KÜNYE
T.C. İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 13. Hukuk Dairesi Birleşen Bakırköy 3. Asliye Ticaret Mahkemesinin 2018/927 Esas Sayılı Dosyasında;
- Karar tarihi
- 9 Mayıs 2024
- Dosya no
- 2022/55 Esas
- Karar no
- 2024/811 Karar
- İncelenen kararın mahkemesi
- BAKIRKÖY 7. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
- Numarası
- 2018/393 Esas - 2021/841 Karar
- Tarihi
- 30/09/2021
- Dava
- Şirketin feshi, ortaklıktan çıkma, kayyum atanması.
- Dava tarihi
- 17/04/2018
- Dava
- Kar payı alacağının tahsili, kayyum atanması.
Karar Metni
2.668 kelime·13 dk okuma·5 bölüm
İlk derece Mahkemesinde yapılan inceleme sonucunda verilen karara karşı istinaf kanun yoluna başvurulmuş olmakla dava dosyası incelendi:
TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMASININ ÖZETİ
Davacı vekili dava dilekçesinde özetle, müvekkilinin 09.05.2016 tarihinde şirket hissedarları ... ve ...' den ayrı ayrı şirket paylarını devralarak davalı şirketin % 50 hissedarı olduğunu, söz konusu devrin Üsküdar ... noterliği' nin 09.05.2016 tarihli ... yevmiye ve ... yevmiye numaralı Limited Şirket Pay Devri Sözleşmeleri ile gerçekleştiğini, müvekkilince devir alınan hisseler sonrasında davalı şirket hissedarlarınca ilgili devir işleminin tescil ve ilan edilmediğini, bunun üzerine kendileri tarafından Beyoğlu ...
Noterliği' nin 16 Mayıs 2016 tarihli ve ... yevmiye sayılı ihtarnamesinin keşide edildiğini ve müvekkilin taraf olduğu pay devri ihtarnamenin tebliği sonrasında ancak 14 Haziran 2016 tarihinde yapılabildiğini, Müvekkilince davalı şirketin feshi için Bakırköy 5. Asliye Ticaret Mahkemesi' nin 2017/340 Esas sayılı dosyasının ikame edildiğini, Yerel Mahkemece davanın reddine karar verildiğini ilgili kararın istinaf incelemesi aşamasında olduğunu, kendileri tarafından bu defa ilgili dava tarihinden sonra ortaya çıkan yeni vaka ve deliller sebebiyle tekrar Mahkemeye başvurma zarureti hasıl olduğunu,
öncelikle şirkete yönetim kayyumu atanmasını devamında davanın kabulü ile şirketin feshine karar verilmesini, aksi takdirde müvekkilinin ortaklıktan ayrılmasına karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle, dava dilekçesinde ileri sürülen hususların hiçbirinin gerçekleri yansıtmadığını, davacının kötü niyetli davranışları nedeni ile şirketin faaliyetine devam edemediğini, şirketin feshini veya davacının ortaklıktan çıkartılmasını gerektirir bir hususun olmadığını, Davacının kayyum isteğine karşı iki şirket müdüründen bir tanesi olan davacı eşi istifa ettiği için şirket ortaklarının mağdur olmaması için şirket ortaklarından bir tanesinin ikinci müdür olarak tayinini veya kayyum olarak atanmasını talep ettiklerini, davacının, şirketi zor durumda bırakmak için toplantılara katılmadığını,
şirketin yaptığı harcamaları karşılamadığını ve en önemlisi şirketin dava yoluyla kazandığı çok değerleri arsaların tapularının alınmasını sağlamaktan kaçındığını, bu nedenle iki müdürle temsil edilen şirketin ikinci müdürü olan eşinide istifa ettirmek suretiyle şirket faaliyetlerinin devam etmesine mani olmak istediğini, ortaklardan birinin müdür veya kayyum olarak atanması halinde tüm ortakların hakkı korunacağını, davacının davasında kötü niyetli olduğunu beyan ederek davanın reddini savunmuştur.
BİRLEŞEN DAVADA TALEP
davacı dava dilekçesinde özetle. Müvekkilinin 09/05/2016 tarihinde şirket hissedarları ... ve ...' den ayrı ayrı şirket paylarını devralarak davalı şirketin %50 hissedarı olduğunu, devirin Üsküdar ...
