KÜNYE
T.C. İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 40. Hukuk Dairesi
- Karar tarihi
- 27 Haziran 2024
- Dosya no
- 2024/599
- Karar no
- 2024/979
- İncelenen kararın mahkemesi
- İstanbul 3. Asliye Ticaret Mahkemesi
- Tarihi
- 11/10/2022
- Numarası
- 2017/512 (E) - 2022/691 (K
- Davanın konusu
- Maddi ve Manevi Tazminat
Karar Metni
2.023 kelime·10 dk okuma·1 bölüm
Yukarıda yazılı İlk Derece Mahkemesi kararına karşı istinaf yasa yoluna başvurulması üzerine Dairemiz Heyetince yapılan müzakere sonucunda;
GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ
Davacı vekili dava dilekçesinde özetle. 28/07/2015 tarihinde davalılardan ...'nun maliki, ...'nin sürücüsü, diğer davalı ... Sigorta Şirketinin sigortacısı olan ... plaka sayılı aracın, davacı ...'nin idaresindeki motosiklete çarpması sonucu yaralandığını, fazlaya ilişkin talep ve dava hakkı saklı kalmak kaydıyla 150.000 TL maddi ve 200.000 TL manevi tazminatın yasal faiziyle birlikte davalılardan müştereken ve müteselsilen tahsilini talep etmiştir. Davalı ...
Sigorta şirketi vekili, davaya konu talebin zamanaşımına uğradığını, davanın yetkisiz mahkemede açıldığını, dosyaya bakmaya İstanbul Anadolu Asliye Ticaret Mahkemelerinin yetkili olacağını belirterek istinaf kanun yoluna başvurmuştur. Davalı ... vekili, davanın reddini savunmuştur.Davalı ... vekili, davanın zamanaşımına uğradığını belirterek davanın reddini savunmuştur.
İlk derece mahkemesince, maddi tazminat yönünden davanın kabulüne, 233.043,95 TL maddi tazminatın davalılardan müştereken ve müteselsilen tahsili ile davacıya verilmesine, (Davalı ... Sigorta Şirketi yönünden 17/11/2015 tarihi, diğer davalılar yönünden 28/07/2015 tarihinden itibaren yasal faiz işletilmesine), manevi tazminat davasının davalı ...
Sigorta Şirketi yönünden reddine, davalılar .... ve ... yönünden davanın kısmen kabulü ile 20.000 TL manevi tazminatın 28/07/2015 tarihiden itibaren işleyecek yasal faiziyle birlikte davalılar ... ve ...'dan müştereken ve müteselsilen tahsili ile davacıya verilmesine, fazlaya ilişkin istemin reddine karar verilmiştir.
Davacı vekili; davalı sürücü ...'nin kazaya sebebiyet veren olayda asli ve tam kusurlu olduğunu, davacının tedavisi için para harcamak zorunda kaldığını, davalı sigorta şirketi tarafından istenen belgelerin gönderilmesine rağmen aynı belgelerin tekrar tekrar istenerek sürecin bilinçli bir şekilde uzatıldığını, davacının tedavi giderleri ve kaza nedeniyle yaralanmasından dolayı acılar çektiğini, hükmedilen maddi ve manevi tazminatın düşük kaldığını belirterek istinaf kanun yoluna başvurmuştur.
Davalı ... vekili; davaya konu kaza 28/07/2015 tarihinde meydana gelmiş olup "Özürlülük Ölçütü, Sınıflandırması ve Özürlülere Verilecek Sağlık Kurulu Raporları Hakkında Yönetmeliğe" göre maluliyet oranının belirlenmesi gerekirken, dosya kapsamında alınan ATK raporunda "Çalışma Gücü ve Meslekte Kazanma Gücü Kaybı Oranı Tespit İşlemleri Yönetmeliği" çerçevesinde maluliyet belirlendiğini, davaya konu kazanın oluşunda diğer davalı araç sürücüsünün kusuru bulunmadığını, dosya kapsamında yer alan ve hükme dayanak teşkil eden kusur raporları arasında mahkemece giderilemeyen ciddi çelişkiler olduğunu,
davacının müterafik kusurunun dikkate alınmadığını, davacının gelir durumuna ilişkin hiçbir resmi belgeyi dosyaya sunmadığını, 1,8 teknik faiz ile "aktüeryal yöntem" kullanılarak hesaplama yapılması gerektiğini, hükme esas alınan aktüer bilirkişi raporunun taraflarına tebliğ edilmediğinden itiraz/beyanda bulunma hakkının tanınmadığını, manevi tazminatın zenginleşme aracı olarak kullanılamayacağını, davalının malik olması nedeniyle hiçbir kusurunun bulunmadığını belirterek istinaf kanun yoluna başvurmuştur.
Davalı ...
