KÜNYE
T.C. İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 43. Hukuk Dairesi
- Karar tarihi
- 5 Mart 2024
- Dosya no
- 2021/201
- Karar no
- 2024/326
- İncelenen kararın mahkemesi
- BAKIRKÖY 4. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
- Tarihi
- 07/09/2020
- Numarası
- 2019/630 Esas - 2020/393 Karar
- Dava
- İtirazın İptali (Ticari Satımdan Kaynaklanan
- İstinaf karar tarihi
- 05/03/2024
Karar Metni
2.145 kelime·11 dk okuma·6 bölüm
Taraflar arasında görülen dava neticesinde ilk derece mahkemesince verilen hükmün davalı vekilince istinaf edilmesi üzerine düzenlenen rapor ve dosya kapsamı incelenip gereği görüşülüp düşünüldü:
TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMALARININ ÖZETİ
DAVA
Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; taraflar arasında ticari bir ilişkinin olduğu, ancak 2018 yılında davalıjıın ödemeler konusunda sıkıntı çıkardığı, bu nedenle İstanbul .... Noterliği 07/08/2018 tarihinde davalıya ihtarname gönderdiklerini davalının bu ihtarnameye Bakırköy ... Noteri 14.08.2018 tarihinde hukuka aykırı beyan ve taleplerde bulunduğunu, bunun üzerine İstanbul ...
Noterliği 16.08.2018 tarihinde davalıya tekrar ihtarname gönderdiklerini, ancak alacaklarını tahsil edemediklerini, böylelikle; davalı aleyhine Bakırköy .... İcra Müdürlüğünün ... Eşas dosyası ile icra lakibi başlatıldığını ancak, davalının icra takibine itiraz ederek durdurduğunu, Sonuç olarak huzurdaki davanın açıldığını, Bakırköy .... icra Müdürlüğünün ...
E sayılı icra dosyasına yapılan haksız itirazın kaldırılmasını davalının kötü niyetli olarak icra takibine itirazı nedeniyle, %20 den aşağı olmamak üzere İcra İnkar tazminatına mahkum edilmesini, yargılama giderleri ile vekalet ücretinin davalıya yüklet ilmesini talep etmiştir.
CEVAP
Davalı tarafça cevap dilekçesi sunulmadığı anlaşılmıştır.
İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI
İstinaf incelemesine konu kararı veren ilk derece Mahkemesince eldeki dava hakkında yapılan yargılama sonunda, "...Tüm dosya kapsamı birlikte değerlendirildiğinde. Dava 2018 cari hesap yılına ait faturadan kaynaklı başlatılan takibe itirazın iptali davasıdır.Davacı taraf davalı aleyhine Bakırköy .... İcra Dairesinin ...
E. Sayılı dosyası ile alacağından kaynaklı 20.312,85 TL asıl alacak,434,08 TL 204,30 TL 148,57 TL 151,94 TL ihtar gideri toplamı 21.251,74 TL üzerinden takip başlattığı ,davalının borcu olmadığı savı ile süresinde takibe itirazı üzerine iş bu itirazın iptali davasının 1 yıllık süre içerisinde ve dava değeri 21.251,74 TL üzerinden açıldığı anlaşılmakla; davalının defter ve belgelerini ibrazdan kaçındığı, Davaya konu; davalı adına düzenlenen 23 adet c-faturan Başkanlığı e-fatura portalı üzerinden davalıya tebliğ edildiği, faturalara ekli sevk irsaliyesine konu ürünleri davalı adına; ... vc ... tarafından teslim alındığı,
davalının malları teslim almadığı savunmasında bulunmadığı gibi cevap dilekçesi sunmamakla bilirkişi raporuna karşı sunduğu beyan ile 23/04/2018 tarihli faturaya konu ürünlerin eski model oldukları iddiası ile 07/08/2018 tarihinde iade faturası kestikleri ve de 14/08/2018 tarihinde noter ihtarı keşide ettiklerini bildirmiş iseler de. Ayıp hususu dosya kapsamında incelenmemiş olup velev ki ayıp iddiası doğru ise de.
