KÜNYE
T.C. İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 3. Hukuk Dairesi
- Karar tarihi
- 20 Mayıs 2025
- Esas no
- 2024/2051
- Karar no
- 2025/1317
- Davanın konusu
- İtirazın İptali
Karar Metni
2.399 kelime·12 dk okuma·1 bölüm
Yukarıda tarafları ve konusu yazılı bulunan dava ile ilgili olarak, ilk derece mahkemesince verilen kararın istinaf edilmesi sebebiyle , dava dosyası üzerinde yapılan inceleme sonunda;
GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ
Davacı vekili dava dilekçesinde özetle.
Davacı ile davalı arasında, ... ticari plaka sayılı aracın 1/ 4 hissesinin davacıya satışına ilişkin sözleşme yapıldığını, davacının satış bedelini davalıya ödediğini, davacının sözleşme uyarınca üzerine düşen edimi yerine getirmesine ve defalarca davalı yandan edimini yerine getirmesini yani aracın satın alınan hissesinin kendisine devir ve adına tescilini talep etmesine rağmen davalının araç hissesini davacıya devretmediğini, davacının, ödemiş olduğu araç satış bedelinin iadesini talep ettiğini, satış bedelinin iade edilmemesi üzerine,
için davalı aleyhine İstanbul Anadolu 8. İcra Müdürlüğü'nün ...esas sayılı dosyası ile icra takibi başlatıldığını, davalının, bu icra takibine haksız ve mesnetsiz olarak itiraz ettiğini, icra takibinin bu nedenle durduğunu, davacının itirazı haksız ve mesnetsiz olduğunu, taraflar arasındaki satış sözleşmesinin varlığının tartışmasız olduğunu, satış ve devir işleminin yapılmamış olduğu ve davalının davacı müvekkilinden aldığı satış bedelini iade etmemiş olduğu da yargılama neticesinde ortaya çıkacağını, huzurdaki davayı ikame etmeden önce dava şartı zorunlu arabuluculuk başvurusu yapıldığını,
arabuluculuk süreci de anlaşamama ile sonuçlandığını, arz ve izah olunan sebeplere binaen, davalının İstanbul Anadolu 8. İcra Müdürlüğü'nün ... esas sayılı takibine haksız ve mesnetsiz olarak yaptığı itirazın iptaline ve takibin devamına, davalının %20 den aşağı olmamak üzere inkar tazminatı ödemesine, karar verilmesini talep etmiştir.Davalı vekili cevap dilekçesinde ;
davacının satış bedelini iadeye ilişkin alacak talebinin hiçbir haklı nedene dayanmadığını, taraflar arasında davacının iddia ettiği şekliyle satış ilişkisi kurulmadığını, davacının iddia ettiği satış ilişkisini kabul etmediklerini, icra takibi aşamasında alacağını ispata elverişli belge sunmadığı gibi huzurdaki itirazın iptali davasında da iddia ettiği alacağını neye ve hangi belgeye dayandırdığını ifade etmediğini, davacının hiçbir belgeye dayanmayan, hukuk düzeninden ve gerçekte bulunmayan alacak talebinin haksız ve mesnetsiz olduğunu, icra takibine konu takip talebinde alacak kısmında,
yalnızca " 30.09.2018 vade tarihli araç satış bedeli" açıklamasına yer verdiğini, açıklamaya ilişkin dayanak belge sunulmadığını, bu açıklamanın, alacaklının satıcı, borçlunun da alıcı olduğu izlenimi yarattığını, dava dilekçesinde ise davacı, satış bedeli iadesi ifadesine yer vererek davalının satıcı, kendisinin alıcı olduğu izlenimi yarattığını, davacının iddiasına dayanak belge bulunmadığı gibi davacının beyanından iddia ve talebi dahi anlaşılmadığını, sunulan belge gerçek bir sözleşme ise dahi konu ile ilgisi olmadığı açık olup davacının mahkemeyi yanıltma gayesi ile belge sunduğu anlaşıldığını,
