KÜNYE
T.C. İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 13. Hukuk Dairesi
- Karar tarihi
- 19 Haziran 2025
- Dosya no
- 2025/1125 Esas
- Karar no
- 2025/1061 Karar
- İncelenen kararın mahkemesi
- BAKIRKÖY 4. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
- Numarası
- 2025/149 Esas (Derdest Dava Dosyası
- Tarih
- 08/05/2025 (Ara Karar Tarihi
- Talep
- İhtiyati tedbir
Karar Metni
1.479 kelime·7 dk okuma·4 bölüm
İlk derece Mahkemesinde yapılan inceleme sonucunda verilen karara karşı istinaf kanun yoluna başvurulmuş olmakla dava dosyası incelendi:
TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMASININ ÖZETİ
Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; davalı şirketin iplik imalat yapan bir aile şirketi olduğunu, müvekkilinin şirketin hissesine sahip olduğunu, davalı şirketin müvekkilinin babasının vefatından sonra 7 yıl boyunca hissedar olmasından itibaren diğer hissedarlar tarafından yönetildiğini, müvekkiline şirketle ilgili sürekli genel-geçer bilgiler verildiğini, kredi ve ipotek tesislerine imza atılmasının istenilmesi dışında şirketin mali durumu ve işlerle ilgili bilgi verilmediğini, halen müvekkilinin davalı şirketin ticari durumu hakkında net bir bilgisinin bulunmadığını, şirketin ticari durumu hakkında halen net bilgilerinin bulunmadığını,
müvekkilinin kendi müşterek müteselsil kefaleti bulunması nedeniyle şirketin yüklü meblağlarda kredi kullandığının bilindiğini, müvekkilinin aynı ortaklarla hissedarı olduğu ev ve arsa üzerinde ipotek ve kredi borçlarının bulunduğunu, bu ipotek ve borçların düzenli ödenip ödenmediğinin bilinmediğini, müvekkiline yakın zamanda şirketin mali olarak iyi olmadığı izlenimini doğuracak şekilde şekilde söylemlerde bulunularak şirketin faaliyetini yürütmesi amacıyla şirketin sahip olduğu makinelerin satıldığının söylendiğini, ancak değerinin altında oldukça cüzi bedellerle satıldığını,
satış işlemi için müvekkilinin onay ve rızasının da alınmadığını, yine davalı şirketin de faaliyetlerini yürüttüğü taşınmazın bir katının müvekkilinin bilgi ve rızası olmadan şubat ayında dava dışı şirkete kiralamış olduklarını müvekkilinin banka hesabına taşınmaz hissedarı olması sebebiyle yatırılan kira bedeli açıklamalı havale ile öğrenildiğini, müvekkilinin uzun yıllardır hissedar olmasına rağmen şirket gelirlerinden mahrum bırakıldığını, hiçbir zaman kar olarak bir ödeme almadıklarını, müvekkili dışındaki diğer ortakların her türlü ihtiyaçlarını şirketten karşıladıklarını,
diğer ortakların kullanması amacıyla şirkete araçların alındığını, yüklü krediler içindeki şirketi ayrıca bu yolla borçlandırma yapıldığını, şirket kaynaklarının harcandığını, müvekkilinin şirket borçlarına kefil ve sorumlu tutulduğunu ancak şirket gelirlerinden, kaynak ve olanaklarından mahrum bırakıldığını ileri sürerek, dava şirketin haklı nedenle fesih ve tasfiyesine, müvekkilinin ortaklık haklarının korunmasını teminen davalı şirkete kayyım atanması ile mahkemece gerekli görülecek sair önlemlerin alınmasını teminen ihtiyati tedbir kararı verilmesi talep edilmiştir.
İLK DERECE MAHKEMESİNİN KARARININ ÖZETİ
İlk Derece Mahkemesi 08/05/2025 (Ara Karar Tarihi) tarih ve 2025/149 Esas (Derdest Dava Dosyası) sayılı kararında; "davacı vekili tarafından davalı şirkete kayyım atanması konusunda ihtiyati tedbir isteminde bulunulmuş ise de; Bildirilen ve celp edilen deliller ile ihtiyati tedbir şartları bulunmadığı, yaklaşık ispat koşulunun bu aşamada oluşmadığı, talebin yargılamayı gerektir nitelikte olduğu anlaşıldığından davacı vekilinin ihtiyati tedbir isteminin reddine dair aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur."gerekçesi ile, ''Davacı vekilinin davalı şirkete kayyım atanmasını içerir tedbir talebinin REDDİNE, '' karar verilmiş ve karara karşı davacı vekili tarafından istinaf başvurusunda bulunulmuştur.
İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ
Davacı vekili istinaf dilekçesinde özetle; müvekkilinin ilk derece mahkemesinde haklı sebeple fesih talepli asli davayı ikame ettiğini; davanın derdest olduğu bu süreçte, müvekkilin azlık haklarını korumak ve şirketin mevcut vahim durumunu gizlemek amacıyla hareket edildiğinin öğrenilmesi üzere mahkemeden ihtiyati tedbir talebinde bulunulduğunu, mahkemenin 08/05/2025 tarihli ara kararı ile tedbiren kayyım atanması taleplerini reddettiğini, ancak ret kararının gerekçesinin talebin eksik ve hatalı değerlendirilmiş olduğunu açıkça göstermekte olduğunu.
08/05/2025 tarihli ara karar içeriğinde görüleceği üzere, mahkemenin taleplerini yalnızca klasik bir değerlendirme kalıbı ile "tedbirin şartları oluşmadığı" ve "yaklaşık ispat oluşmadığı" şeklinde ve esasen gerekçesiz olarak reddettiğini, Oysa müvekkili tarafından ileri sürülen talep, yalnızca TMK m.427 kapsamında bir yönetim kayyımı atanmasına yönelik olmayıp; esas itibarıyla HMK m.389 kapsamında, dava süresince geçerli olacak şekilde geçici ve sınırlı bir denetim kayyımı atanmasına ilişkin olduğunu;
talep konusu olan denetim kayyımı, şirketin yönetim organının işlevini ortadan kaldırmaksızın, yalnızca mahkemece belirlenen sınırlar çerçevesinde işlemlerin gözlemlenmesi ve raporlanması amacını taşıdığını; bu kayyım tipinin, TMK m.427’de düzenlenen yönetim kayyımından tamamen farklı olduğunu.
Mahkemelere tedbirin içeriği ve niteliğini belirlemek konusunda takdir hakkı verilmiş iken, tedbir talebinin eksik değerlendirilmesi kanaatlerince hatalı olduğunu, Mahkemece verilen kararın, HMK m.389 kapsamında geçici hukuki koruma tedbiri olarak talep edilen denetim kayyımı açısından hiçbir somut değerlendirme/gerekçe içermemekte olduğunu; oysa denetim kayyımı atanması, uygulamada şirket faaliyetlerinin tarafsız ve bağımsız bir kişi tarafından denetlenmesini sağlayan etkili ve hukuka uygun bir tedbir olduğunu; böyle bir kayyım, şirketin yönetim organını işlevsiz bırakmayacağı gibi;
sadece kritik işlemleri gözetim altına alarak mahkemeye rapor sunmak suretiyle somut bilgi akışı sağlamak üzere görev yapabilir durumda olduğunu; dolayısıyla, esasen şirketin tümden yönetiminin devralınması gibi bir etki doğurmayıp; bu yönüyle de şirketin işleyişine engel mahiyeti bulunmamakla, makul bir tedbir yolu olduğunu,Özetle; şirketin mevcut yönetimi şirket zararına usulsüz işlemler yapmakta, şirket malvarlığını elden çıkarmakta, şirketi yüksek borç yükü altına sokmakta ve şirkete geri dönüşü olmayan uzun vadeli- yüksek meblağlı kredi borcu yükümlülüklerine girmekte olduğunu;
bu durumun her geçen gün müvekkilin ortaklık haklarında telafisi güç zararlara yol açmakta olduğu gibi, davalı şirketin de faaliyetlerini olması gerektiği gibi devamını engellemekte, şirketin amaç ve gayesini imkansız kılmakta olduğunu, Ayrıca, HMK m.390/1 gereğince ihtiyati tedbir kararının verilebilmesi için tam ispat değil, yaklaşık ispatın yeterli olduğunu.
