İçeriğe geç
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU
Uzmanlık
  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık
  • Şirket Danışmanlığı
  • Marka Hukuku
  • Telif Hukuku
  • Tahkim Hukuku
  • Gayrimenkul Hukuku
Makaleler
  • Tüm Makaleler
  • Aile Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Gayrimenkul Hukuku
  • Tazminat Hukuku
  • İdare ve Vergi Hukuku
  • Dolandırıcılık ve İBAN Mağduriyeti
  • Miras Hukuku
  • Trafik Hukuku
  • KVKK ve Veri Koruma Hukuku
  • Yapay Zeka ve Web3 Hukuku
  • Enerji ve Çevre Hukuku
  • Silah Suçları
  • Arabuluculuk
  • Ceza Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Medeni Hukuk
  • AİHM ve Anayasa Mahkemesi Başvuru
  • Delil Hukuku ve Emsal Kararlar
  • İş ve Sosyal Güvenlik Hukuku
  • İcra ve İflas Hukuku
  • Sağlık Hukuku ve Malpraktis
  • Fikri Mülkiyet, Marka ve Patent Hukuku
  • Uyuşturucu Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Kripto Para Hukuku
  • Borçlar Hukuku
  • Mevzuat ve Yargıtay Kararları
  • Forex Hukuku
  • Ticaret Hukuku
  • Tüketici Hukuku
  • Sigorta Hukuku
  • Yabancılar ve Vatandaşlık Hukuku
  • Örgütlü Suçlar
Kaynaklar

NE YAPMALIYIM?

  • Ne Yapmalıyım?
  • Avukat Seçme Rehberi
  • Uzaktan Temsil
  • Arabuluculuk

MEVZUAT

  • TCK Rehberi
  • CMK Rehberi
  • HMK Rehberi
  • Mevzuat

HUKUKI SÖZLÜK

  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Dilekçeler
  • İnfaz Hesaplama
Karar Arşivi
  • Yargıtay Kararları
  • Danıştay Kararları
  • AYM Bireysel Başvuru
  • AYM Norm Denetimi
  • İstinaf (BAM) Kararları
  • İlk Derece Mahkeme Kararları
  • Karar Arama
Vaka Sonuçları
Hakkımızda
  • Büro Profili
  • Özgeçmiş
  • Medyada Biz
  • Çalışma İlkelerimiz
  • Çalışma Metodolojimiz
  • Online Danışmanlık
  • Ödeme
  • Kariyer
İletişim
  1. Anasayfa
  2. /İstinaf (BAM) Kararları
  3. /İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 8. Hukuk Dairesi

İSTANBUL BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 8. HUKUK DAİRESİ

TÜRK MİLLETİ ADINAİSTİNAFMAHKEMESİ KARARI

İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 8. Hukuk Dairesi E.2023/1571 K.2024/1532

Yukarıda bilgileri yazılı bulunan ilk derece mahkemesi kararına karşı istinaf yasa yoluna başvurulması üzerine; 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 355. maddesindeki düzenleme gereğince, istinaf edenin sıfatına, istinaf nedenlerine ve kamu düzenine…

Esas2023/1571Karar2024/1532Tarih17 Ekim 2024Okuma21 dk · 4.111 kelime

KÜNYE

T.C. İstanbul Bam 8. Hukuk Dairesi

Mercii
İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 8. Hukuk Dairesi
Karar tarihi
17 Ekim 2024
Dosya no
2023/1571
Karar no
2024/1532
İncelenen kararın mahkemesi
İSTANBUL 15. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
Tarihi
09/05/2023
Numarası
2017/1051 Esas - 2023/438 Karar
Davanın konusu
Trafik Kazasından Kaynaklanan Maddi ve Manevi Tazminat
İstinaf karar tarihi
17/10/2024
Karar metni, UYAP Emsal Karar Arama kaynağından olduğu gibi aktarılmıştır; metne müdahale edilmemiştir. Kişisel veriler maskelenmiştir. Bu karar için özgün analiz henüz yazılmamıştır.

Karar Metni

4.111 kelime·21 dk okuma

Yukarıda bilgileri yazılı bulunan ilk derece mahkemesi kararına karşı istinaf yasa yoluna başvurulması üzerine; 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 355. maddesindeki düzenleme gereğince, istinaf edenin sıfatına, istinaf nedenlerine ve kamu düzenine ilişkin olup resen gözetilmesi gereken hususlara hasren yapılan inceleme ve değerlendirme neticesinde;

KARAR Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; davalıların işleteni, sürücüsü ve ZMM sigortacısı bulunduğu ... plaka sayılı aracın (TIR) sebebiyet verdiği 12/10/2017 günlü trafik kazasında vekil edeninin kızı olan ve yaya konumunda bulunan ...'ın hayatını kaybettiğini ve davalı sigorta şirketine 10/11/2017 tarihinde yazılı biçimde başvuruda bulunulmuş olmasına rağmen sonuç alınamadığını beyanla; fazlaya ilişen haklar saklı kalmak kaydıyla (-belirsiz alacak) 10.000,00-TL destekten yoksun kalma tazminatının tüm davalılardan davalı sigorta şirketi bakımından temerrüt tarihinden, diğer davalılar bakımından da olay tarihinden işletilecek faiziyle.

