bilmesi gereken bir durumda olduğu halde, icra takibine girişen alacaklının, kötüniyetli kabul edileceği- "Takip dayanağı kredi sözleşmede yer alması gereken imzanın kefilin eşine ait olmaması" nedeniyle "geçerli bir kefalet sözleşmesinin bulunmadığı" gerekçesiyle menfi tespit davasının kabulü halinde,
davalı aleyhine kötü niyet tazminatına karar verilemeyeceği-"(EK-8 İlgili Yargıtay Kararı Sureti) 3-Taleple bağlı kalınmadan davacının tüm borçtan sorumlu olmadığına karar verilmesi hukuka aykırı olduğunu, Davacı taraf dava dilekçesinin netice ve talep kısmında, İstanbul ... İcra Müdürlüğü ...
E. Sayılı dosyasından kaynaklanan 333.770,89-TL borcun 50.000-TL lik kısmından borçlu olmadığının tespitine karar verilmesi talep edildiğini, İlk derece mahkemesi tarafından verilen kararda, davacının tüm borçtan sorumlu olmadığının tespitine karar verilerek davacı talebiyle bağlı kalınmadan karar verildiğini, İlk derece mahkemesi kararı bu kapsamda hukuka aykırı olduğundan kararın kaldırılması gerektiğini, 4-İmzası ikrar edilmiş genel kredi sözleşmesi kapsamında kullandırılan kredi kapsamında davacı borçlunun sorumluluğunun bulunduğunun kabulü gerektiğini, Hükme esas alınan Adli Tıp Kurumu raporunda,
13/07/2016 tarihli GKS Kefalet Limit Arttırım sayfasındaki ve 27/02/2017 tarihli GKS'lerdeki kefalete ilişkin imza ve yazılı beyanların davacının el ürünü olmadığı yönünde tespitte bulunulduğunu, İlk derece mahkemesi tarafından rapor doğrultusunda karar verilerek,
icra takibine konu kredinin 13/07/2016 tarihli kefalet senedindeki imzaya dayandığı gerekçesiyle tüm borçtan sorumlu olmadığına karar verildiğini, İcra takibine konu ... nolu kredi 29/12/2016 tarihinde, ... nolu kredi 13/10/2017 tarihinde kullandırıldığını, görüleceği üzere, takibe konu ... nolu 50.000,00-TL tutarlı kredi 25/08/2014 tarihli Genel Kredi Sözleşmesine istinaden kullandırıldığını, Davacının el ürünü olmadığına kanaat getirilen 13/07/2016 tarihli Kefalet Limit Arttırım sözleşmesi limit artışına ilişkin olup,
29/12/2016 tarihinde kullandırılan 50.000-TL tutarlı kredi borcu 25/08/2014 tarihli GKS limiti (450.000,00-TL) kapsamında kaldığını, Kefalet limit arttırımı kapsamında kalmayan kredi borcundan davacının sorumlu tutulmamasının hukuka aykırılık teşkil ettiğini, İlk derece mahkemesi kararının kaldırılarak davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir.
İSTİNAF SEBEPLERİNİN DEĞERLENDİRİLMESİ
HMK'nın 355. maddesine göre istinaf incelemesi; istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak ve kamu düzenine aykırılık görüldüğü takdirde ise resen gözetilmek suretiyle yapılmıştır.
Dava; davalı banka ile dava dışı asıl borçlu arasında akdedilen ve davacının kefil olduğu iddia edilen genel kredi sözleşmeleri ve kefalet limit arttırım sözleşmesi kapsamında alacağın tahsili için davalı tarafından davacı aleyhine başlatılan icra takibine konu borçtan dolayı davacının davalıya borçlu olmadığının tespitine karar verilmesi talebine ilişkindir.
Mahkemece yapılan yargılama sonucunda davanın kabulüne karar verilmiş, verilen karara karşı davalı vekili tarafından istinaf başvurusunda bulunulmuştur.
Davacı vekili, davalı banka ile dava dışı asıl borçlu ... arasında akdedilen 25/08/2014 tarihli genel kredi sözleşmesine davacının müteselsil kefil olduğunu ve eşinin de rızasının bulunduğunu, ancak daha sonra banka ile dava dışı asıl borçlu arasında akdedilen 13/07/2016 tarihli limit arttırım sözleşmesine ve 27/07/2017 tarihli genel kredi sözleşmesinin davacının müteselsil kefil olarak imzalamadığını ve eşinin de rızasının bulunmadığını, davacının ve eşinin imzasının taklit edilerek davacının söz konusu sözleşmelere müteselsil kefil yapıldığını ve davacı aleyhine dava konusu icra takibi başlatıldığını,
icra takibi sonrası davacının imzasının taklit edilerek sorumlu tutulmaya çalışıldığını, bu sebeple takibe konu borçtan davacının davalıya borçlu olmadığının tespitine karar verilmesini talep etmiştir. Davalı tarafından cevap dilekçesi sunulmamış ve davacı tarafından iddia edilen tüm vakıalar inkar edilmiş sayılmıştır.