Noterliği' nin 09/05/2016 tarihli ... yevmiye ve ... yevmiye numaralı Limited Şirket Pay Devri Sözleşmeleri ile gerçekleştiğini,davalı şirketin feshi için Bakırköy 5. Asliye Ticaret Mahkemesi' nin 2017/340 Esas sayılı dosyası ile müvekkilince dava açıldığını, davanın reddine karar verildiğini ve dosyanın şuan temyiz incelemesinde olduğunu, Bakırköy 5. Asliye Ticaret Mahkemesi' nin Esas sayılı dosyasından verilen karar sonrasında ortaya çıkan yeni vakılar sebebiyle ortaklıktan çıkma davası görüldüğünü ve Bakırköy 7. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 2018/393 Esas sayılı dosyasından yargılamanın devam ettiğini,
davalı şirketin 2017 ve 2018 yılları olağan genel kurulları yapılmadığını, müvekkiline kar payı ödenmediğini ve davalı şirketin müdürünün istifa etmesine rağmen bu hususun tescil edilmediğini, davalı şirket tarafından ikame edilen, davanın kabulüne karar verilen ve kesinleşen Bakırköy 10. Asliye Hukuk Mahkemesi' nin 2011/191 Esas sayılı dosyasından, yapılan yargılama giderleri ve harcın davalı şirket vekiline gönderildiğini davalı vekili Avukat ...' in hesabına davalı şirket adına gönderilen yargılama gideri ve harç toplamı ¨193.938,00 dolar cinsinden dövize çevrildiğini halen vekil uhdesinde tutulduğunu,
bu hususun davalı vekili avukat ... tarafından keşide edilen ihtarname ile öğrenildiğini, müvekkilinin söz konusu yargılama giderleri ve harçların davalı vekilinin hesabında dolar cinsinden nemalanması yönünden bir talebi olmadığını söz konusu meblağın tutarı göz önünde tutulduğunda, vekâlet ücreti belirleninceye değin vekil hesabında kalması gibi bir talebin bulunmadığını, bu hususun avukat ... tarafından keşide edilen Büyükçekmece ...
Noterliği' nin 24 Nisan 2017 tarih ve ... yevmiye numaralı ihtarnamesi ile sabit olduğunu, ...'ün Bakırköy 5. Asliye Ticaret Mahkemesi' nin 2017/340 Esas sayılı dosyasının 18/10/2017 tarihli celsesinde tanık sıfatı ile verdiği ifadesinde bu hususu açıkça beyan ettiğini, müvekkiline bilgi ve belge vermeyen, kar dağıtımı yapmayan, genel kurul yapmayan, müvekkilinin eşinin istifanamesi gereği şirkete müdür atamayan, bu husus tescil ettirmeyen,
şirket müdürü tarafından imzalanmayan bir evrakı şirket müdürü tarafından imzalanmış gibi davalı şirketi temsile yetkili müdürü istifa etmiş olmasına rağmen bu hususun tescil edilmediğini,davalı şirketin Bakırköy ...
Noterliği'nden 07/06/2016 tarih ve ... sayı ile onaylı genel kurul kararının 08/06/2016 tarihinde tesciline karar verilmiş olduğunu, 14 Haziran 2016 tarihli Türkiye Ticaret Sicil Gazetesi'nde ilan edildiğini, limited şirketin müdürün istifasını yazı ile Ticaret Sicil Müdürlüğü'ne bildirmekle yükümlü olduğunu, davalı şirketin organ yokluğu içinde olduğunun sabit olduğunu,bu hususta bir girişiminin de bulunmadığını, davalı şirketi hali hazırda temsile yetkili müdürü bulunmaması sebebiyle davanın konusu ve yaptırılacak incelemelerin eksiksiz yerine getirilebilmesi için davalı şirkete yönetim kayyumu atanmasının gerektiğini,
müvekkilinin bilgi alma ve inceleme hakkı engellendiğini, müvekkili tarafından davalı şirket hissedarların pek çok kez şirkete ait kayıtlar ve ticari defterlerin incelenmek istediğini belirttiğini ancak taleplerinin her defasında reddedildiğini, geçiştirilmediğini çoğu zaman da yanıtsız bırakıldığını, Üsküdar ...