100.000,00-TL manevi tazminatın da davalı sigorta şirketi dışında kalan diğer davalılardan yine kaza tarihinden işletilecek faiziyle birlikte müştereken ve müteselsilen tahsiline karar verilmesini istemiş, 13/03/2023 günlü talep arttırım dilekçesi ile de; vekil edenini talep edebileceği destek tazminatı miktarının bilirkişi raporuyla belirlendiğini beyanla; maddi tazminata ilişkin istek miktarını 156.742,84-TL'ye arttırdıklarını ve bu miktarın avans faiziyle birlikte davalılardan tahsiline karar verilmesini istediklerini açıklamıştır.Davalı sigorta şirketi vekili cevap dilekçesinde özetle; zaman aşımı definde bulunarak,

davacının iddialarını kanıtlaması gerektiğini, kazanın meydana gelmesinde sigortalı araç sürücüsüne atfedilebilecek bir kusur olmadığını, ayrıca dava açılmadan önce müvekkili sigorta şirketine herhangi bir başvuru yapılmadığını ileri sürerek, davanın reddine karar verilmesini istemiştir.Diğer davalılar ise vekilleri aracılığıyla verdikleri cevaplarında özetle, davanın reddine karar verilmesi gerektiğini savunmuşlardır.Mahkemece yapılan yargılama sonucunda;

davacının kızı ...'ın ölümü, ... isimli şahsın da yaralanması ile sonuçlanan 12/10/2017 günlü trafik kazasının oluşumunda, davalı araç sürücüsünün %25 oranında, müteveffanın ise %75 oranında kusurlu olduğu benimsenerek, 24/02/2023 günlü aktüer bilirkişi raporu doğrultusunda, davacının maddi tazminata ilişkin talebinin kabulüne karar verilmesi gerektiği, manevi tazminata yönelik talebin ise kısmen kabulüne karar verilmesinin somut olayın özelliklerine uygun olacağı şeklindeki özet gerekçeyle; -Açılan davanın kısmen kabul kısmen reddi ile;

-Destekten yoksun kalma tazminatı talebinin tam kabulü ile 156.742,84-TL destekten yoksun kalma tazminatının davalı sigorta şirketi yönünden temerrüt tarihi olan 23/11/2017, diğer davalılar yönünden olay tarihi olan 12/10/2017 tarihinden itibaren işleyecek ticari avans faizi ile birlikte davalılardan müştereken ve müteselsilen tahsili ile davacıya ödenmesine,

işbu alacak kalemi yönünden fazlaya dair istemin reddine, -Manevi tazminat istemli talebin kısmen kabul kısmen reddi ile 35.000-TL manevi tazminatın olay tarihi olan 12/10/2017 tarihinden itibaren işleyecek ticari avans faizi ile birlikte davalı sigorta şirketi haricinde kalan davalılardan müştereken ve müteselsilen tahsili ile davacıya ödenmesine karar verilmiştir. Karara karşı davalı sigorta şirketi vekili ve davacı vekili tarafından istinaf yasa yoluna başvurulmuştur.

Davalı sigorta şirketi vekilinin istinaf nedenleri; kusur durum ve oranının hatalı belirlendiği, zira kazanın oluşumunda tüm kusurun müteveffa yayaya ait olduğu, ayrıca dava dışı baba ...'a yapılan maddi tazminat ödemesinin dikkate alınması gerektiği, hükme esas alınan aktüer bilirkişi raporundaki hesap yönteminin hatalı olduğu, bu nedenle de tazminat tutarının fahiş belirlendiği, yetiştirme giderinin de düşük tutulduğu, keza avans faizine hükmedilmesinin de isabetsiz bulunduğu, yargılama harç ve giderlerinin de isabetsiz bir şekilde belirlendiği,

tüm bunlardan ayrı ıslahla arttırılan miktara ıslah tarihinden faiz uygulanması gerektiğinin karar yerinde gözetilmediği, bu nedenlerle ilk derece mahkemesince verilen kararın kaldırılması gerektiğine ilişkindir.

Davacı vekilinin istinaf nedenleri ise; ceza yargılaması içerisinde temin edilen kusur bilirkişi raporları ile dosyada mevcut kusur raporları arasındaki çelişkiler tam olarak giderilmeden kazanın meydana gelmesinde davalı araç sürücüsünün %25, müteveffanın ise %75 kusurlu olduğunun benimsenmesi ile hüküm kurulmuş olmasının hatalı bulunduğu, ayrıca vekil edeni yararına hüküm altına alınan manevi tazminatı miktarının da son derece yetersiz olduğu hususlarına yöneliktir.

Dava; trafik kazası neticesinde meydana gelen ölüm olayına dayanılarak açılmış maddi ve manevi tazminatı isteğine ilişkindir. davalı sigorta şirketi vekili ile davacı vekilinin istinaf yasa yoluna başvuru dilekçelerinde açıkça ileri sürülen sebeplerle sınırlı olarak yapılan inceleme sonucunda.

1-Her ne kadar talep konusu kaza neticesinde davacının kızı ...'ın hayatını kaybettiği anlaşılmakta ise de; kazaya karışan aracın sürücüsü, işleteni ve sigortacısı bulunan davalı şirketin oluşan zararın giderilmesinden sorumlu tutulabilmeleri için araç sürücüsünün kazanın oluşumunda az veya çok kusurlu olması yani ortada haksız bir fiil olması zorunludur. Aksi takdirde sorumlulukları yoluna gidilebilmesi mümkün değildir.

Bu nedenle; haksız bir fiil sonucu zarar oluştuğu iddiasıyla bir talepte bulunulması halinde kazanın oluşumunda taraf kusurlarının ne olduğunun belirlenmesi esaslı unsur olup, sorumluluk belirlenecek duruma göre tespit edilecektir. Somut olayda davacı taraf kazanın oluşumunda davalı araç sürücüsünün asli kusurlu olduğunu ileri sürmüş; davalı taraf ise kazaya müteveffanın sebebiyet verdiğini savunmuştur.

Eldeki davanın yargılaması sırasında, kazanın oluşumu ve kazaya karışan tarafların kusur durum ve oranların ne olduğuna ilişkin olarak görüşlerine başvurulan ve konusunda uzman oldukları anlaşılan bilirkişi heyetince; kaza tespit tutanağı ve krokisi, kaza anını gösteren CD kayıtları, olayla ilgili olarak ceza mahkemesinde görülen dava sırasında ATK'dan temin edildiği anlaşılan kusur raporu, diğer bilirkişi raporları ile taraf ve tanık beyanları dikkate alınarak düzenlenen 04/08/2021 günlü raporda.

"Dava dosyasında mevcut CD'de bulunan kaza anını gösterir video izlendiğinde, videonun görüş açısının tırın sol arka tarafından olduğu; kaza anına dair yalnızca çarpma halinin olduğu, videonun başlarında kazaya karışan tırın önündeki diğer araçların kırmızı ışığın yeşile dönmesine müteakip harekete geçtikleri, tırın da diğer araçları takiben harekete geçtiği görülmektedir.

