KÜNYE
T.C. İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 15.HUKUK Dairesi
- Mercii
- İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 15. Hukuk Dairesi
- Karar tarihi
- 22 Nisan 2025
- Dosya no
- 2021/1929
- Karar no
- 2025/397
- İncelenen kararın mahkemesi
- İSTANBUL 9. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
- Tarihi
- 16/03/2021
- Numarası
- 2015/871 Esas, 2021/235 Karar
Karar Metni
2.104 kelime·11 dk okuma·1 bölüm
Taraflar arasında görülen davanın yerel mahkemece yapılan yargılaması sonucunda verilen hükme karşı istinaf yoluna başvurulmuş olup, duruşmasız olarak dosya üzerinde yapılan inceleme ve istinaf talepleriyle sınırlı olarak yapılan değerlendirme sonunda;
GEREĞİ GÖRÜŞÜLÜP DÜŞÜNÜLDÜ
Dava; haksız fiilden kaynaklanan tazminat istemine ilişkin olup, mahkemece davanın kısmen kabulüne dair verilen karara karşı davalı vekilince istinaf talebinde bulunulmuştur.Davacı vekili, taraflar arasında 20/05/2014 tarihli Atalar istasyonu ve Cevizli istasyonu kaba inşaat işleri için 2 adet iş yüklenici birim fiyat teklif usulü ile sözleşme imzalandığını,
Marmaray Projesi CR3 sözleşmesi Gebze - Halkalı Banliyö hattı iyileştirilmesi aşamasında inşaat ve elektromekanik sistemleri Pendik - Bostancı kısmında bulunan Cevizli istasyonu kaba imalatı işinin birim fiyat teklif usulü sözleşme bedelinin 828.320,42-TL ve Gebze - Halkalı - Bostancı kısmında bulunan Atalar istasyonunun kaba imalatı işinin birim fiyat teklif usulü sözleşme bedelinin 980.405,39-TL olduğunu, işin süresinin sözleşmede taraflar arasında 6 ay olarak belirtildiğini, 13/06/2014 tarihinde yer teslim tutanağının imzalanmasına rağmen davalı firmanın fiili olarak yer teslimini yapamadığını,
sözleşme ile kararlaştırılan yükümlülüklere davalıların uymadığını,davacı şirketin ise sözleşmede yüklendiği yükümlülüklerine tam riayet ederek işi kararlaştırılan sürede bitirmek amacıyla tüm ekip ve ekipmanlarını şantiye sahasına getirdiğini, davalıların yer teslimi yapmasını beklediklerini, davalı firmanın gerekli yer teslimini zamanında yapamadığından müvekkilinin şantiye sahasında bulunan yaklaşık 25-30 kişilik işçi grubunun geçen 3 aylık dönemde boş olarak şantiye sahasında beklediklerini, bu sürede müvekkilinin işçilerinin maaş, ssk ve barınma giderlerini karşılamak zorunda kaldığını,
davacının yüklü miktarda zarara uğradığını ve sebebinin davalı firmanın sözleşme gereği yer teslimini yapmadığını, davalıların müvekkili ile yaptığı toplantıda idare ile aralarında problem olduğunu, projelerde değişikliğe gittiklerini fakat idarenin bunu kabul etmediğini, işin durdurulmasını istediklerini, işin ne kadar süre için durdurulduğunu bildirmediklerini, bunun üzerine müvekkilinin 15 tırla Ankara merkez depodan nakledilen malzemelerinin aynı yolla tekrar Ankara'ya sevk edildiğini, tüm bu nakliye maliyetlerini müvekkilinin karşıladığını,
fazlaya ilişkin tüm dava ve talep haklarının saklı kalmak kaydı ile sözleşmenin davalılarca haksız feshi nedeniyle uğradıkları menfi ve müspet zararlarının bilirkişi vasıtasıyla tespiti ile davalılardan müştereken ve müteselsilen tahsilini, bilirkişi vasıtasıyla tespit edilen ve ödenemeyen 22.185,23-TL hak ediş bedelinin tahsilini talep etmiştir.
