KÜNYE
T.C. İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 13. Hukuk Dairesi
- Karar tarihi
- 3 Ekim 2024
- Dosya no
- 2022/563 Esas
- Karar no
- 2024/1496 Karar
- İncelenen kararın mahkemesi
- İSTANBUL 14. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
- Numarası
- 2018/321 Esas 2021/1052 Karar
- Tarih
- 02/12/2021
- Dava
- Tazminat (Bankacılık İşlemlerinden Kaynaklanan
Karar Metni
4.183 kelime·21 dk okuma·4 bölüm
İlk derece Mahkemesinde yapılan inceleme sonucunda verilen karara karşı istinaf kanun yoluna başvurulmuş olmakla dava dosyası incelendi:
TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMASININ ÖZETİ
Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; müvekkilinin 21/06/2017 tarihinde davacı banka şubesinde vadesiz TL hesabı açtığını ve 22/06/2017 tarihinde ...
Bankası'ndaki hesabından 1.000.000,00 TL'yi davacı banka şubesinde açtığı yeni hesaba transfer ettiğini, müvekkili 14/02/2018 tarihinde davalı bankaya gittiğinde şube müdürünün hesabında herhangi bir para olmadığını bildirdiğini, ayrıca hesabın 2017 sonu itibarı ile tasfiye edildiğini beyan ettiğini, müvekkilinin bu konuda herhangi bir işlem yapmadığını, şube müdürünün hesaptaki paranın tamamını 23/06/2017 tarihinde ...isimli şahsa transfer ettiğini söyleyerek müvekkiline bilgisayar ekranı üzerinde talimat metni gösterdiğini, müvekkilinin böyle bir talimatının olmadığını, Beyoğlu ....
Noterliğinin 14/03/2018 tarihli ve ... yevmiye numaralı ihtarnamesi ile davalıya zararın ödenmesi hususunda ihtarname gönderildiğini ancak ödeme yapılmadığını beyanla davanın kabulüne, yargılama giderleri ve vekalet ücretinin davalı tarafa yükletilmesine karar verilmesini talep ve dava etmiştir.Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle;
mali müşavir olan davacının hesabındaki 1.000.000,00 TL'nin 23/06/2017'den 14/02/2018 tarihinde kadar varlığını sorgulamamasının hayatın olağan akışına aykırı olduğunu, davacı vekilinin huzurdaki davadan başka bir dosyada müvekkili banka vekili olduğunu, davacının talep ve sonucunu açıklamasını talep ettiklerini, söz konusu işlemin davacının hesabına 1 Milyon TL yatırdıktan bir gün sonra davacı talimatı ile gerçekleştiğini, davacının dava dilekçesinde hibe projesine ilişkin ...tarafından kendisine havaleler yapıldığını belirttiğini,
dava konusu işlem tarihi olan 23/06/2017 tarihinden sonra davacının sistemde kayıtlı telefonunun 09/08/2017 tarihinde aranarak davacının hesap hareketlerine ilişkin teyit alındığını ve bilgi verildiğini, bu tarihte herhangi bir itirazının olmadığını beyanla davanın reddine, yargılama giderleri ve vekalet ücretinin davacı taraf üzerinde bırakılmasına karar verilmesini talep etmiştir.
İLK DERECE MAHKEMESİNİN KARARININ ÖZETİ
İlk Derece Mahkemesi'nin 02/12/2021 tarih 2018/321 Esas 2021/1052 Karar sayılı kararında; "..Dava, davacının hesabından usulsüz para çekildiği iddiasına dayalı tazminat istemine ilişkindir.İddia, savunma, toplanılan deliller, benimsenen bilirkişi raporu ve tüm dosya kapsamına göre;Davaya konu işleme ilişkin Para Transfer Talimatı Makbuzundaki davacı adı altındaki imzanın bilirkişi raporuyla sabit olduğu üzere davacıya ait olmadığı, bu hususun Banka Teftiş Kurulu Raporunda da Bankanın kabulünde olduğu, Davalı Banka çalışanının Davacının hesabında bulunan paraları üçüncü kişilerin hesaplarına bu şekilde usulsüz olarak geçirdiği,
bir tüzel kişi olan bankanın borcun ifasında yardımcı kişi olarak kullandığı şahısların borca aykırı davranışlarından sorumlu olacağı, dava dışı ifa yardımcısının usulsüz işlemler yapmak suretiyle davacıyı zarara uğrattığı;Para Transfer Talimatı Makbuzundaki imzanın Davacıya ait olmaması gerçeği, davalı tarafın sonradan işleme icazet verdiği iddiasına ilişkin telefon görüşmesinin iddiasında telefon görüşmesinin kayda alınmamış olması karşısında icazetin de ispatlanmadığı,
23.06.207 tarihi ile 14.02.2018 tarihleri arasında hesabının kontrol etmemesinin hayatın olağan akışına aykırı olduğu iddiasının ise, o tarihlerde işlem yapmadığı hesabı kontrol için bir gerekçe olmaması karşısında afaki olduğu, Banka çalışanın kabul ettiği veya sahte olarak kendisinin düzenlediği davacıya ait olmayan imzalı belge davacının hesabından, 3. Kişilerin hesabına para aktarılmasında davacıya atfedilebilecek müterafik bir kusurun bulunmadığı, davacı hakkındaki suç duyurusunun takipsizlikle sonuçlandığı, takipsizlik kararının kesinleşmiş olmasına göre kanun yararına bozma talep edilmesinin bekletici mesele yapılması gerekmediği,
takipsizliğin kanun yararına bozulması halinde kanun yolunda bu hususun delil olarak ileri sürülebileceği gibi kararımız esinleştikten sonra gerçekleşmesi halinde ise iadei muhakeme istenebileceği.
