KÜNYE
T.C. İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 9.HUKUK Dairesi
- Mercii
- İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 9. Hukuk Dairesi
- Karar tarihi
- 25 Aralık 2024
- Esas no
- 2022/1144
- Karar no
- 2024/2249
- İncelenen dosyanın mahkemesi
- KOCAELİ 2. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
- Karar tarihi
- 15/03/2022
- Numarası
- 2018/529 Esas - 2022/139 Karar
- Dava
- Tazminat (Haksız Fiilden Kaynaklanan
Karar Metni
1.451 kelime·7 dk okuma·1 bölüm
Yukarıda yazılı İlk Derece Mahkemesi kararına karşı istinaf yasa yoluna başvurulması üzerine, Dairemiz Heyetince yapılan müzakere sonucunda;
GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ
Davacı vekili dava dilekçesi ile; davacılardan ...'in eşi, diğer davacılar ..., ..., ...'in öz babaları olan ...'in 11/04/2016 tarihinde ... plakalı aracının emniyet şeridi olmayan noktada arıza yapması üzerine davacı ...'in gerekli önlemleri yerine getirirken hız limitinin üstünde olan davalılardan ... yönetiminde, diğer davalı ...'in maliki olduğu ve davalı ...Ş.'ye ... poliçesi ile sigortalı olan ... plakalı aracın çarpması sonucu vefat ettiğini, kazanın oluşumunda davalı ...'in tam kusurlu olduğunu, nüteveffaya kusur yüklenemeyeceğini, kaza tespit tutanağının hatalı düzenlendiğini,
müteveffanın Uzun Tarla Güzel Sanatlar Lisesinde kadrolu matematik öğretmeni olarak görev yaptığını, 4.290,04 TL maaş ve 658,50 TL ek ders ücreti olmak üzere toplam 4.918,54 TL geliri olduğunu belirterek, davacı ... için destek kaybı karşılığı 50.000,00 TL maddi tazminatın ve müteveffanın maliki olduğu ... plaka sayılı aracın olayda büyük hasar görmesi ve pert olması sebebi ile,
aracın değerini karşılamamakla birlikte sigorta şirketinin teminatı dahilinde olan miktar 31.000,00 TL den tüm davalıların sorumlu olduğundan şimdilik fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak şartı ile 81.000,00 TL maddi ve 110.000,00 TL manevi olmak üzere toplam 191.000,00 TL tazminatın davalılardan tahsilini talep ve dava etmiştir.Davalı ...Ş. vekili sunmuş olduğu cevap dilekçesi ile;
dava yoluna gitmeden sigorta şirketine başvuru yapılmasının dava şartı olduğundan davanın dava şartı yokluğu nedeni ile reddi gerektiğini, müvekkili şirketin manevi tazminat talebine ilişkin sorumluluğu bulunmadığını, müteveffanın herhangi bir sosyal sigorta kurumuna bağlı olup olmadığının araştırılması gerektiğini, sigorta şirketinden ödeme yapılmış olması halinde müvekkili şirketten yapılan ödemelerin talep edilemeyeceğini, dava konusu tazminat talebinin fahiş olduğunu, sigortanın zenginleşme aracı olmadığını belirterek davanın reddini talep etmiştir.Mahkemece yapılan yargılama sonucunda,
"Davalı ... hakkında karar verilmesine yer olmadığına, davacı ...'in destekten yoksun kalma tazminat talebi yönünden davalı ...Ş. ile sulh olduğu, maddi tazminatın konusuz kaldığı anlaşılmakla, bu hususta karar verilmesine yer olmadığına, davacı ...'in destekten yoksun kalma tazminat talebinin davalılar ... ve ... yönünden reddine, davacıların ... plaka sayılı aracın hasarına ilişkin talep etmiş oldukları maddi tazminat taleplerinin reddine, davacıların manevi tazminat taleplerinin reddine" karar verilmiştir.Bu karara karşı davacılar vekili istinaf başvurusunda bulunmuştur.Davacılar vekili istinaf başvuru dilekçesinde özetle.
