KÜNYE
T.C. İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 40. Hukuk Dairesi
- Karar tarihi
- 8 Kasım 2023
- Dosya no
- 2023/1619
- Karar no
- 2023/1490
- İncelenen kararın mahkemesi
- İstanbul 18. Asliye Ticaret Mahkemesi
- Tarihi
- 10/10/2018
- Numarası
- 2017/167 Esas - 2018/1082 Karar
- Davanın konusu
- Tazminat
Karar Metni
1.443 kelime·7 dk okuma
Yukarıda yazılı ilk derece mahkemesi kararına karşı istinaf kanun yoluna başvurulması üzerine, Dairemiz Heyetince yapılan müzakere sonucunda;
GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ Dava ve uyuşmazlık. TBK'nın 53/3. maddesi kapsamında ölümlü tek taraflı trafik kazasından kaynaklanan destekten yoksun kalma tazminatı istemine ilişkindir. İlk Derece Mahkemesince.
"Yargıtay Hukuk Genel Kurul kararında da belirtildiği üzere; yansıma yolu ile zarar görmüş olan destek tazminatı isteyenlerin, kendisine destek sağlayan kişinin sahip olduğu haktan fazlasına sahip olmasının mümkün olmadığı, zararın artmasına veya doğmasına sebep olan kişi, sonuçlarına da kendisinin katlanması gerektiği, diğer bir deyişle nasıl ki desteğin ölümü sebebi ile meydana gelen zararın yansıma yolu ile destek görenleri etkilediği kabul ediliyorsa, desteğin kusurlu davranışlarının da aynı şekilde destek görenlere yansıyacağı kabul edilmesi gerektiği,
bu itibarla davacıların desteği ...' un % 100 kusuru ile meydana gelen trafik kazasında desteğin ölümü sebebi ile meydana gelen zarardan davalı Sigorta Şirketinin sorumluluğu bulunmadığı" gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.
Bu karara karşı, davacılar vekilinin istinaf kanun yoluna başvurusu üzerine Dairemizce 2019/3456 (E) 2021/1356 (K) sayılı kararla; " Dosya kapsamından; davalı Sigorta Şirketi nezdinde ZMSS poliçesiyle sigortalı bulunan aracın, davacıların desteği (davacı ...'un babası ve davacı ...'un eşi) ...'un sevk ve idaresinde iken 15/09/2012 tarihinde tek taraflı kaza yapması neticesinde vefat ettiği; kazanın meydana gelmesinde davacıların desteği (sigortalı aracın sürücüsü)'nin tam kusurlu olduğu,
işbu davada davacılar tarafından destekten yoksun kalma tazminatı talep edildiği ve Mahkemece yapılan yargılama sonucunda, yukarıda belirtildiği gerekçeyle davanın reddine karar verildiği anlaşılmıştır.Davacıların talebine dayanak olan kaza, 6704 sayılı Kanun'un 4. maddesi ile değişik 2918 sayılı Kanun'un 92. maddesindeki değişiklik tarihinden önce, 15/09/2012 tarihinde meydana gelmiştir.Yargıtay 17. Hukuk Dairesi ile Dairemizin yerleşik kararlarında belirtildiği üzere; destekten yoksun kalma tazminatının konusu, desteğin yitirilmesi nedeniyle yoksun kalınan zarardır.
Buradaki amaç, destekten yoksun kalanların desteğin ölümünden önceki yaşamlarındaki sosyal ve ekonomik durumlarının korunmasıdır. Olaydan sonraki dönemde de, destek olmasa bile, onun zamanındaki gibi aynı şekilde yaşayabilmesi için muhtaç olduğu paranın ödettirilmesidir.Haksız bir eylem sonucu desteğini yitiren kimse, 6098 sayılı TBK'nın 53. maddesine dayanarak uğradığı zararın ödettirilmesini isteyebilir.
TBK'nın 53/3. maddesine göre destekten yoksun kalma tazminatı, desteğin mirasçısı olarak geride bıraktığı kişilere değil, desteğinden yoksun kalanlarına aittir. Destekten yoksun kalma tazminatı isteyebilecek kişiler, mirasçılardan başka kişiler de olabileceği hususunda da herhangi bir ihtilaf yoktur.