Trafik kazası tespit tutanağındaki krokide ve videoda görüldüğü üzere aracın durduktan sonra müteveffa yayanın yolun sol kısmında olduğu, yayaların tıra göre yolun sağ şeridinden yola aniden girmiş oldukları, tırın hızının video görüntüsüne göre oldukça yavaş olduğu (50 km/saat altında), diğer bir değişle kazadan önce iki şeritli yolda yayaların karşıdan karşıya geçişte aniden tırın önüne atladığı sırada tırın müteveffa yaya İrem Karataşı yaklaşık 1.5 metre sürüklerken sol ön teker kısmına kaydığı tırın önce sol ön tekerleği daha sonra sol diğer arka tekerleklerinden geçip yarı römork orta boşluğunda tırın durmasıyla kaldığı saptanmıştır.

Toplamda tırın kameraya giriş ve durma noktaları arasından 11 metrelik bir mesafe olup, sürücünün ancak yayanın üzerinden geçtiği sırada fark edip frene bastığı anlaşılmıştır. Dolayısıyla tır sürücüsü hiç bir şekilde sağdan aniden fırlayan yayaları görmediği açıktır.

Sürücü kabinin yüksek olmasından dolayı sürücünün yayaların sağdan ani çıkışlarını fark etmemesi ve görüp ani durmaya çalışsa bile tırın ağır kütlesinden dolayı anlık durmasının teknik olarak mümkün olmadığı için yayalara çarpmasının kaçınılmaz olacağı, bu sebeple tırın yaklaşık 6-7 metre sonra durabildiği, tırın diğer araçların hareketiyle beraber hareket ettiği göz önüne alındığında tır sürücüsü ...'nın, şehir içi mahalde yol üzerinde karşıdan karşıya geçişi yola gereken dikkati vermediği,

kullanmış olduğu aracın diğer araçlara göre yerden daha yüksek olduğu bilinciyle, durma pozisyonundan hareket haline geçerken yola gerekli özen ve dikkat yükümlülüklerine uymadığı..." bu nedenle meydana gelen kazada davalı araç sürücüsünün 25 (yüzde yirmibeş) oranında tali kusurlu olduğu.

"Kaza krokisinde kazanın meydana geldiği yerde yaya geçidi bulunmadığı, kazalı yayaların en yakında 100 m mesafede yaya geçidi bulunmadığı hallerde trafik güvenliğini aksatmayacak şekilde karşıdan karşıya geçebileceği ancak işaretlendiği üzere 55 m uzaklıkta trafik ışıkları ile düzenlenmiş kavşağı kullanmadıkları, sürücü kabininin diğer araçlara göre daha yüksek olduğu tırın önünden kendi can güvenliklerini tehlikeye atarak dikkatsiz ve tedbirsiz bir şekilde aniden karşıdan karşıya geçmeye çalışmaları nedeniyle ve "Yayalara ilk geçiş hakkı verilmesi,

yayaların trafikte uyması gereken normları ortadan kaldırmaz yine yayalar Karayolları Trafik Kanunu (KTK) ve Karayolları Trafik Yönetmeliğinde (KTY) kendileri için belirtilen tüm kurallara uyma zorunluluğu/sorumluluğu altındadırlar (KTK.m.68.

KTY.m.94, 95, 138)" kanunun ihlal etmesi nedeniyle meydana gelen kazada %75 (yüzde yetmişbeş) oranında Asli kusurlu oldukları..." sonucuna varıldığı, bu değerlendirmeler ışığında, ceza yargılaması sırasında temin edilen kusur raporlarına ve değerlendirmelere iştirak edilmediği, söz konusu raporlarda teknik olarak detaylı yorum yapılmadığı, yayaların aniden yola fırlamaları, fırladıkları sırada tırla olan temas noktalarının yolun sol kısmı değil, aracın sağ ortaya yakın kısmanda oldukları, çarpmanın etkisiyle yayaların 1,5 metre sürüklenmesi ve sol ön tekere doğru kaymalarının irdelenmediği,

söz konusu raporlarda kazanın, yayaların yolu tam olarak geçmek üzereyken yolun sol tarafında gerçekleştirildiği gibi değerlendirildiği, gerçekte temas noksanın yolcuların yola aniden fırlamaları ile attıkları ilk adımda zaten dar taşıt yoluna çıkmış oldukları, hızlı bir biçimde 1.5 adım (1.6 metre) attıklarında düşük hızdaki 2.45 metre enindeki tırın sağ orta tarafına rahat bir şekilde gelip tırla temas etmelerinin kaçınılmaz olduğu konusunda görüş bildirildiği.

Söz konusu bu rapora vaki itiraz üzerine temin edilen 02/08/2022 günlü heyet raporunda da (-Makine mühendisi, elektronik mühendisi ve inşaat mühendisinden oluşmuştur.); aynı deliller ve dosyada mevcut tüm önceki bilirkişi raporları değerlendirilerek, yayalar ... ve ...'ın her ne kadar bulundukları kaldırımın yaya yürüyüşüne uygun olmasa da;

karşıya geçişleri için 2918 sayılı KTK'nın 68.maddesinde yazılı geçiş kurallarına uymaları ve kendi güvenliklerini sağladıktan sonra karşıdan karşıya geçmeleri gerektiği, bu itibarla yeniden kırmızı ışık yanmasını ya da yolun kendi geçişlerine uygun hale gelmesini beklemeleri halinde, dava konusu trafik kazasının meydana gelmeyeceği, yani yayaların basit kontrol ve tedbirlerle kazanın meydana gelmesini önleyebilecekleri halde bunu yapmamak suretiyle, kazanın oluşumunda birinci derecede (%75) kusurlu oldukları;

araç sürücüsü ...'nın ise yoğun araç ve yaya trafiği bulunan yol kesimindeki seyri sırasında, gerek önündeki gerekse de aracın sağı ve solundan gelebilecek yayalara karşı dikkat ve özen göstermemesi, özellikle durma halinden hareket hale geçiş sırasında önünün boş olduğundan tamamen emin olmadan hareket etmemesi gerekirken bu hususa tam olarak uymaması nedeniyle, kazanın meydana gelmesinde tali derecede (%25) kusurlu olduğu,

bu durumda ceza yargılaması sırasında temin edilen kusur raporlarındaki görüş ve kanaatlere iştirak edilmediği bildirildiği ve mahkemece de kusur bakımından yargılama sırasında temin edilen bu raporların hükme esas alındığı görülmüştür.

