Karar Özeti
1. Ceza Dairesi 2025/4276 E. , 2025/7107 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ :Ceza Dairesi SAYISI : 2024/808 E., 2025/1188 K. SUÇLAR : Nitelikli kasten öldürme, kasten öldürme, kasten öldürmeye yardım etme HÜKÜMLER : İstinaf başvurularının esastan reddi, mahkumiyet ... müdafii, katılanlar vekili, Cumhuriyet savcısı TEBLİĞNAME
Karar Detayı
1. Ceza Dairesi 2025/4276 E. , 2025/7107 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ :Ceza Dairesi SAYISI : 2024/808 E., 2025/1188 K. SUÇLAR : Nitelikli kasten öldürme, kasten öldürme, kasten öldürmeye yardım etme HÜKÜMLER : İstinaf başvurularının esastan reddi, mahkumiyet ... müdafii, katılanlar vekili, Cumhuriyet savcısı TEBLİĞNAME GÖRÜŞÜ : Temyiz başvurularının esastan reddi ile hükümlerin onanması, bozma Sanık ... müdafiinin, kanunî süresi içinde öne sürdükten sonra, sanığın 17.06.2025 tarihinde cezaevinden gönderdiği dilekçesiyle temyiz isteminden vazgeçtiğini bildirdiği anlaşılmıştır. İlk Derece Mahkemesince verilen hükümlere yönelik istinaf incelemesi üzerine Bölge Adliye Mahkemesi tarafından verilen kararların; 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 286/1. maddesi uyarınca temyiz edilebilir olduğu, 260/1. maddesi gereği temyiz edenlerin hükümleri temyize hak ve yetkilerinin bulunduğu, 291/1. maddesi gereği temyiz istemlerinin süresinde olduğu, 294/1. maddesi gereği temyiz dilekçelerinde temyiz sebeplerine yer verildiği, 298/1. maddesi gereği temyiz istemlerinin reddini gerektirir bir durumun bulunmadığı yapılan ön inceleme neticesinde tespit edilmiştir. Sanıklar... müdafiinin duruşmalı inceleme talebinin, 7079 sayılı Kanun’un 94. maddesiyle değişik 5271 sayılı Kanun’un 299/1. maddesi gereği takdîren reddine karar verilmekle, gereği düşünüldü: I. HUKUKÎ SÜREÇ 1. Diyarbakır 11. Ağır Ceza Mahkemesinin, 15.01.2024 tarihli ve 2021/315 Esas, 2024/28 Karar sayılı kararı ile; A) Sanıklar ... ve .......hakkında; maktule yönelik nitelikli kasten öldürme suçundan, 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun (5237 sayılı Kanun) 82/1.a-k, 62... . maddeleri uyarınca müebbet hapis cezası ile cezalandırılmasına ve hak yoksunluklarına, B) Sanık ... hakkında; maktule yönelik nitelikli kasten öldürmeye yardım etme suçundan, 5237 sayılı Kanun’un 82/1.a-k, 39, 62... . maddeleri uyarınca 12... ay hapis cezası ile cezalandırılmasına ve hak yoksunluklarına, C) Sanık ... hakkında; maktule yönelik azmettirmek suretiyle nitelikli kasten öldürme, sanık ... hakkında; maktule yönelik nitelikli kasten öldürmeye yardım etme, suçlarından 5271 sayılı Kanun'un 223/2.e maddesi uyarınca ayrı ayrı beraatine, karar verilmiştir. 2. Diyarbakır Bölge Adliye Mahkemesi 1. Ceza Dairesinin, 16.04.2025 tarihli ve 2024/808 Esas, 2025/1188 Karar sayılı kararı ile; A) Sanık ... hakkında maktule yönelik azmettirmek suretiyle nitelikli kasten öldürme, sanık ... hakkında maktule yönelik nitelikli kasten öldürmeye yardım etme suçlarından İlk Derece Mahkemesince verilen beraat hükümlerine yönelik Cumhuriyet savcısının istinaf başvurusunun 5271 sayılı Kanun’un 280/1.a maddesi uyarınca esastan reddine, B) Sanıklar ...... ve .......hakkında maktule yönelik nitelikli kasten öldürme, sanık ... hakkında maktule yönelik nitelikli kasten öldürmeye yardım etme suçlarından İlk Derece Mahkemesince kurulan hükümlere yönelik sanıklar müdafiilerinin istinaf başvurularının kabulüne karar verilerek 5271 sayılı Kanun’un 280/1.g maddesi uyarınca duruşmalı yapılan inceleme neticesinde aynı Kanun’un 280/2. maddesi uyarınca İlk Derece Mahkemesi kararının kaldırılması ile; a) Sanık ... hakkında maktule yönelik kasten öldürme suçundan, 5237 sayılı Kanun’un 81, 29, 62... . maddeleri uyarınca 12... ay hapis cezası ile cezalandırılmasına ve hak yoksunluklarına, b) Sanık ... hakkında maktule yönelik kasten öldürmeye yardım etme suçundan, 5237 sayılı Kanun’un 81, 39, 62... . maddeleri uyarınca 