davacı tarafça taraflarınca ikrar edildiğini söylenen belgenin kabulü dahi davanın temelsizliğini ve haksızlığını açıkça ortaya koyduğunu, taraflarınca kabul edilmemekle birlikte, sözleşme başlıklı metnin, taraflar arasında anlaşmanın bulunduğuna ilişkin ispat oluşturduğu ihtimalde dahi, davacının davalıya ödemiş olduğu bir satış bedelinin bulunmadığı hususunun gözardı edilmemesi gerektiğini, davacının satış bedelinin iadesine ilişkin talebi var ise öncelikle davalıya satış bedelini ödediğini ispat etmesi gerektiğini, davacı, ne icra takibine ne de huzurdaki davaya satış bedeline ödediğine ilişkin belge ibrazında bulunmadığını,
davalı tarafından davacıdan satış bedeli adı altında ödeme de almadığını, basit yargılanma usulüne tabi olan huzurdaki davada davacı açısından iddiasını genişletme yasağı dava dilekçesinin verilmesiyle başlamış olup bu aşamadan sonra belge vs. sunulmasını kabul etmediklerini, davacının faiz talebinin reddi gerektiğini, davacının hiçbir belge ve delile dayanmayan, doğal olarak temerrüt olgusu oluşturmayan, alacak iddiasına mesnetsiz bir vade tarihi belirleyerek belirttiği tarihten itibaren faiz talebinde bulunduğunu, talebin açıkça hukuka aykırı olup reddi gerektiğini, açıklanan nedenlerle;
davacının itirazın iptali talebinin ve icra inkar tazminatı talebinin reddine, haksız ve mesnetsiz açılan davanın reddi ile davacı aleyhine dava değeri üzerinden hesaplanacak %20 oranında kötü niyet tazminatına hükmedilmesine, davacı aleyhinde disiplin para cezasına hükmedilmesine karar verilmesini istemiştir.
Mahkemece yapılan yargılama sonunda ; " Somut olayda araç satışının noter kanalıyla hiç gerçekleşmediği , aslında söz konusu aracın ticari nitelikte olması hasebiyle satıştan kastedilenin aracın çıplak mülkiyetinden çok ticari hattın işletilmesine ilişkin olduğu söylenmelidir. Dosyada dinlenen tanık beyanları da bunu göstermektedir. Ticari hatların satışının Belediye yönü de bulunduğu bilinmekle birlikte satış gerçekleşmediğinden bu hususun ayrıntılarına girilmeyecektir.
Türk Borçlar Kanunda sözleşme serbestisi ilkesi benimsenmiş olup; kural olarak sözleşmeler yalnız tarafları etkiler. Onların leh ve aleyhlerine hak ve borçlar doğururlar. Borcun ifa edilmiş sayılması ve borçlunun borcundan kurtulabilmesi için ifanın alacaklıya yapılmış olması gerekir. Bununla birlikte taraflar üçüncü kişi lehine de sözleşme yapabilirler. Bir sözleşmede ifanın taraflarca üçüncü kişiye yapılmasının kararlaştırılmasına üçüncü kişi yararına sözleşme denir.
Üçüncü kişi yararına sözleşmeden doğan borç üçüncü kişiye ifa edilir. Bu bilgiler ışığında tekrar dosyaya bakıldığında davacı taraf iddiasını davalı ile dava dışı kardeşi arasında yapılan sözleşmeye dayandırmış olup, sözleşme kapsamında aracın satış bedelini ödediğini fakat satışın gerçekleşmediğini, bedelin de iade edilmediğini iddia etmiştir.
Davacının bir başka mahkemedeki davalın sunduğu cevap dilekçesinde davaya dayanak sözleşmeyi ikrar ettiğine yönelik beyanın davalı ve sözleşmenin diğer tarafınca bu yargılamada da doğrulanmış olması karşısında sözleşmenin varlığı konusunda bir itilaf kalmadığından ayrıca tartışılmasına gerek görülmemiştir.
