KÜNYE
T.C. İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 40. Hukuk Dairesi İncelenen Kararın Mahkemesi İstanbul 18. Asliye Ticaret Mahkemesi Tarihi 27/12/2017
- Karar tarihi
- 21 Ekim 2020
- Dosya no
- 2019/1063
- Karar no
- 2020/4088
- Numarası
- 2015/669 Esas - 2017/1118 Karar
- Davanın konusu
- Trafik kazasından kaynaklanan bedensel zarar tazminatı ve Manevi tazminat
Karar Metni
1.824 kelime·9 dk okuma·1 bölüm
Yukarıda yazılı İlk Derece Mahkemesi kararına karşı istinaf yasa yoluna başvurulması üzerine Dairemiz Heyetince yapılan müzakere sonucunda;
GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ
Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; davalı sürücü ...'in davalılardan ...'e ait olan ve davalı ...
AŞ tarafından Zorunlu Mali Sorumluluk Sigorta poliçesiyle sigortalanmış ... plaka sayılı araçla 24/12/2012 günü saat 20:00 sarılarında Zübeyde Hanım Caddesinde aşırı hızlı biçimde seyir halinde iken karşıdan karşıya geçmekte olan ... çarparak vefat etmesine neden olduğunu anlatarak fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydıyla 1.000,00 TL destekten yoksun kalma tazminatının davalılardan müştereken ve müteselsilen, davacı eş için 100.000,00 TL,
davacı çocuklardan her biri için 50.000,00 TL olmak üzere toplam 200.000,00 TL manevi tazminatın davalı sürücü ve davalı işletenden müştereken ve müteselsilen tahsil edilmesini talep ve dava etmiştir.Davalı ...
AŞ vekili cevap dilekçesinde özetle; davacı yanın kanıtlarının kendilerine tebliğ edilmediğini, davanın yetkisiz mahkemede açıldığını, müvekkili şirketin sigortalısının kusursuz olduğunu, gerçek hak sahibinin belirlenmesi gerektiğini, desteğin gelir durumunun belge ile ispatının gerekli olduğunu, davacıların kaza sebebiyle elde ettikleri gelir ve tazminatlarının mahsubunun gerektiğini, davalı şirketin dava tarihinden itibaren yasal faizden sorumlu olduğunu belirterek davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir.Davalılar ... ve ... vekili cevap dilekçesinde özetle;
olayda müvekkilinin tali müteveffanın ise asli kusurlu olduğunun, uzman bilirkişi raporlarıyla tespit edildiğini, H sınıfı sürücü belgesi sahibi olan müvekkilinin otomatik vitesli araç kullanmasında hukuka aykırı bir durum bulunmadığını, sağlığında SGK emeklisi olan müteveffanın, davacı tarafından talep edilen manevi tazminat miktarının pek aşırı olduğunu, kusuru bulunmayan müvekkili ...'in sorumlu tutulmasının mümkün olmadığını, olay sebebiyle üzüntü duyan müvekkili ...'in müteveffanın yaşaması için üstününe düşen yükümlülükleri eksiksiz yerine getirdiğini belirterek davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir.
İlk derece mahkemesi maddi tazminat konusunda sigorta şirketi tarafından ödeme yapıldığından karar verilmesine yer olmadığına, manevi tazminat davasının kısmen kabulüyle ... için 10.000,00 TL, ... ve ... için ayrı ayrı 8.000,00 TL manevi tazminatın davalılar ... ve ...'den müştereken ve müteselsilen alınarak davacılara ödenmesine hükmetmiştir.Bu karara karşı istinaf kanun yoluna başvuran davacılar vekili dilekçesinde özetle;
kusur durumu tespitinin somut gerçeğe aykırı olduğunu, olayın meydana gelmesinde müteveffa yayanın kusurunun bulunmadığını, H sınıfı sürücü belgesine sahip davalının sadece özel tertibatlı araçları kullanabileceğini, maddi tazminat bedelinin eksik ve hatalı belirlendiğini, manevi tazminat yönünden hakkaniyete ve hukuka aykırı karar verildiğini, manevi tazminat yönünden davalı yararına hükmedilen vekâlet ücretinin hatalı olduğunu belirterek ilk derece mahkemesi hükmünün kaldırılmasına karar verilmesini talep etmiştir.
