KÜNYE
T.C. İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 43. Hukuk Dairesi
- Karar tarihi
- 28 Kasım 2024
- Dosya no
- 2021/1097
- Karar no
- 2024/1731
- İncelenen kararın mahkemesi
- İSTANBUL ANADOLU 7. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
- Tarihi
- 22/10/2020
- Numarası
- 2018/576 Esas - 2020/496 Karar
- Dava
- İtirazın İptali (Sigorta Sözleşmesinden Kaynaklanan
- İstinaf karar tarihi
- 28/11/2024
Karar Metni
2.196 kelime·11 dk okuma·6 bölüm
Taraflar arasında görülen dava neticesinde ilk derece mahkemesince verilen hükmün davalı vekilince istinaf edilmesi üzerine düzenlenen rapor ve dosya kapsamı incelenip gereği görüşülüp düşünüldü;
TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMALARININ ÖZETİ
DAVA
Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; müvekkili şirket ile dava dışı ... Limited Şirketi arasında adi ortaklık kurulduğunu; söz konusu bu adi ortaklık ile de ... Sigorta arasında ... sayılı "iş veren sorumluluk sigorta poliçesi" düzenlendiğini; davalının ...
Sigortadan bu poliçeyi devir aldığını belirterek; müvekkili şirketin işinde çalışmakta olan ...'ın 08/02/2007 tarihinde iş kazası geçirdiğini, adı geçen tarafından müvekkili aleyhine Mersin 2. İş Mahkemesinin 2008/658 Esas sayılı dosyasında maddi ve manevi tazminat davası açıldığını, söz konusu bu davada ...
Sigorta AŞ'ye davanın ihbar edildiğini, yargılama sonunda 03/05/2011 günü tesis edilen kararda ...'a 38.930,00 TL maddi tazminatın ödenmesine karar verildiğini; anılan hükmün Yargıtay 21. H.D'nin 13/11/2012 tarihli kararıyla bozulduğunu, bunun üzerine mahkemenin 2012/1000 Esasına kaydedilen dosyada bozmaya uyulduğunu.
25/09/2014 günü verilen kararla da 133.770,59 TL maddi tazminatla 45.000,00 TL manevi tazminatın 08/02/2007 tarihinden itibaren işleyecek yasal faiziyle birlikte ...'a ödenmesine karar verildiği, kararın Yargıtay'dan geçmek suretiyle kesinleştiğini; ilamın infaz edildiğini. Ankara ... İcra Müdürlüğünün ...
Esas sayılı dosya kapsamında ... vekiline 299.700,00 TL havale edildiğini, icra dosyasına da 6.024,43 TL ve 5.699,21 TL ödeme yapıldığını; yine aynı olay sebebiyle SGK tarafından Mersin 2. İş Mahkemesinin 2009/877 Esas sayılı dosyasıyla açılan rücu davasında, müteselsil tahsil kararı verildiği; hükmün Yargıtay tarafından onandığını, ilamın icraya konulması üzerine Erdemli İcra Müdürlüğünün ...
Esas sayılı dosyasına 15.910,00 TL ödeme yapıldığını; davalı sigorta şirketine mahkeme kararları, icra emri ve ödeme dekontlarının gönderilmesine rağmen olumlu hiç bir sonuç alamadıklarını; bunun üzerine Beşiktaş ... Noterliğinden 22/06/2017 günü ... yevmiye nolu ve ... yevmiye nolu ihtarlarla 342.918,00 TL'nin ödenmesinin istenildiğini; olumlu bir sonuç çıkmaması üzerine de İstanbul Anadolu ... İcra Müdürlüğünün ...
Esas sayılı dosyasıyla takip başlatıldığını; davalının haksız itirazıyla takibin durduğunu bildirerek, itirazın iptaline takibin devamına ve davalıdan %20 icra inkar tazminatı tahsiline karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
CEVAP
Davalı, davaya cevap vermemiş ise de, istenilen bedelin sigorta kapsamında kalmadığını, müvekkilinin 3. Şahısların zararından sorumlu olduğunu; istenilen bedelinde miktar olarak kabul etmediklerini savunmuştur.
İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI
İstinaf incelemesine konu kararı veren ilk derece Mahkemesince eldeki dava hakkında yapılan yargılama sonunda, " ...SGK'nun açtığı 2009/877 Esasa kayıtlı dosya için davalı şirkete herhangi bir ihbarın yapılmadığı, bu nedenle sigortacının temerrüte düşürülmemiş olduğu; dolayısıyla sigortacının sadece kendi temerrütünden sorumlu olacağı; hüküm gereğince kaza tarihinden itibaren başlatılan faizde, davanın ihbarı söz konusu olmadığı için ihbardan itibaren faizin hesaplanmayacağı, rücu davasında bozma yaşandığı, kusur oranları yönünden yeniden rapor alınması gereğine vurgu yapıldığı;
ancak mahkememizce bunun sonucunun araştırılmasına gerek bulunmadığı; zira Yargıtay 11. Hukuk Dairesinin 02/03/2010 gün ve 2008/9794 Esas - 2010/2788 Karar sayılı ilamında, "sigortalının haksız fiilden doğan zararının diğer sorumlularla birlikte davalı sigorta şirketinden de sorumluluk limitiyle sınırlı olmak üzere müteselsilen talep etmesi mümkün bulunmasına göre, üçüncü kişinin zararının kesinleşmiş mahkeme kararına göre müteselsilen ödeyen davacının ödediği maddi tazminatı ve ferileri poliçe limiti dahilinde davalıdan isteyebileceği ve davalı da ödedikten sonra kusur oranları nispetinde diğer sorumlulara yönelebileceği gözetilerek,
buna göre karar verilmesi gerekirken davacının olaydaki kusur oranına göre davanın kabulüne karar verilmiş olmasının doğru olmadığı" vurgulandığı; hal böyle olunca davalı sigorta şirketinin ödedikten sonra alt iş verene rücu hakkı bulunduğundan ve bozulan dosyadaki zarar miktarı konusunda bir ihtilaf bulunmadığından davacının bozulan dosya nedeniyle yapmış bulunduğu 24.572,11 TL ödemeyi davalıdan talep edebileceği; ödemenin gerçekleştiği 01/04/2014'den itibaren takip tarihine kadar faiz talep edebileceği, bununda 5.342,91 TL olduğu nazara alınmak suretiyle bu miktarlar üzerinden davanın kısmen kabulüne karar verilmiş.
Davacı her ne kadar icra takibinde %10,50 avans faizi yürütülmesini talep etmişse de takip tarihinde avans faizi %9,75 olduğundan bu husustan da icra takibi düzeltilmiş. Talep edilen miktarların mahkeme kararları ve yapılan ödemelere ilişkin likit alacaklar olduğu nazara alınmak suretiyle, itirazda da haksız bulunan asıl alacak miktarları toplamı üzerinden inkar tazminatına hükmedilmesine," karar verilmiştir.
İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ
Davalı vekili istinaf dilekçesinde özetle; taşeron firma çalışanlarının poliçeye dahil olmadığını, poliçede taşeron genişletme klozu da bulunmadığını, buna rağmen sigortalı olmayan bir firmanın çalışanının yaşadığı iş kazası sebebiye davalı sigorta şirketinin sorumlu tutulmasının poliçe akdine, tüm sigortacılık mevzuatına aykırı ve hatalı olduğunu, ortada teminat yokken sigorta şirketinin hasardan sorumlu tutulduğunu, mahkemece poliçe limitlerinin de üstünde hatalı hüküm kurulduğunu, faize hükmedilmesinin hatalı olduğunu, faiz sorumluluğu doğacak ise de hükmedilecek faizin ancak yasal faiz olabileceğini,
sigortacının temerrüde düşmesi ve dolayısıyla faizden sorumlu tutulabilmesi için, kendisine usulüne uygun ihtarda bulunulmuş olması gerektiğini, davalı şirketin faizle sorumlu tutulacağı düşünülse dahi faiz başlangıç tarihinin şirkete karşı takibin başaltıldığı tarih olması gerektiğini, ancak ilk derece mahkemesince tesis edilen hükümde buna aykırı olarak daha önce tarihlerden faiz işletilmesine karar verildiğini beyanla, ilk derece Mahkemesince verilen kararın kaldırılmasını ve davanın reddine karar verilmesini talep ve istinaf etmiştir.
