KÜNYE
T.C. İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 16. Hukuk Dairesi
- Karar tarihi
- 7 Aralık 2023
- Dosya no
- 2022/347 Esas
- Karar no
- 2023/1827
- İncelenen kararın mahkemesi
- BAKIRKÖY 1. FİKRİ VE SINAÎ HAKLAR HUKUK MAHKEMESİ
- Tarihi
- 16/11/2021
- Numarası
- 2020/222 2021/242
- Davanın konusu
- Markanın hükümsüzlüğü, Markaya tecavüz
Karar Metni
2.106 kelime·11 dk okuma·3 bölüm
İstinaf incelemesi için dairemize gönderilen dosyanın ilk incelemesi tamamlanmış olmakla, HMK 353. Maddesi gereğince dosya içeriğine göre duruşma yapılmasına gerek görülmeden dosya üzerinde yapılan inceleme sonucu;
GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ
TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMALARININ ÖZETİ Davacı vekili dava dilekçesi ile, müvekkilinin Türkiye ve dünya genelinde "..." markasının kullanım haklarına ve işlem yapma yetkisine sahip olduğunu, "..." markasının çok uzun süredir çeşitli tekstil ürünlerinde ve tescil kapsamına giren emtialar üzerinde kullanmakta olduğunu, "... " markasının Türkiye ve dünya genelinde oldukça tanınan ve bilinen bir marka olduğunu, müvekkilinin " ..." markasını TPMK nezdinde tescil ettirerek koruma altına aldığını, ancak davalının piyasada "..." markasını kullanmak suretiyle ihlaller gerçekleştirdiğini,
davalının bu markayı kullanmasının müvekkiline ait bir markaymış izlenimi yarattığını, davalının müvekkili ile aynı sektörde faaliyet gösterdiğini ve ürünlerini de bu alanda "... " markası adı altında sunduğunu, davalının "..." ibareli markaları TPMK nezdinde tescil ettirdiğini, bu tescilin tüketiciler nezdinde müvekkilinin bir seri markası olarak algılanmasına sebep olduğunu ve müvekkilinin "..." markalı ürünleri ile karıştırıldığını ve davalının bu yöndeki kullanım ve eylemlerinin müvekkilinin tescilli markasından doğan haklarına tecavüze sebebiyet verdiğini iddia ederek,
davalı adına ... tescil numaralı markaların hükümsüzlüğünü, mümkün değil ise bu markalardan "... ibaresinin terkinini, davalının, müvekkilinin tescilli markasına yönelik tecavüzünün tespitini, önlenmesini, sonuçlarının ortadan kaldırılmasını ve verilecek hüküm özetinin ilanını talep ve dava etmiştir.
Davalı vekili cevap dilekçesi ile, müvekkilinin uzun yıllardır tekstil sektöründe faaliyetlerde bulunduğunu, müvekkilinin iltibas oluşturacak herhangi bir eylem veya işlem içinde olmadığını, müvekkilinin tescilli markalarının, davacının markaları ile tamamen farklı olduğunu ve hiçbir benzerlik göstermediğini, müvekkilinin tescilli markasının tek başına bağımsız ve özgün bir marka olduğunu, davacı markası ile müvekkili markası arasında genel görünüm itibariyle iltibas oluşturacak düzeyde bir benzerlik bulunmadığını, müvekkili markasının esas unsurunun "..." ibaresi olduğunu, söz konusu ibarenin davacı markasında yer almadığını,
"..." ibaresinin İtalyanca'da yaygın olarak kullanılmakta olduğunu ve bu sebeple de hiçbir kimsenin tekeline bırakılacak bir ibare olmadığını ve davacı iddialarının gerçeği yansıtmadığını savunarak, davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir.
İLK DERECE MAHKEMESİNİN KARARI
"...Her ne kadar bilirkişi raporları sonuç itibariyle farklı ise de, HMK'nın 282 maddesi uyarınca hakim, bilirkişinin oy ve görüşünü diğer delillerle birlikte serbestçe değerlendirir.