Ne var ki, yukarıda da izah edildiği üzere davacı satış bedelini ödediğini ve iade edilmediğini ileri sürmüş, davalı ise satış bedelinin ödenmediğini, kaldı ki aracın satışında resmi sorunlar çıktığını ve sözleşmenin gerçekleştirilemediğini savunmuştur.
Mahkememizce yapılan inceleme ve değerlendirmede sözleşmenin üçüncü kişi konumunda bulunan davacı lehine yapıldığı, ancak araç hisse satışının bir kısım şartlara bağlandığı, özellikle 400.000 TL bedelli senedin araç satıldığında davacı tarafından dava dışı malik ...'e iade edileceğinin kararlaştırılması, sözleşme içeriğinde satış için açık bir bedele yer verilmediği halde davacının 100,000 TL bedeli esas alarak takip başlatması,
esas alınan bu bedelin sözleşmenin yukarıdaki yorumundan hareketle ticari minibüs hattı hissesinin rayiç bedeli düşünüldüğünde oldukça az bir rakama tekabül ettiğinin bilinmesine göre takibe konu paranın verildiğini ispat yükünün davacı tarafın üzerinde olduğu tartışmasızdır.
Mahkememizce toplanan deliller ve yapılan yargılamaya göre davacı taraf satış bedeli olarak takibe konu edildiği üzere ödediğini iddia ettiği 100.000,00 TL miktarı davalıya verdiğine yönelik iddiasına ilişkin yazılı deliler ve eylemsel olarak da tanık beyanları ile TMK'nin 6 ile HMK'nin 190. maddeleri nazarında ispat edememiştir.
Bunun üzerine davacının dava dilekçesinde yemin deliline dayandığı anlaşılmakla vekaletnamedeki özel yetkiye binaen davacı vekiline davalıya alacağın varlığına ve miktarına ilişkin yemin teklif etme hakkı hatırlatılmış ve bu kapsamda yapılan usulü işlemlere müteakip davalı tarafından savunma ve dosya içeriği doğrultusunda yemin eda ve yeminde sebat edilmiştir.
Binaenaleyh; davacının takipte / davada gösterilen alacak yönünden davasını son olarak başvurulan yemin delili nazarında da ispat edemediği " gerekçesiyle DAVANIN REDDİNE karar verilmiştir.
Mahkemece verilen kararı,davacı vekili istinaf etmiştir.Davacı vekilince verilen istinaf dilekçesinde. "İlk derece mahkemesince de tespit edildiği ve gerekçeli kararda da izah edildiği üzere, ... plakalı ticari aracın 1/4 hissesinin davacı müvekkilimize devredileceği hususunda davalı ve dava dışı araç maliki arasında, müvekkilimiz lehine bir sözleşme yapılmış olduğu tartışmasızdır. Davalı ve sözleşme yaptığı araç malikinin, müvekkilimize devretmediği de açıkça ispatlanmıştır.
Davalı taraf, davacı müvekkilimiz lehine yapılan sözleşme gereği müvekkilimize hiçbir ödeme yapmamış, aldığı satış bedelini, satışı gerçekleştirmediği halde müvekkilimize iade etmemiştir. İlk derece mahkemesince, delil olarak bildirmiş olmamıza rağmen, dava konusu alacağımızın varlığı ve miktarı hususunda bilirkişi incelemesi yaptırılmamıştır.
Eksik inceleme ile salt davalı tarafın, zorunlu olarak teklif ettiğimiz yemini eda etmiş olmasına dayanılarak davamızın reddine karar verilmiştir.
Yargılama sürecinde dinlenen tanıklar, davacı müvekkilimizin davalı taraf ile, davalı tarafın sair borçlarını, kredilerini ödemesi karşılığında ticari araç hissesinin devri hususunda anlaştığı, yaptığı ödemelerin araç hissesi satış bedeli olduğu, müvekkilimizin anlaşmaya uygun olarak yaptığı ödemelere rağmen araç hissesinin, kendi kusuru ve temerrütü olmaksızın kendisine devredilmediği, hisse bedeli olarak ödediği paranın da iade edilmediği yönünde beyanda bulunmuştur.