Davacı vekili istinafa cevap dilekçesinde özetle: üçüncü kişi konumunda olan işçi ...'ın elim kazadan kaynaklanan alacak taleplerinin sorumluluk sigortası kapsamında olduğunu, davacı şirket ile davalı sigorta şirketi arasında akdedilen sorumluluk sigortası ile inşaat anında üçüncü şahısların yaralanmalarından dolayı sigorta şirketinin zarardan sorumlu olacağının düzenlendiğini ve 08.02.2007 tarihinde de inşaat alanında işçi ...'ın iş kazası geçirdiğini, bu suretle, davalı sigorta şirketinin bu kaza kapsamında davacı şirket tarafından ödenen bedelden sorumlu olduğunu,
dava konusu olan rücuya tabi asıl alacaklar toplamının poliçe limitini aşmadığını, huzurdaki davaya konu uyuşmazlık ticari iş niteliğinde olduğundan yerel mahkemece davalı mütemerrit sigorta şirketi aleyhine avans faizine hükmedilmesinin hukuka uygun olduğunu, dava Türk Ticaret Kanununun 3-4 maddeleri uyarınca mutlak ticari dava niteliğinde olduğundan, davalı sigorta şirketi aleyhine yürütülecek faiz oranının hiç şüphesiz ki avans faiz oranı olduğunu , Yerel Mahkemece de bu yönde kurulan hükmün hukuka uygun olduğunu beyanla, istinaf talebinin reddine karar verilmesini talep etmiştir.
GEREKÇE
Dava, işveren sorumluluk sigorta poliçesi kapsamında davacıya ait işyerinde çalışmakta olan dava dışı taşeron (alt yüklenici) ... Ltd.Şti. işçisi ...'ın açtığı tazminat davası ile aynı kaza nedeniyle SGK nın açtığı rücu davaları sonucu ödenen bedellerin tahsili istemiyle başlatılan icra takibine vaki itirazın iptali davasıdır.
İstinafa gelen uyuşmazlık temelde, sigorta sizleşmesinin tarafı olmayan dava dışı taşeron şirket işçisine ödenen tazminatın poliçe kapsamında kalıp kalmadığı noktasındadır. Davacı ile ... İnşaat Ltd. Şti. Arasında kurulan Adi ortaklık bulunduğu, ortaklık ile davalı arasında (önceki unvanı ... Sigorta A.Ş) arasında işveren sorumluluk sigorta poliçesi düzenlendiği, riziko mahallinde yapılan çalışma esnasında taşeron firma ...
İnşaat Ltd.Şti.'nin sigortalı işçisi ...'ın iş kazası geçirdiği, sigortalı işçi tarafından davacı ile birlikte taşeron şirket hakkında açılan dava ile tazminatın hüküm altına alınıp Ankara ... İcra müdürlüğünün ... E. Dosyası ile 311.423,64 TL'nin davacı tarafça ödendiği, ayrıca SGK tarafından aynı kaza ile ilgili açılan davada hüküm altına alınan bedelin 31.820,00 TL olarak icra dairesine ödendiği anlaşılmaktadır.
Davacı takip alacaklısı tarafından, davalı takip borçlusu hakkında, İstanbul Anadolu ... İcra Müdürlüğünün ...
Esas sayılı takip dosyası ile 311.098,00 TL' asıl alacak, 78.980,54 TL işlemiş faiz, 31.820,00 TL asıl alacak, 12.859, 00 Tl faiz olmak üzere toplam 434.757,96 TL alacağın tahsili istemiyle " ... poliçe numaralı işveren sorumluluk sigortası kapsamında ödenmesi gereken, 01/04/2014 tarihli ve 31.820,00 TL tutarlı ödeme ile 22/06/2015 tarihli ve 311.098,00 TL tutarlı ödemelere dair alacaklardır" borcun sebebi olarak gösterilerek ilamsız icra takibi başlatıldığı, takibe itiraz üzerine eldeki itirazın iptali davası açıldığı görülmektedir.
Dosyaya ibraz edilen poliçede davacı sigortalı işçileri dışındaki taşeron işçilerinin poliçe kapsamında olduğuna dair özel bir kloz bulunmadığı görülmektedir. Davacı da bu yönde bir iddiaya sahip değildir. Davacının iddiası işveren sorumluluk sigorta poliçesi genel şartları gereği tazminattan davalının sorumlu olduğu yönündedir. Bahsi geçen genel şartların " Sigortanın Teminatının Kapsamı" başlıklı 1. Maddesi.