Davalı Banka yardımcısı ile birlikte diğer faillerin şüpheli olduğu dolandırıcılık eylemi kapsamında, dolandırıcılık eyleminde aldatma kabiliyetini sağlamak için prim adı altında Davalı Banka yardımcısının şeriklerinin Davacıya yapmış olduğu ödemelerin Davacının tazminat miktarından düşülmesi gerektiği.
Geri ödeme miktarının, iddianamede 44 sayfada 600.000 TL derken 24. sayfada 500.000 TL (tek tek toplandığında 552.475 TL) çelişkili miktarlar bulunmakta ise de-, Davacının savcılık ifadesinde yaklaşık 482.475 TL emniyet ifadesinde de yaklaşık 500.000 TL iade ettiler beyanı bulunmakta olup , iddianamedeki bir ibarenin aksine daha fazlasını iade ettiler beyanının bulunmadığı,
Davacının kabulünde olduğu gibi soruşturma ve kovuşturmada tespit edilen miktardan daha yüksek olarak 602.475 TL olduğu;Geri ödeme miktarının tespiti açısından Davacının tüm bankalardaki tüm hesaplarının dökümlerinin celp edilmesi talebi var ise de iddianın somutlaştırılmaması, iadelerin farklı isimler adında yapılmış olması, savcılık tarafından banka hesaplarına ilişkin araştırmanın sadece Davacı değil şüpheli hesapları üzerinden de yapılmış olması,
tüm mağdurlar açısından toplam iade miktarının dahi tespit olması karşısında bu talebin reddine karar verilmiş olduğu,Kaldı ki dava dilekçesi 24.04.2018 tarihinde tebliğ edilmiş olmasına rağmen 22.05.2018 tarihinde süresinden sonra cevap dilekçesi ibraz edildiği ,6102 sayılı TTK'nın 4/1-f maddesinde bankalara, diğer kredi kuruluşlarına, finansal kurumlara ve ödünç para verme işlerine ilişkin düzenlemelerde öngörülen hususlardan doğan hukuk davalarının ticari dava sayılacağı, aynı Kanun'un 5. maddesinde ise ticari davalara Asliye Ticaret Mahkemeleri tarafından bakılacağı düzenlenmekte olup,
bu itibarla davada mahkememizin görevli olduğu (Yargıtay 11. Hukuk Dairesi E:2015/15095, K:2016/530) Hesaptan usulsüz olarak transfer edilen 1.006.410 TL'den iade edilen 602.475 çıkartıldığında Davacıya 403.935 TL'nin iadesinin gerektiği anlaşılmış ve sonuçta aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur..."gerekçesi ile ''Davanın kısmen kabulüyle 403.935 TL'nin dava tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile davalıdan alınarak davacıya verilmesine, fazlaya ilişkin istemin reddine,'' karar verilmiş ve karara karşı taraf vekillerince istinaf başvurusunda bulunulmuştur.
İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ
Davacı vekili istinaf dilekçesinde özetle.
İstanbul 14. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 02.12.2021 tarih, 2018/321 Esas, 2021/1052 Karar sayılı kararı ile ilgili olarak İlk Derece Mahkemesince, davanın tümüyle kabulüne karar verilmesi gerekirken 602.475 TL'lik talepleri yönünden davanın reddine karar verilmesi, kısmen kabulüne karar verilen (403.935 TL'lik) tutara; dava tarihinden itibaren dava dilekçesinde talep edilen "bankalarca mevduata uygulanan en yüksek faiz oranı" üzerinden değil de, yasal faiz oranı üzerinden faiz işletilmesine karar verilmesi,''nin hatalı olduğunu.
Davanın konusunun davalı bankanın usulsüz olarak gerçekleştirdiği para transfer işlemi sonucunda müvekkilinin uğradığı zararın tazmini talebine ilişkin olduğunu, müvekkilinin 21.06.2017 tarihinde davalı bankada hesap açtırdığını ve 22.06.2017 tarihinde 1.000.000 TL’yi ... Bankası ...
Şubesi’ndeki hesabına transfer ettiğini, bir güven kurumu olan davalı bankanın, gerekli dikkat ve özeni göstermeyerek müvekkilinin 1 Milyon TL tutarındaki parasını, paranın hesaba yatırıldığı tarihin ertesi günü olan 23.06.2017 tarihinde usulsüz bir şekilde, müvekkilinin bilgisi ve onayı dışında, imzasının taklit edildiği sahte para transfer talimatıyla üçüncü bir şahsa transfer ettiğini.
Sahte banka talimat belgesi düzenlenerek hileli hareketlerle aldatılması nedeniyle müvekkili tarafından İstanbul Anadolu C. Başsavcılığı’nın 2018/44792 Soruşturma sayılı dosyasında suç ihbarında bulunulduğunu ve İstanbul 15. Ağır Ceza Mahkemesi’nin 2020/430 Esas sayılı dosyasında aralarında dava konusu para transfer işlemini gerçekleştiren ...
