KÜNYE
T.C. Sakarya Bölge Adliye Mahkemesi 7. Hukuk Dairesi
- Karar tarihi
- 28 Mart 2024
- Dosya no
- 2023/135
- Karar no
- 2024/584
- Başkan
- ... (...
- Üye
- ... (...
- Üye
- ... (...
- Katip
- ... (...
- İncelenen kararın mahkemesi
- KOCAELİ 2. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
- Tarihi
- 08/12/2022
- Numarası
- 2021/351 Esas - 2022/593 Karar
- Davacı
- YILMAN KUM ÇAKIL ELEME TESİSİ SAN. VE TİC. LTD. ŞTİ. - ...
- Vekili
- Av. ...- ...
- Davalı
- ... - ...
- Vekili
- Av. ... - ...
- Dava
- İtirazın İptali
- Dava tarihi
- 29/07/2021
- Kr. yazım tarihi
- 28/03/2024
Karar Metni
2.681 kelime·13 dk okuma·7 bölüm
İstinaf incelemesi için Dairemize gönderilen dosyanın ilk incelemesi tamamlanmış olmakla HMK'nın 353. ve 356. maddeleri gereğince; dosya içeriğine ve kararın niteliğine göre sonuca etkili olmadığından duruşma yapılmasına gerek görülmeden dosya üzerinden yapılan inceleme sonucunda;
GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ
TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMALARININ ÖZETİ
Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; davacı ile davalı şirket arasında akdedilen sözleşme uyarınca davalının yükümlüsü bulunduğu 85.000,00-TL'nin davacıya ödenmemesi doğrultusunda iş bu borca ilişkin fatura dayanak gösterilerek 17/06/2020 tarihinde başlatılan icra takibine haksız olarak itiraz etmek suretiyle takibi durdurduğunu, ancak borçlunun itirazının haksız olduğunu, davacı şirket ile davalı arasında 03/08/2019 tarihli futbol sahası yapımına yönelik ticari alım satım ve eser sözleşmesi akdedildiğini, bu sözleşmeye ilişkin davalının borçlusu bulunduğu bedelin belirlendiğini,
sözleşme uyarınca talebe yönelik olarak davalı şirkete talep edilen kum ve çakıl temini ve nakli gerçekleştiren müvekkilinin yükümlüsü bulunduğu edimi tam olarak ifa ettiğini ve bu doğrultuda davalı adına bir takım faturalar düzenlendiğini, davalının edimini tam olarak yerine getirmediğini, 30/11/2019 tarihli ve 85.597,20-TL bedel konulu faturaya ilişkin ödeme gerçekleştirilmediğini, bu doğrultuda noter aracılığıyla davalı tarafa ihtar çıkartıldığını, müvekkili şirketin ticari defterlerinde de bu faturaların işlenmiş olduğunu, müvekkili şirketin davalı şirket alacaklısı olarak resmi kayıtlarda göründüğünü,
bu doğrultuda ilgili faturaya ve faturada belirtilen sözleşme konusuna yönelik herhangi bir itirazda bulunmayan mütemerrüd davalı, fatura içeriğini kabul ettiği halde herhangi bir ödemenin yapılmadığını, taraflarınca kendisine ihtar edilen borcu ödememekte ısrar eden davalı aleyhine 17/06/2020 tarihinde bahsi geçen faturanın dayanak teşkil ettiği icra takibi başlatıldığını, itiraz üzerine yapılan görüşmelerden bir sonuç alınamadığını, tüm bu nedenlerle;
karşı tarafın icra takibine vaki haksız itirazının reddi ile takip konusu alacağa takip tarihinden itibaren işleyecek ticari faiziyle takibin devamına likit alacağa haksız ve kötü niyetli itiraz eden borçlu aleyhine dava konusu miktarın %20'sinden az olmamak üzere icra inkar tazminatına hükmedilmesine, yargılama giderleri ile vekalet ücretinin davalı tarafa yükletilmesine karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle; davacı tarafından sunulan dava dilekçesinde eksiklikler bulunduğunu, dava dilekçesine bakıldığında zaman aşımı süresinin geçtiğini, davacı tarafça icra takibine konu edilen tutar ile takibe dayanak gösterilen belge ve dava dilekçesinde belirtilen tutarların birbirinden farklı olduğunu, müvekkilinin takibe konu edilen herhangi bir borcunun bulunmadığını, ayrıca takibe konu edilen tutarın 85.000,00 TL olarak gösterildiğini, 4.913,70 TL faiz gösterildiğini ve 89.913,70 TL toplam alacak talep edildiğini,
