KÜNYE
T.C. İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 13. Hukuk Dairesi
- Karar tarihi
- 10 Haziran 2024
- Dosya no
- 2022/273 Esas
- Karar no
- 2024/1048 Karar
- İncelenen kararın mahkemesi
- İSTANBUL ANADOLU 4. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
- Numarası
- 2020/698 Esas - 2021/479 Karar
- Tarihi
- 09/12/2021
- Dava
- İtirazın İptali (Hizmet Sözleşmesinden Kaynaklanan
Karar Metni
2.386 kelime·12 dk okuma·4 bölüm
İlk derece Mahkemesinde yapılan inceleme sonucunda verilen karara karşı istinaf kanun yoluna başvurulmuş olmakla dava dosyası incelendi:
TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMASININ ÖZETİ
Davacı vekili dava dilekçesi ile; davacı müvekkili ile davalı arasında 2018, 2019 ve 2020 yıllarını kapsayan ticari ilişki olduğunu, davalı şirketin mermer cinsi blokları davacı şirkete teslim etme ve davacı şirketin de malların teslimine karşılık vadesi gelen çekleri ödemekle yükümlü olduğunu, işbu ticari ilişki neticesinde 14/08/2020 tarihli cari hesap ekstresine göre davalı şirketin vade farkından dolayı 38.940,00 TL davacı şirkete borcunun bulunduğunu, bu hususta davacı şirket tarafından Kartal ...
Noterliğinin 14/10/2020 tarihli ve ... yevmiye numaralı ihtarnamesinin gönderildiğini, 38.940,00 TL tutarındaki vade farkına ilişkin cari hesap alacağının ödenmesinin talep edildiğini, alacağın davalı tarafından ödenmemesi üzerine davalı adına İstanbul Anadolu ... İcra Müdürlüğü'nün ...
E. numaralı icra dosyası ile 38.940,00 TL cari hesap, 563,63 TL işlemiş faiz olmak üzere toplam 39.504,63 TL alacaktan kaynaklı icra takibi başlatıldığını, bu takibe davalı tarafından haksız ve kötü niyetli olarak yapılan itirazın iptali ile takibe devam edebilmek için huzurdaki davayı açma zorunluluğunun hasıl olduğunu, likit olan alacağın tahsiline ilişkin başlatılan icra takibine yapılan itirazın tamamen haksız ve kötü niyetli olduğunu, bu nedenle de davalının toplam takip tutarının %20'sinden az olmamak üzere icra inkâr tazminatına mahkum edilmesi gerektiğini beyanla itirazın iptaline,
davalı aleyhine icra inkar tazminatına hükmedilmesi ile yargılama giderleri ile vekalet ücretinin davalıya yükletilmesine karar verilmesini talep ve dava etmiştir.Davalı vekili cevap dilekçesi ile; taraflar arasında davalı şirketin yapacağı inşaata davacı tarafından ytong sağlanması amacı ile bartır sözleşmesi imzaladıklarını, toplam sözleşme bedelinin 700.000 TL olduğunu, 200.000 TL'sinin çek ile,
500.000 TL'sinin ise davalının yapacağı inşaattan verilecek bir adet daire ile ödeneceğini, 25.05.2018 tarihinde davalı şirket tarafından davacıya sözleşme ile kararlaştırılan 200.000 TL için 5 adet çek teslim edildiğini, inşaat başladıktan bir süre sonra davacının sözleşmeye uyamayacağını ve daha fazla malzeme sağlayamayacağını belirterek sözleşmeye aykırı davrandığını, sözleşmeyi tek taraflı olarak fesh ettiğini, bunun üzerine o güne kadar yapılan işlerin bedeli olarak davalı tarafından davacıya 200.000 TL toplam bedelli iki adet çek verildiğini, bu iki çekin teslimi ile davalının davacıya borcunun da sonlandığını,
davacı tarafından vade farkı talep ediliyor ise de davacı ile müvekkili arasında vade farkı sözleşmesi bulunmadığı gibi taraflar arasında imzalanan sözleşmede de vade farkına ilişkin herhangi bir hüküm bulunmadığını, davalının davacıya hiçbir borcu bulunmadığını beyanla davanın reddine, davacı aleyhine %20 kötü niyet tazminatına hükmedilmesi ile yargılama giderleri ile vekalet ücretinin davacıya yükletilmesine karar verilmesini talep etmiştir.