Bankası personeli ....’ın da bulunduğu ilgililer hakkında dolandırıcılık ve özel belgede sahtecilik suçlarından kamu davası açıldığını, ayrıca bu konu ile ilgili olarak yine İstanbul Anadolu C.
Başsavcılığı’nda yürütülen 2018/128844 Soruşturma sayılı soruşturma sonucunda da, İstanbul Anadolu 15. Ağır Ceza Mahkemesi’nin 2020/184 Esas sayılı dosyasında kamu davası açıldığını, bu dosyalar birleştirilmiş olup, yargılama 2020/184 Esas sayılı dosyada devam ettiğini, müvekkili her iki dosyada da müşteki konumunda olup,
suçtan zarar görmesi nedeniyle davaya katılma talebinin kabul edildiğini ve CMK’ya göre katılan sıfatı kazandığını;Yargılama sırasında Adli Tıp Kurumu Fizik İhtisas Dairesi Adli Belge İnceleme Şubesi'nin 13.10.2020 tarihli Belge İnceleme Raporu sonrasında müvekkilinin imzası taklit edilerek sahte para transfer talimatı düzenlendiğinin tüm açıklığıyla ispat edildiğini, bu tespit sonrasında dava konusu yönünden tartışılacak başka bir husus da kalmadığını, öte yandan, bu konu ile ilgili olarak İstanbul Anadolu C.
Başsavcılığı’nın 2018/44792 Soruşturma sayılı dosyasında yaptırılan ve dosya kapsamında bulunan karşılaştırmalı imza incelemesine ilişkin 21.03.2019 tarihli bilirkişi raporunda da söz konusu banka talimat yazısındaki imzanın müvekkili ...’nun eli ürünü olmadığının tespit edildiğini, davalı ...’nın usulsüz işlem yaparak müvekkilinin zarara uğramasına sebebiyet verdiğini ve böylelikle davanın haklılığını doğruladığını. İlk Derece Mahkemesi tarafından verilen kararda.
"Davalı Banka yardımcısı ile birlikte diğer faillerin şüpheli olduğu dolandırıcılık eylemi kapsamında, dolandırıcılık eyleminde aldatma kabiliyetini sağlamak için prim adı altında Davalı Banka yardımcısının şeriklerinin Davacıya yapmış olduğu ödemelerin (602.475 TL) Davacının tazminat miktarından düşülmesi gerektiği" şeklinde yapılan değerlendirme ile 602.475 TL'lik istem yönünden davanın reddine karar verildiğini, davanın tüm talepler yönünden kabulü gerekirken, 602.475 TL'lik istem yönünden reddinin hukuken hatalı olduğunu,
dava dışı üçüncü kişiler tarafından müvekkiline gönderilen tutarların mahsubunun bu davanın konusunun dışında ve isabetli olmadığını, zira söz konusu kişiler hakkında müvekkili tarafından yapılan suç ihbarı neticesinde İstanbul Anadolu C.
Başsavcılığı’nın 2018/44792 Soruşturma numaralı soruşturması sonucunda İstanbul Anadolu 15. Ağır Ceza Mahkemesi'nin 2020/184 Esas sayılı dosyasında kamu davası açıldığını, ilerleyen süreçte, müvekkili tarafından veya müvekkiline karşı tazminat ve istirdat davaları açılması söz konusu olabileceği ve müvekkilinin ilgili tutarları iade etme ihtimalinin ortaya çıkabileceğini;Sonuç olarak,
huzurdaki davanın konusu dikkate alındığında taleplerinin, müvekkilinin bilgisi ve onayı olmadan hesabından usulsüz olarak transfer edilen 1.000.000 TL’lik tutar ve bunun fer’ilerinin davalı banka tarafından iadesine ilişkin olduğunu, 602.475 TL'nin mahsubu bu davanın konusunun dışında olup, müvekkili yönünden ortaya çıkabilecek ilave zararlar göz önünde bulundurulduğunda talepleri dikkate alınmadan hüküm kurulmasının ve davanın kısmen kabul edilmesinin hatalı olduğunu, bu nedenle, 602.475 TL'lik taleple ilgili olarak davanın reddine karar verilmesi yönünden hükmün kaldırılarak, davanın tümüyle kabulüne karar verilmesi gerektiğini.
Dava dilekçesinde: "1.006.410 TL’nin (Bir milyon altıbin dörtyüzon Türk Lirası) dava tarihinden itibaren işleyecek, bankalarca mevduata uygulanan en yüksek faiz oranıyla birlikte davalı Banka tarafından müvekkile ödenmesine" karar verilmesinin talep edildiğini, İlk Derece Mahkemesi tarafından faize ilişkin bu talebin de dikkate alınmadığını ve kısmen kabulüne karar verilen 403.935 TL'lik tutara dava tarihinden itibaren yasal faiz işletilmesine karar verildiğini.