Ayrıca Yüksek Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun 08/06/2016 tarih ve 2014/14-696 Esas ve 2016/778 Karar sayılı ilamında belirtildiği üzere markalar arasında karıştırılma ihtimalinin bulunup bulunmadığının değerlendirilmesi hukuki bir konu olduğundan bu yönüyle de bilirkişi raporları HMK 282 maddesi kapsamında Mahkememizce değerlendirilerek çelişkiyi giderir rapor alınmasına gerek duyulmamıştır.
Öncelikle, dava konusu edilen ... tescil başvuru numaralı markanın, davanın ikame edildiği tarihte ve dahi halihazırda tescilli olmadığı, inceleme aşamasında olduğu anlaşılmakla bu marka yönünden davacının davasının hukuki yarar yokluğu dava şartı nedeniyle usulden reddi gerekmiştir.
Davacının diğer dava konusu markalara yönelik hükümsüzlük ve marka haklarına tecavüze dair talebine gelince; davacı markasının Türkiye'de tanınmış marka olduğuna dair ispata yarar herhangi bir delil sunulamamıştır. Bu itibarla davacı markasının tanınmış marka olduğunun kabulü mümkün olmamıştır. Yine, davalı tescillerinin kötü niyetli olduğuna dair ispata yarar yeterli delil ibraz edilememiştir.
Davalı adına tescilli ... tescil numaralı marka 03/06/2015 tarihinde sicile kaydedilip 31/07/2015 tarihinde resmi marka bülteninde yayınlanmıştır. Davacı eldeki bu davayı 07/09/2020 tarihinde açmıştır. Mülga 556 sayılı KHK'nın 42/1-a maddesinde, "7'nci maddenin (ı) bendinde belirtilen tanınmış markalarla ilgili davanın tescil tarihinden itibaren 5 yıl içerisinde açılması gerekir.
Markanın tescilinde kötüniyet varsa iptal davası süreye bağlı değildir" düzenlemesi mevcut olup, dava açma hakkının sınırsız sürede kullanılmasında yasanın ruhu ve hukuk mantığı ile bağdaşmayacağı gözetilerek 556 sayılı KHK'nin 42/1-(a) bendindeki tanınmış markalar için öngörülen 5 yıllık dava açma süresinin, diğer markalar yönünden açılacak davalar için de uygulanması suretiyle KHK'deki yasal boşluğun doldurulması Yargıtay 11. Hukuk Dairesi'nce kabul edilmiştir(Yargıtay 11. HD'nin 2006/8082 Esas, 2007/15915 Karar sayılı ilamı).
Dava tarihi itibariyle yürürlükte bulunan SMK'nun 25/6 maddesinde de aynen "Marka sahibi, sonraki tarihli bir markanın kullanıldığını bildiği veya bilmesi gerektiği hâlde bu duruma birbirini izleyen beş yıl boyunca sessiz kalmışsa, sonraki tarihli marka tescili kötüniyetli olmadıkça, markasını hükümsüzlük gerekçesi olarak ileri süremez. " denilmek suretiyle yasal düzenleme yapılmıştır. Öte yandan, belirtilen bu süre hak düşürücü olup, mahkemece resen gözetilmesi gerekmektedir.
Bu itibarla davacının dava konusu ... tescil numaralı markaya yönelik davası beş yıllık hak düşürücü süre içerisinde açılmadığından reddi gerekmiştir. Dava konusu ... tescil numaralı marka yönünden ise, bu marka önceki tarihli davalı markasının serisi mahiyetinde olduğu gibi, davacı markalarının tescilli olduğu emtia ve hizmet sınıfı ile de farklıdır. Bu itibarla bu markaya yönelik davanın da reddi gerekmiştir.
Davacının marka haklarına tecavüze ilişkin talebine gelince; yukarıda değinildiği üzere hak düşürücü süre içerisinde dava açılmadığı gibi, marka tescilleri dışında davalının fiili kullanımına dair davacı tarafça tecavüzün varlığını gösterir herhangi bir maddi delil sunulmadığından bu yönden de davanın reddi gerekmiştir..." şeklinde karar verilmiştir.
