KÜNYE
T.C. İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 13. Hukuk Dairesi Birleşen Bakırköy 5 Asliye Ticaret Mahkemesinin 2020/660 Esas Sayılı Davası
- Karar tarihi
- 17 Nisan 2025
- Dosya no
- 2022/1770 Esas
- Karar no
- 2025/622 Karar
- İncelenen kararın mahkemesi
- BAKIRKÖY 4. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
- Numarası
- 2020/659 Esas - 2022/591 Karar
- Tarih
- 07/06/2022
- Dava
- Muris Muvazaası Sebebiyle Hisse Devrinin İptali
- Dava tarihi
- 28/09/2020
- Karar tarihi
- 07/06/2022
- Dava
- Muris Muvazaası Sebebiyle Hisse Devrinin İptali
Karar Metni
4.722 kelime·24 dk okuma·6 bölüm
İlk derece Mahkemesinde yapılan inceleme sonucunda verilen karara karşı istinaf kanun yoluna başvurulmuş olmakla dava dosyası incelendi:
TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMASININ ÖZETİ
Davacı vekili dava dilekçesinde özetle;İvedi olarak dava konusu hisse senetlerinin dava süresince, bir karar ittihaz olunana kadar üçüncü kişilere devrinin önlenmesi bakımından ihtiyat-i tedbir kararı verilmesini, Neticede, şirket ortaklarından ve bir diğer mirasçısı olan ...'in muris ortak ...'ya 1499 adet şirket hissesini devretmiş olduğunun ve bu hisselerin işbu devir sözleşmesi gereği muris ...'ya aidiyetinin açık olması karşısında,
işbu konu hisselerden ...'nın mirasçısı olan müvekkili ...'ya verasetleki miras payı oranında kısmının (1/3) ve ayrıca varsa bugüne kadar ilgili kısım hisse payına tekabül eden sermaye artışları neticesinde verilen hisselerle birlikte olarak aidiyetinin tespitine ve adına tesciline, Ayrıca müvekkili, muris ...'nın diğer mirasçısı olan ve sonra vefat eden muris ...'nın da yasal mirasçısı olduğundan, devre konu hisselerden muris ...'nın verasetindeki miras payı oranında kısmının da (1/2) yasal mirasçısı olan müvekkil ...'ya,
varsa bugüne kadar ilgili kısım hisse payına tekabül eden sermaye artışları neticesinde verilen hisselerle birlikte olarak aidiyetinin tespitine ve adına tesciline, Konu hisselere binaen davalı tarafa ödenmiş kar payları olması halinde, ödeme tarihinden itibaren işleyecek en yüksek ticari faizi ile birlikte tahsiline, Dava ve vekalet ücreti giderlerinin davalıya tahmiline, karar verilmesini talep ve dava etmiştir.Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle.
Müvekkilinin hisselerin devri ile ilgili bile isteye hiçbir evraka imza atmamış olması, buna ilişkin hiçbir ödeme almamış olması, hissenin devredildiği iddia edilen tarihlen bu yana gerek müvekkilinin gerekse ... tarafından bu yönde şirkete hiçbir bildirimde bulunulmadığını, ...'nın tereke dosyasından yapılan keşif sırasında iddia edilen belgelere rastlanmadığını, kabul anlamına gelmemek üzere bahsi geçen işlem üzerinden 20 yıl geçmiş olması hasebiyle iddia olunan devir işleminin zamanaşımına uğradığını,
davacı ...'nın aile şirketlerinde gerçekleştirdiği hukuka aykırı eylemler ile müvekkilin şirketlerdeki haklarına halel getirir eylemleri nedeniyle taraflar arasında bir çok dava bulunması hususları birlikte göz önüne alındığında davacının hukuki dayanaktan yoksun ve kötü niyetli olduğu açıkça ortada olan davanın reddinin gerektiğini, Davacı vekilinin haksız ve hukuki dayanaktan yoksun davasının zaman aşımı ve diğer nedenlerle reddi ile yargılama giderleri ve vekalet ücretinin davacı yana yükletilmesine karar verilmesini talep etmiştir.
İLK DERECE MAHKEMESİNİN KARARININ ÖZETİ
İlk Derece Mahkemesi 07/06/2022 tarih ve 2020/659 Esas - 2022/591 Karar sayılı kararında. "Dava, Muris muvazaası sebebiyle dava konusu şirketlerdeki hisse devrinin iptaline ilişkindir.Mahkememizce dava konusu olan ... A.Ş ve ... A.Ş. tüm ticari sicil kayıtları, ana sözleşmeleri, hissedarlarına ilişkin bilgiler, karar defterleri celbedilmiş, davacı vekili tarafından sunulan dava konusu hisse devrine ilişkin belge aslı incelenmiştir.Davacı tanığı ... duruşmadaki beyanında.
"Ben ... Şirketinde yaklaşık 12 yıldır yönetici olarak çalışıyorum. ... şirketin kurucusuydu. Şirketin diğer ortakları murisin çocukları davacı , davalı ve dava dışı ...'dır. Şirketin merkezinin 2019 yılının 12. Ayında Sefaköy'den Yenibosnaya taşıyorduk. ... beyin odasını taşırken dava konusu hisse delillerini ... beyin dolabının içindeki dosyada bulduk. Ben bu hisse devrine ilişkin belgeyi davacıya verdim.
Davacı ... hisselerini babama devretmiş diyerek tepki verdi, babamın odasını şuanda boşaltmayın,odamdan çıkın dedi. Tanıklık ücreti istemiyorum. Sulh Hukuk Mahkemesi tarafından muris ... terekesinin tespiti için şirkete gelindi. Ancak ben bizzat keşfe katılmadım. Dava konusu belgelerin o sırada neden bulunduğu bilmiyorum. Benim adresini verdiğim ev kaya turizme aittir. Ancak ben kirasını ödeyerek oturuyorum.Banka kayıtlarım incelenebilir. 5 yıldır yönetici olarak çalışıyorum.