Bu talebin kabul edilmemesinin de hatalı olduğunu, müvekkili davalı bankanın kusuru nedeniyle hesabındaki paradan mahrum kaldığı gibi, süreç içerisinde söz konusu tutarla ilgili olarak faiz gelirinden de mahrum kaldığını, bu nedenle yargılama konusu durumun ortaya çıkmasında hiçbir kusuru olmayan müvekkilinin mağduriyetinin bir nebze olsun giderilebilmesi için, davanın yukarıda açıklanan gerekçelerle talepleri gibi tümüyle kabul edilmesi ve bu tutara dava tarihinden itibaren mevduata uygulanan en yüksek faiz oranının işletilmesinin hakkaniyete uygun olacağını, bu nedenle, hükmün işletilecek faiz oranı yönünden de kaldırılarak,
kabul edilen tutara mevduata uygulanan en yüksek faiz oranının işletilmesine karar verilmesi gerektiğini beyanla kararın kaldırılması ve talepleri gibi davanın kabulüne karar verilmesini talep etmiştir.Davalı vekili istinaf dilekçesinde özetle; davacının huzurdaki davada. 22.06.2017 tarihinde ... Bankası'ndaki hesabından 1.000.000 TL'yi müvekkili banka hesabına aktardığını, 14.02.2018 tarihinde müvekkili banka ...
Şubesi'ne gittiğinde hesabında para olmadığını fark ettiğini, müvekkili banka hesabına aktardığı 1.000.000 TL tutarın bilgisi dışında bir şekilde alındığını ve proje hibesi yapılıyormuş gibi yatırdığı paranın bir kısmının daha sonra tekrar kendisine gönderildiğini belirtilerek, hesabından bilgisi dışında çekilen 1.000.000 TL ve faizinin kendisine ödenmesini huzurdaki dava ile talep ettiğini;Davacının saadet zinciri olarak nitelendirilen bir sisteme dahil olduğunu ve sistemden gelen nakit akışı "kesildiğinde" huzurdaki davayı müvekkili banka aleyhine açtığını, İlk Derece Mahkemesi dosyasına sunulan beyanlarda;
mali müşavirlik mesleğini icra etmekte olan davacının 1 Milyon TL tutarı 23.06.2017'den 14.02.2018 tarihine kadar, varlığını hiç sorgulamamasının hayatın olağan akışına aykırı olduğu, davacının müvekkili banka tarafından 09.08.2017 tarihinde arandığı, davacının bu görüşmede dava konusu işlemlere teyit verdiği, dava konusu işlemlerin hemen öncesinde davacının dava konusu hesabına itiraz konusu işlem tutarları kadar para yatırdığı, davacının saadet zincirine dahil olduğu ilk zamanlarda hesaba nakit yatışı var iken sorun olmadığı, zincir koptuğunda/başka banka hesaplarına nakit akışı kesildiğinde işbu davanın açıldığı,
davacının hem kendi hesabına para yatırdığı hem de bu para karşılığı "sistemden para aldığı" iddiasının hayatın olağan akışına aykırı olduğu belirtilerek davanın reddinin talep edildiğini, İlk Derece Mahkemesinin ise; deliller toplamaksızın, sadece davacı beyanlarını esas alarak ve imza incelemesine ilişkin aldığı rapor doğrultusunda, karar içeriğinde "gerçek dışı" tespitlere de yer vermek sureti ile, davanın kısmen kabulüne ve esasen davacının saadet zincirinden geri alamadığı 403.935-TL'nin müvekkili bankadan tahsiline karar verildiğini.
Müvekkil banka tarafından davaya süresinde yanıt verildiğini, ilk derece mahkemesinin kararında olduğu gibi sadece davacı beyanı ile hareket etmesinin anlaşılamadığını, İlk Derece Mahkemesi kararında yer alan ilk gerçeğe aykırı hususun, müvekkili bankanın davaya süresinde yanıt vermediği olduğunu, kararda.
"Kaldı ki dava dilekçesi 24.04.2018 tarihinde tebliğ edilmiş olmasına rağmen 22.05.2018 tarihinde süresinden sonra cevap dilekçesi ibraz edildiği ," şeklinde ifadelere yer verildiğini, kararda belirtilen bu sürenin takdir edileceği üzere dört hafta olduğunu, dava dilekçesinin kendilerine mahkeme kararında belirtildiği gibi 24 Nisan'da tebliğ edildiğini, İlk derece mahkemesince 1 aylık süre uzatım yerine aleylerine takdir hakkı kullanılarak iki hafta uzatılan cevap süresi sonunda 22 Mayıs'ta cevap dilekçesinin sunulduğunu, bu nedenle, 4 haftalık cevap süresi sonunda cevap verilmesine,
bu husus bizzat karardaki tarihleri ile de sabit olmasına rağmen İlk Derece Mahkemesinin gerçeğe aykırı bu tespite kararında yer verilmesinin anlaşılamadığını;İlk derece mahkemesi kararını kabul anlamına gelmemek kaydı ile, müvekkili banka lehine hükmedilen vekalet ücretinin de hatalı olduğunu, davanın 403.935 TL üzerinden kısmen kabulüne karar verildiğini ve her iki taraf vekili lehine 36.725,45 TL'ye hükmedildiğini, dava 1 Milyon TL üzerinden açıldığından,
ret edilen kısmın 602.475 TL olduğunu bu nedenle her iki taraf lehine aynı vekalet ücretine hükmedilemeyeceğini, kararı asla kabul anlamına gelmemekle birlikte 602.475 TL üzerinden müvekkili banka lehine hükmedilmesi gereken vekalet ücreti miktarının 46.853,25 TL olduğunu, İlk Derece Mahkemesi kararında, bu yönü ile de açık bir müvekkili banka aleyhine yorum ve hata yapılmış olduğunu, hükmedilen vekalet ücreti miktarı yönünden İlk Derece Mahkemesi kararının kaldırılması gerektiğini.