ancak takip dayanağı belge olarak de tek taraflı düzenlenen 72.540,00 TL tutarlı bir fatura sunulduğunu, gönderilen ihtarın hiçbir zaman fatura yerine geçmeyeceğini, dava dilekçesi ile delillerin çelişmesinin davacının haksız icra takibi açtığını kanıtlar nitelikte olduğunu, çelişen rakamlarla talep edilen alacak için icra inkar tazminatına da hükmedilemeyeceğini, dava dilekçesinde alacağın likit fatura alacağı olduğundan bahisle icra inkar tazminatına hükmedilmesi gerektiğinin belirtildiğini, müvekkilinin davacıya icraya konu bir borcu olmadığını, dava dilekçesindeki eksiklikler nedeniyle davanın reddinin gerektiğini,
ikinci olarak takibe konu edilen faturanın likit alacak niteliğinde olmadığını, ikinci bentte belirtildiği üzere davacı tarafından çelişkili tutarlar belirtildiğini, takibe dayanak gösterilen belgedeki tutarın davaya konu edilmediğini, davacı tarafından fatura alacağına istinaden müvekkilini temerrüte düşüren bir tebligatın yapılmadığı gibi takiple likit fatura alacağı olduğu iddia edilen rakamın da tek ve aynı şekilde bildirilmediğini, tutarlar arasında çelişki olduğunu, anlatılan durumun yapılan inceleme neticesinde ortaya çıkacağını, tüm bu nedenlerle haksız olarak ikame edilen davanın reddine,
fazlaya ilişkin haklarının ve itirazlarının saklı tutulmasına, yargılama giderleri ile vekalet ücretinin davacıya yükletilmesine karar verilmesini talep etmiştir.
İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI ÖZETİ
İlk derece mahkemesince; "...Davanın REDDİNE, ..." şeklinde hüküm kurulmuştur. İlk derece mahkemesince verilen karara karşı davacı vekili tarafından istinaf yoluna başvurulmuştur.
İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ
Davacı vekili istinaf dilekçesinde özetle; takibe konu faturanın muhatap tarafından tebellüğ edildiğini, içeriğine itiraz edilmediği ve likit bir alacak niteliğinde olduğunu, Bilirkişi raporları ve Mahkemeye teslim edilen faturaya konu sevk irsaliyeleri, kantar fişleri, fatura ve alacak konusunun teslim edilen mallar ile uyumlu olduğunu, Mahkemece aksi yönde karar verilmesinin açıkça hukuka aykırı olduğunu, sözleşmede fiyatlara KDV dahil değildir denmesinin ticari teamülde fiyatların üstüne KDV eklenir demek olduğunu,
Ticaret Mahkemesince apaçık kötü niyeti aktarmak maksatlı beyanlarının kötü niyeti destekler şekilde yanlış yorumlandığını ve ticari teamüle ve apaçık hukuka aykırı karar tesis edildiğini, Bilirkişi raporunda da tespit edilmiş olduğu üzere ticari defter kayıtlarına göre ödenmediği belli olan fatura bedeline yönelik takibe itirazın iptali gerekir iken, davanın reddi yönünde tesis edilen hükmün açıkça hukuka aykırı olduğunu, Türk hukuk sistemi, hak ve nısfet iyi niyet kurallarına göre hakimin vicdani kanaatine göre karar vermesini öngördüğünü, apaçık kötü niyetin hukuk sistemince korunmasının hukuka aykırı olduğunu belirterek;
istinaf taleplerinin kabulüne, yerel mahkeme kararının kaldırılmasına karar verilmesi talebiyle istinaf yoluna başvurmuştur.
Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle; Mahkeme tarafından verilen kararın hukuka uygun olduğunu, davacının fatura ya da irsaliye sunamadığı, ihtarname sunduğunu, ihtarnamenin ise usule uygun olarak tebliğ edilmediğini, dosyaya sunulan iki bilirkişi raporunda da davacının değil, davalının davacıdan alacaklı olduğunun tespit edildiğini, davacının duruşmada faturaya konu bir malın olmadığını beyan ettiğini, davacının istinaf talebinin reddinin gerektiğini belirterek; haksız istinaf başvurusunun reddine karar verilmesini talep etmiştir.
DELİLLER
Kocaeli 2. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 08/12/2022 tarih, 2021/351 Esas - 2022/593 Karar sayılı kararı ve tüm dosya kapsamı.
DELİLLERİN DEĞERLENDİRİLMESİ VE GEREKÇE
Dava faturadan kaynaklanan alacak için girişilen icra takibine vaki itirazın iptali talebine ilişkindir.
İlk derece mahkemesince davanın reddine karar verilmiştir.
İlk derece mahkemesi kararına karşı davacı vekili tarafından istinaf başvurusu yapılmıştır.
İnceleme; 6100 sayılı HMK.'nın 355. madde hükmü uyarınca, istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak ve kamu düzenine aykırı hususların olup olmadığı gözetilerek yapılmıştır.
Dosyanın incelenmesinde; davacının 30.11.2019 tarihli faturaya dayanarak davalıdan alacak talebinde bulunduğu ve davalı hakkında takip başlattığı, davalının itirazı üzerine itirazın iptali için eldeki davanın açıldığı, mahkemece yapılan yargılama sonunda davanın reddine karar verildiği ve davacı tarafından istinaf yasa yoluna başvurulduğu görülmüştür.
Olaya ilişkin yasal düzenlemeler ve yargı içtihatları değerlendirilecek olursa;
İcra Takibine İtiraz etmek isteyen borçlu, itirazını, ödeme emrinin tebliği tarihinden itibaren yedi gün içinde dilekçe ile veya sözlü olarak icra dairesine bildirmeye mecburdur. (2004 sayılı kanun 62.madde)Takip talebine itiraz edilen alacaklı, itirazın tebliği tarihinden itibaren bir sene içinde mahkemeye başvurarak, genel hükümler dairesinde alacağının varlığını ispat suretiyle itirazın iptalini dava edebilir. Bu davada borçlunun itirazının haksızlığına karar verilirse borçlu; takibinde haksız ve kötü niyetli görülürse alacaklı; diğer tarafın talebi üzerine iki tarafın durumuna, davanın ve hükmolunan şeyin tahammülüne göre, red veya hükmolunan meblağın yüzde yirmisinden aşağı olmamak üzere, uygun bir tazminatla mahkum edilir. (2004 sayılı kanun 67.madde)
İtirazın iptali davası, itirazın hükümden düşürülmesi ana başlığı altında düzenlenmekle takip hukuku içinde ve takip talebiyle sıkı sıkıya bağlantılı ele alınması gereken, sonucuyla takibin devamına etkili bir dava türü olarak karşımıza çıkmaktadır ve takip talepnamesinde dayanılan borç ve borcun sebebi ile bağlılık asıldır. Öyle ki, genel hükümlere göre harca tabi olan itirazın iptali davasında alacaklı taraf isterse takip talebinde bulunurken yatırmış olduğu binde beş harcı geri alabilir ve itirazın iptali davası harcına mahsubunu isteyebilir (492 sayılı Harçlar Kanunu m. 28/a, 29/I, III).