2017 yılından itibaren çalışıyorum." demiştir.Taraflar arasındaki uyuşmazlık konularında evrak ve belgelerde imza incelemesi yaptırılmasına ve rapor alınmasına karar verilmiş, 21/04/2022 havale tarihli alınan bilirkişi raporunda özetle. Kasa No:... içerisinde; davacı ...'nın Yönetim Kurulu Başkanı olduğu ... A.Ş.'nin 21/10/2021 tarihli yazıları ekinde gönderilen ve itiraz edilen. İnceleme konusu, 18/01/2001 tarihli, 1500 pay karşılığı 15.000.000.000 TL.
Tutarındaki sermaye hissesinin 1499 pay karşılığı 14.990.000.000 TL. tutarındaki hissenin Pay Devir Sözleşmesi aslında, İnceleme konusu,18/01/2021 tarihli “1500 adet paydan 1499 adet pay karşılığı 14.990.000.000 TL tutarındaki “hisse devrinin şirket pay defterine işlenmesi hususunda” “... Anonim Şirketi Yönetim Kurulu Başkanlığına” hitaben yazılmış talep aslında, Kasa No: ... içerisinde; davacı ...'nın Yönetim Kurulu Başkanı olduğu ...
A.Ş.'nin 21/10/2021 tarihli yazıları ekinde gönderilen ve itiraz edilen. İnceleme konusu, 18/01/2001 tarihli, 4500 pay karşılığı 45.000.000.000 TL. Tutarındaki sermaye hissesinin 4499 pay karşılığı 44.990.000.000 TL. tutarındaki hissenin Pay Devir Sözleşmesi aslında, İnceleme konusu,18/01/2021 tarihli “4500 adet paydan 4499 adet pay karşılığı 44.990.000.000 TL tutarındaki “hisse devrinin şirket pay defterine işlenmesi hususunda” “...
Anonim Şirketi Yönetim Kurulu Başkanlığına” hitaben yazılmış talep aslında, ...adına atfen atılmış olan imzaların, davalı ...'nın eli ürünü olduğu sonuç ve kanaati bildirilmiştir.Somut davada; tarafların kardeş olduğu, tarafların murisi babaları ... tarafından kurulan ve vefatına kadar yönetim kurulu başkanı olduğu ... A.Ş. Ve ... A.Ş.
De tarafların hissedar oldukları hususunda ihtilaf bulunmamaktadır.Taraflar arasındaki ihtilaf davacı vekili tarafından iddia edildiği gibi dava konusu edilen 18/01/2001 tarihli hisse devir belgelerine göre davalının dava konusu şirketlerdeki hisselerini babası ...'ya devredip etmediği, ...'nın bu hisse devrini şirketlere bildirmemek suretiyle davacıya karşı muvazaalı olarak mal kaçırma niyeti ile hareket edip etmediği hususlarındadır.
Davalı tarafça söz konusu hisse devirleri kabul edilmemiştir.Her ne kadar davalı tarafından zamanaşımı definde bulunulmuş ise de. Muvazaa sebebine dayanan iptal davaları bir süreye tabi değildir.Muvazaa iddiaları zamanaşımına uğramaz.
Bu nedenle davalı vekilinin zamanaşımının dolması sebebiyle davanın reddine karar verilmesi talebine itibar edilmemiştir.Somut davada; davacı vekili davalının dava konusu şirketlerdeki hisselerini babasına devretmesine rağmen babasının görünüşte hisse devrini şirketlere bildirmemek suretiyle davacıdan hisse kaçırdığını iddia etmiştir. Bu nedenle muris muvazaasının açıklanması gerekmektedir.
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi'nin 18/09/2017 tarih, 2017/2861 esas 2017/4477 karar sayılı ilamında açıklandığı üzere; "....İrade ve beyan arasında bilerek yaratılan uyumsuzluk şeklinde tanımlanan muvazaa, dava tarihi itibariyle yürürlükte olan 818 sayılı Borçlar Kanunu’nun 18. Maddesinde (Mevcut uyuşmazlığımız bakından uygulanması gereken 6100 Sayılı HMK'nun 19. maddesinde) düzenlenmiş ve anılan maddede, “bir aktin şekil ve şartlarını tayinde, iki tarafın gerek sehven, gerek akitteki hakiki maksatlarını gizlemek için kullandıkları tabirlere ve isimlere bakılmayarak,
onların hakiki ve müşterek maksatlarını aramak lazımdır” hükmüne yer verilmiştir. O halde muvazaa; tarafların üçüncü kişileri aldatmak amacı ile ve fakat kendi gerçek iradelerine uymayan ve aralarında hüküm ve sonuç doğurmayan bir görünüş yaratmak hususunda anlaşmalarıdır, şeklinde tanımlanabilir.
Bir başka ifadeyle, irade açıklamasında bulunan taraflar bu açıklamanın kendisine yapıldığı kişi, irade açıklamasının sonuç doğurmaması konusunda anlaşmışlar, yalnız gerçek bir hukuki işlemin bulunduğu görüşünü yaratmayı istemişlerse, muvazaadan söz edilir.Muvazaa daha çok sözleşmenin yorumuyla ilgili olduğundan, öğreti ve uygulamada muvazaa kapsamlı olarak incelenmiş ve belirli kurallara bağlanmıştır.Gerek öğretide, gerek uygulamada muvazaa, mutlak ve nispi muvazaa olarak iki gruba ayrılmaktadır;
mutlak muvazaada taraflar herhangi bir hukuki işlem yapmayı (oluşturmayı) istemezler, yalnız görünüşte bir hukuki işlem için gerekli irade açıklamasında bulunurlar; nispi muvazaada ise taraflar gerçekten belli bir hukuki işlem yapmak isterler, ancak onu saklamak amacıyla, bir başka hukuki işlemin kurulduğu görüşünü yaratmak üzere irade açıklamasında bulunurlar.Taraflar ister yalnız bir görünüş yaratmayı, ister ikinci bir gizli işlem yapmayı arzu etmiş olsunlar, görünüşteki (zahiri) işlem tarafların gerçek iradelerine uymadığından, ilke olarak herhangi bir sonuç doğurmaz.Muvazaada görünüşteki işlemin her türlü hukuki sonuçtan yoksun olması,
tarafların ortak iradelerinin bu yolda olmasından kaynaklanmaktadır.Şu halde, özellikle mevsuf (nispi) muvazaada ilke olarak görünüşteki işlemin altına saklanan ve tarafların içerik ve sonuçlarıyla birlikte gerçekleştirmek istedikleri işlem (gizli sözleşme) geçerlidir.