İLK DERECE MAHKEMESİNİN KARARININ ÖZETİ
İlk Derece Mahkemesi'nin 09/12/2021 tarih ve 2020/698 Esas - 2021/479 Karar sayılı kararında. "Dava. Hukuki niteliği itibariyle cari hesap alacağına dayalı olarak başlatılan İstanbul Anadolu ... İcra Müdürlüğünün ... Esas sayılı icra takibine davalının yapmış olduğu itirazın İİK 67 maddesi gereğince iptali ile icra inkar tazminatı isteminden ibarettir.
Celp edilen dava konusu icra dosyasının incelenmesinde; takip alacaklısının mahkememiz dosyasının davacısı, takip borçlusunun mahkememiz dosyasının davalısı olduğu, 38.940,00-TL cari, 564,63 TL işlemiş faiz açıklamasıyla toplam 39.504,63 TL alacak üzerinden başlatılan ilamsız icra takibine davalı borçlunun süresinde itirazı doğrultusunda takibin durduğu, davanın takibe yapılan itirazın iptali ve takibin devamı istemi ile açıldığı görülmüştür.
Her iki tarafında tacir olması ve ticari defter tutma yükümlülüğünün bulunması sebebiyle Mahkemece dosya mali müşavir bilirkişiye verilerek ve inceleme günü tayin edilmek suretiyle tarafların ticari defterleri üzerinde inceleme yapılarak rapor düzenlenmesi istenmiştir.
Dosyaya sunulan 03.09.2021 tarihli bilirkişi raporunda özetle; tarafların 2018-2019-2020 yıllarına ait yasal ticari defter kayıtlarının HMK 222.maddesine göre delil niteliği taşıdığı, davacının davalı adına düzenlediği 08.07.2020 tarihli ... nolu KDV dahil 38.940,00 TL tutarlı vade farkı faturasının davalının ticari defterlerinde kayıtlı olduğu, davacının davalı adına keşide ettiği Kartal ...
Noterliğinin 14.08.2020 tarihli ve ... yevmiye numaralı ihtarnamesi ile de cari hesap sözleşmesi uyarınca 38.940,00 TL tutarındaki vade farkına ilişkin cari hesap alacağının yasal faizi ile birlikte 7 gün içinde ödenmesinin ihtar edildiği, taraflar arasında imzalanan sözleşme içeriğinde vade farkı uygulanması ile ilgili herhangi bir düzenlemenin olmadığı, davacının davalı adına keşide ettiği faturalarda gecikmelerde vade farkı uygulanacağına yönelik notun bulunmadığı şeklinde mütalaada bulunulmuştur.
Bilirkişi raporu taraflara tebliğ edilmiş, taraflar rapora karşı sundukları beyan ve itiraz dilekçeleri ile aleyhlerine olan hususlara itiraz etmişlerdir. Davalı taraf itirazında elektronik ortamda e-fatura olarak gönderilen vade farkı faturasının, vade farkı faturası olduğu fark edilmeyip muhasebe hatasından kaynaklı sehven deftere kaydedildiği faturaya itiraz edilemediği, bu durumun tek başına müvekkilini faturadan dolayı borçlu kılmayacağı savunmasında bulunmuştur.
