KÜNYE
T.C. İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 13. Hukuk Dairesi
- Karar tarihi
- 6 Haziran 2024
- Dosya no
- 2022/325 Esas
- Karar no
- 2024/1017 Karar
- İncelenen kararın mahkemesi
- BAKIRKÖY 6. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
- Numarası
- 2021/188 Esas - 2021/1209 Karar
- Tarihi
- 29/12/2021
- Dava
- İstirdat (Ticari Satımdan Kaynaklanan
Karar Metni
3.028 kelime·15 dk okuma·4 bölüm
İlk derece Mahkemesinde yapılan inceleme sonucunda verilen karara karşı istinaf kanun yoluna başvurulmuş olmakla dava dosyası incelendi:
TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMASININ ÖZETİ
Davacı vekili dava dilekçesinde özetle, Müvekkili şirket ile davalı şirket arasında gerçekleştirilen ticari alım satım ilişkisi nedeniyle, ... Bankası ... Bankası A.Ş.
Yenibosna Şubesi'ne ait, Keşide Yeri İstanbul, Tarihi 30.06.2019, seri numarası ... olan, 83.000,00-TL bedelli çekin davalı namına keşide edilerek davalıya teslim edildiği, ancak çek bedeli karşılığında davalı şirketten mal alınmadığı ve davalı tarafça müvekkili şirkete fatura da kesilmediği Karşılığında herhangi bir mal alınamayan, faturası kesilmeyen çekin tarihi geldiğinde keşideci müvekkili şirket tarafından ödenmek zorunda kalındığı, bu hususa ilişkin olarak banka kayıtlarının celbinin talep edildiği, müvekkil şirketin yükümlülüklerini yerine getirmiş olmasına rağmen davalı tarafın yükümlülüklerini yerine getirmediği,
malı teslim etmediği ve fatura da kesmediği bu nedenle eldeki davayı ikame etme zorunluluğu doğduğunu, dava şartı olan arabuluculuğa başvuru yapıldığı ve arabuluculuk görüşmeleri sonucunda da taraflar arasında anlaşmaya varılamadığı,
arabuluculuk görüşmelerine ait son tutanağın bir suretinin sunulduğunu da beyan ederek davanın kabulü ile karşılığında herhangi bir mal alınamayan, faturası kesilmeyen ancak tarihi geldiğinde keşideci müvekkili şirket tarafından ödenmek zorunda çekin bedeli olan 83.000,00-TL'nin ödeme tarihinden itibaren işleyecek ticari reeskont avans faiziyle davalıdan tahsiline yargılama giderleri ve vekâlet ücretinin davalı tarafa yükletilmesine, karar verilmesini talep etmiştir.Davalı tarafça süresinde cevap dilekçesi sunulmamıştır.
İLK DERECE MAHKEMESİNİN KARARININ ÖZETİ
İlk Derece Mahkemesi 29/12/2021 tarih 2021/188 Esas - 2021/1209 Karar sayılı kararında.
"Dava, çek bedelinin istirdatı istemine ilişkindir.Davacının dava dilekçesi ile davalı şirkete 83.000TL çek verildiğini ancak bu çek karşılığından davalı şirketten mal alınmadığını davalı şirketin fatura kesmediğini, bu çekin ödenmek durumunda kalındığını, arabuluculuk dava şartının gerçekleştiğini, çek bedeli 83.000TL'nin ödeme tarihinden itibaren işleyecek avans faizi ile birlikte tahsilinin istenildiği, Davalı tarafın süresinde cevap dilekçesi sunmayarak iddiaları inkar etmiş sayıldığı, Taraflar arasındaki uyuşmazlığın;
davacı tarafça ticari ilişki uyarınca davalı taraf adına düzenlenen ve ödendiği iddia edilen çekin bedelsiz olup olmadığı davacının ödediğini iddia ettiği çek bedelini davalıdan talep edip etmeyeceğine ilişkin olduğu,Dosyanın yapılan incelemesinde, davaya konu çekin 01.07.2019 tarihinde ... Bankası A.Ş. Tarafından ibraz edildiği, ...
Bankasına yazılan ilk yazıya verilen cevapta çekin ... tarafından ibraz edildiğinin, takas aracılığı ile karşılıksız işlemi gördüğünün belirtildiği, aynı bankanın ikinci yazı cevabında çekin 01.07.2019 tarihinde ibraz edilerek ödendiğini bildirdiği, ...
