KÜNYE
T.C. İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 17. Hukuk Dairesi
- Karar tarihi
- 16 Ekim 2025
- Dosya no
- 2022/129 Esas
- Karar no
- 2025/1330
- İncelenen kararın mahkemesi
- İSTANBUL 19. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
- Tarihi
- 29/11/2021
- Numarası
- 2020/386 Esas, 2021/903 Karar
- Dava
- TAZMİNAT (Rücuen Tazminat
Karar Metni
1.830 kelime·9 dk okuma·5 bölüm
6100 Sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 353. maddesi uyarınca dosya incelendi.
GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ
Davacı vekili dava dilekçesi ile; müvekkili şirketin davalı şirketin inşaat şantiyesine beton sağladığını, iş sırasında, şantiyeye beton sağlamak için kurulan mekanizmayı kullanan müvekkili şirket işçisinin iş kazası geçirdiğini, SGK'nın işçi için bağladığı gelir, işçiye ödenen geçici iş göremezlik ödenekleri ve tedavi masraflarından oluşan kurum zararı için müvekkili ve davalı şirket aleyhine dava açtığını, sözkonusu davada kurum zararının müvekkili ve davalıdan müteselsilen tahsiline karar verildiğini, kararın temyiz incelemesinde düzeltilerek onandığını,
ilamın takibe konulması üzerine müvekkilinin borcu ödediğini ve takibin kapatıldığını, iş davasında müvekkilinin % 20, işçinin % 20, davalı şirketin ise % 60 oranında kusurlu olduğu tespit edilmesine rağmen müvekkilinin icra tehdidi ile borcu tamamen ödemek zorunda kaldığını, yapılan ödemenin kusuru oranında davalıdan tahsil edilmesi gerektiğini, ayrıca müvekkilinin davalının kusur oranına isabet eden kısmı ödediğini ve haksız olarak ödemek durumunda kaldığı bu tutarı değerlendiremeyerek zarara uğradığını, artan dolar kuru dikkate alındığında müvekkilinin sadece USD kurundan kaynaklı uğradığı aşkın zararının da tazmin edilmesi gerektiğini,
davadan önce arabulucuya başvurmuşlarsa anlaşma sağlanamadığını ileri sürerek haciz tehdidi ile ödenmek zorunda kalınan miktarın davalının kusur oranına isabet eden miktarından şimdilik 10.000,00 TL'sinin ve müvekkilinin uğradığı aşkın zarardan şimdilik 1.000,00 TL'sinin icra dosyasındaki ödeme tarihinden işleyen faizi ile birlikte davalıdan tahsiline karar verilmesini talep ve dava etmiştir.Davacı vekili 07.07.2021 tarihli ıslah dilekçesi ile;
davalının kusur oranına isabet eden zarar talebini 182.774,94 TL ve işlemiş faiz 14.209,24 TL olmak üzere alacağı toplam 196.984,18 TL'ye, aşkın zarar talebini ise 48.317,84 TL'ye yükselterek toplam 245.302,02 TL'nin in yüksek ticari reeskont faizi ile birlikte davalıdan tahsiline karar verilmesini talep etmiştir.
CEVAP
Davalı vekili cevabında; miktar belirli iken açılan kısmi davanın reddi gerektiğini, alacağın zamanaşımına uğradığını, müvekkilinin beton anlaşmasını farklı bir şirket ile yaptığını ve davacı ile arasında hiçbir bağ bulunmadığını, davacının aşkın zararını ispatlaması gerektiğini, ancak bu zarara ilişkin bir delil sunulmadığını, alacak ödenmiş olsa idi, ne şekilde kullanacağına ilişkin gerçekçi ve somut deliller bulunmadığını savunarak davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir.
İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI
Mahkemece; davacının icra dosyasına yaptığı ödeme tarihinden dava tarihine kadar zamanaşımı süresinin dolmadığı, SGK'nın kurum zararının tahsili için ilama dayalı olarak başlattığı takipte davacının ödediği miktardan davalının kusuru oranında sorumlu olduğu,
davacının fazla ödediği paranın iadesi gereken tarihten, mahkeme kararı ile parasını aldığı tarihe kadar geçen süre içinde normal bir kişinin parasını atıl tutmayıp, değerini korumak için vadeli mevduata, dövize veya diğer yatırım araçlarına (altın, devlet tahvili gibi) yöneleceğinin karine olarak kabulü gerektiği, alınan bilirkişi raporunda sepet formulüne göre davacının uğradığı munzam zararın 48.317,84 TL olarak tespit edildiği gerekçesiyle davanın kabulü ile toplam 245.302,02 TL'nin dava tarihinden işleyecek avans faizi ile birlikte davalıdan tahsiline karar verilmiştir.