Bu davada, ispat yükü kural olarak davayı açan alacaklıda olup, alacaklı alacağını ispatla yükümlüdür. Genel hükümler dairesinde her türlü delille ispat edilecek alacak da yine takip talebine konu olan ve borçlu tarafça itiraza uğrayan alacaktır. Zira aynı maddede itirazın haksızlığı borçlu açısından, takibin haksız ve kötü niyetli yapılması da alacaklı açısından tazminat müeyyidesine bağlanmıştır. (HGK 2017/(19)11-1309 Esas. 2021/377 Karar)
Vergi Usul Kanunu’nun (VUK) 229. maddesinde "Fatura, satılan emtia veya yapılan iş karşılığında müşterinin borçlandığı meblağı göstermek üzere emtiayı satan veya işi yapan tüccar tarafından müşteriye verilen ticari vesikadır" hükmünü haizdir.
Bu hüküm çerçevesinde, 24.12.2003 tarihli ve 25326 sayılı Resmî Gazetede yayımlanan Yargıtay İçtihatları Birleştirme Genel Kurulunun 27.06.2003 tarihli ve 2001/l E., 2003/l K. sayılı kararında fatura; “Ticari satışlarda satıcı tarafından alıcıya verilen ve satılan malın miktarını, vasıflarını, ölçüsünü, fiyatını ve sair hususları veya ifa edilmiş hizmetleri gösteren hesap pusulası olup, ticari belge niteliğindedir” şeklinde tanımlanmıştır.
Sevk irsaliyesine ilişkin olarak ise aynı Kanun’un 230/2-5 maddesi “Satılan malların teslim tarihi ve irsaliye numarası, (Malın alıcıya teslim edilmek üzere satıcı tarafından taşındığı veya taşıttırıldığı hallerde satıcının, teslim edilen malın alıcı tarafından taşınması veya taşıttırılması halinde alıcının taşınan veya taşıttırılan mallar için sevk irsaliyesi düzenlemesi ve taşıtta bulundurulması şarttır” hükmünü haizdir. Buna göre usulüne göre düzenlenmiş ve taşıyan ile gönderen veya gönderilenin imzasını haiz bir sevk irsaliyesi de eşyanın taşınmak üzere taşıyıcı tarafından teslim alındığını veya eşyanın gönderilene teslim edildiğini ispata yarayan bir belgedir.
TTK’nın 21. maddesine göre fatura düzenlenmesi için öncelikle taraflar arasında akdi bir ilişkinin bulunması gerekir. Madde hükmüne göre faturanın bir alacağı mevcudiyetine delil teşkil etmesi, karşı tarafa tebliğinden itibaren sekiz gün içinde hiçbir itiraza uğramamış olması koşuluna bağlıdır. Bunun için de öncelikle taraflar arasındaki sözleşmesel ilişkinin varlığının kanıtlanmış olması gerekir. Davalının sözleşmesel ilişkiyi inkâr etmesi durumunda davacının öncelikle aralarındaki akdi ilişkiyi yani alım-satım ilişkisini ispat etmesi gerekmektedir.
Bu nedenle, bir satım ilişkisinde davacı taraf sattığı malın miktarını ve alıcıya teslimini, davalı taraf ise yaptığı ödemeleri usulüne uygun bir şekilde ispat etmek zorundadır.
Tek başına fatura düzenlenmesi akdi ilişkinin varlığını ispat etmeye yeterli değilse de, satıcı tarafından gönderilen faturanın alıcı tarafından ticari defterlerine kaydedilmesi durumunda, alıcı ile satıcı arasındaki akdi ilişkinin var olduğu kabul edilebilir. Ancak, eğer fatura, alıcının ticari defterlerinde kayıtlı değilse, satıcı alacak iddiasını diğer delillerle ispat etmelidir. (HGK 2017/(19)11-944 Esas. 2021/197 Karar )
Ticari uyuşmazlıklarda mahkeme tarafların ticari defterlerinin ibrazına, resen veya taraflardan birinin istemi üzerine karar verebilir (HMK m 222/1, TTK m. 83/1). HMK'nın 222/2. maddesi uyarınca, ticari defterlerin ticari delil olarak kullanılabilmesi için, kanuna göre eksiksiz ve usulüne uygun olarak tutulmuş, kapanış onayları yaptırılmış ve defter kayıtlarının bir birini doğrulamış olması gerekmektedir.