Bankasından davacı tarafın hesap hareketlerinin istenildiği, mali müşavir bilirkişi ... rapor ve ek rapor alındığı, raporların denetime ve hükme elverişli olduğu, davacı şirketin ticari defter ve belgelerinin incelendiği 2018-2019-2020 yılına ilişkin ticari defterlerin davacının lehine delil niteliğinde olduğu, taraflar arasındaki ticari ilişkinin 2017 yılında başladığı, 2017 yılında davacının davalıya borç bakiyesinin bulunmadığı, 2018 yılında ticari ilişkiye esas kayda rastlanılmadığı, 2019 yılında davalı tarafça 25.11.2019 tarihinde bir adet fatura düzenlendiği, bu faturanın davalı ve davacı bs/ ba kayıtlarında yer aldığı,
bu fatura nedeniyle davacı şirketin davalı şirkete 47.600 TL ödeme yaptığı, ödeme makbuzunun 20.11.2019 tarihli olduğu, bunun dışında davalı tarafça düzenlenmiş başkaca fatura olmadığı, davalı şirketin yapılan ihtara rağmen ticari defter ve belgelerini ibraz etmediği, banka yazı cevaplarından çekin 01.07.2019 tarihinde ödendiği, ödemenin avans niteliği taşıdığı, davalı tarafından mal/ hizmet teslimine ilişkin başkaca fatura kaydına rastlanmadığı,
davacı tarafın iddiasını, kesin delil niteliğinde olan kendi ticari defter ve belgeleri ile ispat ettiği, davacının davalıdan ödeme tarihinden itibaren avans faizi isteyebileceği değerlendirilerek aşağıdaki şekilde hüküm kuruldu."gerekçesi ile, açılan istirdat davasının kabulü ile 83.000 TL’nin, ödeme tarihi olan 01/07/2019 tarihinden itibaren işleyecek ticari avans faizi ile birlikte davalıdan alınarak davacıya iadesine, karar verilmiş ve karara karşı davalı vekili tarafından istinaf başvurusunda bulunulmuştur.
İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ
Davalı vekili istinaf dilekçesinde özetle, mahkeme tarafından verilen kararın hukuka aykırı olduğunu.
Yargıtay içtihatlarına göre; düzenlenen çek ya da bono karşılığında gönderilmesi gereken malların gönderilmediğinin davacı tarafından ileri sürülmesi halinde, çek ya da bononun ileride gönderilecek mallar için avans olarak verilmiş olduğunun, yazılı belgeyle davacı tarafından ispat edilmesi gerektiğini, aksi takdirde düzenlenen çek ya da bononun, teslim alınan mallar karşılığında verildiğinin kabulü gerektiğini, bilirkişiler tarafından bu gerçeğin göz ardı edildiğini, müvekkili tarafından davacıya emtia teslim edilmiş olmasına ve aksi davacı tarafından ispat edilememesine rağmen bilirkişi raporunda müvekkilinin borçlu gibi gösterildiğini;
ispat yükü kendisinde olan davacının korunduğunu; müvekkilinin ticari defterleri incelenmeden tek taraflı bilirkişi raporu düzenlenmesinin ve davacı tarafın defterlerinin delil olarak değerlendirilmesinin Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun 2011/11-862 esas, 2012/251 karar sayılı kararına aykırı olduğunu; anılan kararda tüm delillerin birlikte değerlendirilmesi gerektiğinin belirtildiğini.
Yargıtay içtihadı birleştirme kararlarının bağlayıcı olduğunu, Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun 2002/19-753 esas, 2002/661 karar sayılı kararında “Ticari defterlerin sahibi lehine delil olarak kabul edilebilmesi için usulüne uygun açılış ve kapanış tasdiki bulunması şart olup, bunun yanında defterdeki kayıtların dayanağını oluşturan belgelerin de mevcut olması ve TTK.nun ilgili diğer hükümlerinde aranan öteki koşulların da gerçekleşmiş bulunması şarttır.Ancak bir tacirin ticari defterlerini usulüne uygun tutulmadığı için lehine delil olarak kabul edilmediği hallerde dahi,
eğer ileri Sürülen alacağın varlığı fatura ve irsaliye gibi dayanak belgelerle kanıtlanabiliyorsa,hüküm altına alınması gerekir.” denildiğini, davacı tarafın defterlerini inceleyen bilirkişinin defter kapanış tasdiklerine değinmediğini.