İSTİNAF NEDENLERİ
Karar davalı vekili tarafından istinaf edilmiştir.Davalı vekili istinaf nedenleri olarak; davacı ile aralarında beton anlaşması bulunmadığını, aşkın zararın paranın muayyen gününde ödenmemesinden doğan zarar olup, davacının fiili uğradığı zararın ne olduğunu ve miktarını kanıtlamak durumunda olduğunu, ülkede yaşanan ekonomik kriz nedeniyle paranın döviz karşısında hızlı değer kaybı, yüksek enflasyon gibi genel afaki ve doğrudan davacının zararını ifade etmeyen umumi ekonomik konjoktürel olguların aşkın (munzam) zararın varlığını göstermeyeceğini, davacının aşkın zararı olduğunu ve miktarını ispatlayamadığını belirterek kararın kaldırılmasını ve davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir.
DELİLLERİN TARTIŞILMASI VE GEREKÇE
HMK'nın 355. ve 357. maddeleri gereğince istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle bağlı olarak ve kamu düzenine aykırılık hususları da gözetilerek yapılan inceleme neticesinde.
Dava, rücuen tazminat istemine ilişkindir.Dosya kapsamından; dava dışı SGK'nın iş kazasında yaralanan işçi için bağlanan gelir ve yapılan ödemelerin tahsili için Bakırköy 15. İş Mahkemesi'nin 2011/1552 Esas sayılı dosyasında eldeki dosyanın taraflarına açtığı dava kabul edilerek kurum alacağının davacı ve davalıdan müteselsilen tahsiline karar verildiği, sonrasında ilamın icraen yerine getirilmesi için davacı ve davalı aleyhine takip başlatıldığı, davacının takip dosyasına 13.09.2019 tarihinde 100.000,00 TL, 30.10.2019 tarihinde 143.699,92 TL ödeme yaptığı ve icra dosyasının tahsil nedeniyle kapatıldığı görülmektedir.
Davacı; davalının kusur oranına isabet eden zarar bedelini de ödediği ve bu miktarı başka şekilde değerlendirememesi nedeniyle zarara uğradığı iddiasıyla ödenen miktardan davalının kusur oranına isabet eden kısım ile, aşkın zararın tazmini istemiyle bu davayı açtığı anlaşılmıştır.Mahkemece, bilirkişi raporu doğrultusunda davacının her iki talebi kabul edilerek toplam 245.302,02 TL'nin davalıdan tahsiline karar verilmiş, davalı vekili hükmü istinaf etmiştir.1-Davalı vekili, davacı ile aralarında hiçbir hukuki bağ olmadığını belirterek hükmü istinaf etmiştir.
Ancak Bakırköy 15. İş Mahkemesi'nin 2011/1552 Esas sayılı dosyasında SGK'nın kurum zararından davacı ve davalı müştereken ve müteselsilen sorumlu tutulmuşlardır. TBK'nın 62. maddesi müteselsil sorumluların iç ilişkisini düzenlemektedir. Bu maddeye göre tazminatın kendi payına düşeninden fazlasını ödeyen kişi, yaptığı fazla ödeme için, diğer müteselsil sorumlulara karşı rücu hakkına sahiptir ve zarar görenin haklarına halef olur.
Buradaki rücuda teselsül değil, pay esası geçerlidir. Anılan düzenleme doğrultusunda kendi payına düşenin fazlasını ödeyen davacının, fazla yaptığı ödeme için diğer müteselsil sorumluya rücu hakkı bulunduğu açıktır.İlk derece mahkemesinde alınan bilirkişi rapor ve ek raporunda; iş davasında davacının % 20, davalının % 60 oranında kusurlu olmasına göre, davacının takipte ödediği miktarın, davalının kusur oranına isabet eden kısmının 182.774,94 TL,
anılan tutarın ödeme tarihlerinden işbu dava tarihine kadar işlemiş faizinin 14.802,24 TL olduğu tespit edilmiştir.Buna göre davalının kusur oranına isabet eden 182.774,94 TL'nin davalıdan tahsiline karar verilmesinde isabetsizlik bulunmamaktadır.2-Ancak mahkemece davalının kusur oranına isabet eden tutar yanında, bu tutarın ödeme tarihinden dava tarihine kadar işlemiş faizi olan 14.802,24 TL de ana paraya eklenmiş ve toplam 196.984,18 TL'nin dava tarihinden işleyecek avans faizi ile birlikte davalıdan tahsiline karar verilmiştir.Türk Borçlar Kanunu'nun 121/3 maddesinde düzenlenen, uygulamada "faize faiz yürütme yasağı" olarak da bilinen,
kamu düzeni ile ilgili olması sebebiyle Mahkemece resen gözetilmesi gereken, ana para alacağına işlemiş faiz eklenmek suretiyle toplam alacağın dava tarihinden itibaren işleyecek avans faizi ile birlikte tahsiline karar verilmesi doğru değildir.