10 yıl hapis cezası ile cezalandırılmasına ve hak yoksunluklarına, c) Sanık ... hakkında maktule yönelik kasten öldürmeye yardım etme suçundan, 5237 sayılı Kanun’un 81, 39, 62... . maddeleri uyarınca 8 yıl 4 ay hapis cezası ile cezalandırılmasına ve hak yoksunluklarına, karar verilmiştir. II. TEMYİZ SEBEPLERİ A. Sanık ... Müdafiinin Temyiz Sebepleri Vekâlet ücretine, B. Sanık ... Müdafiinin Temyiz Sebepleri Suçun işlenmediğine, meşru savunma hükümlerinin uygulanması gerektiğine, C. Sanık ... Müdafiinin Temyiz Sebepleri Sanığın beraatine karar verilmesi gerektiğine, D. Cumhuriyet Savcısının Temyiz Sebepleri Sanık ...'ın 5237 sayılı Kanun'un 37. maddesi delaletiyle cezalandırılması gerektiğine, E. Katılanlar Vekilinin Temyiz Sebepleri Beraat eden sanıklar hakkında mahkûmiyet kararı verilmesi gerektiğine, suç vasfına, haksız tahrik hükümlerinin uygulanmaması gerektiğine, ilişkindir. III. GEREKÇE 1. Yargılama sürecindeki işlemlerin usûl ve kanuna uygun olarak yapıldığı, aşamalarda ileri sürülen iddia ve savunmaların toplanan delillerle birlikte gerekçeli kararda gösterilip tartışıldığı, hükme esas alınan ve reddedilen delillerin açıkça gösterildiği, vicdani kanının dosya içindeki belge ve bilgilerle uyumlu olarak kesin verilere dayandırıldığı, eylemlerin sanıklar ...., ..... ve... tarafından gerçekleştirildiğinin saptandığı, alınan raporların yeterli ve hüküm kurmaya elverişli olduğu, meşru savunmaya ilişkin yasal unsurların oluşmadığı, sanıklar ....... ve .......'ın üzerlerine atılı suçları işlediğine dair her türlü şüpheden uzak, somut, kesin ve inandırıcı deliller elde edilemediği anlaşıldığından anılan temyiz sebeplerinin incelenmesinde sanık ... hakkında verilen hükümdeki düzeltme, sanıklar ....., .......... ve... hakkında kurulan hükümlerdeki bozma nedenleri dışında hükümlerde hukuka aykırılık bulunmamıştır. 2. Yargıtay Ceza Genel Kurulu'nun 22.04.2025 tarihli ve 2025/10-67 Esas, 2025/184 Karar sayılı ilamında detayları açıklandığı üzere ; 5271 sayılı Kanun'un 150/3.maddesi uyarınca yargılama merciinin talebi üzerine Baro tarafından kendisine zorunlu müdafii görevlendirilen ve fakat yargılama sonucunda beraat eden sanık ... lehine Hazineden alınan ücretin mahsubu suretiyle vekalet ücretine hükmedilmemesi suretiyle oluşan hukuka aykırılık Yargıtay tarafından giderilmiştir. 3. Dosya kapsamına göre; sanıklardan .........'ın annesiyle, sanığın teyzesinin eşi olan eniştesi maktul arasında gönül ilişkisi bulunduğu, bu hususun ortaya çıkması üzerine, maktulün anılan sanığın teyzesiyle ortak ikamet ettiği evi terk ettiği, sanık ... ve ailesinin maktulü aramaya başladığı, bu kapsamda teyzesi ...'un evine muhtelif zamanlarda ellerinde silahtan sayılan cisimlerle gelerek maktulü sordukları, en sonunda çalıştığı ticari taksinin sahibinin yanına gelip maktulü sormaları üzerine, maktulün bir süre Diyarbakır'dan ayrıldığı, akabinde tekrar Diyarbakır'a dönerek daha önceden çalışmış olduğu ticari takside çalışmaya başladığı, bu durumu bir şekilde öğrenen sanıkların maktulü aramaya devam ettikleri, maktulü bulma konusunda sanık ... ve amcasının oğlu olan ...ın, bir diğer amcasının oğlu olan sanık ...'ten yardım istedikleri, sanık ...'in maktulün yerini tespit etmesiyle, sanıklar ... ve ...ın maktulün bulunduğu yere gelerek, maktulün hakimiyetinde bulunan taksiye bindikleri, belirli bir mesafe katettikten sonra, araç seyir halindeyken, sanık ...'ın hamili bulunduğu silah ile maktulün baş bölgesine ateş ederek ölümüne sebebiyet verdiği anlaşılan olayda; a) Sanıklar ...ve ...'ın birlikte suç işleme iradesiyle hareket edip, fiil üzerinde ortak hakimiyet kurdukları anlaşıldığından, sanık ...'ın 5237 sayılı Kanun'un 37. maddesi delaletiyle asli fail olarak cezalandırılmasına karar verilmesi yerine, yazılı şekilde yardım eden olarak cezalandırılması suretiyle eksik ceza tayini, b) Maktulün çocuklarının beyanlarıyla sabit olduğu üzere, sanık ...'