Olaydan sonra, kolluk kuvvetlerince düzenlenen kaza tespit tutanağında da; asli ve tali kusur ayrımı yapılmaksızın, davalı araç sürücüsü ...'nın KTK'nın 52.maddesinde belirtilen; aracın hızını, aracın yük ve teknik özelliğini, görüş, yol, hava ve trafik durumunun gerektirdiği şartlara uymamak şeklindeki kural ihlali nedeniyle; kazazedelerin ise KTK'nın 68.maddesinde düzenlenen, karşıdan karşıya geçmeye ilişkin kuralları ihlal etmeleri nedeniyle kusurlu olduklarının bildirildiği ve kazaya ilişkin kroki düzenlendiği anlaşılmaktadır.

Buna karşılık, talep konusu kaza nedeniyle İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı'nca yapılan soruşturma ile müteakip İstanbul 6. Ağır Ceza Mahkemesi'nde görülen ceza yargılamasına ilişkin dava dosyasında görülen tüm raporlarda; kazanın oluşumunda asli kusurlu olanın araç sürücüsü, tali kusurlu olanın ise kazazedeler olduğu şeklinde görüş açıklandığı ve İstanbul 6. Ağır Ceza Mahkemesi'nde görülerek davalı araç sürücüsünün mahkumiyetiyle sonuçlanan ve UYAP sorgusundan da anlaşılacağı üzere, yasa yolu denetiminden geçmek suretiyle 19/04/2022 tarihinde kesinleşen, 2017/398 esas - 2021/266 karar sayılı ilam içeriğine göre.

Adli Tıp Kurumu Trafik İhtisas Dairesi'nce düzenlenen ve kazanın oluşumunda araç sürücüsünün asli, kazazedelerin ise tali kusurlu olduğu yönünde görüş bildiren 01/02/2021 günlü kusur raporunun benimsenmesiyle sonuca ulaşıldığı tespit edilmiştir.

Hal böyle olunca; ceza mahkemesi kararlarının hukuk davasına etkisi üzerinde öncelikle durulması gerekmektedir.TBK'nun 74. maddesi"Hâkim, zarar verenin kusurunun olup olmadığı, ayırt etme gücünün bulunup bulunmadığı hakkında karar verirken, ceza hukukunun sorumlulukla ilgili hükümleriyle bağlı olmadığı gibi, ceza hâkimi tarafından verilen beraat kararıyla da bağlı değildir." hükmünü taşımaktadır.

(Benzer düzenleme 818 sayılı Borçlar Kanunu (B başlıklı 53.maddesinde de mevcuttur.) Bu açık hüküm karşısında, ceza mahkemesince verilen beraat kararı, kusur ve derecesi, zarar tutarı, temyiz gücü ve yükletilme yeterliği, illiyet gibi esasların hukuk hakimini bağlamayacağı konusunda duraksama bulunmamaktadır.

Yargısal uygulamada; ceza davası açılan hallerde, ceza davasında alınan kusur raporu ile karar verilip, karar kesinleşse dahi, bu raporun hukuk hakimini kusur yönünden bağlamayacağı istikrarla kabul edilmektedir (Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nun 25.02.2004 gün ve 2004/11-115 E.2004/108 K; 12.5.2004 gün ve 2004/4-290 E, 289 K; 14.12.2005 gün ve 2005/10-680 E, 733 K sayılı ilamları). Ne var ki, hukuk hakiminin yukarıda açıklanan bu bağımsızlığı sınırsız değildir.

Gerek öğretide ve gerekse Yargıtay’ın yerleşmiş içtihatlarında, ceza hakiminin tespit ettiği maddi olaylarla ve özellikle “fiilin hukuka aykırılığı” konusu ile hukuk hakiminin tamamen bağlı olacağı kabul edilmektedir. Diğer bir anlatımla, maddi olayları ve yasak eylemlerin varlığını saptayan ceza mahkemesi kararı, taraflar yönünden kesin delil niteliğini taşır (Y.HGK.10.1.975 gün ve 1971/T-406 E. 1975/1 K. sayılı ilamı.

Y.HGK.23.1.1985 gün ve 1983/10-372 E.ve 1985/21 K.sayılı ilamları ve yukarıda yer alan ilamları). Yargıtay’ın yerleşik uygulamasına ve öğretideki genel kabule göre de, maddi olgunun tespitine ilişkin ceza mahkemesi kararı hukuk hakimini bağlar. Ceza mahkemesinde bir maddi olayın varlığı ya da yokluğu konusundaki kesinleşmiş kabule rağmen, aynı konunun hukuk mahkemesinde yeniden tartışılması olanaklı değildir(Y.HGK.11.10.1989 gün ve 1989/11-373-472 sayılı ilamı).

Yani ceza mahkemesinde bir tarafın kusurlu olduğu maddi vakıa olarak kabul edilmişse, artık hukuk mahkemesinde o kişinin kusursuz olduğuna hükmedilemez. Ne var ki, hukuk hakiminin yeni bir bilirkişi incelemesi yaptırarak kusur oranını incelemesi olanaklıdır. Bu iki durumun birbirinden iyi ayırt edilmesi gerekir. Görüldüğü üzere, hukuk mahkemesi az yukarıda bağlayıcılık yönü belirtilen ayrık durumlar dışında ceza mahkemesi kararları karşısında ilke olarak bağımsız kılınmıştır.

Yapılan açıklamalar ışığında somut olaya dönüldüğünde; ceza mahkemesi kararıyla belirlenen ve hukuk hakimini bağlayan tek maddi olgu ... plaka sayılı aracın kazadan önce kırmızı ışık yandığı için yolun sol şeridinde durduğu, önünde başka araçlar bulunduğu, aracın durduğu yerden 55 metre ileride ışıkların yeşile dönmesini müteakip tır sürücüsünün aracı hareket ettirdiği ve o sırada kazazedelere çarptığı ve davalı araç sürücüsünün ölüm ve yaralanma ile sonuçlanan taksirli eylemin faili olduğu hususdadır.