Saadet zincirine dahil olan davacının, tüm beyanları ve delilleri hükme esas alınır iken, delil celbi talepleri ısrar ile kabul edilmeyerek eksik inceleme ile hüküm kurulduğunu, davacının banka aleyhine açmış olduğu işbu davada, 1.000.000 TL'nin müvekkili bankadan tahsilini talep ettiğini, İlk derece Mahkemesine sunulan beyanlarında; davacının saadet zinciri sistemine dahil olduğu, yapılan tüm işlemlerden bilgi sahibi olduğu, yüksek kazanç vaadi ile girilen bu sistemde zincirin kopması nedeni ile sistemdekiler hakkında ceza davası açıldığı,
dava konusu olayla ilgili İstanbul Anadolu 15. Ağır Ceza Mahkemesi'nin 2020/184 E. Sayılı dosyasından devam eden kamu davasında davacı ... beyanlarında; "yatırdığı paradan daha fazla para aldığını beyan ettiği"nin bildirildiğini, İlk Derece Mahkemesi'nin kararında bu yönde davacı beyanı bulunmadığı yönünde gerçeğe aykırı bir tespitte daha bulunduğu, iddianamenin tamamını işbu istinaf dilekçesine eklediklerini, iddianame sf.
24, 3. paragraf son cümlede davacının;" 500.000 TL geri ödeme yapıldığını", iddianamenin 37. sayfasında ise "600.000 TL geri ödeme yapıldığı" beyanlarına yer verildiğini, yine, şüpheli ifadelerinde sisteme dahil olan müşterilere makbuz karşılığı elden ödeme yapıldığı tespitlerinin ve davacı ifadelerinin bulunduğunun İlk Derece Mahkemesine bildirildiğini.
Davacının ise, 25.05.2021 tarihli dilekçesinde 602.475 TL kendisine iade yapıldığını belirttiğini, ödeme dekontlarını sunduğunu, İlk Derece Mahkemesinin, bu dekontların gerçekliğinin, tüm bankalardan davacının hesaplarının araştırılması taleplerinin yok sayılarak davacı beyanlarına itibar edildiğini.
Dava konusu olayda ortada büyük bir çelişki olduğunu, davacının bir taraftan, hesabından bilgisi dışında 1 Milyon TL çekildiğini ve işbu tutarı müvekkili bankadan talep eder iken, ceza dosyasındaki muhtelif beyanlarında ve huzurdaki davadaki beyanlarında ise kendisine ödemeler yapıldığını belirttiğini, tüm bu hususların tespiti için İlk Derece Mahkemesinden davacının..., ...bank ve ... bankası nezdindeki hesap hareketlerinin celbinin talep edildiğini, davacının sunduğu dekontlara ilişkin hiç bir araştırma yapmaksızın itibar eden ve hükme esas alan mahkemenin, müvekkili bankanın bu hususların bankalardan sorulmasının,
diğer banka hesap hareketlerinin celp edilmesi talebini reddettiğini;Davacının sunmuş olduğu dekontların tek başına yeterli olamayacağını, davacıya saadet zincirinden / sistemden ne kadar ödeme yapıldığının tespiti için hesap hareketlerinin celp edilmesi gerektiğini, ancak, İlk Derece Mahkemesinin anlaşılmaz bir tek taraflı bakış açısı ile yargılama süresince tüm taleplerini reddettiğini, davacının sisteme yatırdığından fazlasını aldığı beyanı doğrultusunda, herhangi bir zararının da bulunmadığının hesap hareketlerinin celbi ile ortaya çıkabileceğini, bu nedenle,
dosyada henüz delillerin toplanmamış ve maddi gerçek ortaya çıkmamış iken Mahkemece, sadece davacı beyanları ve alınan imza incelemesine ilişkin raporla hüküm kurulmasının açıkça eksik inceleme yapıldığını gösterdiğini.
1 milyon TL'lik dava konusu tutarın 8 ay boyunca hiç sorgulanmamasının, davacının önce kendi adına müvekkili banka nezdinde hesap açtırıp, bu hesaba 1 milyon TL göndererek, söz konusu paranın burada kalması koşulu ile sistemden (saadet zincirinden) para alındığı iddiasının hayatın olağan akışına aykırı olduğunu, dava konusu işlemin davacının bankaya ilettiği 23.06.2017 tarihli talimat üzerine ... numaralı hesabından 999.610 TL'nin ...'a gönderilmesine ilişkin olduğunu, söz konusu işlemin bizzat davacının talimatı ile gerçekleştirildiğini, davacının bu işlem öncesinde 22.06.2017 tarihinde işbu hesaba 1.000.000 TL yatırdığını,
ilgili hesap hareketinin sunulduğunu, mali müşavir olan davacının hesabına para yatırdıktan bir gün sonra gerçekleşen işbu 1 milyon gibi yüksek bir tutarı uzunca bir süre hiç arayıp sormaması hayatın olağan akışına aykırı olmakla, bu durumun davacının dava konusu işleme icazet verdiğini gösterdiğini.