İSTİNAF İSTEMİ
Davacı vekili istinaf dilekçesinde özetle; sınai mülkiyet başvurularıyla ilgili işlem sürelerine ilişkin olarak verilmiş olan 7226 sayılı kanun ve 2480 sayılı Cumhurbaşkanı kararında; kurum tarafından verilen sürenin, bitiş tarihi 13 mart 2020’den önce ve bitiş tarihi 16 haziran 2020 ve sonraki bir tarih olan işlemler için 95 gün ilave edileceği hüküm altına alındığını, 05.05.2020 tarihinde, TPMK tarafından yayınlanan ilgili süre uzatımını gösterir bilgilendirmenin de dilekçe ekinde sunulduğunu, ilgili Cumhurbaşkanı kararı gereğince, dava açma için 5 yıllık hak düşürücü süre, “hak düşürücü süre sonu olan 31/07/2020 tarihine,
95 gün eklendiğinde 5 yıllık hak düşürücü süre 31/10/2021 tarihine kadar uzadığını, 07.09.2020 tarihinde açılan davanın süresinde olduğunu, Mahkemenin müvekkili tescilli markasının tanınmışlığı ve davalının kötü niyetli kullanımı ve markalara tecavüz değerlendirilmesinin yerinde olmadığını,davacının ‘‘...’’ markası, sektörde ve tüketici nezdinde yerleşik, itibarlı bir marka olup davacının hiçbir maddi ve manevi özveriden kaçınmayarak yoğun bir biçimdeki çabası sonucu dünya seviyede, tanınmışlık ve bilinirlik düzeyine erişmiş olduğunu, dava dilekçesi ek 1,2,3 te delillerin sunulduğunu, davalının markası olan ‘‘...’’ kelimelerini,
internette google arama motoruna girildiğinde müvekkili markası çıktığını, emsal Yargıtay kararlarından görüleceği üzere ; sadece birden fazla ülkede tescil edilmiş olması durumunda dahi tanınmış marka olduğu kabulü ile markanın koruma altına alınması gerektiğini, ... markasının başta İtalya ve Türkiye olmak üzere avrupa ve dünya ülkeleri marka sicillerinde kayıtlı olduğunu, davalının, Türk vatandaşı olup adının “..." olduğunu, ancak davalının marka olarak,
müvekkilinin kullandığı “...” markasına benzemeyen, türkçe veya yabancı bir dilde bir kelimeyi marka olarak seçmediğini, dünyaca bilinir ve tanınmış olan davacı müvekkili markasına çok benzeyen ve bir çok ülkede müseccel, tüketiciyi yanıltabilecek “...” markasını seçerek kötü niyetli olarak davrandığını, davalı adına kayıtlı ... başvuru numaralı ve 03.03.2020 başvuru tarihli ... marka tescil talebinin, müvekkiline ait ‘‘...’’ (...) markasına benzer olması ve karıştırılma ihtimali bulunması nedeniyle TPMK tarafından reddedildiğini,
dosyaya bizzat davalı tarafça sunulmuş olan ... tarafından tanzim edilen irsaliyeli fatura ve e-arşiv faturaları incelendiğinde, davalı tarafça müvekkiline ait pazarı kullanma gayesi ile ingiltere, fransa, ispanya, almanya gibi ülkelere ürün satıldığının görüldüğünü, bu durumun da kötüniyet ve markanın tanınmışlığının ve reklam gücünün çıkar elde etme amacını gösterdiğini, davalının kötü niyetli olduğunu gösterir bir diğer husus da davalı yanca davacı müvekkiline karşı Ankara 1. Fikri sınai haklar ve hukuk mahkemesi 2021/150 e. sayılı dosyası ile açmış oldukları dava olduğunu,dünya ülkelerinde marka sicillerine kayıtlı olan ve abd, italya,
fransa, ispanya, belçika, hollanda, portekiz, ukrayna, rusya, libya, arnavutluk, yunanistan, romanya, hindistan, meksika vs. de bulunan mağazalarda ürünlerinin satılan ve dünya pazarına yayılan müvekkiline ait markayı kullanan, tanınmışlığından ve bilinirliğinden yararlanıldığını, müvekkilinin konumuna ve imajına telafisi imkansız zararlar verdiğini, davalı yanca kötü niyetli olarak ve iltibasa sebep verecek şekilde üretilen ilgili ürünlerin üretildiği ve satıldığı yerlerle ilgili keşif talebi olmsına rağmen değerlendirilmediğini keşif yapılmadan karar verildiğini, bilirkişi raporunda da “… markası,
tekstil sektöründe faaliyette bulunan bir italyan firmasıdır. markanın Türkiye’de dahil olmak üzere 16/10/2007 tarihinden itibaren, dünya çapında yaklaşık 52 ülkede ve aynı zamanda avrupa birliği’nde topluluk markası olarak tescillerinin bulunduğu, ınternational fashion week benzeri uluslararası moda organizasyonlarında tanıtımlarının yapılmakta olduğu, söz konusu markaya ait ürün segmentinde 25. sınıf içinde yer alan iç-dış giysiler, ayak giysileri ve baş giysileri denilen ürünler yer almakta olduğu,
markaya ait ürünlerin türkiye’de de satılmakta olduğu tespit edilmektedir. tekstil/giyim ve bağlantılı olarak ayakkabı vb. gibi sektörlerde belirli bir tanınmışlığı söz konusudur…” şeklindeki tespitlere yer verildiğini, kötüniyet olduğundan hak düşürücü süre de olmayacağını, tecavüzün de gerçekleştiğini belirterek kararın kaldırılmasını davanın kabulünü talep etmiştir.