Bu durumda; davalı araç sürücüsünün kazanın oluşumunda herhangi bir kusuru olmadığı bu nedenle de davalı tarafın sorumluluğu yoluna gidilemeyeceğinden bahsetmek mümkün değil ise de; kazanın meydana gelmesinde var olan kusurunun ne oranda bulunduğu hususunun hukuk mahkemesince yeniden incelenerek değerlendirilmesi mümkündür.

Zira; talep konusu kazaya ilişkin olarak yapılan ve yasa yolu denetiminden geçerek kesinleşen ceza yargılamasına konu davada verilen karardaki kusura ilişkin belirleme ve değerlendirmeler ATK raporuna dayanmakta olup, mahkemenin bizzat maddi vakayı tespit niteliği taşımadığından, hukuk hakiminin kusur dağılımına ilişkin bu kararla bağlı olmayacağı belirgindir.

Hal böyle olunca; dosyada mevcut tüm kusur bilirkişi raporları irdelenerek tartışılması neticesinde düzenlenen ve özellikle ceza mahkemesi kararına dayanak kılınan ATK raporunun neden isabetli olmadığına ilişkin detaylı belirleme ve değerlendirme içeren, dosyaya oluşa uygun yeterli ve geçerli nitelik taşıyan 04/08/2021 günlü heyet raporunun, daha sonra temin edilen 02/08/2022 günlü heyet raporuyla da teyit edilmesi karşısında, mahkemece söz konusu bu raporların benimsenmesi neticesinde kazanın oluşumunda kazazedenin %75 oranında,

davalı araç sürücüsünün ise %25 oranında kusurlu olduğu kabul edilerek sonuca ulaşılmış olmasında herhangi bir isabetsizlik tespit edilemediğinden, davacı vekilinin ve davalı sigorta şirketi vekilinin kusura ilişkin istinaf itirazlarının reddine karar verilmesi gerekmiştir. 2-Davalı sigorta şirketi vekilinin diğer istinaf itirazlarına gelince. Dosyadaki bilgi ve belgelere, kararın dayanağını oluşturan delillerle usul ve yasaya uygun gerektirici nedenlere ve özellikle.

TRH 2010 Yaşam Tablosu ve prograsif rant yöntemi izlenerek ve müteveffanın 18 yaşından sonra gelir elde edebileceği, bu gelirin de asgari ücret olacağı varsayımıyla, kaza tarihine en yakın tarihteki verilere göre düzenlendiği anlaşılan 24/02/2013 günlü aktüer bilirkişi raporundaki hesap yöntemi ve dava dışı babanın varlığı da gözetilerek yapılan pay hesabının, Dairemizce de benimsenen Yargıtayın yerleşmiş içtihatlarına uygun olması karşısında hükme esas alınmasında ve kazaya neden olan aracın, ticari amaçla kullanılan bir araç olduğu dikkate alındığında,

bedel arttırım dilekçesindeki talep gibi avans faizine hükmedilmesinde ve dahi görülmekte olan davanın belirsiz alacak davası olarak açıldığı ve davada hem maddi hem de manevi tazminat isteminde bulunulduğu gözetildiğinde, bedel arttırımına konu miktar dahil hüküm altına alınan tüm tazminat için temerrüt tarihinden itibaren faize hükmedilmiş olmasında ve maddi ve manevi tazminat talepleri bakımından ayrı ayrı yargılama harç ve giderleriyle vekalet ücretine hükmedilmiş bulunmasında da usul ve yasaya aykırı bir yön tespit edilememesine, keza dava dışı babaya yapıldığı ileri sürülen ödemeden yargılama sırasında bahsedilmediği,

istinaf aşamasında konunun dile getirildiği (-kaldı ki var olduğu ileri sürülen böyle bir ödemenin miktarı ve ne zaman yapıldığı konusunda da bir açıklama mevcut değildir) dikkate alındığında, yargılama sırasında ileri sürülmeyen bir hususun HMK'nın 357.madde hükmü uyarınca istinaf aşamasında ileri sürülemeyecek olmasına göre davalı vekilinin açıklanan hususları amaçlayan istinaf itirazlarının da yerinde olmadığı, reddi gerektiği sonucuna varılmıştır.

3-Davacılar vekilinin hüküm altına alınan manevi tazminat miktarının yetersiz olduğuna ilişkin istinaf itirazı değerlendirildiğinde; a-6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun 56/1. maddesine göre, hakimin olayın özelliklerini göz önünde tutarak manevi tazminat adı ile hak sahibi yararına takdir edeceği para tutarı, adalete uygun olmalıdır. Hükmedilecek bu para, zarara uğrayanda manevi huzuru doğurmayı gerçekleştirecek tazminata benzer işlevi olan özgün bir nitelik taşır.

Bir ceza olmadığı gibi, malvarlığı hukukuna ilişkin zararın karşılanması da amaç edinilmemiştir. O halde, tazminatın sınırı onun amacına göre belirlenmelidir. Takdir edilecek miktar, mevcut halde elde edilmek istenilen tatmin duygusunun etkisine ulaşmak için gerektiği kadar olmalıdır. 22/06/1966 günlü ve 7/7 sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararı'nın gerekçesinde, takdir olunacak manevi tazminatın tutarını etkileyecek özel hal ve şartlar açıkça gösterilmiştir.