İlk derece mahkemesince banka kayıtları, taraflar ve dava dışı araç malikleri arasındaki para hareketleri incelenmeden, salt davalı yanın beyanına itibar edilerek hüküm kurulmuştur. İlk derece mahkemesi kararının gerekçesinde, "dava konusu aracın %25 hissesinin satış bedeli olarak 100.000,00 TL üzerinden işlem yapıldığı, bu bedelin, ticari aracın rayiç değerinden düşük olduğu" gibi hatalı bir değerlendirme yapılmıştır.
Dava konusu aracın %25'inin satış bedelinin 400.000,00 TL olduğu, dava konusu icra takibinin ve itiraz üzerine açılan dava değerinin 400.000,00 TL olduğu izahtan vârestedir.Davalı tanıkları dahi iddialarımızı doğrular beyanda bulunmuş ve "hisse satışı gerçekleşmiş olsa idi %25'inin karşlığı 375.000 plakası 25.000 TL de dolmuşun kendisi olmak üzere toplam 400.000 TL idi" diyerek mahkemenin değerlendirmesinin haksızlığını ortaya koymuştur.
Yine ilk derece mahkemesince, müvekkilimizin davalıdan almış olduğu 400.000,00 TL bedelli bononun, dava konusu araç satış bedeli ile bağlantılı olduğu gibi hatalı bir değerlendirme de yapılmıştır. Dava dışı bononun, ticari araç hissesi için müvekkilimizin ödemiş olduğu ve iade alamadığı satış bedeli ile ilgisi bulunmamaktadır. Davalı tanıkları bile bu hususu tevsik eden beyanlarda bulunmuşlar ancak mahkemece dikkate alınmamıştır.
Davalı tanığı ... beyanında: "davalının oğlu olurum ... bana sormuş olduğunuz sözleşme gereğince babam ve amcam tarafından plakası amcama ait olan ticari dolmuşun %25 hissesini davacıya satışı konusu doğrudur, ancak büyükşehir belediyesi hisse satışına izin vermediğiiçin bu hisse devri gerçekleştirilememiş ve davacı tarafından da ödeme yapılmamıştır, 400.000 TL senette davacının bizim için çekmiş olduğu krediye teminat olarak davacıya vermiştik" demiştir.
400.000 TL'lik dava dışı senedin, davacı müvekkilimizin, davalı ve ailesinin kullanımı için kendisi adına çekmiş olduğu kredilerin geri ödemesinin teminatı olarak verilmiş bulunduğu ve dava konusu alacakla, ticari araç hissesinin satış bedeli ile herhangi bir ilgisi bulunmadığı açıkça ortaya konmuştur.
Neticeten, taraflar ve dava dışı araç malikinin davacı lehine yapmış olduğu sözleşmeye istinaden davacı müvekkilimizce aracın %25 hissesinin bedeli olarak 400.000,00 TL ödenmiş, araç hissesinin devri yapılmamış, buna rağmen müvekkilimize araç satış bedeli iade edilmemiş, bunun için başlatılan takibe de haksız ve mesnetsiz olarak itiraz edilmiştir.
İlk derece mahkemesi delillerimizi yeterince incelemeden, banka ve sair kuruluşlardan ödeme belgelerini celp etmeden, davalı tanıklarının dahi davacı müvekkilimiz lehine beyan ettiği hususlarda bilirkişi incelemesi yaptırmadan, müvekkilimizin alacağının varlığını ispatlayamadığı gerekçesiyle davanın reddine karar vermesi açıkça hatalı olmuştur. " şeklindeki istinaf sebepleri ile kararın usul ve hukuka aykırı olduğu ileri sürülerek,kaldırılması istenmiştir.
...nun 355. maddesi uyarınca, ileri sürülen istinaf sebepleri ile sınırlı olarak yapılan inceleme sonucunda; dava , itirazın iptali talebine ilişkindir.