6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanununun (HMK) 355'inci maddesi kapsamında istinaf itirazları ve kamu düzenine ilişkin hususlarla sınırlı olarak yapılan inceleme sonunda: Dava, trafik kazasından kaynaklanan destekten yoksun kalma tazminatı ve manevi tazminat istemlerine ilişkindir.
Olaya ilişkin olarak Bakırköy 10'uncu Asliye Ceza Mahkemesinin 2013/38 (E) sayılı davası için düzenlenen Adli Tıp Kurumu İstanbul Trafik İhtisas Dairesinin 21.10.2014 tarihli raporunda, olayın meydana geliş biçiminin.
CD, bilirkişi raporu, savunma, dosyada bulunan anlatımlar ve kaza tespit tutanağının incelenmesi suretiyle irdelenerek, sevk ve idaresindeki otomobil ile olay mahalline geldiğinde hareket alanını yeteri kadar kontrolü altında bulundurmayan, istikametine göre sol tarafından karşıdan karşıya geçmek için kaplamaya giren yayaya, aracının sağ ön tampon ve far kısımları ile çarpan ve yayanın kat etmiş olduğu mesafe dikkate alındığında kazanın oluşumunu önlemek için zamanında etkili tedbir almamak suretiyle dikkate ve özen yükümlülüklerine aykırı davranın sürücü ...'in tali,
olay mahallinde karşıdan karşıya geçişini yaklaşmakta olan araçların hızını ve konumunu dikkate alarak kendi can güvenliğini tehlikeye sokmayacak, en uygun ve en hızlı biçimde yapması gerekirken bu hususlara riayet etmeyip, kontrolsüz biçimde kaplamaya girerek sürücü idaresindeki araca ilk geçiş hakkını vermeyen maktul yaya ... ise asli derecede kusurlu olduğu bildirilmiş, aktüerya uzmanı bilirkişi de davalı sürücü ...'in kusur oranını %25, maktul yaya ... kusur oranını %75 olarak değerlendirerek,
davacı ... yönünden destekten yoksun kalma tazminatını hesaplamış, 4.12.2017 tarihli duruşmada bedel artırımı için süre isteyen ve kendisine iki haftalık kesin süre verilen davacılar vekili 27.12.2017 tarihli duruşmada maddi tazminatın davalı ... tarafından ödendiğini, bu nedenle talep arttırımında bulunmadıklarını, manevi tazminat yönünden davanın kabulüne karar verilmesine karar verilmesini talep ettiklerini, maddi tazminat yönünden davanın konusuz kaldığını beyan etmiştir.
6098 sayılı Türk Borçlar Kanununun 165'inci maddesi uyarınca; kanun veya sözleşme ile aksi belirlenmedikçe, borçlulardan biri kendi davranışıyla diğer borçluların durumunu ağırlaştıramaz. Aynı Kanunun 166'ncı maddesinin 1'inci fıkrası uyarınca da; borçlulardan biri, ifa veya takasla borcun tamamını veya bir kısmını sona erdirmişse, bu oranda diğer borçluları da borçtan kurtarmış olur.
Taleple bağlılık ilkesine ilişkin HMK'nin 26'ncı maddesinin 1'inci fıkrasına göre; hâkim, tarafların talep sonuçlarıyla bağlıdır; ondan fazlasına veya başka bir şeye karar veremez. Duruma göre, talep sonucundan daha azına karar verebilir.
Yukarıda açıklanan somut uyuşmazlık, yasal düzenlemeler ışığında değerlendirildiğinde; davacı vekilinin 27.12.2017 tarihli oturumda maddi tazminatın davalı ... şirketi tarafından ödendiğini, davanın maddi tazminat yönünden konusuz kaldığını beyan ettiği gözetildiğinde, taleple bağlılık ilkesine ilişkin HMK'nin 26/1'inci maddesi karşısında konusuz kalan maddi tazminat davası yönünden karar verilmesine yer olmadığına karar verilmesi doğru kabul edilmiştir.