Bunlar, her olaya göre değişebileceğinden; hakim, bu konuda takdir hakkını kullanırken ona etkili olan nedenleri de karar yerinde objektif ölçülere göre isabetli bir biçimde göstermelidir.Bu durumda, her ne kadar kazanın oluşumunda müteveffa asli (%75), davalı araç sürücüsü ise tali (%25) kusurlu ise de;

kazanın meydana geldiği tarih (-10/11/2017), ölümün meydana geliş şekli ile ölümün karşılaşılabilecek en ağır sonuç oluşu, ölenin yaşı (14) ve davacı ile yakınlığı (-davacı müteveffanın babası ile boşanmış olmakla birlikte velayet kendisindedir), davacının tek evlat kaybına bağlı olarak yaşam tecrübelerine göre duyacağı elem ve ızdırabın ağırlığı, kaza tarihindeki paranın alım gücü, tarafların dosyaya yansıyan sosyal ve ekonomik durumları ile manevi tazminatın bir sebepsiz zenginleşme aracı olmaması gereği yanında manevi huzuru sağlayabilecek kadar olması, gerekliliği birlikte değerlendirildiğinde;

ölümle sonuçlanan taksirli bir eylem nedeniyle davacı yararına hüküm altına alınan manevi tazminat miktarının yukarıda açıklanan ilkelere ve 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu'nun 4.maddesinde düzenlenen takdir hakkının kullanılmasına ilişkin kurala göre, yetersiz bulunduğu, daha yüksek manevi tazminat takdir edilmesi gerektiği anlaşılmaktadır. b-Tüm bunlardan ayrı; ilk derece mahkemesince verilen kararın gerekçe bölümünde, maddi tazminata ilişkin talebin "tam kabulü ile" dendiği halde; hüküm fıkrasında " iş bu alacak kalemi yönünden fazlaya ilişkin isteğin reddine" şeklinde karar verilmesi açık çelişki içerdiğinden doğru olmamıştır.

Ancak; manevi tazminat miktarının belirlenmesi bakımından davacı taraf aleyhine yapılan isabetsiz değerlendirme ile karardaki resen gözetilmesi gereken çelişkili yazım şeklinin giderilmesi yeniden yargılama yapılmasını gerektirmediğinden,

davacı vekili tarafından yapılan istinaf başvurusunun yukarıda (3) nolu bentte gösterilen sebeplere münhasır kabulü ile ilk derece mahkemesince verilen kararın HMK.m.3531-b/2 hükmü uyarınca davacı taraf yararına kaldırılmasına ve istinaf yasa yoluna başvuru konusu yapılmayan hususlar ile reddedilen istinaf itirazları nedeniyle taraflar yararına oluşan usuli kazanılmış haklar ve harcın da kamu düzeninden olduğu gözetilerek; davacı için 55.000,00-TL manevi tazminata hükmedilmek ve maddi tazminata ilişkin hatalı yazım şekli de düzeltilmek suretiyle; yeniden esas hakkında karar verilmesi gerektiği sonuç ve kanaatine varılmıştır.

GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ/ Gerekçe uyarınca, 1-İstanbul 15. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 09/05/2023 tarih ve 2017/1051 Esas - 2023/438 Karar sayılı kararına karşı davalı sigorta şirketi vekili tarafından yapılan istinaf başvurusunun (1) v (2) nolu bentte açıklanan nedenlerle HMK'nın 353/1-b/1 maddesi gereğince ESASTAN REDDİNE;

davacı vekili tarafından yapılan istinaf başvurusunun ise, yukarıda bentler halinde gösterilen sebeplerle KISMEN KABULÜNE ve KISMEN REDDİNE, a-)İstinaf yasa yoluna başvuran davacı tarafından yatırılan istinaf karar ve ilam harcının talep halinde davacıya iadesine, b-)İstinaf yasa yoluna başvuran davalı sigorta şirketi tarafından yatırılması gereken 10.707,10-TL harçtan peşin yatırılan 2.677,00-TL harcın düşümü ile bakiye 8.030,10-TL harcın davalı sigorta şirketinden tahsili ile Hazineye gelir kaydına, c-)İncelemenin duruşmasız olarak yapılması nedeniyle avukatlık ücreti takdirine yer olmadığına, d-)İstinaf yasa yoluna başvuran taraflarca,

istinaf aşamasında yapılan diğer yargılama giderlerinin ise takdiren yapan taraf üzerinde bırakılmasına, 2-)İstanbul 15. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 09/05/2023 tarih ve 2017/1051 Esas - 2023/438 Karar sayılı kararının HMK.m.

353/1-b/2 hükmü uyarınca KALDIRILMASINA, a-)Destekten yoksun kalma tazminatı talebinin tam kabulü ile 156.742,84-TL destekten yoksun kalma tazminatının davalı sigorta şirketi yönünden temerrüt tarihi olan 23/11/2017, diğer davalılar yönünden olay tarihi olan 12/10/2017 tarihinden itibaren işleyecek ticari avans faizi ile birlikte davalılardan müştereken ve müteselsilen tahsili ile davacıya ödenmesine,

b-)Manevi tazminat istemli talebin kısmen kabul kısmen reddi ile 55.000,00-TL manevi tazminatın olay tarihi olan 12/10/2017 tarihinden itibaren işleyecek ticari avans faizi ile birlikte davalı sigorta şirketi haricinde kalan davalılardan müştereken ve müteselsilen tahsili ile davacıya ödenmesine,

c-)Maddi tazminat davası yönünden kabule konu miktar üzerinden alınması gereken 10.707,10 TL karar ve ilam harcından, başlangıçta yatırılan harçtan maddi tazminat davasına ilişkin kısım olan 170,78 TL harç ile ıslah harcı olarak yatırılan 502,00 TL'nin toplamı olan 672,78TL'nin mahsubu ile bakiye kalan 10.034,32 TL karar ve ilam harcının davalılardan müştereken ve müteselsilen tahsili ile hazineye irat kaydına, maddi tazminata konu yatırılan peşin harç tutarı olan 170,78 TL ile ıslah harcı olarak yatırılan 502,00 TL'nin toplamı olan 672,78TL'nin davalılardan müştereken ve müteselsilen tahsili ile davacıya ödenmesine,