Bu geçerliliğin, tarafların gerçek ve uygun iradelerinin bu yolda olmasından kaynaklandığı ve onun, muvazaalı hukuki işlemin altına gizlenmiş olmasının, ilke olarak geçerliliğini etkilemediği her türlü duraksamadan uzaktır.Ne var ki; muvazaada, gizli işlem şekle bağlıysa ve bu gizli işleme ilişkin irade açıklamaları şekle uygun yapılmamışsa, görünüşteki işlem yapılırken yasaların öngördüğü şekle uyulmuş olması, gizli işlemdeki şekle aykırılığı gidermez.
Bu durumda, görünüşteki işlem tarafların gerçek iradelerini yansıtmadığından her hangi bir sonuç doğurmadığı gibi, gizli işlem dahi şekle aykırılıktan dolayı geçersizdir.
Nitekim bu ilke, 07.10.1953 gün ve 8/7 sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararında çok açık bir şekilde dile getirilmiş; tapuda kayıtlı taşınmaz malın muvazaalı satış işlemiyle miras hakkından yoksun edilen kimselerin dava hakkına ilişkin uyuşmazlığın irdelendiği 01.04.1974 gün ve 1/2 sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararı’nda da, tüm mirasçıların görünüşteki satış sözleşmesinin Borçlar Kanunu’nun 18.maddesine dayanarak muvazaalı olduğu ve gizli bağış sözleşmesinin de şekil koşulundan yoksun bulunduğunu ileri sürerek dava açabilecekleri sonucuna varılmıştır.
Hemen belirtilmelidir ki; taşınmaz mallar dışındaki değerlerde, eş söyleyişle taşınır mal, alacak ve haklarda, zilyetliğin geçişi yollarından olan kısa elden teslim, zilyetliğin havalesi ve hükmen teslim ile bağışlama yapılabileceği, burada özel olarak bir biçim öngörülmediği kuşkusuzdur. Nitekim 818 sayılı Borçlar Kanunu'nun 237/1. Maddesi “Elden bağışlama, bağışlayanın bir şeyi bağışlanana teslim etmesiyle vücut bulur.” hükmünü amirdir.
Şu durumda, taşınmazların şekil şartına bağlı olmaksızın elden bağışlanabilme olanağı bulunmadığı halde; taşınır mallar ve alacakların zilyetliğinin devri konusunda bir geçerlik şekli öngörülmediğinden, hukuken taşınır eşya niteliğinde sayılan değerlerin bağışlanması ya da bağış amacıyla bedelsiz olarak devredilmesi işlemi hukuken geçerlidir. O halde; taşınır mal, alacak ve haklarda muvazaa iddiasının dinlenmesi olanaklı değildir.
Anonim şirket hisse sahipliği, hak sahibi tarafından herkese karşı ileri sürülebilir haklardan olduğu için mutlak haktır.Mutlak haklar için doktrinde yapılan mallar veya kişiler üzerindeki mutlak haklar ayrımında ise Anonim şirket hisse sahipliği mallar üzerindeki haklardan biridir.Davaya konu edilen anonim şirket hissesinin davacıların miras bırakanı adına kayıtlı iken, miras bırakan ile miras bırakanın damadı olan davalı arasında yapılan 2006, 2009, 2010 tarihlerinde 3 defa ayrı ayrı satış yapılmış ve davalı adına tescil edilmiştir.
Anonim şirket hisse(senede bağlanmamış) devrinin geçerli olmasının yazılı şekil koşuluna bağlı olduğu kuşkusuzdur. Aynı hükümler gereği hisse devrinin bağışlanmasına dair sözleşmelerin de yazılı yapılması zorunludur.
Görüldüğü gibi hisse devrinin nitelikleri itibariyle mülkiyetlerinin devri taşınır ve taşınmazlardan farklı olarak, özel bir düzenleme ile yazılı geçerlilik koşuluna bağlanmıştır.Bunun sonucu olarak, alıcı ancak satış senedinde belirtilen hukuki neden gereğince hisse senedinin mülkiyetini kazanabilecektir.O nedenle, satış ise satış, bağış ise bağış sözleşmesinin yazılı olarak düzenlenmesi sonucunda devri gerçekleşebilecektir.
Eğer bu konuda yanlar arasında bir danışıklık varsa, gerçekte bağış yapıldığı halde görünürde geçerli olarak yazılı devir sözleşmesi ile satış gibi gösterilmişse ve gerçek iradeleri yazılı olarak düzenlenen senette birleşmemiş olması nedeniyle hisse senedine ilişkin mülkiyet de devralan alıcıya geçmeyecektir.Yanların gerçek iradeleri ile senede yansıyan görünürdeki iradeleri birleşmediğinden, geçerli hukuki bir sonuç ortaya çıkmış sayılmayacak ve delillerin imkân vermesi koşulu ile 818 sayılı BK 18. maddesi anlamında danışıklı bir işlemin varlığının kabul edilmesi gündeme gelecektir.
Bu sonuçta işlemin iptaline neden olacaktır...." şeklinde ayrıntılı bir şekilde açıklanmıştır.Somut davamızda davacıların babaları davalının dava konu şirketlerdeki hisselerini devir almasına rağmen dava konusu şirketlere bildirmemiştir.
