KÜNYE
T.C. İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 40. Hukuk Dairesi
- Karar tarihi
- 16 Haziran 2025
- Dosya no
- 2022/474
- Karar no
- 2025/870
- İncelenen kararın mahkemesi
- İstanbul Anadolu 4. Asliye Ticaret Mahkemesi
- Tarihi
- 17/6/2021
- Numarası
- 2015/1111 (E) - 2021/415 (K
- Davanın konusu
- Maddi ve Manevi Tazminat
Karar Metni
1.918 kelime·10 dk okuma·1 bölüm
Yukarıda yazılı ilk derece mahkemesi kararına karşı istinaf kanun yoluna başvurulması üzerine, Dairemiz Heyetince yapılan müzakere sonucunda,
GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ
Davacılar vekili dilekçesinde özetle, davalı ...
Sigorta AŞ'ye Zorunlu Mali Sorumluluk Sigortası (ZMSS) poliçesiyle sigortalı davalı işleten ...'a ait, sürücüsü davalı ...'ın yönetimindeki ... plakalı otomobilin 7/10/2015 günü saat 16.00 - 16.30 sularında kaldırımda yürüyen müvekkili davacı ... 'e çarparak yaralanmasına neden olduğunu ileri sürerek, şimdilik 46.472,72 TL tedavi gideri tazminatının davalılar ... ve ...'dan müştereken ve müteselsilen tahsiline; bedensel yaralanmasından kaynaklanan şimdilik 1.000 TL maddi tazminatın; sağlık, bakıcı gideri vs. masraflar için şimdilik 1.000 TL'nin davalılardan müştereken ve müteselsilen tahsiline;
davacı ... için 30.000 TL, davacı ... için 20.000 TL manevi tazminatın davalılar ... ve ...'dan müştereken ve müteselsilen tahsiline karar verilmesini talep etmiş. 15/3/2021 günü sunduğu dava değerini belirleme dilekçesiyle talep ettiği iş göremezlik tazminatının 9.480,56 TL, sağlık ve bakıcı gideri vs. masraf için 2.840,25 TL, tedavi gideri tazminatının 46.472 TL olduğunu bildirmiştir.Davalı ...
Sigorta AŞ vekili cevap dilekçesinde, toplanmasını istediği kanıtları bildirerek, geçici iş göremezlik tazminatı talebinin reddine karar verilmesini istemiştir. Davalılar ... ve ... vekili cevap dilekçesinde, davanın reddini savunmuştur.
İlk derece mahkemesince, 43.548,72 TL tedavi gideri, 9.840,56 TL geçici iş göremezlik tazminatı, 2.810,25 TL bakıcı ve tedavi gideri olmak üzere toplam 56.199,53 TL maddi tazminatın davalılardan müştereken ve müteselsilen tahsil edilerek, davacı ...'e verilmesine, fazlaya ilişkin talebin reddine. 10.000 TL manevi tazminatın sigorta şirketi dışındaki davalılardan tahsil edilerek davacı ...'e verilmesine.
5.000 TL manevi tazminatın sigorta şirketi dışındaki davalılardan tahsil edilerek davacı ...'e verilmesine karar verilmiştir.Bu karara karşı istinaf kanun yoluna başvuran davacılar vekili dilekçesinde özetle; müvekkili davacı ... kaldırımda yürüdüğü sırada ... plakalı aracın kendisine arkadan şiddetli biçimde çarpması sonucu yere düşerek,
ağır biçimde yaralanmasına neden olduğunu, Adli Tıp Kurumu (ATK) 3'üncü İhtisas Kurulu tarafından düzenlenen raporda, müvekkilinin iş göremezlik süresinin 9 aya kadar uzayabileceğinin belirtildiğini, kısmen reddine karar verilen maddi tazminat talebi ile manevi tazminatın reddedilen kısmına yönelik istinaf başvurusunda bulunduklarını, hayatı boşunca başkasına bağlı olan davacı ... ile bakım ve gözetimini üstlenen davacı ... lehine hükmedilen manevi tazminat tutarlarının hakkaniyete ve yargıtay kararlarıyla belirlenen esaslara uymadığını belirterek, ilk derece mahkemesi kararının kaldırılmasını talep etmiştir.
Davalı Sosyal Güvenlik Kurumu (SGK) vekili istinaf başvuru dilekçesinde yeterli ve gerekli inceleme yapılmadan dosyadaki cevaplar ve itirazların gözetilmeden karar verildiğini belirterek, ilk derece mahkemesi hükmünün kaldırılmasını talep etmiştir.