Öte yandan aynı Kanunun 222/3. maddesi uyarınca da, ticari defterlerin sahibi lehine delil olarak kabul edilmesi için, diğer tarafın aynı şartlara uygun olarak tutulmuş ticari defterlerindeki kayıtların bunlara aykırı olmaması veya diğer tarafın ticari defterleri ibraz etmemesi yahut defter kayıtlarının aksinin senet veya diğer kesin delillerle ispatlanmamış olması gerekmektedir.
Ayrıca Hukuk Muhakemeleri Kanunu, bazı belgelere senetle ispat kuralının aşılabilmesi ve hakimin delilleri değerlendirirken takdir yetkisini kullanabilmesi imkanını vermiştir. Ancak belgenin, kesin delille ispatlanması gereken bir vakıa karşısında bu kuralı aşıp değerlendirilmeye alınabilmesi için HMK m. 202'de belirtilen bütün unsurları karşılaması gerekmektedir.
Hakimin bu konuda yani kurala istisna getiren "kanuni unsurlar" üzerinde ise herhangi bir takdir yetkisi yoktur; bu unsurların objektif olarak gerçekleşmesi gerekir. Bir belge ancak aleyhine kullanılacak kişiden kaynaklanmışsa ve hukuki işlemi muhtemel gösteriyorsa delil başlangıcı sayılabilir. Bu bağlamda elektronik veriler de delil başlangıcı teşkil edebilir. (Yargıtay 11. Hukuk Dairesi 2019/5327 esas- 2021/5363 karar)
Somut ... yukarıdaki açıklamalar ile birlikte değerlendirilecek olursa; Davacı taraf 30.11.2019 tarihli 85.597,20 TL bedelli faturaya dayanarak davalıdan alacaklı olduğunu iddia etmiştir.
Taraflar arasında 03.08.2019 tarihli dere kumu ve çakılı satışına ilişkin sözleşme imzalandığı görülmektedir. Anılan sözleşme kapsamında davacının davaya konu edilen fatura dışında 4 adet daha fatura bulunduğu, anılan fatura bedellerinin ödendiği ve anılan tarafların 6100 sayılı yasanın 222/3.maddesine uygun tutulmuş, usulüne uygun açılış kapanış tasdikleri olan defterlerinde kayıtlı oldukları ve defterlerin bu faturalar yönünden birbirini doğruladığı dosyaya sunulan bilirkişi raporundan anlaşılmaktadır.
İhtilafa konu olan 30.11.2019 tarihli fatura davacının defterlerinde ve BS kayıtlarında yer almakta, davalının defterlerinde ve BA kayıtlarında yer almamaktadır. Yukarıda detaylandırıldığı üzere; 6100 sayılı yasanın 222/3. maddesi gereği taraf defterlerinin sahipleri lehine delil olabilmesi için diğer tarafın aynı şartlara uygun olarak tutulmuş ticari defterlerindeki kayıtların bunlara aykırı olmaması gerekir. Anılan fatura özelinde tarafların aynı şartlarda tutulmuş defter kayıtları birbirine aykırı olduğundan davacının alacak iddiasını diğer delillerle ispat etmesi gerekecektir.
Faturanın tebliği şekle bağlı değildir, yazılı veya sözlü herhangi bir şekilde yapılabilir. Muhatap hazır ise kendisine elden verilmesi, değil ise herhangi bir şekilde gönderilmesi mümkündür. Ancak, uyuşmazlık halinde ispat kolaylığı açısından, fatura tebliğinin noter aracılığıyla ya da imza karşılığı elden tebliğ yolu ile ya da telgraf, teleks yolu ile veya PTT aracılığıyla ya da faks çekilmesi yahut güvenli elektronik imza ile elektronik posta gönderilmesi şeklinde yapılması uygundur. Bu nedenle davacı tarafından davaya konu faturanın noter ihtarı ekinde gönderilmesi ve davalının muhasebecisine mesaj yoluyla gönderilmesi faturanın tebliğ edildiğini gösterir. Bu nedenle mahkemece faturanın tebliğinin usulüne uygun olmadığı yönündeki tespiti yerinde değildir.