Söz konusu 18/01/2001 tarihli hisse devir sözleşmeleri incelendiğinde davalı tarafından bedeli alınmak suretiyle hisse devirlerinde belirtilen payların babasına devredildiği ve karşılığının nakten ve tamamen alındığı belirtilmiş ve davalı tarafından imzalanmıştır.Tarafların babalarının söz konusu hisse devri belgesinde imzası bulunmamaktadır.
Ancak yükümlülük altına giren kişinin imzasının bulunması sebebiyle yazılı şekilde yapılması gereken hisse devri geçerli şekil şartlarını taşımaktadır. Dava konusu şirketteki hissedarların payları çıplak paydır ve çıplak payın devri alacağın temliki hükümlerine tabidir.Dolayısıyla davamızın konusu olan hisse devirleri yazılı şekil şartına uyulmak suretiyle yapılmış ve geçerli hisse devirleridir.Davalı tarafça imza inkarına bulunulmuş,
ancak Mahkememizce imza incelemesine ilişkin yaptırılan bilirkişi incelemesinde hisse devirlerindeki imzaların davalıya ait olduğu tespit edildiğinden davalının bu yöndeki savunmalarına itibar edilmemiştir.Somut davamızda çözülmesi gereken ihtilaf davacı tarafın muvazaa iddiası ve tarafların murisi babalarının ve davalının davacıdan mal kaçırmak amacıyla hareket edip etmediği noktasındadır.
Davamızın konusu hisse devri ve bu hisse devrinin dava konusu şirketlere bildirilmemesi alışagelmiş muvazaadan farklıdır. Çünkü normal muvazaalı işlemlerde genelde muris diğer mirasçılardan mal kaçırmak amacıyla hareket edip malvarlığını azaltacak işlemlerde bulunmaktadır. Somut olayda ise muris kızından hisse devir almış, ancak şirketlere bildirmemiş ve davalı Şirketlere hissedar olarak kalmaya devam etmiş ve tüm toplantılara katılarak oy kullanmıştır.
Toplumumuzda genelde kız çocuklarından malvarlığı kaçırmak amacıyla muvazaalı işlemler yapılmakta ve erkek çocuklarına malvarlığı devredilmektedir.Dava konusu şirketlerin hisse yapısı incelendiğinde davacının % 68 hisse ile en fazla hisseye sahip olduğu ve yönetim kurulu başkanı olduğu, murisin % 2, murisin diğer çocukları davalı ve dava dışı diğer kızının % 15 daha az hisse ile şirkette hissedar olduğu görülmüştür.Murisin davacıdan mal kaçırma niyeti olması halinde davacının murisin sağlığında dahi hakim hissedar olması mümkün değildir.
Davalının hisselerinin devrine ilişkin 18/01/2001 tarihinde hisse devirleri yapılmış, ancak tarafların murisi tarafından bu hisse devri işlemeye konulmamış, bu tarihten itibaren babasının sağlığında dahi davalı hissedar olmaya, toplantılara katılmaya, alınan kararlara katılmaya devam etmiştir.Bu haliyle söz konusu hisse devrine ilişkin belgelerin davalı ve tarafların murisi tarafından işleme konulmamaya ve hisse devrinden vazgeçilmesine karar verilmiştir.Tarafların iradesinin hisse devrinden vazgeçilmesine ilişkin olduğu anlaşılmıştır.Söz konusu hisse devirlerinde tarafların murisinin imzasının olmaması,
her ne kadar bedelin nakden alındığı hisse devrinde belirtilmiş ise de hisse devirlerinde belirtilen bedellerin davacıya ödendiğine dair bir belgenin dosyaya sunulmaması, ödeme yapılması durumunda davalının hissedar olmaya devam etmesinin hayatın olağan akışına aykırı olması, davalının hissedar olmaya, toplantılara ve alınan kararlara katılmaya devam etmesi, davacının dava konusu şirketlerde hakim hissedar ve yönetim kurulu başkanı olması dikkate alındığında tarafların murisinin gerçek iradesinin davacıdan malvarlığı kaçırma niyetinde olmadığı, gerçek iradesinin hisseleri devir almadığı anlamına geldiği,
davacının muvazaa iddiasının 4072 Sayılı TMK.nun 2. maddesindeki dürütlük kuralına aykırı olduğu hususunda Mahkememizde kanaat oluşması sebebiyle davacının muvazaa iddialarına itibar edilmemiştir. Bu nedenlerle açılan davanın reddine karar verilerek aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur."gerekçesi ile,''Mahkememizin iş bu 2020/659 esas sayılı dosyası yönünden;1-Açılan davanın REDDİNE,B)Mahkememizin iş bu dosyası ile birleşen Mahkememizin 2020/660 esas sayılı dosyası yönünden.
1-Açılan davanın REDDİNE, '' karar verilmiş ve karara karşı asıl ve birleşen davaya yönelik davacı vekili tarafından istinaf başvurusunda bulunulmuştur.
İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ
Asıl ve birleşen davada davacı vekili istinaf dilekçesinde özetle; esas davada konu edilen ... A.Ş. baba ...'nın kurucusu olduğu aile şirketi olduğunu ve şirketin pay defterine göre ortakların halihazır hisse oranları; müteveffa ...'nın %2, müvekkil ...'nın %68, Davalı ...'in %15 ve bir diğer ortak olan ( dava dışı müteveffa ) ...'nın %15 olduğunu,Birleşen davada konu edilen ...
A.Ş. baba ...'nın kurucusu olduğu diğer aile şirketidir ve şirketin pay defterine göre ortakların halihazır hisse oranları; müteveffa ...'nın %2, müvekkil ...'nın %68, Davalı ...'in %15 ve bir diğer ortak olan (dava dışı müteveffa ) ...'nın %15 olduğunu,Davada konu şirketlerin 09.12.2019 tarihinde şirket merkezi yeni bir yere taşındığını. Müteveffa ...'nın mirasçısı olan ve ... A.Ş.'nin ve ...