Ticari satımlarda muayene ve ihbar külfeti TTK 25/3. maddede düzenlenmiştir. Bu hükme göre “ Emtianın ayıplı olduğu teslim sırasında açıkça belli ise alıcı iki gün içinde keyfiyeti satıcıya bildirmeye mecburdur.
Açıkça belli değilse alıcı emtiayı teslim aldıktan sonra sekiz gün içinde muayene etmeye veya ettirmeye ve bu muayene neticesinde emtianın ayıplı olduğu ortaya çıkarsa, haklarını muhafaza için keyfiyeti bu müddet içinde satıcıya bildirmeye mecburdur.” Ancak ayıp ihbarının bu süre içinde satıcıya ulaşması şart değildir. Bu süre içinde satıcıya ulaşmasa bile alıcı haklarını korumuş olur.
TTK 25/3. maddede gizli ayıbın sonradan ortaya çıkması halinde Borçlar Kanunun 198. maddesinin uygulanacağı belirtilmiştir.
Borçlar Kanunun 198/3. maddesinde ayıbın sonradan ortaya çıkması halinde bildirimin derhal yapılması aksi halde alıcı malı ayıp ile beraber kabul edilmiş sayılacağı, Yukarıda açıklandığı üzere davalının ayıp iddiasını ispatlayamadığı, ödemeye ilişkin delil de ibraz etmediği bu hali ile bilirkişi tarafından hesaplanan 20.309.77- TL cari hesap alacağından davalının sorumlu olduğu,
Davacı taraf her ne kadar ihtarname masraflarını da asıl alacak ile birlikte icra takibine konu etmiş ise de ;ihtarname masraflarının yargılama giderlerinden olduğu tartışmasız olduğundan davanın kısmen kabulüne" karar verilmiştir.Bu karara karşı davalı vekili tarafından istinaf başvurusunda bulunulmuştur.
İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ
Davalı vekili istinaf dilekçesinde özetle; müvekkili şirketin 1982 yılından bugüne tekstil sektörünün bir parçası olarak endüstriyel iplik sektöründe faaliyet göstermekte olduğunu, hali hazırda ülkenin her yerine ulaşan servis ağı ile sektörün endüstriyel dikiş ipliği ihtiyacını uluslararası standartlarda karşıladığını, ayrıca müvekkili şirketin uluslararası çok sayıda sertifikası bulunduğunu, kendi markalı ürünlerinin ithalatını da gerçekleştirmekte olduğunu, iş ve müşteri kapasitesi itibariyle müvekkili şirketin hak edilen bir alacağı/borcu ödememek gibi bir tavır içinde bulunmasının mümkün olmadığını,
dava konusu tutarı rahatça ödeyebilecek kapasitede olduğunu, çalışma yaşamının olağan akışı içinde müvekkili şirketin ticari ilişki içinde olduğu kurum ve kişilere ödeme yapma konusunda sorun çıkarması halinde ticari geleceğinin ciddi zarar görebileceğini, bu nedenle pandemi koşullarında dahi faaliyetlerine devam eden müvekkili şirketin borcunu ödemekten kaçınmasının söz konusu olmadığını, işbu dava dışında müvekkiline karşı açılan tek bir davanın dahi bulunmadığını, müvekkili şirketin tekstil sektöründe kullanılan makine yedek parça satışı yapan davacı şirket ile uzun bir süredir ticari ilişki içinde olduğunu,
2018 yılındaki son alış-verişe kadar taraflar arasında herhangi bir sorun yaşanmadığını, ancak 23/04/2018 tarihli faturaya konu ürünlerin müvekkili şirkete teslimi sonrası, müvekkil şirketin daha önce gönderilen ürünlerden farklı olarak son gönderilen ilgili ürünlerin eski model olduğunu, satış değerlerinin olmadığını, kullanıma ve satışa uygun olmadıklarını belirterek ürünleri iade etmek istediğini, bu konuda davacı şirket yetkilileri ile şifahen defalarca görüşmeler yapıldığını, müvekkili şirketin yasal iade süreleri geçene kadar uzun süre oyalandığını,