Murisin trafik kazasından kaynaklanan bir sorumluluğu söz konusu olduğunda ve koşulları oluştuğunda mirasçıları bundan sorumlu olduğu halde, aynı olay nedeniyle destekten yoksun kalan ve fakat mirasçı olmayan kişiler bundan sorumlu değildir (HGK.'nın 15.06.2011 gün ve 2011/17-142 E.-411 K. sayılı ilamı).
Davacıların destekten yoksun kalma tazminatı talebine dayanak olarak gösterdiği zarar; sürücünün ölümü sonucunda meydana gelmekle birlikte salt onun desteğinden yoksun kalınması olgusuna dayalı, mirasçılık sıfatıyla bağlı olmaksızın uğranılabilen bir zarardır. Sürücünün ölümü zararı doğuran olay olmakla birlikte, zarar doğrudan üçüncü kişi durumundaki destekten yoksun kalanlar üzerinde oluşmuştur.
Bu zarardan doğan hak desteğe ait olmadığına göre, onun kusurunun bu hakka etkili olması da düşünülemez. Şu hale göre; sürücü murisin, ister kendi kusuru ister bir başkasının kusuru ile olsun, salt ölmüş olması, destekten yoksun kalanlar üzerinde doğrudan zarar doğurup; bu zarar gerek Kanun gerek poliçe kapsamıyla teminat dışı bırakılmamış olmakla, desteğinin kusurunun olması,
davacıların hakkına etkili bir unsur olarak kabul edilemez ve destekten yoksunluk zararından kaynaklanan hakkın sigortacıdan talep edilmesi olanaklıdır.Davacıların üçüncü kişi konumunda olduğu talep edilen tazminatın miras hukukundan ayrı olduğu mahkemenin kabulünde olduğu gibi, sürücünün yakınlarının uğradıkları destek zararlarının trafik sigortacısının sorumluluğu kapsamı dışında kaldığına ilişkin Kanun'da ve buna bağlı olarak poliçede açık bir düzenleme bulunmamaktadır.
Davacıların uğradığı zarara bağlı olarak talep ettiği hak, salt miras yoluyla geçen bir hak olmayıp, bilimsel ve yargısal içtihatlarda kabul edildiği üzere destekten yoksun kalanın şahsında doğrudan doğruya doğan, asli ve bağımsız bir talep hakkıdır. Davacıların talebi, ölenin mirasçısı sıfatına değil, destekten yoksun kalan üçüncü kişi sıfatına dayanmaktadır.
Dolayısıyla, davacıların, ölenin mirasçısı sıfatına dayanmayan, doğrudan davacılar üzerinde doğan destekten yoksunluk zararının oluşumundaki desteğin kusuru davacıya yansıtılamayacak, sürücü desteğin tam kusurlu olması, onun desteğinden yoksun kalan davacıları etkilemeyecektir (HGK'nın 15.6.2011 gün ve 2011/17-142 Esas-411 Karar, HGK'nın 22.2.2012 gün 2011/17-787 Esas- 2012/92 Karar, HGK'nın 16.1.2013 gün ve 2012/17-1491 Esas- 2013/74 Karar sayılı ilamları uyarınca).
Yukarıdaki tespitler, olgular ve açıklamalar çerçevesinde; davacıların, zarar gören üçüncü kişi sıfatına dayanan zarar giderim talebi nedeniyle desteğin kazadaki kusurunun davacılara yansıtılamayacağı, davalı Sigorta Şirketi'nin ödeme yapması halinde de davacılara rücu imkanının bulunmadığı dikkate alındığında.
Yerel Mahkemece, davacıların destekten yoksun kalma tazminatı taleplerinin kabulüne karar verilmesi gerekirken, reddine karar verilmesi doğru olmadığından" gerekçesiyle davacılar vekilinin istinaf başvurusunun kabulüne karar verilmiş ve 22/02/2018 tarihli bilirkişi ek raporu esas alınarak.