ç-)Manevi tazminat davası yönünden kabule konu miktar üzerinden alınması gereken 3.757,05- TL karar ve ilam harcından, başlangıçta yatırılan harçtan manevi tazminat davasına ilişkin kısım olan 204,93- TL harcın mahsubu ile bakiye kalan 3.552,12-TL karar ve ilam harcının sigorta şirketi haricinde kalan davalılardan müştereken ve müteselsilen tahsili ile hazineye irat kaydına, manevi tazminata konu yatırılan peşin harç tutarı olan 204,93 TL'nin sigorta şirketi haricinde kalan davalılardan müştereken ve müteselsilen tahsili ile davacıya ödenmesine,

d-)Maddi tazminat davası yönünden davacı kendisini vekil ile temsil ettirdiğinden karar tarihindeki tarife gereğince hesaplanan 24.511,43 TL vekalet ücretinin davalılardan müştereken ve müteselsilen tahsili ile davacıya ödenmesine, e-)Manevi tazminat davası yönünden davacı kendisini vekil ile temsil ettirdiğinden karar tarihinde yürürlükte bulunan AAÜT hükümleri uyarınca belirlenen 30.000,00- TL vekalet ücretinin sigorta şirketi haricinde kalan davalılardan müştereken ve müteselsilen tahsili ile davacıya ödenmesine,

f-)Manevi tazminat davası yönünden davalılar kendisini vekil ile temsil ettirdiğinden redde konu miktar ve karar tarihinde yürürlükte bulunan AAÜT hükümleri uyarınca belirlenen 30.000,00- TL(karşı tarafa verilen vekalet ücretinden yüksek olamayacağı hususu nazara alınarak) tek vekalet ücretinin davacıdan alınarak ret sebebinin aynı olması sebebiyle sigorta şirketi haricinde kalan davalılara müsavi şekilde ödenmesine, g-)Davacı tarafça yapılan başvurma harcı, posta masrafları ve bilirkişi ücretlerinden oluşan 6.291,40- TL yargılama giderinden kabul ve ret oranları nazara alınarak,

5.158,95-TL'sinin davalılardan müştereken ve müteselsilen( davalı sigorta şirketinin kabule konu miktardan manevi tazminata ilişkin kısımdan sorumlu olmaması sebebiyle orantı yapılmak suretiyle hesaplanan miktar olan 3.841,00-TL yargılama gideri ile sınırlı olacak şekilde diğer davalılar ile müştereken ve müteselsilen sorumlu olduğunun, fazlaya ilişkin yargılama giderinden sorumlu olmadığının tespitine) tahsili ile davacıya ödenmesine, bakiye kalan kısmın davacı üzerinde bırakılmasına,

3-Taraflarca yatırılan gider avanslarından arta kalanın karar kesinleştiğinde ilgilisine iadesine, Dosya üzerinden yapılan inceleme neticesinde, maddi tazminat yönünden HMK'nın 361. madde hükmü uyarınca gerekçeli kararın tebliğ tarihinden itibaren 2 haftalık süresi içinde Yargıtay nezdinde temyiz yolu açık, manevi tazminat yönünden ise HMK'nın 362/1-a madde hükmü gereğince miktar itibariyle kesin olmak üzere, oy çokluğuyla ile karar verildi.17/10/2024

-MUHALEFET ŞERHİ- Dava, trafik kazasından destekten yoksun kalma tazminatı ve manevi tazminat istemine ilişkin belirsiz alacak davasıdır. Davacı tarafça, kaza tarihinde yaşları küçük olan ...'ın ölümü ve dava dışı ...'ın yaralanmasıyla sonuçlanan kazada, yerel mahkemece davalı araç sürücünün kazanın meydana gelmesinde %25 tali kusurlu, ölen/ yaralanan yayaların ise %75 asli kusurlu oldukları kabul edilerek yazılı şekilde davanın kısmen kabulüne, karar verilmiştir.

Dosya kapsamından; kaza tespit tutanağında yayaların KTK'nın 68/1-b maddesini ihlal ettiklerinden kusurlu, sürücünün ise KTK 52/1-b maddesini ihlal ettiğinden kusurlu olduğu belirtilmiş, ceza dosyası kapsamında keşfen alınan 24.05.2019 tarihli kusur raporunda çarpma noktası, yayaların yola giriş yönü ve kat ettikleri mesafe nazara alınarak davalı sürücünün kazanın meydana gelmesinde birinci derecede, yayaların ise ikinci derecede kusurlu oldukları açıklanmış, yine ceza dosyasında alınan ve ATK Trafik İhtisas Dairesi'nce düzenlenen 01.02.2021 tarihli raporda,

izlenen CD içeriği ve tüm dosya kapsamından sanık sürücünün kazanın meydana gelmesinde asli kusurlu, yayaların ise tali kusurlu olduğunun tespit edildiği belirtilmiş, iş bu rapor hükme esas alınarak sanığın cezalandırılmasına karar verilmiş ve karar istinaf incelemesinden geçerek kesinleşmiştir.

Somut olayda, yerel mahkemece, dosya kapsamında alınan ve 1 makina mühendisi, 1 inşaat mühendisi ve 1 elektronik mühendisi bilirkişiden oluşan heyet tarafında düzenlenen 02.08.2022 tarihli rapor ile İTÜ üçlü heyetten alınan 04.08.2021 tarihli bilirkişi raporu doğrultusunda kazanın meydana gelmesinde yayaların %75 asli, sürücünün ise %25 tali kusurlu olduğu kabul edilerek yazılı şekilde karar verilmiş olup, her ne kadar hukuk hakimi ceza dosyasında alınan kusur raporu ile bağlı değil ise de maddi vakıa ile bağlıdır.

Ceza dosyasında keşfen alınan rapor, ATK kusur raporu, CD içeriği, kaza tespit tutanağı ve krokisi ile hukuk dosyasında hükme esas alınan bilirkişi raporları hep birlikte değerlendirildiğinde, gündüz vakti, meskun mahalde, trafik ışıklarının bulunduğu yolda ve inşaat nedeniyle yaya kaldırımının kapalı olduğu halde, çekici sürücü olan davalı ...'nın ... Caddesi'nden gelip ...

Caddesi istikametine doğru yolun solundan giderken kırmızı ışığın yanması ile durup akabinde önünde aynı nedenle duran araçların yeşil ışıkla harekete geçmesi üzerine harekete geçtiği ve bu sırada yolun sağıdan yola giriş yapan yayaları araç altına alarak birinin ölümüne ve diğerinin ise yaralanmalarına sebep olduğu kazada; yolun ve mahallin özelliği, çekicinin bulunduğu yol bölümü, yayaların yola giriş yönü, yolda kat ettikleri mesafe , çapma noktası nazara alındığında;

hukuk dosyasında alınan, hükme dayanak yapılan ve birbirini teyit ettikleri kabul edilen raporlardaki tespitin somut olayın özellikleri ve maddi vakıa ile bağdaşmadığı ve yeterli olmadığı belirgindir. Bu halde, ceza dosyasında hükme esas alınan ATK raporu ile bu rapor ile aynı kanaatte olan ve keşfen düzenlenen rapor ile hukuk dosyasında alınan 04.08.2021 ve 02.08.2022 tarihli raporlar arasında çelişki doğmuş olup, bu çelişkinin giderildiğinden bahsedilemez.