Sigorta Şirketi vekili; davaya konu kaza 28/07/2015 tarihinde meydana gelmiş olup "Özürlülük Ölçütü, Sınıflandırması ve Özürlülere Verilecek Sağlık Kurulu Raporları Hakkında Yönetmeliğe" göre maluliyet oranının belirlenmesi gerekirken, dosya kapsamında alınan ATK raporunda "Çalışma Gücü ve Meslekte Kazanma Gücü Kaybı Oranı Tespit İşlemleri Yönetmeliği" çerçevesinde maluliyet belirlendiğini, kazanın meydana gelmesinde sigortalı araç sürücüsünün kusuru bulunmadığını, dosya kapsamında alınan kusur raporları arasındaki çelişkilerin giderilmeden hüküm tesis edildiğini,
davaya konu kaza neticesinde zararın oluşmasında davacı yanın ağır kusuru bulunduğunu, hükme esas alınan aktüer bilirkişi raporunun hatalı olduğunu, 1,8 teknik faiz ile "aktüeryal yöntem" kullanılarak hesaplama yapılması gerektiğini, aktüer raporunun taraflarına tebliğ edilmeden hüküm tesis edildiğinden hukuki dinlenilme haklarının ihlal edildiğini, aktüer raporunun en son veriler ile en son bilinen asgari ücrete göre hazırlandığını, 2023 yılı asgari ücretine göre hazırlanan rapora, 2020 veya daha öncesi bir tarihten faiz işletmenin faizin mantığı ile bağdaşmadığını, tazminatın ödenmemesi veya eksik ödenmesi nedeniyle,
rapor hesap tarihi itibarıyla yeni tazminat tutarı belirlenmesi gerektiğini belirterek istinaf kanun yoluna başvurmuştur. 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (HMK) 355. maddesi kapsamında istinaf itirazları ve kamu düzenine ilişkin hususlarla sınırlı olarak yapılan inceleme sonunda: Dava, trafik kazasından kaynaklanan bedensel zarar nedeniyle maddi ve manevi tazminat istemlerine ilişkindir.
2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu'nda (KTK) manevi tazminat konusunda özel bir düzenleme yapılmadığından trafik kazası nedeniyle oluşan cismani zarar nedeniyle manevi tazminat talep edilmesi halinde TBK'da manevi tazminata ilişkin hükümler uygulanacaktır.
TBK'nın "manevi tazminat" başlıklı 56/1. maddesine göre, "Hâkim, bir kimsenin bedensel bütünlüğünün zedelenmesi durumunda, olayın özelliklerini göz önünde tutarak, zarar görene uygun bir miktar paranın manevi tazminat olarak ödenmesine karar verebilir." TBK’nin 56/1. maddesi gereğince, hükmedilecek para, zarara uğrayanda manevi huzur duygusunu doğurmayı gerçekleştirecek tazminata benzer işlevi olan özgün bir nitelik taşır.
Bir ceza olmadığı gibi mal varlığı hukukuna ilişkin zararın karşılanması da amaç edinilmemiştir. O halde, tazminatın miktarı onun amacına göre belirlenmelidir. Takdir edilecek miktar, mevcut halde elde edilmek istenilen tatmin duygusunun etkisine ulaşmak için gerektiği kadar olmalıdır. Hakim, bu konuda takdir hakkını kullanırken ona etkili olan nedenleri de karar yerinde objektif ölçülere göre isabetli bir biçimde göstermelidir.
Manevi tazminat takdir edilirken, tarafların sosyal ve ekonomik durumları ile birlikte olayın meydana geliş şekli, davacının uğradığı zararın kapsamı, davalının sorumluluğunun niteliği, kusur oranları ve özellikle caydırıcı bir etki doğuracak düzeyde olması gerektiği de göz önünde tutularak, meydana gelen trafik kazası sebebiyle duyulan acı ve elemin kısmen de olsa giderilmesi amacıyla olay tarihindeki paranın alım gücüne uygun düşen tutarlara hükmedilmesi gerekmektedir.
Bu açıklamalara göre, kazanın oluş şekli, davacıdaki yaralanmanın niteliği ve maluliyet oranı ile tarafların sosyal ve ekonomik durumları birlikte değerlendirildiğinde, İlk Derece Mahkemesi'nce hükmedilen manevi tazminat miktarının az olduğu, manevi tazminat müessesinin amacına ve hakkaniyete uymadığı kanısına varıldığından, davacı vekilinin, manevi tazminat miktarının az olduğu yönündeki istinaf itirazı yerindedir.
Bu çerçevede, dosya kapsamı, olay tarihi, davacının maluliyet oranı, kusur ve tarafların dosyaya yansıyan ekonomik ve sosyal durumları değerlendirilerek, manevi tazminat müessesinin amacı ve hakkaniyet ilkesi de dikkate alınarak, takdiren davacı lehine 100.000 TL manevi tazminata hükmedilmesinin uygun olacağı kanısına varılmıştır.
Somut olayda, ATK 2. İhtisas Dairesi tarafından düzenlenen 18/12/2020 tarihli raporda "Maluliyet Tespiti İşlemleri Yönetmeliği" ve "Sosyal Güvenlik Kurumu Çalışma Gücü ve Meslekte Kazanma Gücü Kaybı Oranları Tespit İşlemleri Yönetmeliği" hükümlerine göre maluliyetin belirlendiği anlaşılmıştır. Bu nedenle uygun yönetmelik hükümlerine göre belirlenen maluliyet bilirkişi raporunun hükme esas alınması yerindedir.