Bu nedenle davacılar vekilinin dilekçesinde bildirdiği maddi tazminata ilişkin hükme yönelen istinaf nedenleri isabetli değildir. Davacılar vekilinin manevi tazminata ilişkin hükme yönelen istinaf nedenlerinin incelenmesine gelince. 6098 sayılı Türk Borçlar Kanununun (TBK) 56'ncı maddesinin 2'nci fıkrasına göre ağır bedensel zarar veya ölüm hâlinde, zarar görenin veya ölenin yakınlarına da manevi tazminat olarak uygun bir miktar paranın ödenmesine karar verilebilir.
Hâkimin özel halleri göz önünde tutarak manevi zarar adı ile hak sahibine verilmesine karar vereceği bir para tutarı olan manevi tazminatın miktarı adalete uygun olmalıdır. Hükmedilecek bu para, zarara uğrayanda manevi huzuru doğurmayı gerçekleştirecek tazminata benzer bir fonksiyonu olan özgün bir nitelik taşır. Bir ceza olmadığı gibi, malvarlığı hukukuna ilişkin zararın karşılanmasını da amaç edinmemiştir. O halde, bu tazminatın sınırı onun amacına göre belirlenmelidir.
Takdir edilecek miktar, mevcut halde elde edilmek istenilen tatmin duygusunun etkisine ulaşmak için gerekli olan kadar olmalıdır. 22.06.1966 günlü ve 7/7 sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararı'nın gerekçesinde takdir olunacak manevi tazminatın tutarını etkileyecek özel hal ve şartlar da açıkça gösterilmiştir.
Bunlar her olaya göre değişebileceğinden hâkim bu konuda takdir hakkını kullanırken ona etkili olan nedenleri de karar yerinde objektif ölçülere göre isabetli bir biçimde göstermelidir.
Nitekim Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 23/06/2004 gün ve 13/291-370 sayılı kararında da vurgulandığı gibi, hâkimin bu takdir hakkını kullanırken, ülkenin ekonomik koşulları, tarafların sosyal ve ekonomik durumu, paranın satın alma gücü, tarafların kusur durumu, olayın ağırlığı, olay tarihi gibi özellikleri göz önünde tutması ve buna göre manevi tazminatın miktarını takdir edilmesi gerektiği açıkça ortadadır.
Yukarıda açıklanan ilkeler ışığında, manevi tazminat zenginleşme aracı olmamakla beraber, bu yöndeki talep hakkındaki hüküm kurulurken olay sebebiyle duyulan acı ve elemin kısmen de olsa giderilmesi amaçlanmalı ve bu sebeple tarafların sosyal ve ekonomik durumları ile birlikte olayın meydana geliş şekli tarafların kusur durumları gözönünde tutularak, hak ve nesafet kuralları çerçevesinde bir sonuca varılmalıdır.
Zira, 4721 sayılı Türk Medeni Kanununun 4'üncü maddesinde, kanunun takdir hakkı verdiği hallerde hâkimin hak ve nasafete göre hükmedeceği öngörülmüştür.Somut olay yukarıda açıklanan yasal düzenlemeler ve ilkeler ışığında değerlendirildiğinde; davacıların ve davalılar ... ile ...'in dosya kapsamından anlaşılan sosyal ve ekonomik durumlarına, olayın meydana geliş biçimine, kusurunun ağırlığı ile olayın meydana geldiği tarihe göre, davacılar ..., ... ve ... lehine takdir edilen manevi tazminatın az olduğu değerlendirilerek, manevi tazminata ilişkin hüküm yönünden yeniden esas hakkında karar verilmesi gerekmiştir.
Bu bakımdan davacılar vekilinin manevi tazminata ilişkin karara yönelik istinaf dilekçesinde ileri sürdüğü nedenler isabetlidir.
İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 40. Hukuk Dairesi, E. 2019/1063, K. 2020/4088, 21 Ekim 2020 tarihli karar · Kaynak: UYAP Emsal Karar Arama