"Bu poliçe, işyerinde meydana gelebilecek iş kazaları sonucunda işverene terettüp edecek hukuki sorumluluk nedeniyle işverene bir hizmet akdi ile bağlı ve Sosyal Sigortalar Kanununa tabi işçiler veya bunların hak sahipleri tarafından işverenden talep edilecek ve Sosyal Sigortalar Kurumu'nun sağladığı yardımların üstündeki ve dışındaki tazminat talepleri ile yine aynı Kurum tarafından işverene karşı iş kazalarından dolayı ikame edilecek rücu davaları sonunda ödenecek tazminat miktarlarını, poliçede yazılı meblağlara kadar temin eder.
Sigortacı ayrıca bu sigorta ile ilgili olarak bir dava açılması halinde hükmolunan mahkeme masrafları ile avukatlık ücretlerini ödemekle yükümlüdür. Şu kadar ki, hükmolunan tazminat sigorta bedelini geçerse sigortacı, avukatlık ücreti dahil dava masraflarına, ancak sigorta bedeli nisbetinde iştirak eder." düzenlemesini içermektedir.
Maddenin 1. Fıkrasında açıkça "işverene bir hizmet akdi ile bağlı ve Sosyal Sigortalar Kanununa tabi işçiler"e karşı doğacak sorumlulukların sigorta kapsamına alındığı açıktır.
Yine cümlenin devamında" ..yine aynı Kurum tarafından işverene karşı iş kazalarından dolayı ikame edilecek rücu davaları sonunda ödenecek tazminat miktarlarını, poliçede yazılı meblağlara kadar temin eder." düzenlemesi kapsamının maddenin başlangıç cümlesindeki işvrene bir hizmet akdi ile bağlı çalışan işçilere ödenen tazminatlar için işverene kurumca açılacak davaların kapsama alındığı anlaşılmaktadır.
Genel şartların düzenlenişine göre bu kapsama işverene hizmet akdi ile bağlı çalışmayan işçilerin özel şartlarda hüküm bulunmadığı müddetçe poliçe kapsamındaki sorumluluk örtüsünde kalmadığı anlaşılmaktadır. Dava, işveren Mali Mesuliyet Sigorta poliçesinden kaynaklanan tazminat istemine ilişkindir. Sigorta ilişkisi tam iki tarafa borç yükleyen başka bir değişle sinallagmatik bir sözleşme olan Sigorta Sözleşmesinin kurulmasıyla meydana gelir.
Bu sebeple, sigorta sözleşmesinden doğan borçlar ve haklar sözleşmesel nitelik taşır.Türk Ticaret Kanunu (TTK) madde 1409/1'de yer alan. "Sigortacı, sözleşmede öngörülen rizikonun gerçekleşmesinden doğan zarardan ve bedelden sorumludur." hükmünden anlaşılacağı üzere sigortacının teminat borcunun kapsamı, sigorta sözleşmesi hükümlerine göre tayin edilir. Sayılan riskler prensibi dolayısıyla TTK'da sigorta teminatının kapsamının, sözleşme ile belirlenmesi esası benimsenmiştir.
O halde hükmün mefhumu muhalifinden, sözleşmede yer almayan rizikolar bakımından sigortacının teminat borcundan söz edilemeyeceği neticesi doğmaktadır. Ancak Sigortacılık Kanunu (SK) m. 11/4'te yer alan. "Sigorta Sözleşmelerinde kapsam dahiline alınmış olan riskler haricinde, kapsam dışı bırakılmış riskler de açıkça belirtilir. Belirtilmemiş olan riskler teminat kapsamında sayılır." hükmü ile Türk Ticaret Kanunu'ndan farklı bir esasın benimsendiği görülmektedir.
Bu durumda SK m.11/4 hükmü ile TTK. m. 1409/1 hükmünün çeliştiği aşikârdır. SK'ya göre. Sigorta Sözleşmesinde teminat kapsamında sayılan rizikoların yanı sıra TTK'dan farklı olarak teminat kapsamında olmayan rizikoların da belirtilmesi gerektiği hükme bağlanmıştır. Belirtmek gerekirse böylece Sigortacılık Kanunu ile aksi ispat edilemeyen bir kanun karineye yer verilmiştir.