2020 yılı defterlerinin kapanış tasdiklerinin olmadığını; bu nedenle davacı tarafın ticari defterlerinin delil niteliğinin olmadığını; bilirkişi raporunun kural olarak hakimi bağlamadığını, hakimin raporu yeterli görmezse , bilirkişiden ek rapor isteyebileceği gibi gerçeğin ortaya çıkması için önceki bilirkişi veya yeniden seçeceği bilirkişi vasıtasıyla yeniden inceleme de yaptırabileceğini, bilirkişinin sadece davacının defterlerine dayanarak karşılıklılık ilkesini hiçe sayarak taraflı bir rapor tanzim edildiğini, Yargıtay 19.Hukuk Dairesi'nin 2011/13506 esas, 2012/5189 karar sayılı kararında da belirtildiği üzere,
iki tarafın defterlerinin de usulüne uygun tutulması gerektiğini, aksi takdirde defterlerin lehe delil teşkil etmeyeceğini, Yargıtay 19 Hukuk Dairesi'nin 2011/7058 esas, 2012/3518 karar sayılı kararında “Davacı defter kayıtlarında virman açıklaması ile yapılan kayıtların dayanağı belgelere ilişkin bilgi içermediği gibi, hangi hesaba ve neden virman yapıldığının açıklaması da yer almadığı tespit edilmiştir.” şeklindeki açık izahı ile davacının tüm ticari defterleri ile şirket kayıtlarının incelenmesi gerektiğinin ortaya çıktığını; tarafların tüm delilleri incelenmediği için müvekkilinin borçlu gibi gösterildiğini;
müvekkili ile davacı arasında bu şekilde birçok alışveriş olduğunu fakat bilirkişi incelemesine bu hususların yansımadığını, Ticari defterlerin sahibi lehine delil olmasının şartlarının Yargıtay 11 Hukuk Dairesi'nin 1999/1008 esas, 1999/3014 karar kararında açıkça belirtildiğini; ticari defterlerin sahibi yararına delil olmasının bir takım şartların gerçekleşmesine bağlı olduğunu; bu şartların tümü gerçekleşmedikçe ticari defterlerin sahibi yararına delil olma niteliğini ve dolayısıyla hükme dayanak tekil etme gücünü kazanamayacaklarını; anılan şartların, özellikle tarafların tacir sıfatını taşımaları (TTK.
82/ilk), taraflar arasındaki uyuşmazlığın ticari işlerden doğması (TTK.nun 66/ilk, 82 m. ve 1465 m), birbirlerine doğrulamaları (TTK.84 ve 86 m) ve nihayet bütün şartlar gerçekleştikten sonra hakimin inancının ticari defter münderecatının hükme dayanak olabileceği şeklinde belirlenmesi (TTK.83 m) ve bu inancın kuvvetlenmesi için defter ve sahibinin kendisine verilen tamamlayıcı andı içmesi (TTK.83/ilk) şeklinde olduğunu, buna göre, uyuşmazlığın tarafı olan tacirler defterlerini kanuna uygun tutmuş olsalar bile,
iki tacirin defterlerinin birbirlerine aykırı olması veya birinde yazılı olan hususun diğerinde yazılı olmaması halinde, bu defterlerin her iki tacir içinde delil sayılamayacağını, tüm bu sunulan itirazlar sonucu Yargıtay uygulamaları doğrultusunda yeniden 3 kişilik uzman bir bilirkişi heyeti raporu alınması gerektiğini; fakat mahkemenin itirazlarını dikkate almadan hüküm tesis ettiğini;Mahkemenin yukarıdaki Yargıtay içtihadına ve HMK hükümlerine göre müvekkiline yemin teklif etmeden karar vermesinin usul ve yasaya aykırı olduğunu; dava konusu olayda davacı tarafın defterleri kanuna uygun olmayıp birbirini teyit etmemekte olduğunu;
çek sebepten mücerret olduğu için, davacının davasını ispat etmek zorunda olduğunu, Yargıtay uygulamaları doğrultusunda yeniden 3 kişilik uzman bir bilirkişi heyeti raporu alınması gerektiğini; fakat mahkemenin de bu husulara dikkat etmeden karar verdiğini, Bu davada ispat yükünün davacı borçluya ait olduğunu; doktrin kayıtları ve TMK'nun 6. maddesinin bunu açıkça göstermekte olduğunu; istirdat davasını açan davacı borçlu, davalının varlığını iddia ettiği hukuki ilişkinin hiç doğmadığını iddia etmeyip, bilakis bu ilişkinin doğduğunu bildirerek,
başka bir nedenle bu ilişkinin geçersiz olduğunu veya son bulduğunu ileri sürmekte is , bu iddiayı ispat yükünün davacıya düşeceğini; davalarında da davacının bedelsizlik iddiasında bulunduğunu.