müvekkil şirketin davacı şirket tarafından satılan ürünlerin tamamına dair 07/08/2018 tarihinde iade faturasının düzenlediğini, yıllardır ticari ilişki içinde olduğu kurum ve kişilerle güvene dayanan tarzda çalışma yürüten müvekkilinin ilgili ürünlerin iade alınacağı inancıyla daha önce benzer bir olayla karşılaşmamanın da etkisi ile yasal iade süreçlerini işletmediklerini, davacı tarafından satılan söz konusu ürünlerin eski model oldukları için müvekkili tarafından halen satılamamış olduğunu, ürünlerin tamamının müvekkili şirket deposunda olduğunu,
istenmesi halinde davacı şirket tarafından ilgili ürünlerin hali hazırda iade alınabilir durumda olduğunu, 1982 yılından beri aktif ticari hayatın içinde olan müvekkilinin haksız bir şekilde ticareten aldatılması karşısında, diyalog yoluyla meseleyi çözmek adına çaba harcadığını ve icra takibine itiraz etmek zorunda kaldığını, likit bir alacağın söz konusu olmadığını, mesnetsiz bir itirazın da söz konusu olmadığını, ayrıca takip talebi ile talep edilen alacakların hatalı olduğunun bilirkişi raporu ile de tespit edildiğini, yerel mahkemece davanın kısmen kabulüne karar verildiğini,
bu kapsamda icra inkar tazminatına hak kazanılmasının da mümkün olmadığını, tüm nedenlerle, haksız ve hukuka aykırı talep ve iddialarla açılan işbu davanın reddinin gerektiğini, yerel mahkemece davanın kısmen kabulüne karar verilmiş ise de talepleri olmasına rağmen, reddedilen kısım yönünden lehlerine vekalet ücretine hükmedilmemesinin yasal mevzuata açıkça aykırı olduğunu, belirtilen sebepler neticesinde yerel mahkeme kararının kaldırılmasını, davanın reddine karar verilmesini, aksi halde icra inkar tazminatının reddine karar verilmesini, reddedilen kısım yönünden lehlerine karşı vekalet ücretine hükmedilmesini,
tehir-i icra inkar taleplerinin kabulüne karar verilmesini ve yargılama giderleri ile vekalet ücretinin davacı taraf üzerinde bırakılması gerektiğini ileri sürmüştür.
GEREKÇE
Dava; cari(açık) hesap alacağının tahsili istemiyle başlatılan icra takibine vaki itirazın iptali davasıdır.İlk derece mahkemesince yukarıda açıklanan gerekçeye istinaden davanın kısmen kabulüne karar verilmiş, bu karara karşı davalı vekili istinaf yasa yoluna başvurmuştur.İstinafa gelen uyuşmazlık temelde; taraflar arasındaki mal alım satımına dayalı ticari ilişki kapsamında davacının davalıdan alacaklı olup olmadığı, davalıya satılan malların kullanıma ve satışa uygun olmadığı eski model olduğu iddiasının yerinde olup olmadığı, bu iddianın dinlenebilir olup olmadığı,
icra inkar tazminatı hüküm koşullarının oluşup oluşmadığı ile davalı lehine vekalet ücreti takdirinin gerekip gerekmediği noktasındadır. Davacı tarafın davalı aleyhine Bakırköy .... İcra Dairesinin ...