Açıklanan nedenlerle ilk derece mahkemesince; kazada yayalar ve sürücünün kusur durumunun çelişkilerin giderileceği şekilde tespiti için, yukarıda açıklanan somut olayın özellikleri ve davacı tarafın itirazları da gözetilmek suretiyle, Karayolları Genel Müdürlüğü'nde görevli, alanında uzman 3 kişilik bilirkişi heyetinden veya ATK'nın Trafik alanında Genişletilmiş Uzmanlar Kurulu'ndan rapor alınıp oluşacak sonuca göre bir karar karar verilmesi gerekirken, kusur hususundaki mevcut açık çelişki teredütsüz şekilde giderilmeden, yetersiz bilirkişi raporuna dayanılarak eksik incelemeyle yazılı olduğu biçimde hüküm tesisi doğru görülmemiştir.

SONUÇ / HÜKÜM

Hal böyle olunca, yerel mahkemece eksik inceleme ve araştırma ile karar verildiğinden kararın, HMK'nın 353/1.a.6 maddesi gereğince kaldırılıp, kaldırma kararı doğrultusunda inceleme, araştırma yapılması ve yeniden bir karar verilmek üzere mahkemesine gönderilmesine karar vermek gerektiği görüşünde olmam nedeniyle, sayın çoğunluğun, ilk derece mahkemesinin kusur hususundaki tespitinin isabetli olduğu yönündeki görüşünü benimsemiyorum.

İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 8. Hukuk Dairesi, E. 2023/1571, K. 2024/1532, 17 Ekim 2024 tarihli karar · Kaynak: UYAP Emsal Karar Arama

Bu karar size uygun mu?

Davanızda bu kararın emsal değerini değerlendirmek için avukat desteği alın.

Görüşme Planla

Karar Bilgileri

Mercii
İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 8. Hukuk Dairesi
Esas No
2023/1571
Karar No
2024/1532
Tarih
17 Ekim 2024

İlgili Kararlar

  • Kayseri Bölge Adliye Mahkemesi 3. Hukuk Dairesi E.2023/1575 K.2024/1437
  • İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 43. Hukuk Dairesi E.2023/1580 K.2024/1513
  • İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 12. Hukuk Dairesi E.2023/1587 K.2024/1383
  • Sakarya Bölge Adliye Mahkemesi 3. Hukuk Dairesi E.2023/1598 K.2024/1700
  • Sakarya Bölge Adliye Mahkemesi 3. Hukuk Dairesi E.2023/1608 K.2024/1706
  • Sakarya Bölge Adliye Mahkemesi 7. Hukuk Dairesi E.2023/1623 K.2024/1467

Tüm Arşiv

İstinaf (BAM) KararlarıYargıtay Kararları
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU

Siber suç ve ağır ceza odaklı butik hukuk bürosu. Bilişim, kripto ve dolandırıcılık mağduriyeti ile trafik kazası davalarında uzman avukatlık desteği.

InstagramLinkedIn

Hukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

MENÜ

  • Anasayfa
  • Uzmanlık Alanı
  • Makaleler
  • Makale Arşivi
  • Online Danışmanlık
  • Hakkımızda
  • Medyada Biz
  • Kariyer
  • Ödeme
  • İletişim

UZMANLIK

  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık

HUKUKI KAYNAKLAR

  • Ne Yapmalıyım?
  • Uzaktan Temsil
  • Avukat Seçme Rehberi
  • International
  • Dilekçe şablonları
  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Yargıtay Kararları
  • İnfaz Hesaplama
  • Arabuluculuk
  • llms.txt(AI keşif)

POPÜLER ARAMALAR

  • Siber Suç Avukatı
  • Dolandırıcılık Avukatı
  • Ağır Ceza Avukatı
  • Ceza Avukatı
  • Ceza Soruşturması Avukatı
  • IBAN Mağduru
  • Uyuşturucu Suçları Avukatı
  • Cinayet Avukatı

İLETIŞIM

  • Turkiye
  • 0 (850) 308 38 83
  • 0 (850) 308 38 83
  • [email protected]
  • Pazartesi — Cuma · 09:00 – 18:00

Aycan Ceylan

Hukuki Uyarı: Bu sitedeki tüm içerik, görsel ve veriler telif hakkı ile korunmaktadır. Sayfa kaynağını görüntüleme, sağ tıklama, kopyalama, öğeyi denetleme (DevTools) ve scraping dahil tüm kullanıcı etkileşimleri 6698 sayılı KVKK ve 5651/5237 sayılı Kanunlar uyarınca IP adresi, oturum bilgisi, tarayıcı/cihaz bilgileri ile birlikte loglanmaktadır. İzinsiz veri çekilmesi, kopyalanması veya tersine mühendislik halinde yasal işlem başlatılır. © Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.
© 2025 Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.KVKK Aydınlatma MetniHukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

KVKK Bilgilendirmesi

Bu site deneyiminizi iyileştirmek için çerez kullanır. Devam ederek kabul etmiş sayılırsınız. Siteyi kullanmaya devam etmeniz halinde, kişisel verilerinizin KVKK aydınlatma metni kapsamında işlendiğini kabul etmiş sayılırsınız.

KVKK Aydınlatma Metni
1. Format
2. Tarih / Saat
3. Bilgiler

Görüşme formatını seçin

Tarih ve saat seçin

Randevu en az 30 dakika sonrası için verilebilir. Ofis saatleri: Pzt–Cum 09:00 – 18:00.

İletişim bilgileriniz

Randevunuz alınacak ve ödeme işlemi için sizi telefonunuzdan arayacağız.