Davacı ve davalı arasında 2018 yılında sözleşmeye dayalı olarak başlayıp 2019 ve 2020 yıllarında devam eden mal tedariğine dayalı ticari ilişki mevcut olup, vade farkı uygulanacağına ilişkin sözleşmede hüküm olmadığı ve taraflar arasında mutad hale gelmiş vade farkı uygulamasının bulunmadığı tarafların yasal defterlerinde mevcut kayıtlarından anlaşılmakta ise de davacı tarafından düzenlenen vade farkı faturası, davalı tarafça ticari defter kayıtlarına işlenmekle fatura içeriği kabul edilmiş durumdadır.
Basiretli davranma yükümlülüğü bulunan, tacir olan davalı yan, davacı tarafından gönderilen vade farkı konulu 08.07.2020 tarihli elektronik faturayı süresi içerisinde itiraz etmeyerek defterlerine kaydetmiştir. Davalı yan faturanın sehven kaydedildiğini iddia etmiş ise de davacı tarafın 14.08.2020 tarihli noter ihtarını tebliğ aldıktan sonra dahi vade farkı faturası için gecikmiş iade faturası düzenleyerek muhasebe kayıtlarını düzeltme yoluna gitmemiştir.
Davalı tarafın icra takibine ilişkin ödeme emrini 13.09.2020 tarihinde tebliğ aldığı, 09.09.2020 tarihinde borca itirazlarını sunduğu görülmüş ancak sehven kaydedildiği iddia edilen vade farkı faturasına karşı yine iade faturası düzenlenmediği anlaşılmıştır. Kaldı ki bilirkişi raporuna göre davalı tarafın usulüne uygun açılışı ve kapanışı yapılmış 2020 yılı defter ve kayıtlarına işlediği faturayı bağlı olduğu vergi dairesine bildirdiği sonucuna da varılmaktadır.
Tüm dosya kapsamı, tarafların iddiaları savunmaları, toplanan deliller, alınan bilirkişi raporu bir bütünlük içerisinde değerlendirildiğinde; davacı tarafından düzenlenen vade farkına ilişkin faturanın tarafların 2020 yılı ticari defterlerinde kayıtlı olduğu anlaşılmış, davalı yanca faturaya süresi içerisinde itiraz edilmediği gibi sonrasında geçen sürede iade faturası da düzenlenmediğinden muhasebe kayıtlarında gerekli özeni ve dikkati göstermeyen davalının faturanın sehven ticari kayıtlara alındığına ilişkin savunmasına mahkememizce itibar edilmemiş itirazın iptali ile takibin devamına karar vermek gerekmiştir.
Takip konusu alacak faturaya dayanmakta olup takip öncesi itibariyle belirli(likit) olduğundan kabul edilen tutar üzerinden davalı aleyhine %20 oranında icra inkar tazminatına hükmedilmesi gerekmiş, aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur." gerekçesi ile, "Davanın KABULÜ ile, İstanbul Anadolu .... İcra Müdürlüğünün ...
Esas sayılı takip dosyasında, davalı tarafından yapılan itirazın iptali ile takibin 38.840,00-TL asıl alacak 564,63-TL işlemiş faiz olmak üzere toplam 39.504,63-TL üzerinden, asıl alacağa takip tarihinden tahsil tarihine kadar yasal faiz yürütülmek sureti ile devamına," karar verilmiş ve verilen karara karşı davalı vekili tarafından istinaf başvurusunda bulunulmuştur.
İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ
Davalı vekili istinaf dilekçesi ile; müvekkili şirketin cevap dilekçesinde de belirtildiği üzere, davalı ile müvekkilinin yapacağı inşaata ytong sağlanması amacıyla bartır sözleşmesi imzaladıklarını, 25.05.2018 tarihinde müvekkilince davacıya sözleşme ile kararlaştırılan 200.000 TL için 5 adet çek teslim edildiğini, inşaat başladıktan bir süre sonra davacının sözleşmeye uyamayacağını, daha fazla malzeme sağlayamayacağını belirterek sözleşmeye aykırı davrandığını ve sözleşmeyi tek taraflı olarak feshettiğini,
bunun üzerine tarafların bir araya geldiğini ve o güne kadar yapılan işlerin bedeli olarak müvekkilince davacıya 200.000 TL toplam bedelli iki adet çek verildiğini, davacı tarafından herhangi bir ihtirazı kayıtta bulunulmadan iki adet çekin teslim alındığını, bu iki çekin teslimi ile müvekkilinin davacıya borcunun da sonlandığını, bu hususların bilirkişi tarafından da tespit edildiğini, taraflar arasında yapılan sözleşmede vade farkına ilişkin bir hüküm olmadığı gibi, davacı tarafından kesilen faturalarda da, gecikme halinde vade farkı uygulanacağına ilişkin bir ibare bulunmadığını, bu hususların bilirkişi tarafından tespit edildiğini,
müvekkili şirket muhasebecisinin tek hatasının, elektronik ortamda gönderilen faturanın vade farkı faturası olduğunu fark edememesi ve bu sebeple faturaya itiraz edilememiş olması olduğunu;Mahkemece elektronik ortamda gönderilen faturaya süresi içinde itiraz edilmemesi ve kanuni deftere kaydedildiği,
çekilen noter ihtarına ve başlatılan icra takibine rağmen, iade faturası kesilmemiş olması sebebi ile davanın kabulüne karar verildiğini, müvekkilinin defterlerinin, şirket dışında, pek çok başka şirket defterlerinin de tutulduğu bir muhasebe bürosunda tutulduğunu, sehven defterlere işlenen faturadan müvekkilinin mahkemece yaptırılan bilirkişi incelemesi ile haberdar olduğunu, onun için faturanın iade edilmediğini, davacının bu faturaya göre alacaklı olabilmesi için, faturanın dayanağının olması gerektiğini, Yargıtay 15. Hukuk Dairesi'nin 07.03.2008 Tarih, 2007/2029 Esas, 2008/1483 Karar sayılı kararında.
"Davaya dayanak alınan faturanın Türk Ticaret Kanunu'nun 23. maddesi gereğince kesinleşmiş ve tarafları bağlayıcı olduğunun kabul edilebilmesi için, fatura konusu işle ilgili yanlar arasında sözleşme yapıldığının yasal delillerle kanıtlanması ve bedeli uyuşmazlık konusu işin de kabul edilebilir yeterlikte iş sahibine teslim edildiğinin yüklenici tarafından kanıtlanmış olması zorunludur.
Mahkemenin kabulünde ve somut olayda olduğu gibi, açıklanan koşullar gerçekleşmeden sadece faturanın karşı tarafa tebliğ edilmiş ve itiraz edilmemiş olması yanlar arasında akdi ilişkinin kurulmuş olduğunu, iş bedelinin istenebilir olduğunu kanıtlamaz." denildiğini;Türk Ticaret Kanunu'nun 23/2. maddesi gereğince;
faturayı alan kimsenin, aldığı tarihten itibaren sekiz gün içinde kapsamı hakkında itirazda bulunmaması sonucu fatura kapsamını kabul etmiş sayılabilmesi için faturanın, yanlar arasındaki yazılı sözleşme şartını değiştirecek içerikli olmaması gerektiğini, (Yargıtay 15. Hukuk Dairesi 14.02.2007 E. 2006/7750 K. 2007/882), Yargıtay’ın da yerleşik hale gelmiş kararlarına göre.
