KÜNYE
T.C. İzmir Bölge Adliye Mahkemesi 17. Hukuk Dairesi
- Karar tarihi
- 24 Nisan 2024
- Esas no
- 2020/1141
- Karar no
- 2024/867
- İncelenen kararın mahkemesi
- İZMİR 2. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
- Tarihi
- 11/12/2019
- Numarası
- 2019/264 Esas 2019/1398 Karar
- Dava
- İTİRAZIN İPTALİ
- Karar yazım tarihi
- 24/04/2024
Karar Metni
1.389 kelime·7 dk okuma·4 bölüm
İzmir 2. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 2019/264 Esas ve 2019/1398 Karar sayılı dava dosyasından yapılan yargılama sonucunda davanın reddine dair verilen karara karşı davacı vekili tarafından istinaf kanun yoluna başvurulması üzerine dosya, Dairemize gönderilmiş olmakla HMK'nın 353. maddesi uyarınca dosya üzerinden inceleme yapıldı.
GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ
Mahkemece yapılan açık yargılama sonucunda; ''...Davacı vekili dava dilekçesinde özetle ; müvekkili şirket ile davalı şirket arasındaki ticari ilişki gereğince 01/12/2016 tarihinde nakliye sözleşmesi akdedildiğini, sözleşme gereği müvekkili şirketin davalı şirkete taşıma işine ilişkin hizmeti eksiksiz yerine getirdiği,
ancak, ödemelerin ödeme koşullarının belirtildiği 7.13 maddesinde belirtilen ödeme vadesini geçirerek yapıldığını, müvekkili şirketin geciken vadeye ilişkin davalı şirketten vade farkına ilişkin alacağının fatura ettiği, ancak davalı şirket tarafından fatura reddedilerek iade edildiğini, açılan İzmir 9. İcra Müdürlüğünün 2019/480 sayılı takibe davalı yanca itiraz edildiğini, ileri sürerek, sonuç olarak; davalı firma tarafın icra takibine yapmış olduğu itirazın iptaline, takibin devamına, davalı aleyhine %20 icra inkar tazminatına hükmedilmesine,
yargılama giderleri ve vekalet ücretinin davalı şirkete tahmiline karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle ; vade farkı uygulamasının süresinde ödenmeyen bir mal bedeli dolayısıyla faiz dışında ödenmek zorunda kalınan ek bir miktar ifade ettiğini, faizden farklı olarak vade farkının varlığına karar verilebilmesi için taraflar arasında açık bir sözleşmenin bulunması ve bir cari hesap sözleşmesi bulunması ya da vade farkını uygulamasının taraflar arasında sürekli uygulanır biçimde yerleşmiş olması gerektiğini, vade farkının faiz uygulamasından farklı olduğunu, bahse konu sözleşmenin 7.13 maddesindeki ödeme vadesinin başlangıcının belirsiz olduğunu,
bu durumun TBK gereğince borçlu lehine yorumlanması gerektiğini savunarak, sonuç olarak; davanın reddine, koşulları oluşmayan inkar tazminat talebinin reddine, müvekkili aleyhine kötüniyetli olarak takip başlatılmış olması dolayısıyla davacının %20 oranında tazminata mahkum edilmesini, yar3gılama giderleri ve vekalet ücretinin davacıya yükletilmesine karar verilmesini talep etmiştir.
Uyuşmazlığın tespiti; Taraflar arasında 01/12/2016 tarihinde imzalanan nakliye sözleşmesinden kaynaklı taşıma sonucunda davalının ödemeleri geç yapmasından dolayı davacının vade farkına hak kazanıp kazanmayacağı, kazanacak ise miktarının ne kadar olduğu noktalarında toplanmaktadır.
Dava; davalının icra takibine yapmış olduğu itirazın İİK'nın 67. maddesi uyarınca iptaline yöneliktir.
İzmir 9. İcra Müdürlüğünün 2019/480 takip sayılı dosyasında ödeme emrinin borçlu yana 23/01/2019 tarihinde tebliğ edildiği, davalının 24/01/2019 tarihinde borca itiraz ettiği görülmüştür.
İzmir 9. İcra Müdürlüğünün 2019/480 takip sayılı dosyasının incelenmesinde; davacı ...Ş. Tarafından, davalı ... Tic. A.Ş. aleyhine, 30/12/2018 tarihli 345.444,06 TL tutarlı fatura alacağına istinaden 7 örnek ilamsız takipte ödeme emri ile 345.444,06 TL asıl alacak 2.806,73 TL geçmiş gün faizi olmak üzere toplam 348.250,79 TL üzerinden icra takibine başlanıldığı, yapılan icra takibine davalı yanın süresinde itiraz ettiği ve takibin durdurulmasına karar verildiğinden işbu itirazın iptali davası açılmıştır.