Ancak. 6102 sayılı yasanın 21.maddesine göre. Bir fatura alan kişi aldığı tarihten itibaren sekiz gün içinde, faturanın içeriği hakkında bir itirazda bulunmamışsa bu içeriği kabul etmiş sayılır. Burada kesinleşecek olan fatura içeriği olup, davalının tebliğden sonra içeriğe itiraz hakkı bulunmamaktadır.
Borçlunun (faturayı defterine kaydetmemek ve hizmet almadığını savunmak suretiyle), kabul etmemesi ya da borçlunun faturayı kendi defterine kaydetmekle birlikte süresinde itiraz ve iade etmesi halinde hizmetin verildiğini yine alacaklının kanıtlaması gerekecektir. Eldeki olayda da davalı faturayı defterlerine kaydetmemiş ve cevap dilekçesinde fatura içeriğindeki malın olmadığını savunarak fatura konusu malı kabul etmemiştir.
Bu halde davacının fatura konusu malı teslim ettiğini ispat etmesi gerekir.
Sevk irsaliyesine ilişkin olarak ise V.U.K.’nun 230/2-5 maddesi “Satılan malların teslim tarihi ve irsaliye numarası, (Malın alıcıya teslim edilmek üzere satıcı tarafından taşındığı veya taşıttırıldığı hallerde satıcının, teslim edilen malın alıcı tarafından taşınması veya taşıttırılması halinde alıcının taşınan veya taşıttırılan mallar için sevk irsaliyesi düzenlemesi ve taşıtta bulundurulması şarttır” hükmünü haizdir. Buna göre usulüne göre düzenlenmiş ve taşıyan ile gönderen veya gönderilenin imzasını haiz bir sevk irsaliyesi de eşyanın taşınmak üzere taşıyıcı tarafından teslim alındığını veya eşyanın gönderilene teslim edildiğini ispata yarayan bir belgedir.
Dosyaya sunulan sevk irsaliyeleri ve kantar fişlerinin incelenmesinde; davacının davalı adına düzenlediği sevk irsaliyelerinin davaya konu faturada atıf yapılan irsaliyeler olduğu anlaşılmaktadır.
Anılan irsaliyelerde teslim alan kısmında davalının yetkilisinin veya çalışanının imzası olmadığı gibi, malları nakleden dava dışı 3. kişi olan Turna Global Lojistik..A.Ş. tarafından anılan sevk irsaliyeleri için düzenlenen taşıma irsaliyelerinde de malı gönderen ve malı alan kısımlarında “Yılmaz kum” adının yazdığı, davalının adının yazmadığı, dolayısıyla anılan taşınan malzemelerin taşıma irsaliyelerinde de teslim alan kısmında davalının olmadığı, yine taşıma işinin yapıldığı malzemelerin Kartepe’ye nakledildiği,
taraflar arasındaki sözleşmede ise malzemelerin teslim edileceği yerin Başiskele olduğunun düzenlenmesi karşısında, davacı fatura konusu malları davalıya teslim edildiğini ispat edememiştir.
Kısaca dosya içerisinde bulunan fatura, kantar fişi, sevk irsaliyesi vs. belgelerin hiçbirinde davaya konu, teslim edildiği iddia edilen ürünlerin davalıya teslim edildiğine ilişkin davalının imzası vs. bulunmadığından davacı davasını ispatlayamadığından davanın bu nedenlerle reddi gerekirken (Benzer yönde Yargıtay 13. Hukuk Dairesinin 2015/43098 esas 2018/4725 karar sayılı ilamı, Yargıtay 11. Hukuk Dairesinin 2021/1049 esas 2022/5090 karar sayılı ilamı) gerekçede yazılı nedenlerle reddine karar verilmesi yerinde değildir.