Kaldı ki, davacının huzurdaki davadaki iddiasının bu para ile bir projeye/sisteme dahil olduğu, sistemin çalışma şekli paranın kendisine ait bu hesapta yer alması koşulu ile sistemden nakit ödeme yapılacağı ve takdir edileceği üzere bunun bir saadet zinciri olduğunu, sorumluların, davacı da dahil olmak üzere ceza davasında yargılandığını, davacının bir taraftan, sistem gereği paranın bu hesapta olması gerektiği, bir taraftan da sistemden 602.475 TL, ceza dosyasına göre ise yatırdığından fazlasını aldığını iddia ettiğini, ortada çok büyük bir çelişki olduğunu, ilk Derece Mahkemesinin ise bu çelişkileri yok saydığını,
davacının hesabından gerçekleşen herhangi bir talimatlı işlem gibi dava konusu olay değerlendirilerek hüküm kurulduğunu.
Davacının tüm bu çelişkili beyanları karşısında asıl olanın, davacının saadet zincirine büyük umut ve vaatlerle girdiği, ilk zamanlar yüksek tutarların diğer bankalar nezdindeki hesaplarına gönderildiği, hatta beyanına göre yatırdığının fazlasının da gönderildiği ancak nakit akışı kesildiğinde işbu davanın açıldığı olduğunu, hukukun kötüniyet ve haksız kazanç gayesini korumaması gerektiğini, davanın reddi gerekir iken kısmen kabulünün açıkça hatalı olduğunu;Davacıdan dava konusu işlemle ilgili olarak teyit alındığını ve bu hususun tutanak altına alındığını, Mahkemece bu görüşmenin kayıtlı olmadığı gerekçesi ile kabul edilmediğini,
davaya cevap dilekçesinde yer aldığı üzere, davacının davaya konu ettiği ve itiraz ettiği ... nolu hesabındaki hesap hareketlerine/bakiyelerine ilişkin teyit alınması için 09.08.2017 tarihinde,... şubesi dahili telefonundan sistemde kayıtlı olan .... numaralı telefonundan arandığını ve 187 snlik görüşme gerçekleştirildiğini, bu görüşmede, davacıya hesap hareketleri ve bakiyeleri konusunda bilgi verildiğini, davacının hesapları ile mutabık olduğunun teyit ettiğini, davacının yargılama sırasında bu görüşmeye ilişkin herhangi bir itirazının da olmadığını.
Davacının şüpheli olarak yer aldığı soruşturma dosyası incelenmeksizin hüküm kurulduğunu, hatta "gerçek dışı olarak" bu dosyada takipsizlik kararına karşı kanun yararına bozma yoluna başvuruda bulunduğunun belirtildiğini, İlk Derece Mahkemesine daha önce sunulan iddianamede yer aldığı üzere, davacı ... da İstanbul Anadolu C. Başsavcılığı'nın 2018/128844 Hz.
Sayılı dosyasında şüpheli olarak yer almakta iken hakkında takipsizlik kararı verildiğini ancak davacının da şüpheli olarak yer aldığı soruşturma dosyasında verilen takipsizlik kararına müvekkili banka ile diğer bankaların itirazları kabul edilmiş olmakla, davalının şüpheli sıfatıyla soruşturmasının halen İstanbul Anadolu Cumhuriyet Başsavcılığı'nın 2020/163885 Soruşturma numaralı dosyasından devam ettiğini, nitekim, İlk Derece Mahkemesi'ne işbu dosyadan verilen müzekkere cevabında, takipsizlik kararına karşı kanun yararına bozma yoluna gidildiğini, soruşturmanın halen devam ettiğinin belirtildiğini, hal böyle iken.
İlk Derece Mahkemesi kararındaki ilgili kısmın; " davacı hakkındaki suç duyurusunun takipsizlikle sonuçlandığı, takipsizlik kararının kesinleşmiş olmasına göre kanun yararına bozma talep edilmesinin bekletici mesele yapılması gerekmediği, takipsizliğin kanun yararına bozulması halinde kanun yolunda bu hususun delil olarak ileri sürülebileceği gibi kararımız kesinleştikten sonra gerçekleşmesi halinde ise iadei muhakeme istenebileceği;" şeklinde olduğunu, İlk Derece Mahkemesi'nin "gerçek dışı" diğer tespitinin de bu olduğunu, davacı hakkında verilen takipsizlik kararının kaldırıldığını, kaldırma kararına karşı C.
