Stratejik Çevresel Değerlendirme (SÇD), tek tek projeleri değil; plan ve programları çevresel etkileri bakımından önceden değerlendiren bir araçtır. Bu yönüyle proje bazlı Çevresel Etki Değerlendirmesi (ÇED) sürecinden ayrılır. Stratejik Çevresel Değerlendirme Yönetmeliği, bu sürecin usulünü belirler.
SÇD ile ÇED Arasındaki Temel Fark
ÇED, belirli bir yatırımın gerçekleştirilip gerçekleştirilemeyeceğine odaklanır. SÇD ise, henüz proje aşamasına gelinmeden, bir sektör planının veya bölgesel programın çevresel sonuçlarını inceler. Bu fark uygulamada önemlidir: SÇD aşamasında dikkate alınmamış bir çevresel unsur, sonraki proje ÇED'lerinde tartışılmaya devam eder ve planın bütününe yönelik itirazların dayanağı hâline gelebilir.
Sürecin Ana Aşamaları
- Kapsam belirleme: Planın hangi çevresel konular bakımından değerlendirileceğinin saptanması.
- Rapor hazırlanması: Mevcut çevresel durumun, alternatiflerin ve olası etkilerin ortaya konması.
- Görüş alma: İlgili kurumların ve kamuoyunun sürece dahil edilmesi.
- Karar ve izleme: Planın kabulü sonrası öngörülen izleme tedbirlerinin uygulanması.
Katılım Hakkı ve Süre Riski
Kamuoyu görüşünün alındığı aşama, sürecin en kritik anıdır. Bu aşamada yazılı olarak sunulmayan itirazlar, sonradan yargı önünde ileri sürülse dahi idarenin dosyasında karşılığı bulunmadığı için değerlendirme dışı kalabilir. Görüş bildirme sürelerinin ilan yoluyla duyurulduğu hâllerde, ilanın takip edilmemesi ciddi bir hak kaybına yol açar. Etkilenen bölgede faaliyet gösteren meslek odaları, dernekler ve işletmeler için ilan takibi kurumsal bir alışkanlık hâline getirilmelidir.
Alternatiflerin Değerlendirilmesi
SÇD raporunun hukuki denetiminde en çok sorgulanan başlık, makul alternatiflerin gerçekten incelenip incelenmediğidir. Yalnızca tercih edilen seçeneği gerekçelendiren, alternatifleri şeklen sayan bir rapor, yönetmeliğin amacını karşılamaz. Sıfır alternatifi, yani planın uygulanmaması hâlinde ortaya çıkacak durumun değerlendirilmesi de bu kapsamdadır.
Yargısal Denetim
SÇD sürecine ilişkin idari işlemler ve nihayetinde kabul edilen plan, İYUK kapsamında iptal davasına konu edilebilir. Burada dava ehliyeti tartışması öne çıkar: çevresel konularda menfaat ilişkisinin geniş yorumlanması, plandan etkilenen kişi ve kuruluşların dava açabilmesine imkân tanır. Dava dilekçesinde, sürecin hangi aşamasında hangi usul kuralının ihlal edildiğinin somut olarak gösterilmesi gerekir.
Kurumlar İçin Not
Planı hazırlayan idarelerin, sürecin her aşamasını tarih ve belge ile kayıt altına alması, sonradan açılacak davada en güçlü savunmadır. Alınan kurum görüşlerinin rapora nasıl yansıtıldığının açıkça gösterilmesi de aynı işlevi görür.
Burada anlatılanlar genel bir çerçeve sunmaktadır; planın türüne ve etkilenen alanın niteliğine göre ek mevzuat devreye girebileceğinden, somut bir süreçte hukuki değerlendirme alınması yararlı olacaktır.