Kural olarak; vade farkı, taraflar arasındaki akdedilen sözleşmede kararlaştırıldığı ya da sonradan sürekli uygulama nedeniyle sözleşmenin bir unsuru olarak kabul edildiği durumlarda uygulanabilir. (24/12/2003 Tarihli Resmi Gazete’nin 25326 nolu sayısında yayınlanan Yargıtay İçtihatları Birleştirme Hukuk Genel Kurulu Kararı'da bu yöndedir.
HGK 2001/1-2003/1) Ayrıca, vade farkının sözleşme ilişkisi kurulurken kararlaştırılabileceği gibi başta kurulmuş olan sözleşme şartlarına ek olarak, sonradan tarafların müşterek kabulü, yürüyen uygulamalar ya da genel olarak piyasa alışkanlıkları nedeniyle de ortaya çıkabileceği, ancak somut olayda; taraflar arasında imzalanan 01/12/2016 tarihli sözleşmede açıkça vade farkına değinilmediği, evvelinde de davalı yanca vade farkına dair bir bedel ödenmediği,
dolayısıyla davacı tarafça ödemelerin geciktiğinden bahisle, temerrüt faizi talep edebilecekken vade farkı faturası düzenlemesinin olması usul ve yasaya uygun bulunmadığı anlaşılmakla davanın reddine karar verilerek, aşağıdaki şekilde hüküm kurmak gerekmiştir.
Kötüniyet tazminatı, takibe girişmekte kötüniyetli bulunduğu borçlu tarafından açıkça kanıtlanmış olan ya da öyle olduğu ayrıca kanıtlanmasına gerek bulunmaksızın dosya kapsamından açıkça anlaşılabilen alacaklıya yönelik bir yaptırım niteliğindedir. Anılan yasa hükmüne göre, alacaklının anılan tazminata mahkum edilebilmesi, açıkça, takibin kötüniyetle yapılmış olması koşuluna bağlanmıştır.
Hemen belirtmek gerekir ki, alacaklının icra takibini kötüniyetli olarak yaptığı hususu, borçlu tarafından kanıtlanmalıdır. Öğretiye ve Yargıtay uygulamasına göre, alacağının bulunmadığını bildiği veya bilmesi gereken bir durumda olduğu halde, icra takibine girişen alacaklı, kötüniyetli kabul edilir. Açıklanan bu yasal durum ve ilke çerçevesinde somut olay değerlendirildiğinde.
Alacağının varlığına maddi hukuk kuralları dairesinde inanarak icra takibine girişen, ancak bunu usul hukuku kurallarına uygun şekilde kanıtlayamadığı için itirazın iptali istemi reddedilen bir alacaklı, İ.İ.K.nun 67. maddesi anlamında “haksız” ise de, kötüniyetli olarak kabul edilebilmesine ve dolayısıyla, bu iki koşulun birlikte gerçekleşmesini açıkça şart koşan söz konusu hüküm çerçevesinde tazminatla sorumlu tutulmasının hukuken kabul edilemeyeceği...'' gerekçesi ile.
Açılan davanın reddine, Davalı tarafın %20 inkar tazminat talebinin reddine karar verilmiş, verilen bu karara karşı davacı vekili tarafından istinaf kanun yoluna başvurulmuştur.
İSTİNAF NEDENLERİ
Davacı vekili istinaf dilekçesinde özetle; verilen red kararının usul ve yasaya aykırı olduğunu, alacak taleplerinin TTK.'nun mal ve hizmet tedarikinde geç ödemenin sonuçları başlıklı 1530. maddesine dayanmakta olduğunu ancak mahkemece bu hususun hiç irdelenmediğini, ödeme vadelerine riayet edilmemesi sebebiyle gecikilen vadeler dolayısıyla müvekkili şirketin vadesinde ödenmeyen alacakları sebebiyle oluşan faiz alacağını TTK.
1530. maddesi gereğince faturalandırarak tahsili yoluna başvurduğunu, ancak Yerel Mahkemece söz konusu taleplerinin içeriğini ve hukuki dayanaklarını inceleme gereği dahi duymaksızın dava konusunun hatalı nitelendirildiğinden bahisle haklı davalarının reddine hükmedildiğini, faturada vade farkı ifadesinin kullanılmasına rağmen, diğer deliller ile bedelin faiz olduğunun anlaşılması durumunda, faturadan kaynaklanan bir alacağın olmadığının söylenemeyeceğini, davalı şirketin ödemelerde temerrüde düştüğünü kabul ettiğini ve dosyaya verilen dilekçelerde de ikrar etmekte olduğunu,
yerel mahkemenin alacağın konusunu nitelendirmede asli görevli olduğunu, önüne gelen uyuşmazlıkta hukuki değerlendirmeyi yapma görevinin yerel mahkemeye ait olduğunu ileri sürerek yerel mahkeme kararının kaldırılması istemiyle istinaf kanun yoluna başvurmuştur.
Davacı vekili istinaf aşaması sırasında müvekkili davacının itirazın iptali davasından kendi istek ve iradesiyle feragat ettiği yönünde dilekçe vermiştir.