A.Ş.'nin de yönetim kurulu başkanı olan müvekkili ..., işbu taşınma sırasında müteveffa ...'ya ait olan evrakların tasnif işlemleri sırasında bunların içerisinde hususi bir kısım evrakların bulunduğunu gördüğünü, bunlardan ;a) ... A.Ş ile ilgili olarak; ...
A.Ş ile ilgili hisse devir sözleşmesi olduğu, devredenin ... (...), devralanın ise muris ... olduğu, 18.01.2001 tarihli hisse devir sözleşmesini ve hisse devrinin pay defterine işlenmesi hususunda şirkete hitaben davalı ... tarafından yazılmış ve imzalanmış belgelerin bulunduğunun anlaşıldığını;İşbu belgelerde, ...
A.Ş'nin ortağı olan ... şirkette sahibi olduğu toplam 1.500 adet payından 1.499 adet payını 18.01.2001 tarihinde muris ...'ya devrettiğini ve karşılığında 14.990.000.000TL'yi nakten ve tamamen aldığını beyan ederek beyanını imza altına aldığı, bu belgeye ekli bir diğer 18.01.2018 tarihli belgede ise ... A.Ş.
Yönetim Kuruluna hitaben muris ...'ya devrettiği hisselerin şirket pay defterine işlenmesi hususunda gerekli işlemlerin yapılmasını talep ederek bu talebini imza altına aldığının görülmekte olduğunu, (EK-3- olarak dosyaya sunulmakla dosyada mevcut--Hisse Devir Sözleşmesi ve Şirket Pay Defterine Tescil Talebi) b) ... A.Ş. İle ilgili olarak; ...
A.Ş. ile ilgili hisse devir sözleşmesi olduğu devredenin ... (...), devralanın ise muris ... olduğu, 18.01.2001 tarihli hisse devir sözleşmesini ve hisse devrinin pay defterine işlenmesi hususunda şirkete hitaben davalı ... tarafından yazılmış ve imzalanmış belgelerin bulunduğunun anlaşıldığını, İşbu belgelerde ise, ...
A.Ş.'nin ortağı olan ... şirkette sahibi olduğu toplam 4.500 adet payından 4.499 payını muris ...'ya 18.01.2001 tarihinde devrettiğini ve karşılığında 44.990.000.000.TL'yi nakten ve tamamen aldığını beyan ettiği ve işbu beyanını imza altına aldığı bu belgeye ekli bir diğer 18.01.2001 tarihli belgede ise ... A.Ş.
Yönetim kuruluna hitaben muris ...'ya devrettiği hisselerin şirket pay defterine işlenmesi hususunda gerekli işlemlerin yapılmasını talep ederek bu talebini imza altına aldığının görülmekte olduğunu, (EK-3- olarak (birleşen dava dosyasına) dosyaya sunulmakla dosyada mevcut-Hisse Devir Sözleşmesi ve Şirket Pay Defterine Tescil Talebi) Anılan belgelerin çıplak payın devrine ilişkin genel hükümler uyarınca "alacağın temliki" hükümleri gereği her iki şirketle ilgili olarak hisse devrine ilişkin bulunduğu,
buna göre ilgili şirkette ortak olan muris ... ile bir diğer ortak ...'in kendi aralarında hisse devir sözleşmesi yapmış oldukları, ...'in kendi imzasını havi ikrar beyanı ile hisselerini devretmiş bulunduğu ve bedelini de aldığı hususlarının derc edilmiş bulunduğu ve yine kendi beyanı ikrar ve imzası ile pay defterine tescil talebinin de bizzat kendisi tarafından yapıldığı, ancak ilgili devrin şirket pay defterine işlenmemiş olduğunun görüldüğünü, pay devri yazılı şekilde yapılmış ve ikraren imzalanmakla alacağın temlikinin gerçekleştiğini ve çıplak pay devralana geçtiğini;
ayrıca bedelini tamamen aldığında dair belgeyi de tanzim edip imzaladığı görülmekle, devir sözleşmesinin yapılmış ve bedelin ödendiği de kendi beyanı ve ikrarı ile tartışmasızdır ve sabittir ve devir sözleşmesinin yapıldığını ve bedelinin ödenmiş olması pay sahipliği sıfatının kazanılması için yeterli olduğunu, dolayısı ile davalının kendi imzası ile de ikrarı ile sabit olduğu üzere, devir sözleşmesinin yapılması ve bedelinin de ödenmiş olması ile ilgili çıplak pay devralana geçmiş ve böylece ... pay sahibi sıfatını kazandığını, bu hususların ilgili karar metninde de tespit olunarak belirtildiğini ve sabit olmuş hususlar olduğunu,
Ancak bütün bunların yanında 22.05.2018 tarihinde vefat edene kadar şirketin yönetim kurulu başkanlığını yapmış olan muris ..., açıklandığı üzere sabit olarak pay sahibi sıfatını kazanmış olmasına rağmen, devir aldığı hisseler konusunda gerekli bildirimlerde bulunmadığı ve muvazaalı hareket ederek devir eden kızı diğer mirasçısı ... (...)'nın üzerinde kayıtlı kalmasına sessiz kalarak neticede diğer mirasçısı olan müvekkilinden mal kaçırdığının anlaşıldığını, ancak hisse devrinin pay defterine işlenmemiş olmasının devrin geçersizliği sonucunu doğurmayacağı ve buna rağmen devirden itibaren ...'nın pay sahibi sıfatını kazanmış olduğunu( Y.11.