Noterliği' nin 28/12/2017 tarih ve ... yevmiye numaralı ihtarnamesi ile 2016 ve 2017 yılına ait tüm ticari defterlerin talep edildiğini, bu talebe cevaben ttaraflarına tebliğ olunan ihtarnamede taleplerine ilişkin cevap verilmediğini ve defterlerin de müvekkilinee ulaştırılmadığını, sonuç olarak öncelikle, davalı şirkete yönetim kayyımı atanmasını, davanın kabulünü, şimdilik ¨96.969,00 kar payının davalı şirketten avans faizi tahsili ile müvekkile ödenmesini, yargılama giderlerinin ve ücret-i vekâletin karşı yana tahmiline karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
İLK DERECE MAHKEMESİNİN KARARININ ÖZETİ
İlk Derece Mahkemesi 30/09/2021 tarih 2018/393 Esas - 2021/841 Karar sayılı kararında. "Asıl dosyada dava; davalı şirketin feshi, kayyum atanması, mahkemenin aksi kanaatte olması halinde hissenin gerçek değerinin belirlenerek ödenmesi ve ortaklıktan çıkma taleplerinden ibarettir.
Birleşen dosyada dava, kâr payı alacağının tahsili ve davalı şirkete yönetim kayyımı atanması istemine ilişkindir.Davacı, davalı şirket müdürünün imzası taklit edilerek işlem yapıldığını, davacının şirkete güveninin ortadan kalktığını, şirketin hali hazırda temsile yetkili müdürünün olmadığını, şirketin son genel kurulunu 2016 yılında yaptığını, şirketin feshi koşullarının oluştuğunu, davacının bilgi alma ve inceleme hakkının engellendiğini, şirketin uzun yıllardır bir faaliyetinin olmadığını, amacını gerçekleştirmesinin mümkün olmadığını,
şirketin adın tescil edilmeyen taşınmazların imar durumlarının şirketin faaliyetini gerçekleştirmesini imkansız kıldığını bu nedenle de şirketin feshinin gerektiğini, aksi takdirde davacının hissesinin gerçek değerinin belirlenerek ödenmesini talep etmekte, şirketin hali hazırda temsile yetkili müdürünün olmadığını öne sürerek esas hakkında bir karar verilinceye kadar davalı şirkete yönetim kayyımı atanmasını talep etmektedir.
Celp edilen Bakırköy 5. Asliye Ticaret Mahkemesinin 2017/340 Esas sayılı dosyasında, davacı ... tarafından davalı şirket aleyhine TTK 636/3 maddesi gereğince haklı nedene dayalı fesih davası açtığı, mahkemece verilen 06/12/2017 tarihli karar ile davanın reddine karar verildiği dosyanın istinaf aşamasında olduğu görülmüştür.
Mahkememizce davalı tarafından bildirilen tanıkların dinlenilmesi hususunda tebligat çıkartılmış ancak belirlenen gün ve saatte tanıkların hazır olmadığı, davalı vekilinin tanık dinletme talebinden vazgeçtiğini bildirir dilekçe gönderdiği, davacı vekilinin 15.07.2021 tarihli dilekçe ile, davalı tarafın tanık dinletmekten vazgeçmesine ilişkin talebine muvafakat ettiğini bildirir dilekçe sunduğu görülmüştür.
Tarafların karşılıklı iddia ve savunmaları, ticaret sicil kayıtları, aynı konu ile ilgili olarak davalı tarafından mahkememize bildirilen tanıkların Bakırköy 5. Asliye Ticaret Mahkemesinin 2017/340 Esas sayılı dosyasındaki beyanları, Bakırköy 10. Asliye Hukuk Mahkemesi'nin 2011/191 Esas ve İstanbul Anadolu 2. Sulh Hukuk Mahkemesinin 2018/1137 Esas sayılı dosya örneği, tapu kayıtları ile tüm dosya kapsamına binaen;
davalı şirketin 17.12.2020 tarihinde yapmış olduğu toplantı ile İstanbul Anadolu 2. Sulh Hukuk Mahkemesinin 2018/1137 Esas sayılı kesinleşen kararı ile şirket ortaklarından davacı ...'ün vasisi olarak atanan ... ile şirket ortaklarından ...'ın yetki verilerek müdür tayin edildiği ve bu kararın Ticaret sicil gazetesinin 21.12.2020 tarihli, 10228 sayılı 797 ve 798 sayfalarında ilan edildiği, davacı vekilinin 18.03.2021 tarihli duruşmadaki beyanında şirket müdürü tayin edildiğini doğruladığı,
bu haliyle dava konusu edilen şirket müdürünün istifası ve yenisinin seçilmemiş olması nedeni ile tasfiye talebine ilişkin davanın, davacının vasisinin müdür olarak tayin edilmesi dikkate alınarak asıl ve birleşen davanın reddine karar vermek gerekmiş aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur."gerekçesi ile, asıl ve birleşen davanın reddine, karar verilmiş ve karara karşı asıl ve birleşen davalarda davacı vekili tarafından istinaf başvurusunda bulunulmuştur.
İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ
Asıl ve birleşen davalarda davacı vekili istinaf dilekçesinde özetle, Mahkeme nezdinde ikame edilen davaları bakımından asıl dava yönünden verilen 'red' kararının yanlış olduğunu; gelinen aşamada red kararının zaten dosya kapsamnda eksik inceleme ile ve dahi davayı aydınlatma yükümlülüğünün ve hakimin ilgili hukuku kendiliğinden uygulaması ilkelerinin de tam olarak yerine getirilmeksizin verildiğini bu aşamada istinaf gerekçeleri olarak izah etmekle birlikte, mezkur dava bakımından kabul kararı verilmeyecek ise de;
her halükarda 'davanın konusuz kalması sebebiyle esası hakkında karar verilmesine yer olmadığına' hüküm kurulması gerektiği kanaatinde olduklarını ve devamında da esastan Sonuçlanmayan Davada Yargılama Gideri başlıklı HMK Madde 331'de "Davanın konusuz kalması sebebiyle davanın esası hakkında bir karar verilmesine gerek bulunmayan hâllerde, hâkim, davanın açıldığı tarihteki tarafların haklılık durumuna göre yargılama giderlerini takdir ve hükmeder." dendiği üzere 'dava tarihi itibariyle' davayı açmakta haklılık durumu bulunan müvekkili olduğu için yargılama giderinin de davalı taraf yükletilmesi gerektiğini;
bundan mütevellit terditli olarak asıl dava yönünden verilen red kararına itiraz ettiklerini, öncelikle davanın eksik yargılama ve inceleme sebebiyle bozularak yeniden Yerel Mahkemeye gönderilmesini, Başkanlık aksi kanaatte ise red değil 'davanın konusuz kalması sebebiyle esası hakkında karar verilmesine yer olmadığına' karar verilmesini ve davanın açılış anındaki haklılık durumunun değerlendirilmek suretiyle hmk m. 331 uyarınca yargılama giderlerinin karşı yan üzerine bırakılmasını önemle arz ve talep ettiklerini, Birleşen Bakırköy 3. Asliye Ticaret Mahkemesinin 2018/927E. sayılı dosyası yönünden de verilen kararın yanlış olduğunu;
birleşen dava yönünden davanın ikame edilmesi sırasındaki edaya dair taleplerin değerlendirilmediğini, asıl dava yönünden hüküm kurulmakla birlikte devamında birleşen dava da doğrudan reddedildiğini ve nispi harç üzerinden vekalet ücretinin taraflarına yükletildiğini; birleşen dava ve birleşen davanın, dava dilekçesindeki talepler ve olgu ve vakıaların hükümde değerlendirilmediğini; kararların gerekçeli olması bilindiği üzere anayasal gereklilik olduğunu;
bundan dolayı da terditli olarak dosya kapsamnda eksik inceleme ile ve dahi davayı aydınlatma yükümlülüğünün ve hakimin ilgili hukuku kendiliğinden uygulaması ilkelerinin de tam olarak yerine getirmeksizin verildiğini bu aşamada istinaf gerekçeleri olarak izah etmekle birlikte, mezkur dava bakımından kabul kararı verilmeyek ise de; her halükarda 'davanın konusuz kalması sebebiyle esası hakkında karar verilmesine yer olmadığına' hüküm kurulması gerektiği kanaatinde olduklarını;
devamında da Esastan Sonuçlanmayan Davada Yargılama Gideri başlıklı hmk madde 331'de "davanın konusuz kalması sebebiyle davanın esası hakkında bir karar verilmesine gerek bulunmayan hâllerde, hâkim, davanın açıldığı tarihteki tarafların haklılık durumuna göre yargılama giderlerini takdir ve hükmeder" denildiği üzere 'dava tarihi itibariyle' davayı açmakta haklılık durumu bulunan müvekkili olduğu için yargılama giderinin de davalı tarafa yükletilmesi gerektiğini;