Bu durum karşısında TTK hükümlerine üstünlük tanınırsa, teminat kapsamında sayılmayan bir rizikonun gerçekleşmesinden dolayı sigortacının sorumlu olmayacağı sonucuna varılır. Sigortacılık Kanunu'na üstünlük tanındığı halde ise sigortacının, sözleşmede öngörülmeyen bir riziko sebebi ile sigortalanan olayın meydana gelmesinden de sorumlu olacağı ortaya çıkacaktır.
Zira Sigortacılık Kanunu uyarınca teminat dışında olan rizikoların da tek tek sayılması gerekir ve teminat dışında sayılmayan bir riziko teminat kapsamında kabul edilir. Böylece ortaya çıkan çelişkili durumun çözüme kavuşturulmasında, normlar çatışması halinde uygulanacak ilkeler yol gösterici olabilir.
Ancak her ne kadar Türk Ticaret Kanunu, Sigortacılık Kanunu'na nazaran genel kanun niteliğinde olsa da özel kanun olan Sigortacılık Kanunu'ndaki bir husus, yeni tarihli olan genel kanunda özel hüküm ile yeniden düzenlendiğinden sonraki tarihli olan TTK. m.1409 hükmünün önceki tarihli özel kanun niteliğindeki SK. m. 11 hükmünden üstün tutulması gerekir. (Ortaç, Nurdan Orbay / Ölmez, Belin Köroğlu, Sigorta Hukuku Uygulama Kitabı, Ankara 2022, s 21 vd).
Ayrıca SK. m.11/4, sigorta koruması kapsamında olmayan hallerin sigorta sözleşmesinde "açıkça" belirtilmiş olması gerektiğini öngörmektedir. Bunun "sayım yöntemiyle" yapılabilirliği bulunmamaktadır. Kaldı ki, bir şey ismiyle belirtildiği takdirde, aynı zamanda olmayan her şeyde belirtilmiş olur. Kısaca yalnızca teminata giren hususların belirtilmesi aynı zamanda teminata girmeyen hususlarında belirtilmiş olması anlamını taşır.
Böylece TTK. m.1409 sadece sözleşmede kararlaştırılan rizikoların teminata dahil olacağını belirtmiş olmakla, SK. m.11/4 uygulama yeteneğinin kalmadığı ve hiç dikkate alınmaması gerekir. (Ünal, Samim, Sigorta Hukuku Cilt-1 s 97-98) Bu durumda, teminat kapsamına alınan rizikoların belirlenmesinde TTK. m. 1409 esas alınacağı sonucuna varılmaktadır.
Bu açıklamalar sonucunda somut olaya gelindiğinde, davacı ile davalı sigorta şirketi arasında düzenlenen işveren Mali Mesuliyet Sigorta Poliçesi ile İnşaat All Risk Sigorta poliçesinde, TTK. m.1409 uyarınca sigortacının sözleşmede öngörülen rizikonun gerçekleşmesinden doğan zararlardan ve bedelden sorumlu olacağı, Sigortacılık Kanunu'nun 11/4 maddesine göre değerlendirilme olanağı bulunmadığı sonucuna ulaşılmaktadır.
Tüm bu nedenler karşısında davacının dayandığı Sigorta Sözleşmelerinin taşeron firma elemanının kazaya uğraması ve vefat etmesi şeklindeki rizikoyu teminat kapsamına almadığı anlaşılmakla davanın reddine karar verilmesi gerekirken kabulüne karar verilmesi isabetli olmamıştır. (emsal Yargıtay 11 HD nin25/01/2023 tarih ve E: 2021/5843-K:2023/512 sayılı ilamı) HMK'nın 355.
Maddesi uyarınca kamu düzenine aykırılık ve istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak yapılan istinaf incelemesi sonunda.
Mahkemece davanın kabulüne karar verilmesi isabetli görülmemiş ve bu nedenle davalı vekilinin istinaf başvurusunun kabulü ile ilk derece mahkemesi kararının kaldırılmasına, yeniden yargılama yapılmasına gerek bulunmadığından Dairemizce esas hakkında yeniden karar verilmek suretiyle davanın reddine dair aşağıdaki şekilde hüküm tesis edilmiştir.
28/11/2024
İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 43. Hukuk Dairesi, E. 2021/1097, K. 2024/1731, 28 Kasım 2024 tarihli karar · Kaynak: UYAP Emsal Karar Arama