Yargıtay 17. (kapatılan) ve 4. Hukuk Dairelerinin Anayasa Mahkemesi'nin 17/07/2020 tarih ve 2019/40 (E) - 2020/40 (K) sayılı kararı sonrasında vermiş olduğu güncel kararları gereğince tazminat hesaplarında bakiye ömrün belirlenmesinde TRH 2010 tablosu uygulanacak, bilinmeyen (işleyecek) devre bakımından da "progresif rant" formülü kullanılarak tazminatın hesaplanması gerekecektir (Yargıtay 4. Hukuk Dairesinin 2022/6135 E. ve 2022/10604 K., 2021/16078 E. ve 2022/10550 K., 2021/13398 E. ve 2022/10498 K.,Yargıtay 17. Hukuk Dairesinin 2020/2598 E. ve 2021/34 K., 2019/3713 E. ve 2020/2420 K. sayılı kararları).
Bu nedenle, Anayasa Mahkemesi iptal kararı gereğince genel şartlarda belirtilen 1,8 teknik faiz esas alınarak hesaplama yapılması olanaklı olmadığından, bu hususa değinen istinaf talebi yerinde değildir.
Somut olayda, Mahkemece alınan kusur bilirkişi raporuna göre davalı sürücü % 75, davacının %25 kusurlu olduğu, aynı olay nedeniyle ceza yargılamasının yapıldığı İstanbul 17. Asliye Ceza Mahkemesi'nin 2016/61 (E) sayılı dosyasına sunulan trafik bilirkişi raporlarına göre davalı sürücü asli derecede kusurlu, davacı tali derecede kusurlu olduğu, tespit edildiği görülmektedir.
Bu durumda Mahkemece makine mühendisi bilirkişisinden alınan kusur raporu ile ceza yargılaması sırasında alınan kusur raporlarının birbiriyle örtüştüğü ve olayın oluşuna uygun düştüğü nazara alındığında kusura yönelik istinaf itirazı yerinde görülmemiştir. Müterafik kusur ise; aynı şartlar altındaki makul, dürüst ve ortalama bir kişinin, kendi menfaati icabı, zarara uğramamak için kaçınacağı veya kaçınması gereken bir davranış tarzını ifade etmektedir.
(EREN, Fikret, Borçlar Hukuku Genel Hükümler, Y. 2015. S. 582) Müterafik kusur indiriminde her somut olayın özelliğine göre olayın meydana geliş tarzı ve zararın artmasında zarar görenin kusurlu davranışının sonuca etkisi değerlendirilerek uygun oranda bir indirim yapılmasını gerektirir ve zarar görenin müterafik kusurunun tespiti halinde tazminattan uygun bir indirim yapılması, gerek öğretide gerekse Yargıtay İçtihatlarında benimsenmiş ve yerleşmiş bulunmaktadır.
Somut uyuşmazlıkta, ATK raporuna göre davacı motosiklet sürücüsünün maluliyetine neden olan yaralanması sol ayak bileğinde olup mevzuata göre zorunlu olarak takılması gereken koruyucu ekipman ise kasktır. Dolayısıyla davacının koruyucu ekipman olarak kask kullanmamış olması zararı artıran bir neden olarak kabul edilemez. Dolayısıyla, davacının müterafik kusur iddiası yerinde değildir.
İlk Derece Mahkemesince hükme esas alınan aktüerya bilirkişi raporunun davacı için %18.2 olarak belirlenen maluliyet oranı, kaza tarihindeki yaşı, aylık bordorolarından belirlenen geliri esas alınarak TRH-2010 yaşam tablosuna göre tazminatın belirlendiği anlaşıldığına göre usul, yasa, Yargıtay içtihatları ile belirlenmiş hesaplama yöntemine göre tazminat hesabı içeren aktüerya raporunun hükme esas alınmasında bir isabetsizlik bulunmadığından bu hususa değinen istinaf itirazlarının reddi gerekmiştir.
KTK'nin 99. maddesine göre, ZMSS Genel Şartları ile belirlenen belgeler ile birlikte sigorta kuruluşuna başvuru tarihinden itibaren 8 iş günü içinde sigortacının tazminatı ödeme yükümlülüğü bulunmaktadır. Bu sürenin sonunda ödememe halinde temerrüdün gerçekleştiği, kısmi ödeme yapılması halinde ise bu tarih itibarıyla davalının temerrüt faizinden sorumlu olduğunun kabulü gerekir.
Davalı tarafa, 04/11/2015 tarihinde başvuru yapıldığı bu nedenle temerrüdün 17/11/2015 tarihinde gerçekleştiği anlaşılmakla, davalı ... Sigorta Şirketi vekilinin faize ilişkin istinaf itirazı da yerinde değildir.
İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 40. Hukuk Dairesi, E. 2024/599, K. 2024/979, 27 Haziran 2024 tarihli karar · Kaynak: UYAP Emsal Karar Arama