ATK raporlarının davalarının haklılığını ortaya koyduğunu, ATK raporunun sonuç kısmında davalı sürücünün %75 oranında kusursuz olduğu belirtilmiş olsa da 31.10.2019 tarihli ek raporda sehven kusursuz yazıldığı ve kazanın ''olay'' kısmında belirtildiği şekilde gerçekleştiği ve 19.07.2019 tarihindeki raporun kusur gerekçelerinin aynen geçerli olduğunun ifade edildiğini, dosyada birbiriyle uyumlu olan üç ATK raporu bulunmasına ve bilirkişiye gönderilmemesi taleplerinin bulunmamasına,
davalı tarafın da talebi olmamasına rağmen,dosya mahkemece resen yeniden bilirkişiye gönderilerek yasaya ve yasanın amaçladığı yargılama ekonomisine aykırı davranıldığını, ilk derece mahkemesi tarafından dosyanın bilirkişiye gönderilme sebebinin müteveffa sürücünün ameliyattan sonra araç kullanmasının kazaya etkisinin olup olmadığı hususuyla ilgili olmasına rağmen, bilirkişi raporunda, müteveffanın ameliyattan sonra araç kullanmasının kusura etkisinin bulunup bulunmaması hususuyla ilgili olarak müteveffa ...'in kalp ameliyatından 5 gün sonra araç kullanıyor olmasının kazaya etkisinin olmadığı, kaza ile bir illiyet bağının bulunmadığı,
bu sebeple kusura etkisinin de bulunmadığı görüş ve kanaatinde bulunulduğunu, ancak bilirkişinin, mahkemenin kendisinden istediği görev sınırları dışına çıkarak ve dosyada konuya ilişkin ATK raporları da bulunmasına rağmen kusur oranlarını belirlemeye kalkıştığını, bilirkişinin bu konudaki incelemelerinin geçersiz olduğunu, bu aşamaya kadar ATK'dan alınan bilirkişi raporları arasında çelişki bulunmadığını, gerek ceza dosyasında gerek mahkeme dosyasına gelen toplam 3 ATK raporunun davalı sürücüyü asli ve %75 oranında kusuru bulduğunu ve müteveffaya kusur vermediğini,
hal böyleyken ve taraf talebi olmadan mahkeme re'sen kusur oranını değil müteveffanın geçirdiği ameliyatın kazaya etkisi olup olmadığının incelenmesi için dosyayı İTÜ'deki bilirkişilere gönderdiğini, raporda da ameliyatın kaza ve kusura etkisi olmadığının belirtildiğini, aslında çelişkinin de giderilmediğini, ceza dosyası dahil olmak raporlar arası çelişkinin de giderilmediğini, karara esas alınan son bilirkişi kök raporu ile ek raporunun dahi çelişkili olduğunu, 14.03.2021 tarihli kök raporda müteveffa ...'in asli kusurlu olduğu görüşü belirtilmiş olmasına karşın,
06.01.2022 tarihli ek raporda bu kez ... plakalı otomobilin arızalanmasının kazanın meydana gelmesinde %75 oranda asli etkili olduğu görüşünün belirtildiğini, karara esas alınan 14.03.2021 tarihli bilirkişi raporunun yasa ve Anayasa'ya aykırı olduğunu, müteveffa ...'e ait ... plakalı araçta meydana gelen 31.000,00 TL hasarın da ödenmesine ve davanın bu yönüyle de kabul edilmesi gerekmesine rağmen reddedilmesinin yasaya aykırı olduğunu belirterek istinaf yasa yoluna başvurmuştur.Dava,
ölümlü trafik kazası nedeniyle destekten yoksun kalma tazminatı ve manevi tazminat istemine ilişkin olup istinaf açısından uyuşmazlık konusu HMK'nın 355. maddesine göre kamu düzeni ve istinaf nedenleri ile sınırlı olmak üzere İlk Derece Mahkemesince verilen kararın usul, yasa ve dosya içeriğine uygun olup olmadığıdır.Dosya kapsamından,
11.04.2016 tarihinde ... plaka sayılı çekicinin ön kısımları ile kendisi ile aynı istikamette önünde bulunan müteveffa sürücü ... sevk ve idaresinde iken bozulan ve davacı ... tarafından elindeki fenerle arkaya işaret verirken ittiği ... plaka sayılı otomobilin arka kısımlarına çarpması ve ötelenerek banket üzerinde yardım amaçlı duraklamakta olan sürücü ... idaresindeki ... plaka sayılı otomobile çarpması ile meydana gelen trafik kazasın sonucu ...'in hayatını kaybettiği ve davacının bu vefat nedeniyle nedeni maddi ile manevi tazminat talep ettiği anlaşılmıştır.Körfez Cumhuriyet Başsavcılığının hazırlık aşamasında talebi üzerine,
19/07/2016 tarihli ATK İstanbul Trafik İhtisas Dairesi tarafından hazırlanan raporda; davalı sürücü ...'in asli kusurlu olduğu, müteveffa sürücü ...'in kusursuz olduğu, arızalanan aracın meydana gelen kazada tali derecede etken olduğu kanaati belirtilmiştir.
Körfez 1.Asliye Ceza Mahkemesi'nin 2016/503 Esas - 2018/217 Karar sayılı dosyasından alınan 06.03.2017 tarihli bilirkişi raporunda; davalı sürücü ...'in %40 oranında asli kusurlu olduğu, müteveffa sürücü ...'in %30 oranında tali kusurlu olduğu,... plakalı otomobil sürücüsü ...'nın %30 oranında tali kusurlu olduğu kanaati belirtilmiştir.19/07/2019 tarihli ATK Trafik İhtisas Dairesi ek raporunda, davalı sürücü ...'in % 75 oranında kusursuz olduğu, müteveffa sürücü ...'in kusursuz olduğu, kazanın meydana gelmesinde arızanın %25 oranında etken olduğu kanaati bildirilmiştir.