Yargıtay içtihatlarına ve yasalara aykırı düzenlenen bilirkişi raporunun da kabul edilemeyeceğini; defterlerin delil olarak değerlendirilmesinin tek başına yeterli olamayacağını, karşı tarafın defterleri ile birbirini teyit etmesi gerektiğini, davacı tarafın bu miktar borcu olmadığını ispat etmesi gereken taraf olduğunu;
davacının davasını ispat edemediğini, Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun 17/12/2003 tarihli, 2003/19 esas, 2003/781 karar sayılı ve 12/10/2011 tarihli, 2011/19 esas, 2011/473-607 karar sayılı kararlarında belirtildiği üzere, bütün mücerret alacaklarda olduğu gibi kambiyo senedi alacağının (çek dahil) da kural olarak uygun bir asıl borç ilişkisine, bir illi ilişkiye dayandığını; bir kambiyo senedi düzenleyip veren ve bu senedi alan herkesin bütün hukuki işlemlerin yapılmasına temel teşkil eden bir gayeye ulaşmak istemekte olduğunu;
kambiyo senedinden kaynaklanan talebin geçerliliğinin, temel ilişkiden kaynaklanan temel talebin ve bununla ilgili olarak taraflar arasında varılmış amaca ilişkin mutabakatın geçerliğinden tamamen bağımsız olduğunu, kambiyo senedinden doğan talep hakkına kambiyo hukuku, temel talebe ise bu talebin ait olduğu hukuk kurallarının uygulandığını; vakıaların tespitinin yapılması gerektiğini;
bono için bile bu kararı veren Hukuk Genel Kurulu'nun çeklerin sebepten mücerret olduğu hususuna daha fazla öncelik vermekte olduğunu, çeki ödediğini davacının ispat etmesi gerektiğini, Yargıtay 19. Hukuk Dairesi'nin 03/04/2013 tarihli 2012/12418 esas sayılı kararında, "Dava konusu çeklerdeki imza inkar edilmediği gibi çeklerin verilme nedenini de gerekçeleri ile açıklanıp belgelenmediğinden menfi tespit davasında ispat yükü davacıya düşer.” dendiğini, bilirkişilerin raporlarında bu hususa da dikkat etmediklerini, karine olarak çek bir ödeme vasıtası olduğundan, çeki düzenleyenin mevcut borcu için çeki düzenlediğinin kabul edildiğini,
bu nedenle, çeki borcunu ödemeden başka bir amaçla vermiş olanın bu iddiasını ispat etmesi gerektiğini, mahkemenin de bu hususları değerlendirmediğini, HMK.222 gereğince ticari defterlerin delil olabilmesi için: ticari defterlerin sahibi ve halefleri lehine delil olarak kabul edilebilmesi için, diğer tarafın aynı şartlara uygun olarak tutulmuş ticari defterlerindeki kayıtların bunlara aykırı olmaması veya ilgili hususlarda hiçbir kayıt içermemesi yahut, defter kayıtlarının aksinin senet veya diğer kesin delillerle ispatlanmamış olması gerektiğini, bu şartlara uygun olarak tutulan defterlerdeki kayıtlardan,
sahibi lehine ve aleyhine olanların birbirinden ayrılamayacağını; bilirkişinin raporda bu hususları göz önünde bulundurmadığını; bilirkişinin raporu tek tarafın defterlerine göre düzenlendiğini, tek tarafın defterleri üzerinde yapılmış bir inceleme üzerine tamamen usulsüz bilirkişi raporu düzenlendiğini, çekin ödeme aracı olduğun hususunun olduğu dikkate alınmadığını, Yargıtay 3 Hukuk Dairesi'nin 13.7.2009 tarihli,
2009/12412 karar sayılı kararında “Davacının alacağı bulunup bulunmadığının ve Davalının ödeme yapıp yapmadığı konularının hukuka uygun şekilde belirlenebilmesi için dava dışı şirket defterlerinin de bilirkişi tarafından incelenmesi zorunludur.” dendiğini, İleri sürerek, yukarıda ve yerel mahkeme dosyasında arz ve izah edilen ve re’sen dikkate alınacak gerekçelerle; ilk derece mahkemesi kararının istinaf incelemesi neticesinde kaldırılmasına ve yeniden yargılama yapılarak talepleri doğrultusunda davanın reddine, yargılama giderleri ve vekalet ücretinin davacı tarafa yükletilmesine karar verilmesini talep etmiştir.