E. Sayılı dosyası ile alacağından kaynaklı 20.312,85 TL asıl alacak, 434,08 TL işlemiş faiz, 204,30 TL,148,57 TL ve 151,94 TL ihtar gideri olmak üzere toplam 21.251,74 TL üzerinden takip başlattığı, davalının ödeme emrine süresine itirazı üzerine iş bu itirazın iptali davasının 1 yıllık hak düşürücü süre içerisinde açıldığı anlaşılmıştır.Davacı tarafça, 2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu(İİK)'nun 67. maddesi uyarınca itirazın iptaline karar verilmesi istemiyle eldeki dava açılmıştır.
Davalı davaya cevap vermemiş olup bilirkişi raporunun tebliğ sonrasında taraflar arasındaki ticari ilişkiyi ve ürünlerin kendisine teslim edildiğini kabul etmiş ancak ürünlerin ayıplı olduğunu savunmuştur.6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu(HMK)'nun 222. maddesine göre, Ticari defterlerin, ticari davalarda delil olarak kabul edilebilmesi için, kanuna göre eksiksiz ve usulüne uygun olarak tutulmuş, açılış ve kapanış onayları yaptırılmış ve defter kayıtlarının birbirini doğrulamış olması şarttır.
Ayrıca usulüne uygun olarak tutulan ticari defter kayıtlarının sahibi ve halefleri lehine delil olarak kabul edilebilmesi için, diğer tarafın aynı şartlara uygun olarak tutulmuş ticari defterlerindeki kayıtların bunlara aykırı olmaması veya diğer tarafın ticari defterlerini ibraz etmemesi yahut defter kayıtlarının aksinin senet veya diğer kesin delillerle ispatlanmamış olması gerekir.
Diğer tarafın ikinci fıkrada yazılan şartlara uygun olarak tutulan ticari defterlerinin, ilgili hususta hiçbir kayıt içermemesi hâlinde ticari defterler, sahibi lehine delil olarak kullanılamaz. Bu şartlara uygun olarak tutulan defterlerdeki sahibi lehine ve aleyhine olan kayıtlar birbirinden ayrılamaz.İlk derece mahkemesince alınan bilirkişi raporunda. Davacı taraf ticari defterleri, HMK.
222/2 maddesine göre delil teşkil ettiği,davalı taraf ihtara rağmen ticari defterlerim mahkemeye ibraz etmediği vc ibrazdan kaçındığı, davaya konu; davacı tarafından, davalı adına düzenlenen 23 adet e-faturanın Başkanlığı e-fatura portalı üzerinden davalıya tebliğ edildiği, faturalara ekli sevk irsaliyerlerine konu mal/ürünleri davalı adına; ... vc ... tarafından teslim alındığı, davacı ticari defterleri ile muhasebe hesap ve kayıtlama göre; ödeme emri tarihinde, davacının davalıdan.
20.309.77-TL, cari hesap alacağının olduğu, yönünde rapor tanzim edilmiştir. Davalı taraf ticari defter ve dayanakları üzerinde bilirkişi incelemesi yapılmamış olup davalı tarafın buna yönelik itirazı bulunmamaktadır. 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu(TTK)'nun 23/1-c maddesi. "Malın ayıplı olduğu teslim sırasında açıkça belli ise alıcı iki gün içinde durumu satıcıya ihbar etmelidir.
Açıkça belli değilse alıcı malı teslim aldıktan sonra sekiz gün içinde incelemek veya incelettirmekle ve bu inceleme sonucunda malın ayıplı olduğu ortaya çıkarsa, haklarını korumak için durumu bu süre içinde satıcıya ihbarla yükümlüdür. Diğer durumlarda, Türk Borçlar Kanununun 223. maddesinin ikinci fıkrası uygulanır." şeklinde düzenlenmiştir.
6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu(TBK)'nun 223/2. maddesine göre ise, alıcı gözden geçirmeyi ve bildirimde bulunmayı ihmal ederse, satılanı kabul etmiş sayılır. Ancak, satılanda olağan bir gözden geçirmeyle ortaya çıkarılamayacak bir ayıp bulunması hâlinde, bu hüküm uygulanmaz. Bu tür bir ayıbın bulunduğu sonradan anlaşılırsa, hemen satıcıya bildirilmelidir; bildirilmezse satılan bu ayıpla birlikte kabul edilmiş sayılır.