30/10/2019 tarihli raporda da "...Dairemiz tarafından 19.07.2019 tarihinde tanzim olan ...-... sayılı raporumuzda davalı sürücünün sehven olarak kusursuz yazıldığı görülmüş olup taraf ile ilgili maddi hata giderilmiş ve sonuç yeniden aşağıda açıklanmıştır...Davalı sürücü ...'in % 75 oranında kusurlu olduğu, müteveffa sürücü ...'in kusursuz olduğu,
kazanın meydana gelmesinde arızanın %25 oranında etken olduğu " açıklaması yapıldığı görülmüştür.İlk Derece Mahkemesince, kaza tespit tutanağı ile ATK raporu arasındaki çelişkinin giderilmesi için İTÜ bilirkişi heyete seçilerek heyet raporu alınmış, bilirkişi heyeti kök raporda vefat eden sürücünün %75 oranında, dava dışı sürücü ...'nın %25 oranında tali kusurlu, davalı sürücünün kusurunun bulunmadığı belirlemesinde bulunmuştur.
İtiraz üzerine alınan ek raporda ... plakalı aracın arızasının olayın meydana gelmesinde %75 oranında etken olduğu, dava dışı sürücü ...'nın %25 oranında tali kusurlu, davalı sürücünün kusurunun bulunmadığı belirlemesinde bulunmuştur.Körfez 1.Asliye Ceza Mahkemesi'nin 2016/503 Esas - 2018/217 Karar sayılı dosyasında "...Tüm dosya kapsamı, tarafların anlatımları ve tanık ...'un açık, ısrarlı ve tutarlı anlatımları karşısında kazaya karışan çekicinin sanık ... tarafından kullanılmadığı,
dosyada tanık sıfatı bulunan ... tarafından kullanıldığı sabit olduğundan sanık ...'in beraatine karar verilmesi ve sanık ... hakkında suç üstlenme, tanık ... hakkında ise taksirle ölüme neden olma ve yalan tanıklık suçlarından suç duyurusunda bulunulması gerekmiş olup aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur..." gerekçesi ile beraat kararı verilmiş ve iş bu karar istinaf incelemesinden geçerek kesinleşmiştir. ... hakkında dava açılıp açılmadığı hususunda İlk Derece Mahkemesi dosyasında bilgi bulunmadığından Dairemizce Körfez Cumhuriyet Başsavcılığına ve Asliye Ceza Mahkemesine yazı yazılmış gelen cevaplardan,Körfez Asliye Ceza Mahkemesince sanık
... hakkında suç üstlenme, tanık ... hakkında ise taksirle ölüme neden olma ve yalan tanıklık suçlarından suç duyurusunda bulunulduğu ve Körfez Cumhuriyet Başsavcılığınca da iddianame ile dava açıldığı anlaşılmıştır.
6098 sayılı TBK’nun 74. maddesine (818 Sayılı BK’nun 53. maddesi) göre hakim, zarar verenin kusurunun olup olmadığı, ayırt etme gücünün bulunup bulunmadığı hakkında karar verirken, ceza hukukunun sorumlulukla ilgili hükümleriyle bağlı olmadığı gibi ceza hakimi tarafından verilen beraat kararıyla da bağlı değildir.Aynı şekilde, ceza hakiminin kusurun değerlendirilmesine ve zararın belirlenmesine ilişkin kararı da hukuk hakimini bağlamaz.
Buna göre, hukuk hakimi kural olarak ceza hakiminin belirlediği kusur oranı ile bağlı değil ise de kesinleşen maddi olgu ile bağlıdır (H.G.K. 06.02.2002 gün 2002/19-16, 2002/47 sayılı kararı).Mahkemece alınan bilirkişi raporları arasında çelişki bulunmaktadır. Aynı kaza nedeni ile ceza yargılamasının devam ettiği de anlaşılmaktadır.
Ceza dosyasında kesinleşen olayın oluş şekline ilişkin maddi olgu hukuk hakimi için bağlayıcı olacağından ceza dosya akıbeti araştırılarak karara çıkması ve kesinleşmesi beklenerek bu davada kesinleşen olayın oluşuna ilişkin maddi olgu ile bağlı kalınarak kazanın oluşumunda kusur dağılımını belirleyen gerekçeli kusur raporu alınması gerekirken eksik inceleme ile karar verilmesi doğru olmamıştır.Açıklanan nedenlerle, davacılar vekilinin istinaf başvurusunun kabulü ile HMK'nın 353/1-a/6. maddesi uyarınca İlk Derece Mahkemesi kararının kaldırılmasına,
dosyanın yukarıda belirtilen şekilde işlem yapılmak üzere mahkemesine gönderilmesine karar verilmiştir.
İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 9. Hukuk Dairesi, E. 2022/1144, K. 2024/2249, 25 Aralık 2024 tarihli karar · Kaynak: UYAP Emsal Karar Arama