Davanın dayanağı olan İstanbul Anadolu 8. İcra Dairesinin ... Esas sayılı dosyasında; davalı-borçlu hakkında 30/09/2018 tarihli araç satış sözleşmesine dayalı olarak davalı aleyhinde icra takibi başlatılmış, davalı-borçlunun itirazı üzerine ilamsız takip durmuştur.Dosyadaki bilgi ve belgelere göre. Dava dışı kişi adına kayıtlı ...
Plaka sayılı ticari nitelikteki dolmuş olarak işletilen aracın hissesinin satışı ile ilgili olarak , maliki ...'e ait olan bu araçla ilgili olarak, araç maliki ... ile davalı ... Yavaş arasında arasında imzalanan Sözleşme başlıklı belgede ; aracın % 25 hissesinin satışının ...na yapılacağı ,aracın kiralık olarak ...'de kalacağı, esnaf kredisinin ...na ait olacağı, ...'na verilen 400,000 TL bedelli senedin araç satışında iade edileceği hususlarını içerdiği görülmektedir.
Görüldüğü üzere ,davacı sözleşmede taraf değildir. Ancak; mahkemece de isabetli olarak tarafların üçüncü kişi lehine de sözleşme yapabilecekleri ,bir sözleşmede ifanın taraflarca üçüncü kişiye yapılmasının kararlaştırılmasına üçüncü kişi yararına sözleşme denildiği ve üçüncü kişi yararına sözleşmeden doğan borcun üçüncü kişiye ifa edileceği gerekçeli kararda belirtilmiştir.
Davacı ,icra takibine ve davasına bu sözleşmeyi dayanak yapmış, sözleşme uyarınca aracın satış bedelini ödediğini ,fakat satışın gerçekleşmediğini, bedelin de iade edilmediğini iddia etmektedir.Sözleşmede ,herhangi bir bedel kararlaştırılmadığı görülmektedir.
Somut olayda, ispat yükü davalıdan alacaklı olduğunu iddia eden davacı tarafa düş- mektedir. Davacı alacağının sebebini, varlığını ve miktarını yasal deliller ile ispat etmek zorundadır.
İspat için başvurulan araçları ifade eden deliller ise; HMK’da senet, yemin, tanık bilirkişi, keşif ve uzman görüşü olarak sıralanmıştır.Ancak sayılan bu deliller sınırlayıcı (tahdidi) olmayıp, kanunun belirli bir delille ispat zorunluluğu getirmediği hâllerde taraflar kanunda düzenlenmemiş diğer delillere de dayanabilirler. Delillerin değerlendirilmesinde ise hâkimin bağlılığı ve her bir delile bağlanan hukuki sonuçlar bakımından "kesin" ve "takdiri" deliller ayrımı esas alınarak incelenme yapıl- maktadır. Kesin deliller hâkimin bağlı olduğu ve takdir yetkisine sahip olmadığı senet, ikrar,yemin vs , takdiri deliller ise hakimin takdir yetkisinin olduğu bilirkişi ,tanık beyanı vs dir.
İspat usulü ile ilgili olarak;
6100 sayılı HMK'nun;"İspat Hakkı" başlıklı 189. Maddesinin 3. Fıkrası "Kanunun belirli delillerle ispatını emrettiği hususla, başka delillerle ispat olunamaz."
"Belge" başlıklı 199.maddesi: "Uyuşmazlık konusu vakıaları ispata elverişli yazılı veya basılı metin, senet, çizim, plan, kroki, fotoğraf, film, görüntü veya ses kaydı gibi veriler ile elektronik ortam- daki veriler ve bunlara benzer bilgi taşıyıcıları bu Kanuna göre belgedir."
"Senetle İspat Zorunluluğu" başlıklı 200. maddesi;
(1) Bir hakkın doğumu, düşürülmesi, devri, değiştirilmesi, yenilenmesi, ertelenmesi, ikrarı ve itfası amacıyla yapılan hukuki işlemlerin, yapıldıkları zamanki miktar veya değerleri ikibinbeşyüz Türk Lirasını geçtiği takdirde senetle ispat olunması gerekir. Bu hukuki işlemlerin miktar veya değeri ödeme veya borçtan kurtarma gibi bir nedenle ikibinbeşyüz Türk Lirasından aşağı düşse bile senetsiz ispat olunamaz.