Mahkemenin değerlendirmesinin aksine yaklaşık ispatın kanaatlerince gerçekleştiğini; müvekkili tarafından sunulan bilgi, belge ve açıklamalar; şirketin finansal durumuna ilişkin belirsizlikleri, şirket varlıklarının üçüncü kişilere devri, kredi yüklerinin durumu ile kredilerinin nereye aktarıldığının bile manidar oluşu, şirket içi belgelerin gizlenmesi gibi iddiaları ile birlikte davalının bu hususlara yönelik cevap verememiş olması durumları birlikte değerlendirildiğinde, tedbiren denetim kayyımı atanması taleplerinin ciddi ve somut bir temele dayandığını açıkça ortaya koymakta olduğunu, Davalının somut bilgi - belge içermeyen,
hikaye anlatır tarzında sunduğu cevap dilekçesinin esasen bu durumu net bir şekilde ortaya koymakla bu anlamda da yaklaşık ispat şartlarını oluşturmakta olduğunu; müvekkilinin dava öncesi ısrarlı taleplerine verilen olumsuz yanıtlar ile müvekkilin bilgi alma hakkının engellenmiş olması dahi müvekkilin iddialarını makul ölçüde desteklemekte ve tedbir için gerekli “yaklaşık ispat” şartını fazlasıyla sağlamakta olduğunu; ilk derece mahkemesi,
bu vakıaları tartışmaksızın ve talebin niteliğini ayırt etmeksizin hüküm kurarak hukuka aykırı olarak tedbir taleplerini ret ettiğini, İlk derece mahkemesinin, tedbire yönelik taleplerini yeterince değerlendirmemesi nedeniyle verdiği ret kararının açık şekilde hukuka aykırı olduğunu, ilk derece mahkemesince bir denetim kayyımı atandığı takdirde, atanacak kayyımın görev ve yetkileri; şirketin olağan yönetim faaliyetlerini genel olarak denetlemek, şirket malvarlığının üçüncü kişilere devrini, olağanüstü nitelikteki işlemleri ve yüksek tutarlı finansal işlemleri onayı olmaksızın yapılmaktan men etmek;
şirketin muhasebe kayıtlarını ve belgelerini inceleyerek olası usulsüzlükleri mahkemeye raporlamak şeklinde belirlenebilir olmakla, taraf hak ve menfaatlerinin korunmasını bu şekilde sağlayacak ve esasen bir yönetim ikiliği de oluşturmayacak bir çözüm olacağını, İleri sürerek, yukarıda arz ve izah olunan nedenlerle ve ayrıca sair tüm haklarının mahfuz kalmak kaydıyla, yine resen gözetilecek sair nedenlerle istinaf taleplerinin kabulü ile; ilk derece mahkemesi kararının kaldırılmasına, taleplerinin kabulü ile davalı firmaya bir denetim kayyımı atanmasına ve takdir edilecek sair tedbirlerin uygulanmasına,
yargılama giderleri ile vekalet ücretinin karşı tarafa yükletilmesine, karar verilmesini talep etmiştir.
İSTİNAF SEBEPLERİNİN DEĞERLENDİRİLMESİ
HMK'nın 355. maddesine göre istinaf incelemesi; istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak ve kamu düzenine aykırılık görüldüğü takdirde ise resen gözetilmek suretiyle yapılmıştır.
Talep, davalı limited şirketin TTK'nun 636/3 fıkrası kapsamında haklı nedenle fesih ve tasfiyesi istemli davada; tedbiren davalı şirkete denetim kayyumu atanmasına, davacının haklarının korunmasına yönelik diğer tedbirlerin alınmasına karar verilmesine ilişkin olup, mahkemece talebin reddine karar verilmiş, karara karşı davacı vekili tarafından istinaf kanun yoluna başvurulmuştur.
6100 Sayılı HMK'nın 389/1 fıkrası uyarınca; mevcut durumda meydana gelebilecek bir değişme nedeniyle hakkın elde edilmesinin önemli ölçüde zorlaşacağından ya da tamamen imkânsız hâle geleceğinden veya gecikme sebebiyle bir sakıncanın yahut ciddi bir zararın doğacağından endişe edilmesi hâllerinde, uyuşmazlık konusu hakkında ihtiyati tedbir kararı verilebilir.
Yine 6100 Sayılı HMK'nın 390/3 maddesine göre, tedbir talep eden, öncelikle tedbir istemine ilişkin dilekçesinde dayandığı ihtiyati tedbir sebebini ve türünü açıkça belirtmek ve davanın esası yönünden haklılığını yaklaşık olarak ispat etmek zorundadır. Buradaki ispatın ölçüsü, “yaklaşık ispat” kuralına göre belirlenir.
Somut olayda mevcut delil durumu ve tüm dosya kapsamına göre davacının; aile şirketi olan davalı şirkette bilgi edinme hakkından mahrum bırakıldığı, diğer ortaklarla birlikte hissedar olduğu taşınmazlar üzerine konulan ipotekler karşılığı davalı şirkete kullandırılan kredilerin ödenip ödenmediğinin bilinmediği, şirket ortağı olan diğer aile fertlerinin malvarlıklarında artış olduğu, kendisine davalı şirketin mali durumunun iyi olmadığının söylendiği, şirkete ait taşınmazın davacı bilgisi dışında kiralandığı,
şirketin yönetici pozisyonundaki diğer ortaklarının, kendi sahibi oldukları şirkete kaynak aktarımı yaptıkları, haklı nedenle fesih koşullarının oluştuğu yönündeki iddialarının esası bakımından dosyanın bulunduğu aşama itibariyle yaklaşık düzeyde ispat koşulunun oluşmadığı, değişen delil durumuna göre tedbir talebinin her zamana ileri sürülebileceği, mahkemece tedbir isteminin reddine karar verilmesinde usul ve yasaya aykırı bir yön bulunmadığı anlaşılmış olup, kamu düzenine aykırılık da saptanmadığından, davacı yanın istinaf başvurusunun 6100 Sayılı HMK'nun 353/1-b1 maddesi uyarınca esastan reddine karar vermek gerekmiştir.
İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 13. Hukuk Dairesi, E. 2025/1125, K. 2025/1061, 19 Haziran 2025 tarihli karar · Kaynak: UYAP Emsal Karar Arama