Ayrıca, 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun 23/1-c maddesinde "malın ayıplı olduğu teslim sırasında açıkça belli ise alıcı iki gün içinde durumu satıcıya ihbar etmelidir. açıkça belli değilse alıcı malı teslim aldıktan sonra sekiz gün içinde incelemek veya incelettirmekle ve bu inceleme sonucunda malın ayıplı olduğu ortaya çıkarsa, haklarını korumak için durumu bu süre içinde satıcıya ihbarla yükümlüdür. diğer durumlarda, Türk Borçlar Kanununun 223. maddesinin ikinci fıkrası uygulanır." şeklinde düzenleme bulunmaktadır.
TTK'nın 18/3. maddesine göre tacirler arasında, diğer tarafı temerrüde düşürmeye, sözleşmeyi feshe, sözleşmeden dönmeye ilişkin ihbarlar veya ihtarlar noter aracılığıyla, taahhütlü mektupla, telgrafla veya güvenli elektronik imza kullanılarak kayıtlı elektronik posta sistemi ile yapılması gerekmekte olup, bu düzenleme bir geçerlilik şartı getirmemekle birlikte bir ispat kuralı getirmektedir.
Somut olayda dosya kapsamındaki deliller ile davalı tarafın ayıp iddiası bakımından ayıp ihbarının usule uygun olarak yapıldığı yani süresi içerisinde muayene ve ihbar külfetinin yerine getirildiği hususunun ispatlanamamasına göre davalı vekilinin bu yönündeki istinaf sebebi yerinde görülmemiştir.
Davacı tarafından teslim edilen ürünlerin ayıplı olduğu iddiasıyla 107/08/2018 tarihinde düzenlenen iade faturasının de bu haliyle dayanağının kanıtlanmadığı anlaşılmakla ilk derece mahkemesince usulüne uygun düzenlenmiş ticari defterleri ve dayanaklarına göre davanın kısmen kabulüne karar verilmesinde isabetsizlik görülmemiştir.
Davalı vekili alacağın likit bir alacak olmayıp yargılamayı gerektirdiği yönünde kararı istinaf etmiş olup, icra inkar tazminatına hükmedilebilmesi için takibe konu alacağın gerçek miktarının belli ve sabit olması ya da borçlusu tarafından belirlenebilmesi için bütün unsurların bilinmesi gerektiğinden ve eldeki davada da dava konusu alacak likit (belirlenebilir) olduğundan ilk derece mahkemesince hüküm altına alınan miktar üzerinden davacı yararına icra inkar tazminatına hükmedilmesinde isabetsizlik görülmemiştir.
Bu nedenle davalı vekilinin bu yöndeki istinaf sebebi yerinde görülmemiştir.İlk derece mahkemesince davanın kısmen kabulüne karar verilmiş olmasına rağmen davalı vekili lehine vekalet ücretine hükmedilmemesi doğru olmadığından ilk derece mahkemesinin kararının bu yönden düzeltilmesi gerekmiştir. HMK'nın 355.
Maddesi uyarınca kamu düzenine aykırılık ve istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak yapılan istinaf incelemesi sonunda; ilk derece mahkemesi kararının reddedilen kısım yönünden davalı vekili lehine vekalet ücretine hükmedilmemesi isabetli görülmemiş, bu nedenlerle davalı vekilinin istinaf başvurusunun HMK 353/1.b.2. maddesi uyarınca kısmen kabulüne, ilk derece mahkemesi kararının vekalet ücreti yönünden düzeltilmesine dair aşağıdaki şekilde karar verilmiştir.
İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 43. Hukuk Dairesi, E. 2021/201, K. 2024/326, 5 Mart 2024 tarihli karar · Kaynak: UYAP Emsal Karar Arama