Mahkemece davacının inkar ettiği dava konusu sözleşmelerdeki imza ve yazıların davacıya ait olup olmadığının tespiti için Adli Tıp Kurumu'ndan rapor alınmasına karar verilmiş, Adli Tıp Kurumu tarafından düzenlenen rapor davalıya 06/04/2022 tarihinde tebliğ edilmiş,
Mahkemece HMK'nın 281/1 maddesi uyarınca davalının bilirkişi raporuna karşı iki haftalık yasal beyan süresi dolmadan ve davalı tarafından beyan ve itirazlarını sunma imkanı sağlanmadan 13/04/2022 tarihinde söz konusu rapor hükme esas alınarak davalı aleyhine karar verilmesi ve davalının yasal savunma hakkının kısıtlanması usul ve yasaya aykırı olduğundan davalının bu yöndeki istinaf sebebi yerinde görülmüştür.
Davalı ile dava dışı asıl borçlu arasında akdedilen ve davacının müteselsil kefil olarak imzaladığı ihtilaf konusu olmayan 25/08/2014 tarihli 200.000,00 TL limitli genel kredi sözleşmesine davacı 250.000,00 TL limit ile müteselsil kefil olmuştur.
Davacı tarafından imzası ve yazısı inkar edilen 13/07/2016 tarihli kefalet limit arttırım sözleşmesi ile kefalet limiti 562.000,00 TL olarak arttırılmış, en son davalı banka ile dava dışı asıl borçlu arasında akdedilen 27/02/2017 tarihli genel kredi sözleşmesinin limiti 500.000,00 TL olup, kefalet limiti 625.000,00 TL olarak gösterilmiştir.
Dava dayanağı olan icra takibine konu kredilerden ... nolu kredinin kullanım tarihi 29/12/2016, ... nolu kredinin kullanım tarihi ise 13/10/2017 tarihidir.
Mahkemece gerekçeli kararda "alınan raporlardan, davacı aleyhinde başlatılan takibin sonradan sahte olarak düzenlenmiş kefalet senedine dayandığı, davacının kefil olduğu borcun kapatıldığı ve bakiyesinin olmadığı, sonradan düzenlenen kredi artırım belgeleri ve sahte kefalet senedine dayalı olarak verilen kredi borcunun olduğu.." belirtilmiş ise de, alınan bilirkişi kök ve ek raporunda asıl borçluya kullandırılan kredilerin davacı tarafından inkar edilmeyen genel kredi sözleşmesinden sonra kullandırıldığı,
davacının imzasını inkar etmediği 25/08/2014 tarihli genel kredi sözleşmesi kapsamında 250.000,00 TL limit ile sorumlu olduğu belirtilmiş, ancak icra takibine konu kredilerin hangi kredi kapsamında kullanıldığı net bir şekilde tespit edilmemiştir.
Buna rağmen Mahkemece bilirkişi raporu ile örtüşmeyen gerekçe ile kullandırılan kredilerin imzası inkar edilmeyen sözleşmeden sonra kullanıldığına ilişkin tespite dayanılarak takibe konu alacağın sonradan sahte olarak düzenlenmiş kefalet senedine dayandığının kabulü yerinde olmamış ve davalının bu yöndeki istinaf sebebi de yerinde görülmüştür.
Buna göre Mahkemece yapılacak iş; davalıya Adli Tıp Kurumu raporuna karşı beyan ve itirazlarını sunması için yasal mevzuata uygun olarak önceki işleyen süre de dikkate alınmak suretiyle süre verilmesi, beyan ve itirazlarının bulunması halinde değerlendirilmesi,
bankacı bilirkişiye gerektiğinde yerinde inceleme yetkisi verilmek suretiyle bu hususta ispat yükünün davalıda olduğu da dikkate alınarak takibe konu kredilerin hangi kredi sözleşmeleri kapsamında kullandırıldığının ve davacının dava tarihi itibariyle ne kadar miktar borçtan sorumlu olduğunun ve ne kadar miktar borçtan sorumlu olmadığının tespiti ile oluşacak sonuca göre karar verilmesidir.
Sonuç olarak; davalının istinaf başvurusunun yukarıda belirtilen gerekçeler ile kabulü ile, ilk derece mahkemesi kararının HMK'nın 353/1-a.6 maddesi uyarınca kaldırılmasına, yukarıdaki açıklamalar doğrultusunda dosyanın davanın yeniden görülmesi için mahkemesine iadesine, davalının sair istinaf sebeplerinin bu aşamada incelenmesine yer olmadığına karar verilmesi gerektiği kanaatine varılarak, aşağıdaki hüküm kurulmuştur.
İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 13. Hukuk Dairesi, E. 2022/1257, K. 2025/187, 6 Şubat 2025 tarihli karar · Kaynak: UYAP Emsal Karar Arama