Bu nedenle, davalının kusur oranına isabet eden 182.774,94 TL'nin dava tarihinden işleyecek avans faizi ile birlikte, ayrıca davacının ödeme tarihinden dava tarihine kadar işlemiş faiz tutarı 14.802,24 TL'nin de faiz olarak davalıdan tahsiline karar verilmesi ile yetinilmesi gerekirken, faize faiz yürütme yasağına aykırı olacak şekilde alacağın dava tarihine kadar işlemiş faizinin de asıl alacağa eklenmesi ve toplam alacağa dava tarihinden itibaren avans faizi uygulanması doğru olmamıştır.3-Mahkemece davacının 48.317,84 TL aşkın zararı bulunduğu kabul edilerek bu tutarın da davalıdan tahsiline karar verilmiş,
davalı vekili aşkın zarar talebi yönünden davanın reddi gerektiği gerekçesiyle hükmü istinaf etmiştir.Aşkın (munzam) zararın ispatına ilişkin yükümlülük, bu zararın varlığını iddia eden alacaklının üzerindedir.
Bu bağlamda aşkın (munzam) zarar alacaklısı, 6098 sayılı Kanun’un 122 nci maddesine dayalı olarak tazminat talebinde bulunabilmesi için öncelikle kaynağı ne olursa olsun evvela bir alacağı olduğunu, borçlunun temerrütte bulunduğunu, illiyet bağını ve bu alacağını tahsil edememesinden veya geç ödeme yapılmasından doğan ve duruma göre malvarlığında azalma veya engellenen kazançlardan oluşan zararını kanıtlamak durumundadır.
Aşkın (munzam) zararın talebinde varlığı iddia olunan zararın, yine alacaklı tarafından yasal ispat vasıtalarıyla somut, inanılır ve açık bir biçimde ispatlaması gerekir. Başka bir anlatımla, alacaklı tarafça aşkın (munzam) zarar olgusu, 6100 sayılı Kanun'un 194 üncü maddesi gereğince ispata elverişli şekilde somutlaştırılarak ileri sürülen iddianın ispatı için gerekli tüm deliller somut olarak ortaya konulmalıdır.
Bu itibarla salt ülkenin ve piyasanın içinde bulunduğu ekonomik olumsuzluklardan olan enflasyon, yüksek faiz, para değerindeki düşüş gibi olgulara dayalı olarak ileri sürülen aşkın (munzam) zarar talebi, alacaklının bu sebeple zarara uğradığını açık ve somut bir biçimde iddia ve ispat etmediği müddetçe, 6098 sayılı Kanun'un 122 nci maddesi kapsamında aşkın (munzam) zararın kanıtı olarak ileri sürülemez ve anılan şartlar sebebiyle ortaya çıkan olumsuzluklar alacaklı zararı olarak kabul edilemez.
Dolayısıyla 6098 sayılı Kanun'un 122 nci maddesinde karşılanması öngörülen faizi aşan aşkın zararın, genel ekonomik olumsuzlukların (ülkede cari enflasyon oranı, yüksek ve değişken döviz kurları, mevduat faizleri, paranın satın alma gücünde meydana gelen azalma) dışında davacının durumuna özgü somut vakıalarla ispatlanması gerekir.
Başka bir anlatımla yüksek enflasyon, dolar kurundaki artış, serbest piyasadaki faiz oranlarının yüksek oluşu, paranın satın alma gücünde meydana gelen azalma, davacıyı ispat yükünden kurtarmayacağı gibi herhangi bir ispat kolaylığı da sağlamaz. Bu kapsamda ülkenin içinde bulunduğu ekonomik olumsuzluklardan hareketle ileri sürülen soyut ve varsayıma dayalı zarar iddiaları hükme esas alınamaz.
(Yargıtay 11. HD'nin 2021/6204 Esas, 2023/1610 Karar sayılı kararı)Somut olayda davacı, 6098 sayılı Kanun'un 122 nci maddesinde karşılanması öngörülen faizi aşan aşkın zarar iddiasını, genel ekonomik olumsuzluklar (ülkede cari enflasyon oranı, yüksek ve değişken döviz kurları, mevduat faizleri, paranın satın alma gücünde meydana gelen azalma) dışında kendi durumuna özgü somut vakıalarla ispatlayamamıştır.
Yüksek enflasyon, dolar kurundaki artış, serbest piyasadaki faiz oranlarının yüksek oluşu, paranın satın alma gücünde meydana gelen azalma, davacıyı ispat yükünden kurtarmayacağı gibi herhangi bir ispat kolaylığı da sağlamaz.
Bu nedenle davacının ispatlanamayan aşkın zarar talebinin reddi gerekirken, bu talebin kabul edilmesi de doğru olmamıştır.Açıklanan nedenler ile davalı vekilinin istinaf başvurusunun 2 ve 3 maddede belirtilen nedenler ile kabulü ile HMK'nın 353/1.b.2 bendi gereğince ilk derece mahkemesi kararının kaldırılmasına ve yeniden esas hakkında davanın kısmen kabulüne karar verilmesine dair aşağıdaki hüküm kurulmuştur.
İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 17. Hukuk Dairesi, E. 2022/129, K. 2025/1330, 16 Ekim 2025 tarihli karar · Kaynak: UYAP Emsal Karar Arama