bundan mütevellit asıl dava yönünden verilen red kararına itiraz ettiklerini, öncelikle davanın eksik yargılama ve inceleme sebebiyle bozularak yeniden Yerel Mahkemeye gönderilmesini, Başkanlık aksi kanaatte ise red değil 'Davanın konusuz kalması sebebiyle esası hakkında karar verilmesine yer olmadığına' karar verilmesini ve davanın açılış anındaki haklılık durumunun değerlendirilmek suretiyle HMK m. 331 uyarınca yargılama giderlerinin karşı taraf üzerine bırakılmasını önemle arz ve talep ettiklerini, İleri sürerek,
asıl dava yönünden verilen davanın reddi kararını istinaf başvurularına konu etmekle birlikte kararın kaldırılmasını ve dosyadaki eksikliklerin tamamlanması, hukukun hakim tarafından kendiliğinden uygulanması suretiyle davanın yeterince aydınlatılması ve ardından bir hüküm tanzim edilmesi gerektiğinden, bundan dolayı kararın kaldırılmasına; dairemiz aksi kanaatte ise red kararı yerine davanın konusuz kalması sebebiyle dava hakkında karar verilmesine yer olmadığında ve HMK 331 uyarınca dava tarihi itibariyle haklılığın değerlendirilerek yargılama giderlerinin karşı taraf üzerinde bırakılmasına;
birleşen dava yönünden verilen davanın reddi kararının ise gerekçeli kararda -bu davaya dair- esasa dair hiçbir gerekçe içermemesi, işbu red kararının gerekçesini dahi bilmiyor olmaları, mezkur dava bakımından dava dilekçesindeki eda taleplerinin neden reddedildiğinin dahi kararda hukuken izah edilmemiş olması karşısında öncelikle; davanın yeterince aydınlatılması ve ardından bir hüküm tanzim edilmesini ve kararın gerekçelendirilmesi gerektiğinden, kararın bundan dolayı kararın kaldırılmasına,
dairemiz aksi kanaatte ise red kararı yerine davanın konusuz kalması sebebiyle dava hakkında karar verilmesine yer olmadığında ve HMK 331 uyarınca dava tarihi itibariyle haklılığın değerlendirilerek yargılama giderlerinin karşı taraf üzerinde bırakılmasına karar verilmesini talep etmiştir.
İSTİNAF SEBEPLERİNİN DEĞERLENDİRİLMESİ
HMK'nın 355. maddesine göre istinaf incelemesi; istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak ve kamu düzenine aykırılık görüldüğü takdirde ise resen gözetilmek suretiyle yapılmıştır.
Asıl dava; davalı şirketin TTK'nun 636/3 fıkrası kapsamında şirketin haklı nedenle feshine, mahkemece fesih kararı verilmeyecek ise davacının payının güncel değeri kendisine ödenerek ortaklıktan çıkarılması, şirket müdürü istifa ettiğinden yargılama sonuçlanıncaya dek şirkete yönetim kayyımı atanması istemine; birleşen dava davacının kar payı alacağının davalı şirketten tahsiline ve şirkete yönetim kayyımı atanması istemlerine ilişkindir.
İlk derece mahkemesi tarafından; davalı şirketin 17/12/2020 tarihinde yapmış olduğu toplantısında alınan karar ile.
İstanbul Anadolu 2. Sulh Hukuk Mahkemesinin 2018/1137 Esas sayılı kesinleşen kararı ile şirket ortaklarından davacı ...'ün vasisi olarak atanan ... ile şirket ortaklarından ...'ın müdür olarak atandıkları, genel kurul kararının sicile tescil ve gazetede ilan edildiği, bu haliyle dava konusu edilen şirket müdürünün istifası ve yenisinin seçilmemiş olması nedeni ile tasfiye talebine ilişkin asıl ve birleşen davaların reddine karar verildiği, karara karşı asıl ve birleşen davalarda davacı vekilinin istinaf kanun yoluna başvurduğu anlaşılmıştır.
Asıl davada davacının asıl talebi, şirketin olağan genel kurul toplantılarının yapılmadığı, davacının bilgi alma ve inceleme hakkının kısıtlandığı, şirketin uzun yıllardır ciddi bir faaliyetinin bulunmadığı, şirket adına henüz tescil edilmeyen taşınmazların imar durumları nedeniyle, şirketin faaliyetinin imkansız hale geldiği iddialarına dayalı olup, TTK'nun 636/3 fıkrası kapsamında fesih ve tasfiye, olmadığı takdirde davacının güncel pay değeri ödenerek ortaklıktan çıkarılması istemine ilişkindir.