(2) Bu madde uyarınca senetle ispatı gereken hususlarda birinci fıkradaki düzenleme hatır- latılarak karşı tarafın açık muvafakati hâlinde tanık dinlenebilir."
"Senede Karşı Tanıkla İspat Yasağı " başlıklı 201. maddesi;" Senede bağlı her çeşit iddi- aya karşı ileri sürülen ve senedin hüküm ve kuvvetini ortadan kaldıracak veya azaltacak nitelikte bulunan hukuki işlemler ikibinbeşyüz Türk Lirasından az bir miktara ait olsa bile tanıkla ispat olunamaz."
"Delil Başlangıcı" başlıklı 202. Maddesi; (1) Senetle ispat zorunluluğu bulunan hâllerde delil başlangıcı bulunursa tanık dinlenebilir. (2) Delil başlangıcı, iddia konusu hukuki işlemin tamamen ispa- tına yeterli olmamakla birlikte, söz konusu hukuki işlemi muhtemel gösteren ve kendisine karşı ileri sürülen kimse veya temsilcisi tarafından verilmiş veya gönderilmiş belgedir"
"Senetle İspat Zorunluluğunun İstisnaları" başlıklı 203. Maddesi ;
(1) Aşağıdaki hâllerde tanık dinlenebilir:
a) Altsoy ve üstsoy, kardeşler, eşler, kayınbaba, kaynana ile gelin ve damat arasındaki işlemler.
b) İşin niteliğine ve tarafların durumlarına göre, senede bağlanmaması teamül olarak yerleşmiş bulunan hukuki işlemler.
c) Yangın, deniz kazası, deprem gibi senet alınmasında imkânsızlık veya olağanüstü güçlük bulunan hâllerde yapılan işlemler.
ç) Hukuki işlemlerde irade bozukluğu ile aşırı yararlanma iddiaları.
d) Hukuki işlemlere ve senetlere karşı üçüncü kişilerin muvazaa iddiaları.
e) Bir senedin sahibi elinde beklenmeyen bir olay veya zorlayıcı bir nedenle yahut usulüne göre teslim edilen bir memur elinde veya noterlikte herhangi bir şekilde kaybolduğu kanısını kuvvetlendirecek delil veya emarelerin bulunması hâli." şeklinde düzenlemeler içermektedir.
Alacağın ispatı yönünden davacı tarafça HMK 199. Maddesinde düzenlenen nitelikte "belge" vasfını taşıyan yazılı bir delil ibraz edilmemiştir.
Alacak miktarı dikkate alındığında,iddianın tanıkla ispatı HMK uyarınca mümkün bulunmamaktadır.
Takip dayanağı belge içeriğinde herhangi bir para alındığına dair ibare bulunmadığından ,bu belgenin yazılı delil başlangıcı niteliğinde olmadığı,bu durumda da tanık dinlenmesi koşullarının mevcut olmadığı,mahkemece usule aykırı olarak tanık dinlendiği anlaşıldığından,tanık beyanlarının hükme esas alınması imkanı bulunmamaktadır.
Mahkemece, davacının dava dilekçesinde yemin deliline dayandığı anlaşılmakla vekaletnamedeki özel yetkiye binaen davacı vekiline davalıya alacağın varlığına ve miktarına ilişkin yemin teklif etme hakkı hatırlatılmış ve davalının teklif edilen yemini kabul ve eda ettiği görülmüştür.
Bu durumda ,davacının davasını yasal deliller ile ispatlayamadığı sonucuna varılmıştır.
Böylece ,mahkemece verilen kararda maddi vakıa ve hukuki denetim yönlerinden usul ve hukuka aykırılık bulunmadığı anlaşılmakla, davacı tarafın istinaf talebinin reddine karar verilmesi gerekmiştir.
İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 3. Hukuk Dairesi, E. 2024/2051, K. 2025/1317, 20 Mayıs 2025 tarihli karar · Kaynak: UYAP Emsal Karar Arama