Davalı ... (...) vekili, davalı şirketin alanında dünyanın 28. Büyük şirketi olduğunu, davacı tarafın sözleşmenin haksız feshi nedeniyle uğranıldığı iddia edilen menfi ve müspet zararların bilirkişi vasıtası ile tespit edilerek ödenmesi talebinin hukuka uygun olmadığını, davacının işe başlamış ve bir kısım imalatlar yapmış olduğunu nitekim bu nedenle de kendisine yapmış olduğu imalatlar karşılığı olarak ödeme yapıldığını,
davacının dava dilekçesinde ileri sürmüş olduğu gibi taraflar arasındaki sözleşmenin haksız feshi ve müvekkil şirketin temerrüt durumu söz konusu olmadığından davacının bu yöndeki iddialarının ve ticari faiz isteminin kabulünün hukuken mümkün olmadığını, davacının iddialarının soyut olduğunu belirterek davanın reddini talep etmiştir.
Davalı ...,...,... (....)vekili, davalı şirketin uluslararası anlamda ve her alanda büyük işler yapan saygın bir firma olduğunu, davacının iddialarının somut olmadığını, taraflar arasında imzalanan sözleşme incelendiğinde davacının hiçbir isim altında ilave ödeme, tazminat ve benzeri kalemler talep edemeyeceklerinin açıkça kabul ettiğini, davacının dava dilekçesinin tüm dayanağını oluşturan yer teslimi yapılmadığına ilişkin iddianın gerçek dışı olduğunu, söz konusu durumla ilgili olarak 13/06/2014 tarihinde taraflarca yer teslimine ilişkin tutanak imzalandığını, davacı tarafından ödenmediği iddia edilen meblağın gerçeği yansıtmadığını,
taraflar arasında akdedilen sözleşmeler gereği ... firmasının davacı yanın İş Sağlığı ve Güvenliği talimatlarına ilişkin olarak eksiklikler tespit ettiğini ve bununla ilgili sözleşmesel kesintiler yapılarak davacı tarafa 10.650,00-TL İSG cezası kesildiğini, bu durumun davacının sözleşmesel yükümlülüklerini yerine getirdiği ve tam yaptığı konusundaki iddialarının afaki ve hukuki açıdan yetersiz olduğunu, davacı tarafın 18/07/2014 tarihinden itibaren ticari faiz talebinde bulunduğunu, bu faiz isteminin kabulünün mümkün olmadığını,
kusurlu olan davacının kar kaybı ve müspet zarar talebinin mesnetsiz olduğunu belirterek davanın reddini talep etmiştir.Mahkemece , dosya kapsamına ve denetime elverişli 1. ve 2. bilirkişi raporlarında belirtildiği üzere, taraflar arasındaki sözleşmenin 12.1 Maddesi gereğince işin azalabileceği maddesi olduğundan, yer teslimi yapılmayan işler için malzeme, işçi gibi alım yapılması alt işverenin sorumluluğunda olduğu, davacı tarafın menfi zarar talebinin reddine, 30.04.2019 tarihli bilirkişi raporu itibariyle taraflar arasındaki yapılan işin toplam tutarının 124.312,33-TL olarak hesaplandığı,
davacı tarafın kendi ticari defter kayıtlarında tespit edildiği şekli ile davalı yana kestiği toplam hakediş fatura tutarının 120.520,11-TL olduğu, davacı tarafın hakediş tutarından, davalı tarafın yapmış olduğu ödeme ve kesintilerden, tarafların itirazına konu olmayan 98.144,77-TL'lik ödeme ve kesintilerin mahsup edilmesi ve sözleşmeye göre davalı tarafça yapılan İSG cezaları mahsup edildikten sonra bakiye davacı alacağının son bilirkişi raporunda 15.491,75-TL olarak hesaplanması sebebiyle 09.11.2020 tarihli bilirkişi raporunda belirlenen nihai miktardan, dava tarihinden itibaren işleyecek temerrüt faizi ile birlikte davalı iş ortaklığının,
taraflar arasındaki sözleşmeye göre müştereken ve müteselsilen sorumlu olacağı sonucuna varılarak, davanın kısmen kabulüne, 15.491,75-TL'nin dava tarihi olan 03.09.2015 tarihinden itibaren işleyecek temerrüt faizi ile birlikte davalılardan müştereken ve müteselsilen alınarak davacıya verilmesine,