6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (HMK) 355'inci maddesi uyarınca ileri sürülen istinaf nedenleri ve kamu düzenine ilişkin konularla sınırlı biçimde yapılan incelemede:Dava, trafik kazasından kaynaklanan maddi ve manevi tazminat istemine ilişkindir.
Davalı SGK vekilinin istinaf başvurusunun incelenmesinde:Davacı ... tarafından, davalı SGK'ye karşı açılan 3.232,44 TL tedavi gideri tazminatına ilişkin İstanbul Anadolu 9'uncu Asliye Hukuk Mahkemesinin 2019/806 (E) sayılı davasının, anılan mahkemenin 2/12/2019 gün ve 2019/806 (E) - 2019/320 (K) sayılı kararıyla eldeki İstanbul Anadolu 4'üncü Asliye Ticaret Mahkemesinin 2015/111 (E) sayılı davasında birleştirilmesine karşın, ilk derece mahkemesinin 18/2/2020 gün ve 2015/1111 (E) sayılı ara kararıyla eldeki davadan ayrılarak 2020/192 (E) sırasına kaydedilen İstanbul Anadolu 9'uncu Asliye Hukuk Mahkemesinin 2019/806 (E) sayılı davasının,
İstanbul Anadolu 4'üncü Asliye Ticaret Mahkemesinin 25/6/2020 gün ve 2020/192 (E) - 2020/264 (K) sayılı kararıyla, dava dosyasını İstanbul Anadolu 9'uncu Asliye Hukuk Mahkemesine gönderilmesine karar verilmiş; eldeki davada ise ilk derece mahkemesinin 17/6/2021 gün ve 2015/1111 (E) 2021/415 (K) sayılı nihai kararında SGK aleyhine karar verilmediği anlaşılmıştır.Yargı organlarına yapılan her türlü istemde arandığı üzere, yasa yollarına başvuruda da, istemde bulunanın hukuki bir yararının bulunması gerekir.
Nitekim, HMK'nin 114/1-h maddesine göre hukuki yarar dava şartı olarak düzenlenmiş olmakla, anılan hükmün yasa yoluna başvuruda da aranacağı kuşkusuzdur.Bu itibarla, eldeki istinaf incelemesine konu ilk derece mahkemesinin 17/6/2021 gün ve 2015/1111 (E) 2021/415 (K) sayılı nihai kararına karşı istinaf başvurusunda bulunmakta hukuki yararı olmayan SGK vekilinin istinaf başvurusunun reddine karar verilmesi gerekmiştir.
Davacılar vekilinin istinaf başvurusunun incelenmesine gelince:6098 sayılı Türk Borçlar Kanununun (TBK) 56'ncı maddesinin 1'inci fıkrasına göre hâkim, bir kimsenin bedensel bütünlüğünün zedelenmesi durumunda, olayın özelliklerini göz önünde tutarak, zarar görene uygun bir miktar paranın manevi tazminat olarak ödenmesine karar verebilir.
Aynı maddenin 2'nci fıkrası uyarınca ağır bedensel zarar veya ölüm hâlinde, zarar görenin veya ölenin yakınlarına da manevi tazminat olarak uygun bir miktar paranın ödenmesine karar verilebilir.Bir kimsenin, hukuka aykırı bir fiil yüzünden çektiği, bedeni acılarla ruhsal üzüntüye manevi zarar denir. Manevi zarar, gerçek anlamda zarar değildir; zira malvarlığında bir azalmayı ifade etmez. Bir acının veya üzüntünün maddi zarar gibi parayla ölçülmesine olanak bulunmamaktadır.
Paranın manevi zararları karşılamak üzere kullanılabilmesi, hiçbir zaman manevi zararı geri getirip yerine koyduğu veya manevi varlığın bir bölümünün onunla değiştirilebildiği anlamını taşımaz.
Paranın bu anlamda gördüğü iş, kişilik hakları ve yararları zedelenen kimsenin duyduğu manevi acıyı bir dereceye kadar yumuşatıp yatıştırmak; bozulan manevi dengeyi onarıp düzeltmek; bir avunma, bir ruhsal doygunluk aracı olmaktan ibarettir.Hâkimin özel halleri göz önünde tutarak manevi zarar adıyla hak sahibine verilmesine karar vereceği bir para tutarı olan manevi tazminatın miktarı adalete uygun olmalıdır.
