KÜNYE
T.C. İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 14. Hukuk Dairesi
- Karar tarihi
- 22 Şubat 2024
- Dosya no
- 2021/316
- Karar no
- 2024/278
- İncelenen kararın mahkemesi
- İstanbul Anadolu 3. Asliye Ticaret Mahkemesi
- Tarihi
- 17.11.2020
- Numarası
- 2018/6 Esas - 2020/919 Karar
- Dava
- İtirazın İptali
Karar Metni
1.453 kelime·7 dk okuma
Taraflar arasındaki itirazın iptali davasının ilk derece mahkemesince yapılan yargılaması sonunda ilamda yazılı nedenlerle davanın reddine dair verilen karara karşı, davacı vekili tarafından istinaf kanun yoluna başvurulması üzerine Dairemize gönderilmiş olan dava dosyası incelendi, gereği konuşulup düşünüldü.
TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMALARININ ÖZETİ Davacı vekili, dava dilekçesinde özetle; davalı/borçlunun, müvekkili şirket nezdindeki cari hesap borcunu vadesinde ödemediğini , bakiye 6.462,30-TL tutarındaki alacağın tahsili amacıyla İstanbul Anadolu ... İcra Dairesinin ...
Esas sayılı dosyası ile icra takibi başlatıldığını, borçlunun itirazı ile takibin durduğunu beyanla, haksız itirazın iptali ile takibin devamına, % 20 'den az olmamak üzere icra inkar tazminatının davalıdan tahsiline ve yargılama giderlerinin davalıya tahmiline karar verilmesini talep ve dava etmiştir.Davalı vekili, savunmasında özetle;
davacı tarafın iddia ettiği şekilde bir borcun bulunmadığını , dava konusu icra takibinin usul ve yasaya aykırı olduğundan davacı tarafın icra inkar tazminatı talep etme hakkının bulunmadığını beyanla, haksız davanın reddine, yargılama giderlerinin ve ücreti vekaletine davacı üzerinde bırakılmasına karar verilmesini talep etmiştir.
İLK DERECE MAHKEMESİ KARARININ ÖZETİ İlk Derece Mahkemesince yapılan yargılama sonucunda; "...Tüm dosya kapsamı, toplanan deliller ve alınan bilirkişi raporları birlikte değerlendirildiğinde. Mahkemece alınan 10.09.2020 tarihli Bilirkişi Ek Raporu denetime ve hüküm kumaya elverişli bulunmakla Mahkememizce de hükme esas alınmıştır.
Her ne kadar davacı taraf ile davalı tarafın kayıtları birbirine uyumlu bulunmakta ve davacı tarafça düzenlenen fatura davalı tarafça kayıtlarına alınarak vergi dairesine bildirilmiş ise de salt davacı tarafça fatura düzenlenmesi davalıyı borçlu duruma düşürmez.
Teknik bilirkişi tarafından da tespit edildiği üzere ilgili kurum tarafından (kapasitif) ceza kesilmesinin sebebinin kompanzasyon sisteminin kapalı olmasından değil bizzat devreye fazla kondansatör alınmasından kaynaklandığı, davalının kompanzasyon şalterinin kapalı olduğu, dolayısıyla ceza kesilmesinde davalının dahli ve kusurunun bulunmadığı değerlendirilmiştir.Davacı tarafça düzenlenen faturaya konu cezalardan davalının sorumlu tutulamayacağı ve bu sebeple davalının takibe itirazının yerinde bulunduğu... " gerekçesiyle, davanın reddine karar verilmiştir.
Bu karara karşı, davacı vekilince istinaf başvurusunda bulunulmuştur.
İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ Davacı vekili, istinaf başvuru dilekçesinde özetle. Davalı ve davacı defterlerinde yapılan incelemelerde tarafların ilgil faturaları defterlerine kaydetmiş olduğu ve Ba formalarında da davalı tarafından bildirilmiş olduğu tespit edilmiş olup, davalı tarafın borçlu olduğunu kabul ettiğini, iş bu davada da tarafları defterleri bilirkişi marifetiyle incelenmiş olup, davalı ve davacının ticari defterlerinin birbirine uygun kayıtlar içerdiği,
her iki tarafın da faturayı ticari defterlerine kaydettiği görüldüğünü, davalı tarafın Ba formları incelendiğinde 5.476,00 TL +KDV lik borcu bildirmiş olduğu da görüleceğini, bu durumda davalı tarafın borcun varlığını kabul ettiğini, borca itiraz etmekte kötü niyetli olduğunun anlaşıldığını, HMK'nın 222/3.maddesi uyarınca tarafların birbirine uygun tutulmuş defter kayıtları sahibi lehine delil kabul edilebilmesi için diğer tarafın aynı şartlara uygun olarak tutulmuş ticari defterlerindeki kayıtların bunlara aykırı olmaması gerektiğini,
usulüne uygun tutulmuş ticari defterlerinin aksinin ispatı ancak diğer tarafın aynı şartlara uygun olarak tutulmuş ticari defterlerindeki aksi kayıtlarla yahut senet veya diğer kesin delillerle ispat edilebileceğini, dosyada davacı ticari defter kayıtları davalı ticari defter kayıtları ile doğrulanmış olup, dosyada defter kayıtlarının aksini ispat edecek bir senet veya kesin delil ise bulunmadığını, davalı ticari defter kayıtlarının aksini ispat edebilecek bir delil sunamadığından,
davalının borçlu olduğunun kabulü ile itirazın iptaline karar verilmesi gerektiğini, Dosyada kusur tespiti yapılmasının anlamı bulunmadığını, davacının borcu kabul ettiğinin aşikar olduğunu, davacıya iletilen faturalarda yansıtılan bedelin "kapasitif bedeli" olduğunun da açıkça yazılı olduğunu, faturalarda yansıtılan bedel açıklaması yer aldığını ve davalı tarafın borç sebebini bilerek kabul ettiğini ve bedeli davalı kendi ticari defterlerine de kaydettiğini, emsal nitelikteki Yargıtay 19. HD'nin 2014/16575 Esas - 2015/4934 Karar sayılı, 7.4.2015 tarihli kararının ekli olduğunu,
Müvekkili şirketin davalıdan 6.462,30 TL alacaklı olduğu ticari defter kayıtlarıyla tespit edildiğinden müvekkili şirketin borcu başka delillerle ispat etmesi gerekli olmadığını, borcun varlığının ispatı için davalının borcu kabul ederek ticari defterlerine kaydetmesinin yeterli olduğunu, taraflar arasındaki anlaşmaya dayanan ilgili borca dair anlaşmanın yazılı olarak yapılmasının zorunluluğu bulunmadığı gibi, davalının kusurlu olup olmadığının tespiti yapılmasının da gereği bulunmadığını, bu sebeple taraflar arasında yazılı anlaşma aranmasının, borca dair mail yazışmalarının olup olmadığının incelenmesinin gerekli olmadığını,
nitekim mail yazışmaları incelendiğinde ilgili faturaların "kapasitif bedeli " açıklaması ile davalıya iletildiği ve davalının bu faturaları kabul ettiğinin görüleceğini, bu hususun bilirkişi raporlarıyla da tespit edildiğini, davacı tarafın faturaları defterlerine kaydederek kabul ettiği göz önünde alındığında HMK gereğince bunun aksinin ispatı ancak kesin delillerle mümkün olması nedeniyle delillerin değerlendirilmesinde bu hususun dikkate alınması gerektiğini, bilirkişilerce yapılacak bir kusur tespitinin dosyada herhangi bir etkisi bulunmadığını,
davalı ile müvekkili şirket arasında kapasitif bedelin yansıtılacağına dair anlaşma olup olmadığının tespiti yapılmak isteniyorsa bu durumda yine davalı tarafından kapasitif bedel açıklaması ile iletilen faturaların kabul edildiği açık olduğundan taraflar arasında anlaşma bulunduğunun kabulü gerektiğini, Davalının kötüniyetli olarak borca itiraz etmiş olması nedeniyle davalı hakkında icra inkar tazminatına hükmedilmesi gerektiğini, davalının faturayı defterlerine kaydettiğini, davalının sunduğu cevap dilekçesinde yalnızca borçlu olmadığı yönünde genel geçer ve dayanağı bulunmayan bir iddiada bulunduğunu,
sunduğu cevap dilekçesinde hiçbir vakıa bildirmediğini ve hiçbir delil sunamadığını, buradan davalının kötü niyetli şekilde borca itiraz ettiği anlaşıldığından, icra inkar tazminatına hükmedilmesi gerektiğini, Bu nedenlerle ilk derece mahkemesinin istinafa konu kararının usul ve yasaya aykırı olduğunu belirterek, kararın kaldırılmasına ve davanın kabulüne karar verilmesini istemiştir.