fazlaya ilişkin taleplerin reddine karar vermiştir.Davacı vekili istinaf dilekçesinde, işin süresinin sözleşmede taraflar arasında 6 ay olarak belirtildiğini, 13/06/2014 tarihinde yer teslim tutanağı imzalanmasına rağmen davalının fiili olarak yer teslimini yapamadığını, gerekçeli kararın 4.sahifesinde her ne kadar ""6 ay içerisinde işin yapılmadığından dolayı ve sözleşmede belirtilen niteliklerde işin yapılmadığı iddialarıyla ...şeklinde davayı açan tarafın davalılar gibi bir izlenim bırakmış olsa da bu yönüyle de işi yapmayan tarafın sanki davacı firma gibi düşünülmesi hatalı olduğunu,
iki tarafa borç yükleyen akitlerde bir tarafın edimini yerine getirebilmesi için öncelikle diğer tarafın edimini yerine getirmesi gerektiğini, sözleşme ile kararlaştırılan yükümlülüklere davalıların uymadıklarını, davalı firmanın gerekli yer teslimini zamanında ve yeteri kadar yapamadığından davacının şantiye sahasında bulunan yaklaşık 25-30 kişilik işçi grubu geçen 3 aylık dönemde boş olarak şantiye sahasında beklemek zorunda kaldığını, davacının bu işçilerinin maaş,ssk ve barınma giderlerini karşılamak zorunda kaldığını ve yüklü bir şekilde zarara uğradığını,
zararın sebebinin davalı firmanın sözleşme gereği yer teslimini yapamadığından kaynaklandığını, davalıların kusurlu olduğunun rapordan da anlaşıldığı gibi davalıların rapordan sonra kısmi ödeme yaparak kusurluluklarını kabul ettiklerini, sözleşme bedeli üzerinden KDV hariç davacı-müteahhidin alması gereken %20 oranındaki kar mahrumiyetinin bilirkişi vasıtasıyla hesaplanarak tahsilini talep etiklerini, dünya çapında iş yaptığı iddia edilen bir firmanın yer teslimi yapamayarak tüm taleplere itiraz etmesnin kabul edilemeyeceğini, fiili teslimin yapılmadığı,
fiziki engellerin davalıca kaldırılmadığının raporda açık olduğunu, davalının burada açıkça kötü niyetle hareket ettiğini, davalının ileri sürdüğü isg cezasının ne zaman, kim adına kesildiğine dair iddiasını ispatlaması gerektiğini, yerel mahkemenin bu cezayı da kararında davacıya yüklemesinin hukuka aykırı olduğunu, bilirkişi raporunda ISG cezaları ile ilgili olarak davacıya her hangi bir bildirimde bulunulmadığını tespit ettiğini ve doğal olarak bu durumun davacı defter ve kayıtlarında olmayacağının da açık olduğunu, söz konusu ısg cezasını kabul etmediklerini,
yerel mahkemenin sözleşmenin 12.1 maddesine dayanarak taleplerinin reddedilmesinin usul ve yasaya aykırı olduğunu, sözleşmenin 12.1 maddesinin mevcut uyuşmazlıkta uygulanma imkanı olmadığını, bu maddenin uygulanması için işin azalması veya artması halinin gerçekleşmesinin gerekeceğini, oysa davalılar işi böyle bir durum olmadan haksız olarak feshettiklerini, kalan işleri de kendilerinin yapmadığını,
işi tamamen bıraktıklarını belirterek mahkeme kararının kaldırılmasını talep etmiştir.ri kadar yapamadığından davacının şantiye sahasında bulunan yaklaşık 25-30 kişilik işçi grubu geçen 3 aylık dönemde boş olarak şantiye sahasında beklemek zorunda kaldığını, davacının bu işçilerinin maaş,ssk ve barınma giderlerini karşılamak zorunda kaldığını ve yüklü bir şekilde zarara uğradığını, zararın sebebinin davalı firmanın sözleşme gereği yer teslimini yapamadığından kaynaklandığını, davalıların kusurlu olduğunun rapordan da anlaşıldığı gibi davalıların rapordan sonra kısmi ödeme yaparak kusurluluklarını kabul ettiklerini,
sözleşme bedeli üzerinden KDV hariç davacı-müteahhidin alması gereken %20 oranındaki kar mahrumiyetinin bilirkişi vasıtasıyla hesaplanarak tahsilini talep etiklerini,dünya çapında iş yaptığı iddia edilen bir firmanın yer teslimi yapamayarak tüm taleplere itiraz etmesnin kabul edilemeyeceğini, fiili teslimin yapılmadığı,