İSTİNAF SEBEPLERİNİN DEĞERLENDİRİLMESİ
HMK'nın 355. maddesine göre istinaf incelemesi; istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak ve kamu düzenine aykırılık görüldüğü takdirde ise resen gözetilmek suretiyle yapılmıştır. Dava; dava konusu 30/06/2019 keşide tarihli, 4012097 çek numaralı, keşidecisi davacı, lehdarı davalı olan 83.000,00-TL bedelli çekin avans çeki olduğu ve bedelsiz kaldığı iddiasına dayalı olup, çek tutarının davalıdan istirdadı istemine ilişkindir.
Mahkemece davanın kabulüne karar verilmiş karar karşı davalı vekili istinaf kanun yoluna başvurmuştur.
Davacı yan; davacıya avans olarak verilen dava konusu çek karşılığında mal teslimi yapılmadığı iddiası ile tahsil olunan çek bedelinin, tahsil tarihinden itibaren davalıdan tahsilini talep etmiştir.Mahkemece dava konusu çekin ibraz ve ödeme bilgileri muhatap bankadan celbedilmiş, tarafların 2019 yılı ba-bs formları bağlı bulundukları vergi dairelerinden getirtilmiş ve taraf defterleri üzerinde bilirkişi incelemesi yapılmasına karar verilmiş, inceleme günü ile 6100 sayılı HMK’nun 219,220,222. maddeleri gereğince bilirkişi incelemesine esas olacak ticari defter,
kayıt ve belgelerin inceleme gün ve saatinde mahkeme duruşma salonunda ibraz edilmesi, HMK 220/3 maddesi gereği inceleme günü defter, kayıt ve belgelerin ibraz edilmemesi veya aynı sürede delilleri ile birlikte ibraz etmeme hakkında kabul edilebilir bir mazeret gösterilmemesi ya da belgenin elinde bulunduğunu inkar eden tarafın teklif edilen yemini kabul veya icra etmemesi halinde, mahkemenin belgenin içeriği konusunda diğer tarafın beyanının kabul edilebileceği ihtarını içerir duruşma zaptı davalı şirkete usulüne uygun tebliğ edilmiş,
inceleme günü davalı yanın defter ibraz etmemesi üzerine davacı defterleri ile dosya üzerinde yapılan bilirkişi incelemesi neticesi kök rapor alınmış, rapor taraflara tebliğ edilmiş, bu tarihten sonra dosyaya vekalet sunan davalı vekili tarafından tek taraflı defter incelemesi yapılamayacağı, davacıya çek bedeli karşılığı mal teslimi yapıldığı,
davalı defterleri de incelenerek üç kişilik heyetten rapor alınması gerektiği savunmaları rapora itiraz edilmiş, bunun üzerine mahkemece davalı vekilinin de hazır bulunduğu 27/10/2021 tarihli celsede davalı defterleri üzerinde 03/12/2021 tarihinde bilirkişi incelemesi yapılarak ek rapor alınmasına karar verilmiş, defter ibrazı hususunda davalı HMK'nun 220 maddesine göre ihtar edilmiş, inceleme günü davalı yan mazeret bildirmeksizin defter ibraz etmediğinden dosyadaki deliller üzerinde inceleme yaptırılarak ek rapor alınmıştır.