HD., T. 22. 06. 2016, 2015/10874 E, 2016/6939 K no.lu kararı ),Yukarıda arz olunduğu üzere tüm yasal unsurları gerçekleşmiş olarak ve dahi devreden davalının da her türlü yazılı, imzalı beyan ve ikrarı ile konu hisse devirlerinin yapıldığı ve gerçekleştiği ortadadır ve sabittir.Yargıtay içtihatlarında da hükmolunduğu üzere, pay defterine işlenmemiş olmasının devrin geçersizliği sonucunu doğurmayacağı hususunun da hiç tartışmasız olduğunu,
dolayısı ile maksadı ve fiilen yerine getirilen gerekleri ile tam olarak hisse devrinin yapıldığı ve gerçekleştiği sabittir ve hisselerin de mülkiyetinin müvekkilin murisine kesin olarak geçmiş olduğunun tartışmasız olduğunu; yani hisse devrinin maksada ve iradelere uygun olduğu ve devir konusunda bir muvazaanın bulunmadığını, bu ahvalde, hisse devrinin tüm irade, ikrar ve yasal hükümleri ile gerçekleşmiş olması yanında, devreden davalının bu konuda yazılı imzalı talep beyanının da varlığına rağmen,
iş bu hisse devirlerinin şirket pay defterine işlenmediği ve hatta devralan ve devreden tarafından gerçek durumun aksine ve muvazaalı bir davranışla bütün unsurları ile gerçekleşmiş vaki hisse devrinin gizlendiği hususları açıkça ortaya çıktığını, devir sözleşmesi ile ...'nın pay sahipliği sıfatını kazandığı ve devrin şirket pay defterine işlenmemiş ve hatta gizlenmeye çalışılmış olması hususlarının devrin geçersizliği sonucunu doğurmayacağı ve bu halde devrin gerçekleştiğini ve geçerli olduğu,
...'nın ilgili payların sahibi olduğu hususları tartışmasız olduğunu, hisseleri devralan ... aniden rahatsızlanıp vefat ettiğini, bu tüm yasal unsurları ile gerçekleştiği tartışmasız hisse devrinin o zamana kadar açıklanmamış ve pay devrine işlenmemiş olmasının devrin geçersizliğine neden olmayacağının da arz olunan nedenlerle açık olmasına göre, bu halde iş bu devri tesadüfen öğrenen müvekkilinin, gerçek durumun aksine ve muvazaalı bir gizleme karşısında miras payı nedeni ile mağduriyetinin hasıl olacağının kuşkusuz olduğunu,Bu halde mağduriyetinin önüne geçebilmek ve telafisi maksadı ile huzurda ilgili dava ikame olunduğunu,
yapılan yargılamada yukarıda arz olunan tüm beyan ve iddialarımızın yerinde ve doğru olduğu tespit olunmuş ve zikrolunduğunu, O halde doğru ve yerinde olarak hisse devirlerinin gerçekleşmiş olduğu ve geçerli olduğu Sayın Mahkemece de tespit olunarak açıklanmakla sabit olduğuna göre devrin gerçekleşmiş olduğu hususu usul ve yasal hükümler ve dahi yukarıda arz olunan açık içtihat metinleri karşısında kuşkusuz olarak ortada olduğunu, yapıldığı ve geçerli olduğu kuşkusuz olan ve böyle olduğu ilgili kararda da tevsik olunan konu devirler pay defterine işlenmemiş ve hatta karşılıklı olarak gizlenmiş olduğu anlaşılmaktadır.Bu açıktır.
İş bu gizlenme işleminden de neticede müvekkil miras payı nedeni ile etkilenmektedir. Bu da açıktır.
Yukarıda arz olunan içtihatlarda da belirtildiği gibi, usulüne uygun devir ile ...'nın pay sahipliğinin yasal olarak gerçekleşmiş olduğu ve pay defterine işlenmemiş olmasının devrin geçersizliğine neden olmayacağı da Yüksek Mahkeme İçtihatları ile de açık olduğuna göre, taleplerimizin doğru ve yerinde olduğu tartışmasız olarak ortada olduğunu, ...'nın ilgili devir ile pay sahipliği sıfatını kazanmış ve tarafların durumu gizlemiş, pay defterine işlememiş olmalarının neticeyi değiştirmeyeceği gerçeği de yasal mevzuat gereği ortadayken ve dahi aksini tevsik edecek hiç bir müspet karşı delil ve belge de olmamasına rağmen,
tüm yazılı ve sabit delillerin aksine olarak bir kanaatle, bu kez tarafların bu satıştan vazgeçmiş oldukarından bahisle gerekçe kurulması ve buna göre talebimizin TMK2.hükmü gereği dürüstlük kuralına aykırı düştüğünden bahis olunarak davanın reddine karar verilmiş olmasının, ortaya çıkan yasal duruma ve olayın mahiyetine ve hakkaniyete aykırı düştüğü ve kabulünün mümkün bulunmadığını,Bütün bunlara rağmen, geçerli devri öğrenen ve huzurda mağduriyeti nedeni ile dile getiren ve hak arayan müvekkilinin talebinin, üstelik bütün bu talep konusu edilen hususları tespit eden ve kararında da açıklayıp belirten Sayın Mahkeme'ce,
bu kez çelişik ve tersine bir kanaatle ve yazılı belgelere karşılık bir mesnet de göstermeksizin, neticede " talebin T.M.K nun 2. Maddesindeki dürüstlük kuralına aykırı olduğu " nu belirtmesi ve nihai karara gerekçe yapması ve nihayette ise böylece de davanın reddine karar vermiş bulunması,
gerçek duruma ve hakkaniyete aykırı düşmüştür ve herhangi bir mesnetten de yoksun bulunduğu gibi, kendi kararında açıkladığı ve vurguladığı yukarıda arz olunan olayın mahiyetine ve devirlerin geçerli olduğuna ve davalının ikrarlarına ve dahi bu doğrultudaki diğer arz olunan karardaki tespit olunduğu bildirilen imza ile ikrar olunmuş yazılı belgelere ve diğer gerekçe ve açıklanan diğer gerçeklerle de kendi içerisinde açıkça çelişmektedir ve bu hali ile davanın reddine dair ilgili karar, usul ve yasaya ve olayın mahiyetine ve hakkaniyete aykırı düştüğünü ve kabulünün mümkün bulunmadığını,Arz olunan nedenlerle,
karar metninin kendi içerisinde tespit ederek açıkladığı hususlarla çelişik, ilgili olayın mahiyetine, gerçek duruma ve usul ve yasaya ve hakkaniyete aykırı davanın reddine dair ilgili Yerel Mahkeme kararının kaldırılmasına ve bu kez haklı ve yerinde davanın kabulüne karar verilmesini, ve/ veya bu mümkün görülmez ise ilgili kararın bozulup kaldırılarak yeniden yargılama yapılmak üzere Mahkemesi'ne iadesine karar verilmesi taleplerimizle ilgili Karar aleyhinde İstinaf İncelemesi yapılmasını talep etmek zaruretinin hasıl olduğunu,İleri sürerek,
arz ve izah olunan nedenlerle, istinaf taleplerinin kabulü ile ilk derece mahkemesi kararının kaldırılmasına, esas ve birleşen davanın kabulüne, bu mümkün görülmez ise, kararın bozulup kaldırılarak yeniden yargılama yapılmak üzere ilgili esas ve birleşen davaların mahkemesine iadesine, dava ve vekalet ücreti giderlerinin davalıya tahmiline karar verilmesini talep etmiştir.