fiziki engellerin davalıca kaldırılmadığının raporda açık olduğunu, davalının burada açıkça kötü niyetle hareket ettiğini, davalının ileri sürdüğü isg cezasının ne zaman, kim adına kesildiğine dair iddiasını ispatlaması gerektiğini, yerel mahkemenin bu cezayı da kararında davacıya yüklemesinin hukuka aykırı olduğunu, bilirkişi raporunda ISG cezaları ile ilgili olarak davacıya her hangi bir bildirimde bulunulmadığını tespit ettiğini ve doğal olarak bu durumun davacı defter ve kayıtlarında olmayacağının da açık olduğunu, söz konusu ısg cezasını kabul etmediklerini,
yerel mahkemenin sözleşmenin 12.1 maddesine dayanarak taleplerinin reddedilmesinin usul ve yasaya aykırı olduğunu, sözleşmenin 12.1 maddesinin mevcut uyuşmazlıkta uygulanma imkanı olmadığını, bu maddenin uygulanması için işin azalması veya artması halinin gerçekleşmesinin gerekeceğini, oysa davalılar işi böyle bir durum olmadan haksız olarak feshettiklerini, kalan işleri de kendilerinin yapmadığını, işi tamamen bıraktıklarını belirterek mahkeme kararının kaldırılmasını talep etmiştir.
Taraflar arasındaki uyuşmazlık TBK 470 ve devamı maddelerinde düzenlenen eser sözleşmesinden kaynaklanmaktadır. Davacı alt taşeron, davalı ise yüklenicidir.Davacı şirket ile davalı adi ortaklığı oluşturan şirketler arasında 20.05.2014 tarihli Atalar istasyonu ve Cevizli istasyonu kaba inşaatları için taşeron sözleşmesi imzalanmıştır.
Gebze - Halkalı banliyö hattı iyileştirilmesi aşamasında inşaat ve elektromekanik sistemleri Pendik-Bostancı kısmında bulunan Cevizli istasyonu kaba imalatı işi birim fiyat teklifi usulü sözleşme bedeli 828.320,42 TL, aynı hatta Pendik-Bostancı kısmında bulunan Atalar istasyonu kaba imalatı işinin birim fiyatı usulü sözleşme bedeli 980.405,39 TL olarak belirlendiği, işin süresi 6 ay olduğu ve 13.06.2014 tarihinde yer teslim tutanağı imzalanmış olduğu anlaşılmıştır.
Davada davacı, taraflar arasındaki sözleşmeden sonra yer teslim tutanağı imzalandığını ancak fiili olarak yer teslimi kendilerine yapılmadığını, yer teslimi için davalının yerine getirmesi gereken hususlar yerine getirilmediğini, şantiyede tüm ekiplerini hazır ettiklerini ancak 3 ay boş olarak beklediklerini, fiili teslimin bu sürede yapılmadığını, akabinde işin davacı tarafından yapılmayacağı bildirilmesi ile ekipman ve malzemelerini 15 tır ile Ankara merkez depoya naklettiklerini, bekleme döneminde personel maaşları ile barınmaları davacı tarafından karşılandığını,
davalı edimini tam olarak yerine getirmemesi sebebiyle müsbet zarar olarak %20 oranında kar mahrumiyet bedeli tahsilini, menfi zarar olarak sözleşme için yaptıkları zararları tahsili gerektiğini, menfi ve müspet zararları dışında 23.185,23 TL alacaklarının tahsilini talep etmiştir.Davalı ... şirketi, menfi ve müspet zarar bir arada talep edilmesi mümkün olmadığını, 13.06.2014 tarihinde teslim tutanağı ile teslimin gerçekleştiğini, basiretli tacir teslim edilmeyen bir yer için teslim tutanağı imzalaması mümkün olmadığını, tespit raporu ile belirlenen bedelin ödenmesi talebinin, davacının yaptığı imalatlar ödendiğini,
iş sağlığı ve güvenliğine ilişkin incelemelerde tespit edilen aykırılıklar nedeniyle Haziran Temmuz ve Ağustos 2014 aylarına uygulanan cezalar toplamı 10.650,00 TL kesintiler yapıldığını belirterek davanın reddini talep etmiştir. Davalı ... şirket vekili, davacı iddiaları somut olmadığını, davacı iddiaları kabul etmenin imkanı olmadığını, cezai kesinti yapıldığını, davacının alacaklı olmadığını belirterek davanın reddini talep etmiştir.