"Davanın kabulü ile; davacı ... için 126.355,91 TL ve davacı ... için 9.324,22 TL destekten yoksun kalma tazminatlarının dava tarihi olan 21/02/2017 tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalıdan tahsili ile davacılara verilmesine," şeklinde hüküm kurulmuştur. Karara karşı davalı vekilinin temyiz başvurusu üzerine Yargıtay 4. Hukuk Dairesinin 2022/750 (E) 2022/11716 (K) sayılı ilamıyla.
"Davalı vekilinin davacı ...’a yönelik temyiz dilekçesinin HMK’nın 362/1-a maddesi gereğince reddine. "Maddi tazminatın (zararın) hesaplanmasında gelirin doğru olarak belirlenmesi önemli bir yer tutmaktadır. Davacı vekili dava dilekçesinde desteğin kazadan önce kendisine ait minibüs işlettiğini ve asgari ücretin üzerinde gelirinin olduğunu iddia etmiştir.
Mahkemece, yıllık gelir vergisi beyannamesine göre desteğin asgari ücretin 2.333 katı gelirinin olduğu kabul edilerek hükme esas alınmıştır. Desteğin işi yürütürken kişisel yetenek ve emeği ile gelire sağladığı katkı oranında, davacının zarara uğradığının kabulü gerekmektedir. Mahkeme tarafından bu hususta herhangi bir irdeleme ve araştırma yapılmadan, hesaplanan tazminatın hüküm altına alınması doğru değildir.
Buna göre, kendisine ait minibüsün işletilmesi sırasında desteğin şahsi katkısı belirlenmeli ve bu kişinin yerine başkasının çalıştırılması halinde ona ödenecek ücretin ne kadar olduğu tespit edilerek, anılan tüm bu araştırmaların sonuçları dahilinde gerçek gelirin net biçimde saptanmasından sonra, daha önce rapor düzenleyen bilirkişiden, tazminat hesabı konusunda ek rapor alınarak oluşacak sonuca göre karar verilmesi gerekirken, eksik incelemeyle yazılı olduğu biçimde hüküm tesisi doğru görülmemiştir." gerekçesiyle davalı vekilinin davacı ...’a yönelik temyiz itirazının kabulü ile Dairemiz kararının bozulmasına karar verilmiştir.
HMK'nin 357/1. maddesi uyarınca, bölge adliye mahkemesince re'sen göz önünde tutulacaklar dışında, ilk derece mahkemesinde ileri sürülmeyen iddia ve savunmalar dinlenemez, yeni delillere dayanılamaz.
Bu bağlamda somut olayda; ilk derece mahkemesince dosyanın aktüer bilirkişiye tevdiine karar verilmiş, kök ve ek bilirkişi raporunda "desteğin gelir durumu asgari ücretin 2.,333 katlı tutarları üzerinden" hesaplanmasına ve buna göre davacı ...'un destekten yoksunluk zararının kök raporda104.702,52 TL, ek raporda ise 126.355,91 TL;
davacı ...'un destekten yoksunluk zararının ise her iki raporda 9.324,22 TL olarak hesaplanmasına karşın davalı tarafça kök bilirkişi raporuna karşı beyanda bulunulmayıp ek rapora karşı beyanda ise itirazlarının desteğin kendi kusuru ile kendi ölümüne neden olmasının yakınları olan destek alacaklıları bakımından teminat dışı olduğu şeklindeki açıklama ve itirazlarla sınırlı olduğu, davacı tarafın bedel artırımı talebine ilişkin dilekçesine karşı da aynı itirazlarla sınırlı olarak beyanda bulunduğu görülmektedir.
Bu durumda Dairemizce, yargılama aşamasında itiraz konusu olmayan ve yine kamu düzenine ilişkin olmayan hususta (desteğin gelir durumu) değerlendirme yapılmasına yasal olanak bulunmadığından, Yargıtay bozma ilamında bu konudaki bozma gerekçesi benimsenmemiş, önceki kararda direnilmesine ilişkin aşağıdaki hüküm kurulmuştur.
İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 40. Hukuk Dairesi, E. 2023/1619, K. 2023/1490, 8 Kasım 2023 tarihli karar · Kaynak: UYAP Emsal Karar Arama