Savcısı kanun yararına bozma yoluna gittiğini, esasen kesinleşenin takipsizlik kararının kaldırıldığına dair karar olduğunu, davacı hakkında İstanbul Anadolu Cumhuriyet Başsavcılığı'nın 2020/163885 Soruşturma numaralı dosyasından "derdest" bir soruşturmanın mevcut olduğunu, İlk Derece Mahkemesinin ise, gerek işbu dosyadaki tespitleri gerekse de saadet zincirindeki tüm tarafların yer aldığı kamu davasındaki tespitleri incelemeksizin hüküm kurduğunu;Davacının dahil olduğu saadet zinciri ile ilgili açılan emsal davalarda alınan bilirkişi raporlarında bankaların sorumlu olmadığının belirtildiğini,
huzurdaki dava gibi saadet zincirine dahil olan müşterilerce, ceza dosyasında taraf olarak yer alan diğer bankalar aleyhine açılan davaların da mevcut olduğunu, İşbu dosyalardan İstanbul 12. Tüketici Mahkemesi'nin 2019/ 289 E. Ve 2019/320 E. Sayılı dosyalarında sunulan bilirkişi raporlarında tespit edilen mağdurların yatırılan paranın 20 katı nema vaadiyle aldatıldığı,
mağdurların da aylık % 5 ödeme gibi bir vaadle bankalara yüklü miktarda paralar yatırdıklarını gösterdiğini tespitinden hareketle, takdiri tamamen Mahkemeye ait olmak ve hiçbir bağlayıcılığı olmamak üzere, yapılan işlemde davalı bankanın kusuru olmadığı tespit ve kanaatine ulaşıldığını;
"..." dahil olan kişilerin açmış oldukları haksız ve yersiz davada bankaların herhangi bir kusurunun bulunmadığı işbu bilirkişi raporu ile de sabit olduğundan, esasa ilişkin bilirkişi incelemesi dahi yapılmaksızın verilen İlk Derece Mahkemesi kararının açıkça hukuka aykırı nitelikte olduğunu, ceza dosyasındaki maddi olguların huzurdaki davayı etkilediğinin sunulan iddianame, ifade ve beyanlar ile ispatlandığını, 04.11.2021 tarihli ara karardan rücu edilerek ceza dosyasının bekletici mesele yapılmasını talep ettiklerini,
hukuk hakimi ceza mahkemesi kararı ile bağlı olmasa da ceza dosyasındaki maddi olguların hukuk hakimi için de bağlayıcı nitelikte olduğunu, dosyaya sunulan belgelerin, davacının şüpheli olduğu savcılık dosyası, iddianamedeki tespitlerin, davacının ifadesindeki saadet zincirine yatırdığından fazlasını geri aldığı beyanı değerlendirilerek, ceza yargılamasının huzurdaki dava yönünden bekletici mesele yapılmasını talep ettiklerini beyanla İlk Derece Mahkemesi kararının bozularak ortadan kaldırılmasına ve davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir.
İSTİNAF SEBEPLERİNİN DEĞERLENDİRİLMESİ
HMK'nın 355. maddesine göre istinaf incelemesi; istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak ve kamu düzenine aykırılık görüldüğü takdirde ise resen gözetilmek suretiyle yapılmıştır.
Dava, davalı bankada açılan mevduat hesabına yatırılan paranın sahte talimat ile başkası hesabına aktarılması nedeniyle oluşan zararın tazmini talebine ilişkindir.Davacı taraf, davalı banka nezdinde mevduat hesabı açtığını ve bu hesaba başka bir banka hesabında bulunan 1 milyon TL'yi aktardığını, bir süre sonra banka şubesine hesabını kontrol için gittiğinde kendisine hesaptaki paranın ... isimli kişiye havale edildiğinin ve hesabın kapatıldığının bildirildiğini, ekran üzerinden bir talimat gösterildiğini, bu şekilde bir talimatı imzalamadığını, paranın havale edildiği ....'ın bir hibe projesi kapsamında kendisine para havale ettiğini,
bu şekilde hesabındaki parasının önce bu kişiye aktarıldığı ardından bir kısmının geri gönderildiğini anladığını, davalı bankanın parayı iade etmesi gerektiğini beyan ederek 1 milyon TL'nin faizi ile davalıdan tahsiline karar verilmesini talep etmiş, davalı taraf, dava konusu havale işleminin davacının talimatı ile gerçekleştirildiğini, 1 milyon TL'nin bulunduğu bir hesabın davacının beyan ettiği kadar uzun süre kontrol edilmemesinin hayatın olağan akışına aykırı olduğunu, bu durumun davacının yapılan işleme icazet verdiğini gösterdiğini,
davacının banka tarafından arandığını ve hesabında yapılan işlemlerle ilgili mutabık olduğunu bildirdiğini beyan ederek davanın reddini savunmuş, Mahkemece yukarıda açıklanan gerekçe ile davanın kısmen kabulüne karar verilmiş ve karara karşı taraf vekilleri istinaf başvurusunda bulunmuşlardır. Bankalar, kendilerine yatırılan paraları mevduat sahiplerine istendiğinde veya belli bir vadede ayni veya misli olarak iade etmekle yükümlüdür.
(5411 sayılı Bankacılık Kanunu’nun 61. maddesi) Buna göre mevduat, ödünç ile (TBK madde 386) usulsüz tevdi (TBK madde 570) sözleşmelerinin niteliklerini taşıyan kendine özgü bir sözleşmedir. TBK'nın 386. maddesi uyarınca, ödünç alan akdin sonunda ödünç verilen parayı eğer kararlaştırılmışsa faizi ile iadeye mecburdur.
Yargıtay'ın yerleşmiş içtihatları ile kabul edildiği üzere, TBK'nın 570. maddesi uyarınca usulsüz tevdide paranın nefi ve hasarı mutlak şekilde saklayana geçtiği için, saklayanın bu parayı kendi yararına kullanabileceğinden hareketle, usulsüz işlemle çekilen paralar aslında doğrudan doğruya bankanın zararı niteliğindedir.