Mahkeme, dosya kapsamı bilirkişi raporu doğrultusunda davacının bakiye iş bedeli alacağı 15.491,75 TL olduğu, başka zararlarının bulunmadığını belirterek bu miktar itibariyle davanın kabulüne, diğer talepler itibariyle davanın reddine karar verilmiştir.Dava dilekçesi ile; sözleşmeden kaynaklanan 22.185,23 TL imalat bedel alacağı ve şimdilik 500,00 TL Müspet ve 500,00 TL menfi zararların tahsili talep edilmiştir.Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'nin kararları ile Anayasa Mahkemesi'nin bireysel başvuruya ilişkin kararlarında gerekçeli karar hakkının adil yargılanma hakkının somut görünümlerinden olduğu belirtilmiştir.
Anayasa'nın 141/3. maddesine göre bütün mahkemelerin her türlü kararları gerekçeli olarak yazılır. Adil yargılanma hakkının sağlanması kapsamında kararların gerekçeli olmasıyla ilgili kamu düzenine ilişkin hükümlere 6100 sayılı HMK'da da yer verilmiştir.6100 Sayılı HMK'nın 294. ve 297.
Maddelerinde hüküm fıkrasında nelerin yer alacağı açıklanmış ve 297/son maddesi gereğince hükümde, tarafların iddia ve savunmalarının özeti, anlaştıkları ve anlaşamadıkları hususlar, çekişmeli vakıalar hakkında toplanan deliller, delillerin tartışılması ve değerlendirilmesi sabit görülen vakıalarla bunlardan çıkarılan sonuç ve hukuki sebeplerin yer alacağı belirtildikten sonra hükmün sonuç kısmında gerekçeye ait herhangi bir söz tekrar edilmeksizin taleplerden her biri hakkında verilen hükümle, taraflara yüklenen borç ve tanınan hakların sıra numarası altında açık,
şüphe ve tereddüt uyandırmayacak şekilde gösterilmesinin gerektiği belirtilmiştir.HMK'nın 26 ve 297. Maddeleri gereğince davacının tüm talepleri hakkında olumlu veya olumsuz karar verilmesi ve verilen kararın gerekçesinin açıklanması hukuki bir zorunluluktur.
Nitekim Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun birçok kararında da aynı hususlara işaret edilmiştir.Mahkemece Anayasa'nın 141. maddesinin 3. fıkrası ile ona koşut düzenleme içeren HMK’nın 297. ve 26. maddelerindeki hükümler gözetilmek suretiyle, davacının talep ettiği tüm kalemler yönünden değerlendirme yapılıp olumlu veya olumsuz bir karar verilmesi ve talepler hakkında verilecek kararın gerekçesinin açıklanması suretiyle, yapılacak inceleme ve araştırma sonucuna uygun karar verilmesi gerekirken,
bu hususlar üzerinde durulmaksızın eksik inceleme sonucu davacı yanın müspet ve menfi zararları yönelik talepleri hakkında herhangi bir değerlendirme yapılmadan ve hüküm oluşturulmadan yazılı şekilde karar verilmesi hatalı olmuştur.O halde mahkemece, dava dilekçesinde yer alan menfi ve müspet zararlar hususunda gerekli inceleme ve araştırma yapmak ayrıca gerekirse bilirkişiden ek rapor almak suretiyle sonucuna karar vermesi gerekir.
Açıklanan nedenlerle, davacı vekilinin istinaf talebinin kabulü ile usul ve yasaya uygun bulunmayan yerel mahkeme kararının 6100 sayılı HMK'nın 353/1-a-6 maddesi gereğince kaldırılarak yukarıda açıklanan şekilde inceleme ve araştırma yapıldıktan sonra oluşacak uygun sonuç dairesinde bir karar verilmesi için dosyanın yerel mahkemesine gönderilmesine karar verilmesi gerekmiştir.
İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 15. Hukuk Dairesi, E. 2021/1929, K. 2025/397, 22 Nisan 2025 tarihli karar · Kaynak: UYAP Emsal Karar Arama