Müdürün istifası nedeniyle şirkete kayyım tayini istemi ise dava sonuçlanıncaya kadar ve tedbiren talep edilmiştir.
Mahkeme ise asıl davada talebin şirket müdürünün istifası ve yenisinin seçilmemiş olması nedeni ile tasfiyeye ilişkin olduğunu belirterek, yargılama sırasında müdür tayini gerçekleşmiş olduğundan davanın reddine karar vermiş, davacının TTK'nun 636/3 fıkrası kapsamında ileri sürdüğü haklı nedenle fesih olmadığı takdirde ortaklıktan çıkarılma yönündeki asıl talebi ve asıl uyuşmazlık konusu hakkında olumlu olumsuz hiçbir değerlendirme yapmadığı gibi bir hüküm de kurmamıştır.
Birleşen davada davacının talebi; asıl davadaki iddiaları tekrarla şirketten olan kar payı alacağının tahsili ve şirkete yönetim kayyımı atanması istemlerine ilişkin olup, mahkemece şirkete yargılama sırasında müdür tayin edildiği gerekçesi ile davanın reddine karar verilmiş, kar payı alacağı istemi yönünden olumlu olumsuz hiçbir değerlendirme yapılmadığı gibi bir hüküm de kurulmamıştır. Mahkeme kararlarının neleri kapsaması gerektiği HMK'nin 297. maddesinde düzenlenmiştir.
Ayrıca Anayasa’nın 141. maddesi “Bütün mahkemelerin her türlü kararları gerekçeli yazılır” hükmünü amirdir. Anılan HMK'nın 297/1-c maddesinde, hükmün, iki tarafın iddia ve savunmalarının özetlerini, anlaştıkları ve anlaşamadıkları hususları, çekişmeli vakıalar hakkında toplanan delilleri, delillerin tartışılması ve değerlendirilmesini, sabit görülen vakıalarla bunlardan çıkarılan sonuç ve hukuki sebepleri de kapsaması gerektiği öngörülmüştür.
Kararlarda bulunması gereken gerekçeler sayesinde taraflar, hükmün hangi maddi ve hukuki sebebe dayandırıldığını anlayabilecekleri gibi, karar aleyhine kanun yoluna başvurulduğunda da kanun yolu incelemesi bu gerekçe ve hüküm sonucuna göre yapılabilecektir.
İstinaf Kanun Yoluna tabi olan mahkeme kararının HMK’nin 297. maddesine uygun ve denetime elverişli gerekçeli biçimde oluşturulması gerekmekte olup anılan niteliklere uygun olmayan kararlar Anayasa'nın 2. maddesinde düzenlenen hukuk devleti ilkesini, HMK'nın 27. maddesinde düzenlenen hukuki dinlenilme hakkını ve Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin 6. maddesinde düzenlenen adil yargılanma hakkını ihlal edecektir.
HMK 297/1-c ve 297/2. maddesi uyarınca taleplerden her biri hakkında ne hüküm verildiği ve gerekçesinin açıklanması zorunludur. Aksi halde istinaf denetimine uygun bir kararın varlığından da bahsedilemez.
Mahkemece asıl ve birleşen davalardaki haklı nedenle fesih olmadığı takdirde ortaklıktan çıkma ve kar payı alacağı talepleri hakkında tahkikat yürütülerek bir sonuca ulaşılıp gerekçede iddia ve savunmaların Anayasa'nın 141 ve HMK'nun 297 maddesine uygun şekilde karşılanması, her bir talep hakkında olumlu olumsuz bir hüküm kurulması gerekirken, bu talepler hakkında hiçbir karar verilmemesi isabetsiz olmuş, asıl ve birleşen davalarda davacı vekilinin istinaf başvurusu yerinde bulunmuştur.
Sonuç itibariyle; asıl ve birleşen davalarda davacı vekilinin asıl ve birleşen davalara yönelik istinaf başvurusunun kabulü ile ilk derece mahkemesi kararının 6100 Sayılı HMK'nun 297 ve 355 maddeleri uyarınca kaldırılmasına, dosyanın mahkemesine iadesine karar vermek gerekmiştir.
İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 13. Hukuk Dairesi, E. 2022/55, K. 2024/811, 9 Mayıs 2024 tarihli karar · Kaynak: UYAP Emsal Karar Arama