Mahkemece yaptırılan mali bilirkişi incelemesi neticesinde alınan kök ve ek raporlar kapsamından, davacı defterlerine göre taraflar arasında 2017 yılı Mayıs ayında başlayan ticari ilişki bulunduğu, 31/12/2017 tarihi itibariyle, 2017 yılı boyunca davalının düzenlediği faturalar karşılığında davacının davalıya 3,31-TL fazla ödeme yapmış olduğu ve bu tutarın 2018 yılına devrettiği, 2018 yılında ticari ilişkiye esas kayıt bulunmadığı ve 3,31-TL alacağın 2019 yılına devrettiği, 30/06/2019 tarihinde davacının davalıya dava konusu 83.000,00-TL tutarlı çeki verdiğinin kayda alındığı,
yine davacı defterlerinde 30/11/2019 tarihli davalıya yapılmış 47.600,00-TL tutarlı ödeme makbuzu başlıklı kayıt bulunduğu, aynı tarihte davalının davacıya kestiği ve vergi dairesine satış beyanı olarak bildirdiği 42.916,58-TL tutarlı faturanın davalı hesabına alacak kaydedildiği, bunlar dışında davacı defterlerinde kayıt olmadığı, böylece 31/12/2019 tarihi itibariyle davacının davalıdan 87.686,73-TL [ (3,31-TL + 83.000,00 + 47.600) - 42.916,58-TL] alacaklı göründüğü,
bu alacağın 31/12/2020 tarihi itibariyle de aynen devam ettiği kanaatinin bildirildiği anlaşılmış, dava konusu çekin 01/07/2019 tarihinde muhatap bankaya ibraz edilerek ödendiği banka cevabi yazısından tespit edilmiştir.
Mahkemece davacının kendi defterlerine göre davacıya 30/11/2019 tarihli fatura karşılığında aynı tarihte 47.600,00-TL ödeme yaptığı, davalı tarafça 2019 yılında düzenlenmiş başka fatura bulunmadığı, çekin bedelsiz kaldığının ispatlandığı gerekçesi ile davanın kabulüne, 83.000,00-TL'nin 01/07/2019 tarihinden itibaren işleyecek avans faizi ile davacıya verilmesine karar verilmiştir.
Davalı tarafından ileri sürülen istinaf sebepleri; dava konusu çekin avans çeki olduğunu yazılı delil ile ispat yükünün davacı üzerinde olduğu, davacının defterlerindeki tek taraflı kayıtlarla bu iddianın ispat olunamayacağı, usulüne uygun tutulmamış davacı defterlerinin davacı lehine delil olamayacağı, mahkemeden davalı defterleri de incelenerek üç kişilik heyetten rapor alınması istenmesine rağmen bu talebin kabul görmediği ve rapora itirazlarının karşılanmadığı, davalı defterleri incelenmediğinden mal teslimi yapılmış olduğu halde davalının raporlarda borçlu gösterildiği,
davalıya yemin teklif edilmeden eksik inceleme ile hüküm verildiği yönündedir. Çek kural olarak bir ödeme aracı olup, avans olarak verildiğini ispat yükü bunu iddia eden kambiyo borçlusu üzerindedir. Somut olayda davacı bu iddianın ispatı için ticari defter ve kayıtlar yanında, banka kayıtları ödeme makbuzları, tanık, isticvap, bilirkişi incelemesi ve yemin delillerine dayanmış, diğer ifade ile münhasıran davalı yanın ticari defterlerine dayanmamıştır.
6100 Sayılı HMK'nun 222 inci maddesinin birinci fıkrası uyarınca mahkeme, ticari davalarda tarafların ticari defterlerinin ibrazına kendiliğinden veya taraflardan birinin talebi üzerine karar verebilir. Maddenin ikinci fıkrasına göre; ticari defterlerin, ticari davalarda delil olarak kabul edilebilmesi için, kanuna göre eksiksiz ve usulüne uygun olarak tutulmuş, açılış ve kapanış onayları yaptırılmış ve defter kayıtlarının birbirini doğrulamış olması şarttır.
Hükmün 28/07/2020 tarihli Resmi Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren 7521 Sayılı Kanun ile değişik üçüncü fıkrasına göre; ikinci fıkrada belirtilen şartlara uygun olarak tutulan ticari defter kayıtlarının sahibi ve halefleri lehine delil olarak kabul edilebilmesi için, diğer tarafın aynı şartlara uygun olarak tutulmuş ticari defterlerindeki kayıtların bunlara aykırı olmaması veya diğer tarafın ticari defterlerini ibraz etmemesi yahut defter kayıtlarının aksinin senet veya diğer kesin delillerle ispatlanmamış olması gerekir.