DELİLLERİN TARTIŞILMASI, HUKUKİ SEBEP VE GEREKÇE
Dava, fatura alacağının tahsili için yapılan icra takibine vaki itirazın iptali istemine ilişkindir.
İstinaf kanun yolu başvurusuna konu edilen karar hakkında; 6100 sayılı HMK'nın 355. maddesindeki düzenleme gereğince, istinaf dilekçesinde belirtilen nedenler ve kamu düzenine ilişkin aykırılık bulunup bulunmadığı hususlarıyla sınırlı olarak inceleme yapılmıştır.
Davacı vekili tarafından istinaf aşaması sırasında 23.12.2020 tarihinde verdiği dilekçe ile davadan feragat ettiklerini beyan etmiştir.
6100 Sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 307. ve devamındaki maddeler uyarınca davadan feragat, davacının, talep sonucundan kısmen veya tamamen vazgeçmesini içerir nitelikte davaya son veren ve kesin hükmün sonuçlarını doğuran taraf işlemi niteliğinde olup hüküm kesinleşinceye kadar her zaman davadan feragat edilmesi mümkündür. Feragatin hüküm ifade etmesi, karşı tarafın veya mahkemenin muvafakatına bağlı değildir. Vekil aracılığıyla davadan feragat edilmesi halinde vekilin vekaletnamesinde davadan feragate ilişkin özel olarak yetkilendirilmiş olması gereklidir.
Açıklanan bu nedenlerle; her ne kadar İzmir 2. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 11/12/2019 tarih ve 2019/264 Esas 2019/1398 Karar sayılı kararına karşı davacı vekili tarafından istinaf kanun yoluna başvurulması üzerine dosya istinaf aşamasında iken vekaletnamesinde davadan feragat hususunda özel olarak yetkilendirilen davacı vekili tarafından 23.12.2020 tarihinde davadan feragat dilekçesi ile davadan feragat edildiği anlaşılmakla davadan feragat beyanı uyarınca ilk derece mahkemesince verilen kararın 6100 sayılı HMK’nın 355 ve 353/(1)-b-2. maddeleri gereğince re'sen kaldırılmasına ve davanın feragat nedeniyle reddine, kararın kaldırılma sebep ve şekline göre davacı vekilinin istinaf kanun yolu başvurusunun incelenmesine yer olmadığına dair aşağıdaki belirtilen şekilde karar verilmiştir.
II-KALDIRILAN HÜKMÜN YERİNE GEÇMEK ÜZERE
“a-Davacı tarafından davalı aleyhine açılan davanın FERAGAT NEDENİYLE REDDİNE,
b-Davalının kötüniyet tazminatı talebinin REDDİNE,
c-Harçlar Kanunu gereğince alınması gerekli olan 427,60.-TL ilam harcından peşin olarak yatırılan 4.158,08.-TL harcın mahsubu ile bakiye 3.730,48.-TL harcın karar kesinleştiğinde davacıya iadesine,
d-Davacı tarafından yapılan yargılama giderlerinin davacı üzerinde bırakılmasına,
e-Davalı tarafından yapılan yargılama gideri bulunmadığından bu hususta karar ittihazına mahal olmadığına,
f-Davalı bu davada kendisini vekil ile temsil ettirdiğinden karar tarihinde yürürlükte bulunan AAÜT. üzerinden hesap ve takdir olan 53.816,61.TL ücreti vekaletin davacıdan alınarak davalıya verilmesine,
g-HMK.' nın 333. maddesi gereğince taraflarca yatırılan gider/delil avansının kullanılmayan kısmının karar kesinleştiğinde yatıran tarafa iadesine,'' şeklinde HÜKÜM TESİSİNE,
III-Kararın kaldırılma sebep ve şekline göre davacı vekilinin istinaf kanun yolu başvurusunun bu aşamada incelenmesine yer olmadığına,
IV-Kararın kaldırılma sebep ve şekline göre istinaf başvurusu nedeniyle alınan istinaf karar peşin harcının yatıran tarafa iadesine,
V-İstinaf kararının niteliği de dikkate alınarak davacı tarafından istinaf aşamasında yapılan yargılama giderlerinin davacı üzerinde bırakılmasına,
VI-İstinaf incelemesi duruşmasız yapıldığından davalı yararına vekalet ücretine hükmedilmesine yer olmadığına,
VII-Kararın tebliği, kesinleştirme, harç ve gider/delil avansı iadesi işlemlerinin yerel mahkemece yerine getirilmesine,
Dosya üzerinden yapılan inceleme neticesinde HMK'nın 362/(1)-a maddesi uyarınca kesin olmak üzere 24/04/2024 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.
İzmir Bölge Adliye Mahkemesi 17. Hukuk Dairesi, E. 2020/1141, K. 2024/867, 24 Nisan 2024 tarihli karar · Kaynak: UYAP Emsal Karar Arama