İSTİNAF SEBEPLERİNİN DEĞERLENDİRİLMESİ
HMK'nın 355. maddesine göre istinaf incelemesi; istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak ve kamu düzenine aykırılık görüldüğü takdirde ise resen gözetilmek suretiyle yapılmıştır.Asıl ve birleşen davalar; davalının asıl ve birleşen davaya konu şirketlerdeki hisselerini ölümü öncesinde ortak muris ...'ya devretmesine rağmen, devirlerin gizlenerek pay defterlerine işlenmediği iddiasına dayalı olup, aslında murise ait olan payların miras payı oranında davacıya ait olduğunun tespiti ve davacı adına miras payı oranında tescili istemlerine ilişkin olup, mahkemece asıl ve birleşen davaların reddine karar verilmiş,
karara karşı asıl ve birleşen davalarda davacı vekili tarafından istinaf kanun yoluna başvurulmuştur. Asıl ve birleşen davalarda davacı vekili; ... A.Ş ve ...
A.Ş'de bulunan davalı ...'e ait hisselerin, asıl ve birleşen davalı tarafından, vefatından önce tarafların murisi ...'ya devredildiğini, ancak bu devirlerin, davalı ve muris tarafından davacıdan mal kaçırmak amacıyla pay defterine işlenmediklerini, davalı ...'in muris ortak ...'ya her iki şirketteki hisselerini devretmiş olduğunun devir sözleşmeleri ile sabit olduğunu, buna rağmen davalının asıl ve birleşen davaya konu her iki şirkette esasen ...'ya devrettiği hisseler kadar pay sahibi görünmeye devam ettiğini ileri sürerek;
her iki şirket için devre konu olan hisselerin, ...'nın mirasçısı olan davacıya verasetteki miras payı oranında aidiyetinin tespitine ve davacı adına tesciline; yine muris ...'nın diğer mirasçısı olup, muristen daha sonra vefat eden ...'ya, ... tarafından ...'ya devredilen hisselerden miras payı oranında geçmesi gereken hisselerin, ... aynı zamanda davacının da murisi olduğundan, davacının verasetteki payına denk düşen kısmın da davacıya aidityetinin tespiti ile davacı adına tesciline, asıl ve birleşen davalarda davacının verasetteki pay oranına denk düşen kısım tespit edilirken sermaye artışlarının da dikkate alınmasına,
bu hisselere binaen asıl ve birleşen davalı tarafa ödenmiş kar payları olması halinde, ödeme tarihlerinden itibaren işleyecek en yüksek ticari faizi ile asıl ve birleşen davalıdan tahsiline karar verilmesini talep etmiş, mahkemece asıl ve birleşen davaların reddine karar verilmiştir.Dosyaya mübrez Bakırköy 8 Sulh Hukuku Mahkemesi'nin 2018/18 Tereke sayılı dosyasında, muris ...'nın terekenin tespiti davasının devam ettiği, muris mirasının halen paylaşılmamış olduğu, terekeye yönetici atandığı, davanın derdest olduğu anlaşılmıştır.Mahkemece taraf delilleri toplanarak, asıl davaya konu 18/01/2001 tarihli çıplak pay devir sözleşmesi,
18/01/2021 tarihli çıplak pay devrinin deftere işlenmesi talep yazısı, birleşen davaya konu 18/01/2001 tarihli pay devir sözleşmesi ile aynı tarihli çıplak pay devrinin deftere işlenmesi talep yazısı altındaki favalı ...'ya atfen atılı imzaların ... eli ürünü olup olmadığı hususunda, ıslak imzalı emsal belge asılları toplanıp, davalının imza istiktabı da yapıldıktan sonra grafoloji uzmanından rapor alınmış, davacı tanığı dinlenilmiş, akabinde imzaların davalıya ait olduğu,
ancak asıl ve birleşen davalarda davalının her iki şirkette ki hisselerinin devrine ilişkin 18/01/2001 tarihli hisse devir sözleşmelerinin, tarafların murisi tarafından işleme konulmadığı, bu tarihten itibaren babasının sağlığında dahi davalının hissedar olmaya, toplantılara katılmaya, alınan kararlara katılmaya devam ettiği, bu haliyle davalı ve tarafların murisi tarafından hisse devrinden vazgeçilmesine karar verildiği, davalıya asıl ve birleşen davalara konu hisse devirleri karşılığında para ödendiğine dair delil de bulunmadığı,
muvazaa söz konusu olmadığı gerekçeleriyle asıl ve birleşen davaların reddine karar verilmiştir.Murisin vefatı ile terekeden doğan tüm hak ve borçlar, TMK'nun 640 maddesi uyarınca miras paylaşılıncaya dek ve elbirliği halinde miras ortaklığına geçer. Miras ortaklığını oluşturan yasal mirasçılar terekeden doğan hakları elbirliği ile kullanmak durumundadırlar.