Diğer tarafın ikinci fıkrada yazılan şartlara uygun olarak tutulan ticari defterlerinin, ilgili hususta hiçbir kayıt içermemesi hâlinde ticari defterler, sahibi lehine delil olarak kullanılamaz. Bu şartlara uygun olarak tutulan defterlerdeki sahibi lehine ve aleyhine olan kayıtlar birbirinden ayrılamaz. Yargıtay 11 Hukuk Dairesi'nin 2022/2881 esas, 2023/5134 karar sayılı ve 20/09/2023 tarihli ilamında belirtildiği üzere.
HMK'nun 222/3 fıkrasının uygulanabilmesi için, karşı tarafa HMK'nun 222/3 fıkrası uyarınca kanuna uygun olarak tutulmuş defterlerini ibraz etmesi, etmediği takdirde davacının defterlerindeki kayıtların davacı yararına delil olarak kabul edileceği ihtarını içerir, aynı Kanun'un 94 üncü maddesi gereğince kesin süre verilmesi ve süreye uymamanın hukuki sonuçlarının ihtar edilmesi zorunludur.
Somut olayda, ilk inceleme günü defter ibrazı için davalı şirkete tebliğ edilen ihtarın belge ibrazına ilişkin olduğu ve HMK'nun 222/3 fıkrasında düzenlenen defter ibraz etmemenin sonuçlarının davalı yana ihtar edilmediği anlaşılmıştır. Mahkemece açıklanan usul hükmüne uygun ihtar yapılmaksızın, eksik incelemeye dayalı karar verilmesi yerinde olmamış, davalı yanın bu yöndeki istinaf sebbei yerinde bulunmuştur.
Kabule göre de; mahkemece hükme esas alınan kök ve ek bilirkişi raporlarında, davacının 2019 yılında davalıya dava konusu bir adet 83.000,00-TL bedelli çek verdiği, ayrıca 47.600,00-TL makbuz karşılığında ödeme yaptığı hususlarının defterlerde kayıtlı olduğu kanaati bildirilmiştir. Davacı tarafından, davalıya 30/11/2016 tarihinde 47.600,00-TL ödeme yapıldığına dair kaydın dayanağı davacı tarafından dosyaya sunulmamış, bilirkişi tarafından da rapora eklenmemiştir.
Davalı vekilince dosyaya sunulan bilirkişi raporuna itiraz dilekçesinde, taraflar arasındaki ticari ilişkinin inkar edilmediği, çek karşılığında mal tesliminin yapıldığı savunulmuştur.
Bu ödeme kaydının dayanağının mevcut olmaması halinde davacının varlığını iddia ettiği istirdat alacağının tutarı bakımından sonucun değişip değişmeyeceği nazara alınmaksızın, mahkeme ve kanun yolu denetimine elverişli olmayan bilirkişi kök ve ek raporlarına dayalı hüküm verilmesi de isabetsiz olmuştur.
Mahkemece yapılması gereken iş, davacı yana 30/11/2016 tarihli 47.600,00-TL tutarlı ödeme kaydının dayanağını ibraz etmesi için HMK'nun 219 ve 220 maddelerine uygun kesin süre vermek, davalı yana HMK'nun 222/3 fıkrası uyarınca kanuna uygun olarak tutulmuş defterlerini ibraz etmesi için kesin süre vermek, etmediği takdirde davacının defterlerindeki kayıtların davacı lehine delil olarak kabul edileceğini ihtar etmek,
davalı tarafça defter ibrazı halinde her iki tarafın defter ve kayıtları karşılaştırılarak istinaf ve kanun yolu denetimine açık ek rapor almak ve davacının yemin deliline dayandığı da gözden kaçırılmaksızın oluşacak sonuca göre bir karar vermek, davalının usulüne uygun ihtara rağmen kesin süre içerisinde defter ibraz etmemesi halinde yukarıda açıklanan ilkeler çerçevesinde bir değerlendirme yapmaktır.
Sonuç itibariyle; davalı vekilinin istinaf başvurusunun kabulü ile ilk derece mahkemesi kararının 6100 Sayılı HMK'nun 353/1-a6 maddesi uyarınca kaldırılmasına, dosyanın kaldırma kararı doğrultusunda tahkikat yürütülmek üzere mahkemesine iadesine karar vermek gerekmiştir.
İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 13. Hukuk Dairesi, E. 2022/325, K. 2024/1017, 6 Haziran 2024 tarihli karar · Kaynak: UYAP Emsal Karar Arama