Zarara uğrayanda manevi huzuru doğurmayı gerçekleştirecek tazminata benzer bir fonksiyonu olan ve özgün bir nitelik taşıyan hükmedilecek bu para, bir ceza olmadığı gibi, malvarlığı hukukuna ilişkin zararın karşılanmasını da amaç edinmemiştir. O halde, bu tazminatın sınırı onun amacına göre belirlenmelidir. Takdir edilecek miktar, mevcut halde elde edilmek istenilen doygunluk duygusunun etkisine ulaşmak için gerekli olan kadar olmalıdır.
22/6/1966 gün ve 7/7 sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararı'nın gerekçesinde takdir olunacak manevi tazminatın tutarını etkileyecek özel hal ve şartlar da açıkça gösterilmiştir. Bunlar her olaya göre değişebileceğinden hâkim bu konuda takdir hakkını kullanırken ona etkili olan nedenleri de karar yerinde objektif ölçülere göre isabetli bir biçimde göstermelidir.
Nitekim Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 23/6/2004 gün ve 13/291-370 sayılı kararında da vurgulandığı gibi, hâkimin bu takdir hakkını kullanırken, ülkenin ekonomik koşulları, tarafların sosyal ve ekonomik durumu, paranın satın alma gücü, tarafların kusur durumu, olayın ağırlığı, olay tarihi gibi özellikleri göz önünde tutması ve buna göre manevi tazminatın miktarını takdir edilmesi gerektiği açıkça ortadadır.
Yukarıda açıklanan ilkeler ışığında, manevi tazminat zenginleşme aracı olmamakla beraber, bu yöndeki talep hakkında hüküm kurulurken; olay sebebiyle duyulan acı ve elemin kısmen de olsa giderilmesi amaçlanmalı, bu nedenle tarafların sosyal ve ekonomik durumları ile birlikte olayın meydana geliş biçimi ve tarafların kusur durumları gözönünde tutularak, 4721 sayılı Türk Medeni Kanununun 4'üncü maddesinde belirtildiği gibi, hukuka ve hakkaniyete uygun sonuca varılmalıdır.Eldeki davada ATK 3'üncü İhtisas Kurulu tarafından düzenlenen 31/7/2018 gün ve 13784 sayılı raporda, 7/10/2015 günü geçirdiği trafik kazasına bağlı yaralanması,
Çalışma Gücü ve Meslekte Kazanma Gücü Kaybı Oranı Tespit İşlemleri Yönetmeliği hükümleri kapsamında maluliyetine neden olacak düzeyde araz bırakmayan davacı ...'in, iyileşme süresinin olay tarihinden itibaren 9 aya kadar uzayabileceği belirtilmiş; ortopedi ve travmatoloji uzmanı tabip bilirkişi tarafından düzenlenen raporda ise sol femur kırığı oluşacak biçimde yaralanan davacının 1,5 ay süreyle bakıcıya gereksinim duyacağı belirtilmiş;
davaya konu olay nedeniyle İstanbul Anadolu 43'üncü Asliye Ceza Mahkemesinde görülen 2016/17 (E) sayılı davada düzenlenen bilirkişi raporunda, kaldırım üzerinde yürüdüğü sırada geri geri gelen ... plakalı aracın kendisine çarpması sonucu yaralanan davacı ...'in, alabileceği önlem bulunmadığından, atfı kabil kusurunun bulunmadığı; manevraları düzenleyen genel şartlara uymadan yönetimindeki ... plakalı araçla geriye seyir halinde iken, yaya kaldırımı üzerinde bulunan davacı ...'e çarparak yaralanmasına neden olan davalı sürücü ...'ın asli kusurlu olduğu belirtilmiş.
ATK İstanbul Trafik İhtisas Dairesinin 10/2/2017 gün ve 12938 sayılı raporunda da, davalı sürücü ...'ın asli kusurlu, davacı ...'in kusursuz olduğu bildirilerek açıklanan bilirkişi raporuyla aynı sonuca varılmıştır.
Somut olay yukarıda açıklanan yasal düzenlemeler ve ilkeler ışığında değerlendirildiğinde; davacılar ile davalıların dosya kapsamından anlaşılan sosyal ve ekonomik durumlarına, olayın meydana geliş biçimine, ATK Trafik İhtisas Dairesinin raporundan anlaşılan kusur oranlarına ve olayın meydana geldiği tarihe göre davacılar lehine hükmolunan manevi tazminatların yetersiz olduğu sonucuna ulaşılmıştır.
İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 40. Hukuk Dairesi, E. 2022/474, K. 2025/870, 16 Haziran 2025 tarihli karar · Kaynak: UYAP Emsal Karar Arama