Bir sözleşmeye dayanmayan faturanın soyut olarak muhatabına gönderilmesi ve muhatabın faturaya itiraz etmemiş olmasının onun kesinleştiği sonucunu doğurmayacağını, faturaya süresinde itiraz edilmemesinin alacağın varlığına karine oluşturduğunu, karine bir şeyin varlığına veya yokluğuna ilişkin bir işaret, bir ipucu anlamına gelmekte olup, ispat gücü bakımından delilden daha zayıf olduğunu, faturaya süresinde itiraz edilmemiş olmasından, faturanın verilmesine neden olan iş veya hizmetin yapılmış olduğu,
kabul edildiğinin anlaşılmayacağını, uyuşmazlık halinde işin yapılmış olduğunun kanıtlanması gerektiğini, ayrıca alıcıya tebliğ edilmiş olan fatura içeriğinin kesinleşmesinin söz konusu olamayacağını, faturanın deftere kaydının da, fatura konusu işin gerçekleştiğine yalnızca karine teşkil edeceğini, bu karinenin aksinin ispatının da her zaman mümkün olduğunu, (Yargıtay 11. Hukuk Dairesi 05.05.2005 E. 2004/7832 K. 2005/4738);Müvekkili bu faturaya ilişkin herhangi bir mal veya hizmet almadığı gibi,
taraflar arasında vade farkı uygulanacağına ilişkin herhangi bir sözleşme bulunmamakta olup kesilen faturalarda da vade farkı uygulanacağına ilişkin ibare bulunmadığını, sırf faturanın kesilmiş olması ve muhasebeci tarafından sehven faturanın işlenerek, süresinde itiraz edilmemiş olmasının yukarıda belirtilen Yargıtay kararlarına göre müvekkilini tek başına borçlu yapmayacağını, müvekkilinin borçlu olabilmesi için kesilen faturanın dayanağının olması gerektiğini, dosyadan alınan bilirkişi raporunda müvekkilinin edimlerini yerine getirdiği, davacıya borçlu olmadığı,
davacının ise ytong sağlama edimini eksik yaptığı, taraflar arasında vade farkı uygulanacağına ilişkin bir sözleşmenin olmadığı, bu sebeple vade farkı uygulanamayacağı tespit edilmiş olmasına rağmen, Mahkemece sırf süresinde faturaya itiraz edilmediğinden bahisle davanın kabulüne karar verildiğini, taraflar arasında vade farkının uygulanabilmesi için; vade farkı uygulanacağına ilişkin sözleşme olması,
faturaların üzerinde vade farkı uygulanacağına ilişkin ibare olması veya taraflar arasında vade farkı uygulamasının mutad hale gelmiş olması gerektiğini, esasen tersten gidildiğinde ticari defterlere işlenmiş olan dava konusu fatura için menfi tespit davası açılmış olması halinde Mahkemece bahsedilen unsurların olup olmadığının araştırılacağını, netice itibarı ile,
her hangi bir mal ve hizmet alımına, sözleşmeye, mutad uygulamaya dayanmayan, işbu faturanın Mahkemece iptal edilecek olduğunu, Yargıtay İçtihatları Birleştirme Hukuk Genel Kurulu'nun 2001/1 Esas, 2003/1 sayılı kararında, fatura üzerinde vade farkı uygulanacağına ilişkin ibare olmasına ve süresinde itiraz edilmemesine rağmen, bu hususun vade farkının doğduğu ve istenebileceği anlamına gelmediğinin vurgulandığını beyanla İstanbul Anadolu .... İcra Dairesi'nin ...
Esas sayılı dosyasında verilen kararın kaldırılarak davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir.
İSTİNAF SEBEPLERİNİN DEĞERLENDİRİLMESİ
HMK'nın 355. maddesine göre istinaf incelemesi; istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak ve kamu düzenine aykırılık görüldüğü takdirde ise resen gözetilmek suretiyle yapılmıştır.