İNCELEME VE GEREKÇE Dava, ticari satıma ilişkin faturaya dayalı açık hesap alacağının tahsili için başlatılan ilamsız icra takibine vaki itirazın İİK'nın 67. maddesi uyarınca iptali ve inkâr tazminatı istemine ilişkindir. İlk derece mahkemesince yapılan yargılama sonucunda davanın reddine karar verilmiş; bu karara karşı davacı vekilince, yasal süresi içinde istinaf başvurusunda bulunulmuştur.
İstinaf incelemesi, HMK'nın 355. maddesi uyarınca, ileri sürülmüş olan istinaf nedenleriyle ve kamu düzeni yönüyle sınırlı olarak yapılmıştır.Davacı, davalı ile ticari ilişkisi kapsamında cari hesaptan ötürü alacaklı olduğunu ileri sürmüştür.
Mahkemece alınan bilirkişi raporu içeriğindeki, davacıya ilgili kurum tarafından kesilen kapasitif cezanın sebebinin kompanzasyon sisteminin kapalı olmasından değil, bizzat devreye fazla kondansatör alınmasından kaynaklandığı, davalının kompanzasyon şalterinin kapalı olduğu, dolayısıyla ceza kesilmesinde davalının dahli ve kusuru bulunmadığı tespitine dayalı olarak sonuca gidildiği anlaşılmaktadır. Taraflar arasında ticari ilişki bulunduğu sabittir. Davacıya ilgili kurum (...
AŞ ) tarafından kapasitif ceza olarak kesilen tutarların, davalıya rucuu yönünden 13.03.2017 tarihli 5.476,53 TL + KDV = 6462,30 TL tutarlı e faturanın düzenlendiği, uyuşmazlığın bu faturaya dayalı alacaktan kaynaklandığı anlaşılmaktadır.
Her ne kadar ilk derce mahkemesince alınan bilirkişi raporundaki teknik tespitlere göre davacıya kurum tarafından kesilen kapasitif ceza faturasından davalının sorumlu görülemeyeceği görüşü doğrultusunda davanın reddine karar verilmiş ise de taraf ticari defterleri üzerinde yapılan inceleme sonucu alının bilirkişi rapor içeriğinde, uyuşmazlık konusu faturanın davalı yanca kabul edilip ticari defterlerine davacı lehine borç olarak kayıtlandığı, yine davalı yanca Ba formu ile vergi dairesine bildirildiği, faturaya itiraz edilmediği, faturaların iade edilmediği anlaşılmaktadır.
Kapasitif cezadan kimin sorumlu olacağına dair taraflar arasında yazıl bir sözleşme bulunmadığı da ihtilafsızdır.
Taraflar tacir olup, davalının basiretli tacir gibi davranma yükümlülüğü altında bulunduğu da dikkate alındığında, davalının davacının düzenleyip gönderdiği e - faturasına itiraz ve iade etmeksizin kendi defterlerine borç olarak işlediği ve Ba bildirimi ile vergi dairesine bildirimini yaptığı dikkate alındığında, davalının bu fatura borcunu benimsediğinin ve davacıya karşı borcu ödeme yükümlülüğü altında olduğunun kabulü gerekir.
Davalı yanca kendi defterlerine davacı lehine borç olarak kaydedilen bu fatura bedellerinin ödendiği iddia ve ispat edilmediğine göre, davanın kabulü gerekirken yazılı gerekçe ile davanın reddine karar verilmiş olması usul ve yasaya aykırı bulunmuş, bu nedenle davacı vekilinin istinaf başvurusunun kabulü gerekmiştir. doğru görülmemiştir.Açıklanan bu gerekçelerle, HMK'nın 353/1.b.2 hükmü uyarınca dosya üzerinden yapılan istinaf incelemesi sonucunda, davacı vekilinin istinaf başvurusunun kabulüne,
ilk derece mahkemesinin istinafa konu kararının kaldırılarak davanın esası hakkında Dairemizce yeniden hüküm kurulmasına ve neticede davanın kabulüne dair aşağıdaki hüküm kurulmuştur.
İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 14. Hukuk Dairesi, E. 2021/316, K. 2024/278, 22 Şubat 2024 tarihli karar · Kaynak: UYAP Emsal Karar Arama