Buna göre asıl ve birleşen davalarda davalı tarafından murise devredildiği, ancak muris ve davalının bilerek devri pay defterine işlemedikleri, bu nedenle murisin terekesine dahil olması gerekirken halen davalıya ait olduğu iddia olunan payların terekeye ait olduğunun tespiti talebi ile açılacak bir davanın TMK'nun 640/2 fıkrası uyarınca tüm yasal mirasçılar tarafından birlikte açılması zorunludur.
Şayet böyle bir dava bir kısım mirasçılar tarafından ve tereke adına açılmış ise, diğer mirasçıların tamamının bu davaya muvafakatleri ile taraf teşkili sonradan sağlanabilir.
Ne varki bir kısım mirasçının elbirliği rejiminin geçerli olduğu terekeye ait haktan doğduğunu ileri sürdükleri hakkın kendilerine ait olduğunun tespiti ve kendi adlarına tescili talebi ile dava açmaları mümkün değildir.Somut olayda da, asıl ve birleşen davalarda davacı yan, muris ...'nın terekesine dahil olması gerekirken, kendisinden mal kaçırmak amacıyla pay devirlerinin gizlenmesi nedeniyle, halen asıl ve birleşen davalarda davalı adına görünen payların, miras payı oranında kendisine ait olduklarının tespiti ile kendi adına tescilini talep ettiği, benzer şekilde dava dışı müteveffa ...'nın da kendisinin murisi olduğunu,
... terekesinde olması gerekmesine rağmen davalı adına görünen paylardan miras payı oranında ...'ya pay intikal ettiğini, ...'dan da kendisine intikal etmesi gereken pay bulunduğunu ileri sürerek, bu payların da miras payı oranında kendisine ait olduğunun tespitini talep ettiği anlaşılmaktadır.
Asıl ve birleşen davaların ne ...'nın terekesi adına açılmadıkları, devre konu payların ... terekesine ait olduğunun ve terekeye iadesinin talep edilmediği, mahkemece asıl ve birleşen davaların bu gerekçe ile aktif husumet yokluğundan reddi gerekirken, davacıların murisi ile hisse senedinde adı geçen kişinin aynı kişi olduğunun ispatlanamadığı gerekçesi ile reddedilmiş olması yerinde olmamıştır.Sonuç itibariyle; asıl ve birleşen davada davacı vekilinin asıl ve birleşen davalara yönelik istinaf başvurularının usulen kabulü ile, ilk derece mahkemesi kararının 6100 Sayılı HMK'nun 6100 Sayılı HMK'nun 353/1-b2 maddesi uyarınca kaldırılmasına,
dairemizce esas hakkında yeniden hüküm tesis edilerek, asıl ve birleşen davaların aktif husumet yokluğundan reddine karar vermek gerekmiştir.
İLK DERECE MAHKEMESİ YÖNÜNDEN
Asıl Dava Yönünden -Harçlar Kanunu gereğince davacıdan alınması gereken 615,40-TL harçtan davacı tarafından dava açılırken peşin olarak yatırılan 128,00-TL harcın mahsubu ile bakiye 487,40-TL harcın davacıdan tahsili ile hazineye gelir kaydına, 3-Davacı tarafından sarf edilen yargılama giderlerinin üzerinde bırakılmasına,4-Davalı tarafından sarf edilen 18,00-TL yargılama giderinin davacıdan alınarak davalıya verilmesine,5-Davalı taraf kendisini vekille temsil ettirdiğinden,Dairemiz karar tarihinde yürürlükte bulunan ve Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi uyarınca hesap ve takdir olunan 30.000,00-TL vekalet ücretinin davacıdan alınarak davalıya verilmesine,6-Bakiye gider avansı bulunduğu takdirde karar kesinleştiğinde ve talep halinde avansı yatıran ilgili tarafa iadesine,
Birleşen Dava Yönünden:7-Harçlar Kanunu gereğince davacıdan alınması gereken 615,40-TL harçtan davacı tarafından dava açılırken peşin olarak yatırılan 384,16-TL harcın mahsubu ile bakiye 231,24-TL harcın davacıdan tahsili ile hazineye gelir kaydına,8-Davalı taraf kendisini vekille temsil ettirdiğinden, Dairemiz karar tarihinde yürürlükte bulunan ve Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi uyarınca hesap ve takdir olunan 30.000,00-TL vekalet ücretinin davacıdan alınarak davalıya verilmesine,9-Bakiye gider avansı bulunduğu takdirde karar kesinleştiğinde ve talep halinde avansı yatıran ilgili tarafa iadesine,
İSTİNAF YÖNÜNDEN
10-Harçlar Kanunu gereğince istinaf eden asıl ve birleşen davada davacı tarafından asıl ve birleşen davaya yönelik yatırılan istinaf kanun yoluna başvurma harçlarının hazineye gelir kaydına, istinaf karar harcının karar kesinleştiğinde ve talep halinde asıl ve birleşen davada davacıya iadesine,11-Davacı tarafından sarf edilen 441,40-TL istinaf kanun yoluna başvurma harcı ile 150,50-TL dosyanın Bölge Adliye Mahkemesi'ne gidiş/dönüş masrafı olmak üzere toplam 591,90-TL'nin davalıdan alınarak asıl ve birleşen davada davacıya verilmesine,12-Bakiye gider avansı bulunduğu takdirde karar kesinleştiğinde ve talep halinde avansı yatıran ilgili tarafa
iadesine,Dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda HMK'nın 361/1. maddesi gereğince kararın taraflara tebliğ tarihinden itibaren iki hafta içerisinde Yargıtay'da temyiz yolu açık olmak üzere 17/04/2025 tarihinde oy birliği ile karar verildi.
İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 13. Hukuk Dairesi, E. 2022/1770, K. 2025/622, 17 Nisan 2025 tarihli karar · Kaynak: UYAP Emsal Karar Arama