Dava, bakiye açık hesap alacağının tahsili için başlatılan ilamsız icra takibine vaki itirazın iptali ve takibin devamı taleplerine ilişkindir.Davacı taraf, davalı ile aralarında mal tedarikine ilişkin ticari ilişki bulunduğunu, davalının cari hesapta vade farkı faturası nedeniyle borçlu olduğunu, bu nedenle hakkında takip başlatıldığını ve takibe itirazının haksız olduğunu iddia ederek itirazın iptalini talep etmiş, davalı taraf, tarafların arasındaki ticari ilişkinin davacı tarafından daha fazla mal tedarik edilmeyeceği beyan edilerek sonlandırıldığını, bu nedenle davacıya çek ile ödeme yapıldığını,
verilen iki adet 200.000 TL bedelli çek ile davacının alacağının sonlandığını, taraflar arasında vade farkı uygulanacağına dair bir anlaşma ve teamül bulunmadığını, davacı tarafından düzenlenen vade farkı faturasının ticari defterlere sehven kaydedildiğini beyan ederek davanın reddini savunmuş, Mahkemece yukarıda açıklanan gerekçe ile davanın kabulüne karar verilmiş ve karara karşı davalı vekili istinaf başvurusunda bulunmuştur.
Tek başına fatura düzenlenmesi alacağın ispatı için yeterli değildir. Fatura içeriğinin düzenleyen tarafça ispat edilmesi gerekir.
6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 222. maddesi uyarınca ticari defterlerin, ticari davalarda delil olarak kabul edilebilmesi için, kanuna göre eksiksiz ve usulüne uygun olarak tutulmuş, açılış ve kapanış onayları yaptırılmış ve defter kayıtlarının birbirini doğrulamış olması ile diğer tarafın aynı şartlara uygun olarak tutulmuş ticari defterlerindeki kayıtların bunlara aykırı olmaması,
diğer tarafın ticari defterlerini ibraz etmemesi (Ek cümle: 22/7/2020-7251/23 md.) veya defter kayıtlarının aksinin senet veya diğer kesin delillerle ispatlanmamış olması gerekir.Dosyadaki belgelere, duruşma sürecini yansıtan tutanak ve gerekçe içeriğine göre;
tarafların ticari defterleri üzerinde inceleme yapılmak suretiyle düzenlenen bilirkişi raporunda, davacının usulüne uygun şekilde tutulan ticari defterlerinde takip tarihi itibariyle davalıdan 138.940 TL, davalının usulüne uygun şekilde tutulan ticari defterlerinde ise 38.940 TL alacaklı olduğunun ve davalının defterlerinde kayıtlı alacağın 08.08.2020 tarihli ve 38.940 TL bedelli vade farkı faturasından kaynaklandığının tespit edildiği,
vade farkı talep edilebilmesi için taraflar arasında bu yönde bir sözleşme hükmü veya teamül olması gerektiği, taraflar arasında vade farkına ilişkin sözleşme veya teamül bulunduğunu ispatla yükümlü olanın davacı olduğu, davacı tarafından düzenlenen vade farkı faturası davalı tarafından tebliğ alınmış ve süresi içinde faturaya itiraz edilmeyerek ticari defterlere işlenmiş olmakla davalının defterlerinde yer alan kayıtlar aleyhine delil teşkil edeceğinden davacının, davalı tarafından da vade farkı uygulamasının kabul edildiğini ve alacağını HMK madde 222'de sayılan şartları sağlayan ticari defter ve kayıtları ile ispat ettiği,
davalı tarafından ticari defterlerde yer alan kayıtların aksini ispata yarar herhangi bir kesin delilin sunulmadığı, Mahkemece davanın kabulüne karar verilmesinde bir isabetsizlik bulunmadığı, davalı tarafın aksi yöndeki istinaf başvurusunun haksız olduğu anlaşılmıştır.Sonuç olarak, dava dosyası içerisindeki bilgi ve belgelere göre, mahkeme kararının gerekçesinde dayanılan delillerin tartışılıp, değerlendirilmesinde usul ve yasaya aykırı bir yön bulunmadığı gibi kamu düzenine aykırılık da görülmediğinden,
davalı vekilinin istinaf başvurusunun HMK 353/1-b-1 maddesi gereğince esastan reddine karar verilmesi gerektiği kanaatine varılmış ve aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur.
İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 13. Hukuk Dairesi, E. 2022/273, K. 2024/1048, 10 Haziran 2024 tarihli karar · Kaynak: UYAP Emsal Karar Arama