İNCELEME Türk Patent ve Marka Kurumu'ndan gelen kayıtlardan, ... tescil (u.tescil no. ...) numaralı "... " ibareli markanın 06/04/2009 tarihinden itibaren 03,0918,25 SINIFTA, ... tescil numaralı " ..." ibareli markanın 14,16,24 SINIFLARDA 17/08/2010 tarihinden itibaren, davacı adına tescilli olduğu anlaşılmaktadır.
Dava konusu ... tescil numaralı "..." ibareli markanın 09.08.2014 başvuru tarihi ile 03/06/2015 tarihinden itibaren 25,35 sınıfta, ... tescil numaralı "...+ŞEKİL" ibareli markanın 05/04/2019 tarihinden itibaren davalı adına tescilli olduğu anlaşılmıştır. Dava konusu markalardan ... tescil başvuru numaralı markanın, davanın ikame edildiği tarihte ve dahi halihazırda tescilli olmadığı, beyanlara göre başvurunun reddedildiği anlaşılmıştır. Marka vekili bilirkişi ...
23/03/2021 havale tarihli raporda sonuç olarak, dava konusu markalardan ... tescil numaralı markanın, davanın ikame edildiği tarihte ve dahi halihazırda tescilli olmadığı, hal böyle iken ilgili markanın hükümsüzlüğünün teknik olarak talep olunamayacağı, davacı yana ait davaya mesnet markanın, davalı yana ait dava konusu markalardan ... tescil numaralı markanın gerek tescil başvuru tarihi olan 17/10/2018 tarihi itibari ile gerekse de ... tescil numaralı markanın tescil başvuru tarihi olan 09/08/2014 tarihi itibari ile tanınmış marka statüsünde olduğunun ispatlanamadığı, davalı yana ait markaların hükümsüzlüğü koşullarının oluşmadığı,
davalı yanın davacı yana ait markaya tecavüz teşkil eder kullanımlarının da dosya münderecatından tespit olunamadığı belirtilmiştir.
Marka vekili ... , ... ile sektör (tekstil müh ) ... müşterek bilirkişi raporunda sonuç olarak, davacı markasının SMK m.6/4 kapsamında tanınmış marka olarak değerlendirilebileceğine dair yeterli bilgi/belge dosya içinde yer almadığından, SMK. m6/4 kapsamında bir değerlendirme yapılamamakla birlikte, SMK m.6/5 kapsamında ilgili sektör açısından belirli bir tanınmışlığa erişmiş olduğu, davalı markaları açısından SMK m.6/5 kapsamında hükümsüzlük şartlarının mevcut olduğu, davalı markaları açısından SMK m.6/1 kapsamında hükümsüzlük şartlarının mevcut olduğu,
davalının tecavüz teşkil eder şekilde markaya dair kullanımını gösterir dosya içinde herhangi bir bilgi/belge de yer almadığından, dosyanın mevcut durumu itibariyle markaya tecavüz açısından herhangi bir inceleme ve değerlendirme yapılamadığı, önceki raporda ulaşılan sonuca, yukarıda açıklanan nedenlerle markaya hükümsüzlük açısından katılamadıklarını ve heyetçe farklı sonuca ulaşıldığı, markaya tecavüz açısından ulaşılan sonuçların ise aynı olduğu belirtilmiştir.Davalı vekili 2.rapora karşı beyan dilekçesi ekinde 2019 ve 2020 tarihli fatura suretleri sunmuştur.