Mevduat sahibinin bankaya karşı alacağı aynen devam etmekte olup, usulsüz işlemlerin gerçekleşmesinde, ispatlandığı takdirde mevduat sahibinin kusurundan söz edilebilir ve banka bu kusur oranı üzerinden hesap sahibinin alacağından mahsup talebinde bulunabilir. Mevduat sahibinin zararın meydana gelmesinde kusurunun bulunduğunu ispat yükü davalı bankadadır.
Somut dosyada; davacının davalı banka nezdinde bulunan hesabındaki 1 milyon TL'nin sahte talimat ile dava dışı ...isimli kişi hesabına aktarıldığı ihtilafsızdır. Davalı banka, davacının bu işleme yapılan telefon görüşmesi ile icazet verdiğine yönelik iddiasını da ispatlayamamıştır.
Bununla birlikte Mahkemece gerekçeli kararda bir yandan tek başına sahte talimat ile para transferi yapılarak davacının zarara uğratıldığı ve davacının bu işlemde herhangi bir müterafik kusurunun bulunmadığı kabul edilmiş, yani davanın hukuki temeli davalı bankanın ödünç sözleşmesine aykırı davranışı olarak nitelendirilmişken, bir yandan da davacının, davalı banka çalışanının da aralarında bulunduğu kişiler tarafından dolandırıldığının kabulü ile bu kişiler tarafından davacıya iade edilen paralar hesaptan transfer edilen mevduat miktarından mahsup edilmiş,
iade edilen tutar da İstanbul Anadolu 15. Ağır Ceza Mahkemesi'nin 2020/184 Esas sayılı dosyasında düzenlenen iddianamede tespit edilen tutara ve davacının beyanına göre belirlenmiş, davacının banka kayıtları üzerinde herhangi bir bilirkişi incelemesi yaptırılmamıştır.
Esasen davacı da dava dilekçesinde hesabından dava dışı ...'a havale edilen paranın bir kısmının hibe projesi kapsamında yine ...tarafından kendisine iade edildiğini kabul etmiş, dava dışı ...ve davalı banka çalışanının da içinde bulunduğu kişilerle ilgili olarak dolandırıcılık ve sahtecilik suçlaması ile şikayetçi olmuş, ilgili kişiler hakkında İstanbul Anadolu 15. Ağır Ceza Mahkemesi'nin 2020/184 Esas sayılı dosyası ile ceza davası açılmıştır.
Yine İstanbul Anadolu Cumhuriyet Başsavcılığı'nın 2018/128844 soruşturma sayılı dosyası üzerinden; suç örgütü kurmak ve yönetmek, suç işlemek amacıyla kurulan örgüte üye olmak, nitelikli dolandırıcılık ve özel belgede sahtecilik suçlarından yürütülen ve davalı bankanın müşteki, davacının ise şüpheli sıfatı ile ile yer aldığı dosyada savcılık tarafından,
davacı ve bir kısım şüpheliler hakkında verilen ek takipsizlik kararı İstanbul Anadolu 7. Sulh Ceza Hakimliği'nin 2020/4200 değişik iş sayılı kararı ile kesin olarak kaldırılmış ve davacının şüpheli olarak yer aldığı soruşturmanın İstanbul Anadolu CBS'nin 2020/163885 soruşturma sayılı dosyası üzerinden devam ettiği anlaşılmıştır.Bu tespitlerden hareketle Mahkemece, davacının uğradığını iddia ettiği zararın tek başına sahte talimat ile yapılan para transfer işleminden doğmadığı,
banka çalışanın da içerisinde olduğu bir dolandırıcılık eyleminin gerçekleştiği kabul edilmiş ve davacının zararı bu eylem kapsamında değerlendirilerek iade edildiği iddia edilen tutarlar da zarardan mahsup edilmiş olduğundan, doğrudan davaya etki edecek olan ve dolandırıcılık eylemi ile ilgili olarak devam eden İstanbul Anadolu 15. Ağır Ceza Mahkemesi'nin 2020/184 Esas sayılı dosyası ile davacının şüpheli olarak yer aldığı İstanbul Anadolu CBS'nin 2020/163885 soruşturma sayılı dosyasının neticesinin bekletici mesele yapılması,
gerekli olması halinde bilirkişi incelemesi yaptırıldıktan sonra davacının gerçek bir zararının bulunup bulunmadığı, zarar var ise ne sebeple doğduğu ve miktarı, davacının bu zararın oluşumunda müterafik kusurunun bulunup bulunmadığı değerlendirilerek bir karar verilmesi gerekirken, eksik inceleme, araştırma ve dosya kapsamına uygun olmayan gerekçe ile karar verilmesi hatalı olmuştur.
Açıklanan nedenlerle davalı tarafın istinaf başvurusunun kabulü ile, ilk derece mahkemesi kararının HMK'nın 353/1-a-6 maddesi uyarınca kaldırılmasına, dosyanın davanın yeniden görülmesi için mahkemesine iadesine, bu aşamada verilen kararın niteliğine göre davacı tarafın istinaf başvurusunun incelenmesine yer olmadığına dair aşağıdaki şekilde karar verilmiştir.
İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 13. Hukuk Dairesi, E. 2022/563, K. 2024/1496, 3 Ekim 2024 tarihli karar · Kaynak: UYAP Emsal Karar Arama