Bu nedenlerle; davacı vekilinin istinaf başvurusunun açıklanan nedenlerle kamu düzeni yönünden kabulüne, diğer istinaf istemlerinin reddine, yerel mahkemenin kararının kaldırılmasına, dosyada toplanacak başkaca delil bulunmadığı anlaşıldığından ve yeniden yargılama yapılmasını gerektirir bir husus da bulunmadığından; dairemizce davanın esası hakkında HMK'nın 353-(1)-b)-2) madde gereğince hüküm kurulmasına karar vermek gerekmiştir.
HÜKÜ M
Gerekçesi yukarıda açıklandığı üzere;
Davacının İSTİNAF BAŞVURUSUNUN ESASTAN REDDİNE;
A-)Kocaeli 2. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 08/12/2022 tarih, 2021/351 Esas - 2022/593 Karar sayılı kararının HMK'nın 353-(1)-b)-2) maddesi gereğince kamu düzeni gereğince KALDIRILMASINA,
YENİDEN YARGILAMA YAPILMASI GEREKMEDİĞİNDEN AŞAĞIDAKİ ŞEKİLDE HÜKÜM KURULMASINA,
1-Davanın REDDİNE,
2-Alınması gerekli 80,70 TL karar ve ilam harcından peşin alınan 1.086,96 TL harcın mahsubu ile artan 1.006,26 TL harcın karar kesinleştiğinde ve talep halinde davacıya iadesine,
3-6325 sayılı HUAK 18/A-13,14. maddesi gereğince Adalet Bakanlığı bütçesinden Kocaeli Arabuluculuk Bürosu 2021/658 numaralı dosyasında ödenen 1.320,00 TL arabuluculuk ücreti, arabuluculuk faaliyeti sonunda anlaşmaya varılamaması halinde haksız çıkacak taraftan tahsil olunacağı düzenlendiğinden davacıdan tahsili ile hazineye irad kaydına,
4-Davalı kendisini bir vekil ile temsil ettirdiğinden karar tarihinde yürürlükte bulunan avukatlık asgari ücret tarifesi gereğince hesaplanan 14.386,19 TL nispi vekalet ücretinin davacıdan alınarak davalıya verilmesine,
5-Davacı tarafından yapılan masraflarının davacının üzerinde bırakılmasına,
6-HMK 120. maddesi gereğince davacı tarafından yatırılan gider avansından karar kesinleşene kadar yapılacak masraflar mahsup edilerek arta kalan miktar olduğu taktirde karar kesinleştiğinde ve talep halinde davacıya iadesine,
B-)İstinaf incelemesi yönünden harç ve yargılama masrafları;
-Bakiye 247,70-TL istinaf karar harcının davacıdan alınarak hazineye irat kaydına, harç tahsili ve harç tahsil müzekkeresi yazılması işlemlerinin HMK'nın 302-(5) maddesi uyarınca ilk derece mahkemesi tarafından yerine getirilmesine,
-İstinaf kanun yoluna başvuru için yaptığı masrafların, istinaf eden davacı taraf üzerinde bırakılmasına,
-İstinaf eden davacı tarafından yatırılan, istinaf avansından kullanılmayan kısmın HMK'nın 333. maddesi uyarınca; ilk derece mahkemesince istinaf eden davacıya iadesine,
-İstinaf incelemesi duruşmalı yapılmadığından vekalet ücreti takdirine yer olmadığına,
-Gerekçeli kararın tebliği işlemlerinin ilk derece mahkemesi tarafından yerine getirilmesine,
-Dosyanın ilk derece mahkemesine gönderilmesine,
İlişkin; Dosya üzerinden yapılan inceleme sonucunda, HMK'nın 362. maddesi uyarınca KESİN olmak üzere oy birliği ile karar verildi.
28/03/2024
... Başkan ... ¸e-imzalıdır. ... Üye ... ¸e-imzalıdır. ... Üye ... ¸e-imzalıdır. ... Katip ... ¸e-imzalıdır.
* Bu belge, 5070 sayılı Kanun hükümlerine uygun olarak elektronik imza ile imzalanmıştır.*
Sakarya Bölge Adliye Mahkemesi 7. Hukuk Dairesi, E. 2023/135, K. 2024/584, 28 Mart 2024 tarihli karar · Kaynak: UYAP Emsal Karar Arama