GEREKÇE Dava, markaya tecavüzün tespiti, meni, refi ile markaların hükümsüzlüğü istemine ilişkindir. İlk derece mahkemesince davanın reddine karar verilmiştir. Karara karşı davacı vekili istinaf kanun yoluna başvurmuştur.İstinaf incelemesi, HMK'nın 355. maddesi gereğince, ileri sürülen istinaf başvuru nedenleri ve kamu düzeni yönüyle sınırlı olarak yapılmıştır.
İlk derece mahkemece ... numaralı "..." ibareli marka yönünden davanın 5 yıllık süre içinde açılmadığı gerekçesi ile hükümsüzlük talebinin reddine karar verilmiş olup davacı vekilinin öncelikli istinaf istemi davanın süresinde açıldığına yöneliktir.
25.03.2020 Tarihli 7226 sayılı Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun'un geçici 1.maddesine göre; " a) Dava açma, icra takibi başlatma, başvuru, şikâyet, itiraz, ihtar, bildirim, ibraz ve zamanaşımı süreleri, hak düşürücü süreler ve zorunlu idari başvuru süreleri de dâhil olmak üzere bir hakkın doğumu, kullanımı veya sona ermesine ilişkin tüm süreler.
6/1/1982 tarihli ve 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu, 4/12/2004 tarihli ve 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu ve 12/1/2011 tarihli ve 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu ile usul hükmü içeren diğer kanunlarda taraflar bakımından belirlenen süreler ve bu kapsamda hâkim tarafından tayin edilen süreler ile arabuluculuk ve uzlaştırma kurumlarındaki süreler 13/3/2020 (bu tarih dâhil) tarihinden, 30/4/2020 (bu tarih dâhil) tarihine kadar durur.
Bu süreler, durma süresinin sona erdiği günü takip eden günden itibaren işlemeye başlar. Durma süresinin başladığı tarih itibarıyla, bitimine on beş gün ve daha az kalmış olan süreler, durma süresinin sona erdiği günü takip eden günden başlamak üzere on beş gün uzamış sayılır. Salgının devam etmesi halinde Cumhurbaşkanı durma süresini altı ayı geçmemek üzere bir kez uzatabilir ve bu döneme ilişkin kapsamı daraltabilir".
İlgili Kanun ile dava açma süreleri 13.03.2020 tarihinden 30.04.2020 tarihine kadar durmuş, daha sonra 30.04.2020 tarihli Resmi Gazete'de yayınlanarak yürürlüğe giren kanun gereğince durma süresi 15 Haziran 2020'ye kadar (bu tarih dahil olmak üzere) uzatılmıştır.Somut olaya bakıldığında; markanın sicile tescil tarihinin 05.06.2015 olduğu, 5 yıllık dava açma süresinin 05.06.2020'de sona ereceği, ancak 13.03.2020 günü itibarı ile sürenin Kanunen durduğu ve 16.06.2020'den itibaren tekrar işlemeye başladığı, buna göre dava açma süresinin son gününün 08.09.2020 olduğu,
davacının ise 07.09.2020 Tarihinde süresinde iş bu davayı açtığı görülmekle davanın esastan incelenmesi gerekirken kısmen süreden reddi yerinde görülmemiştir.Açıklanan nedenle davacının istinafının bu yönden kısmen kabulüne, ilk derece mahkemesinin kararının HMK 353.1.a.6 maddesi gereğince kaldırılmasına, kaldırma sebebine göre sair hususlara yönelik istinaf istemlerinin ise bu aşamada incelenmesine yer olmadığına karar vermek gerekmiştir.
İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 16. Hukuk Dairesi, E. 2022/347, K. 2023/1827, 7 Aralık 2023 tarihli karar · Kaynak: UYAP Emsal Karar Arama