ın annesi ve maktul arasındaki ilişkinin ortaya çıktığı Mayıs ayından itibaren, maktule yönelik öldürme iradesini gösterecek nitelikte hareketlerde bulunarak, maktulü aramaya başladığı, bu kapsamda maktulün çalıştığı ticari taksinin sahibine, karısına ve kızlarına çeşitli kereler giderek maktulü sordukları, bu süre zarfında maktulün şehirden ayrılması nedeniyle maktule ulaşamadıkları ve olayın meydana geldiği Ocak ayında maktulün Diyarbakır'da olduğunu öğrenmesi üzerine amca çocukları olan diğer sanıklar ile birlikte maktule yönelik öldürme eylemini gerçekleştirdikleri olayda; sanıklar ... ve ...ın, ...'ın annesi... ile maktulün birlikteliklerini öğrendikleri andan itibaren öldürme kararını verdikleri, karar ile fiilin icrası arasında makul sürenin geçtiği, sebat ve ısrarla maktulü arayarak kararlarından dönmedikleri anlaşılmakla, tasarlayarak kasten öldürme suçunun koşullarının bulunduğu gözetilmeksizin, sanıklar ..., ...ve... yönünden suç vasfında yanılgıya düşülerek yazılı şekilde 5237 sayılı Kanun'un 81. maddesi uyarınca cezalandırılmalarına karar verilmesi, hukuka aykırı bulunmuştur. c) Bir öldürme ya da öldürmeye teşebbüs eyleminin töre saikiyle gerçekleştirildiğinin kabulü için; öncelikle davranışı ya da bulunduğu durum/konum, sanık açısından haksızlık teşkil etmeyen mağdurun toplumda genel olarak benimsenmiş olan bir davranış veya yaşam biçimine aykırı davranmış olmasının, ikinci olarak bu aykırı davranışın "ölümle" cezalandırılması gerektiğinin o toplumda yaşayanlar tarafından beklenen bir tepki olduğunun kabul edilebilmesinin, üçüncü olarak ise öldürme fiilinin fail tarafından toplumun öldürme beklentisinin yönlendirmesiyle sırf aykırı davranışın cezalandırılması görevi üstlenilerek işlenmesinin gerektiği kabul edilmektedir. Bu kıstaslar ve yaşanan olayın ertesi günü, bu defa sanık ...'ın en küçük kardeşi ...in, kadın sığınma evine yerleşmek üzere İzmir'e giden annesi...'yi bıçakladığının iddia edilmesi hususu da göz önünde bulundurularak yargılamaya konu somut olayda; sanık ...'ın babası ...'in eşinin kendisini aldatması durumuna çocukları ve yeğenleri kadar tepki göstermediği, hatta bir kısım beyanlardan anlaşılacağı üzere ilk duyum anında barışma yönünde talebinin olduğu, maktul ve sanık ...'ın annesinden kaynaklı olan bu haksızlığın doğrudan muhatabının sanık ...'ın babası olduğu, maktul ve aralarında gönül ilişkisi bulunan, sanıkların annesi...'nin kendi yaşam ve davranışlarından dolayı, ...nin oğullarına karşı bir sorumluluğu olmayıp, 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu'nun 185/2. maddesine göre sadece eşine karşı sadakat yükümlülüğü bulunduğu, sanıkların, eylemi maktul ve anneleri... ile zina eyleminde bulunması nedeniyle, ailenin namus ve şerefini kurtarmak düşüncesiyle yaptıkları plan ve daha önceden aldıkları suç işleme kararı doğrultusunda maktule yönelik öldürme eylemlerini töre saikiyle gerçekleştirdikleri anlaşıldığından, sanıklar ... ve ...ın 5237 sayılı Kanun'un 37. maddesi delaletiyle aynı Kanun'un 82/1.a-k maddeleri uyarınca, sanık ... hakkında haksız tahrik indirimi yapılmaksızın, sanık ...'in 5237 sayılı Kanun'un 82/1.a-k, 39 maddeleri uyarınca cezalandırılmalarına karar verilmesi yerine, yazılı şekilde hükümler kurulması, hukuka aykırı bulunmuştur. IV. KARAR A. Sanık ... Müdafiinin Temyiz İstemi Yönünden Sanığın temyiz isteminden vazgeçtiğini bildirdiği ve temyiz davasının istek şartına bağlı olduğu anlaşılmakla, 5271 sayılı Kanun’un 266/1. maddesi gereği temyiz isteminden vazgeçme nedeniyle dava dosyasının, oy birliğiyle İNCELENMEKSİZİN İADESİNE, B. Sanık ... hakkında verilen beraat hükmü yönünden; Gerekçe bölümünün (1) numaralı paragrafında açıklanan nedenlerle Diyarbakır Bölge Adliye Mahkemesi 1. Ceza Dairesinin, 16.04.2025 tarihli ve 2024/808 Esas, 2025/1188 Karar sayılı kararında katılanlar vekilince öne sürülen temyiz sebepleri ve 5271 sayılı Kanun’un 289/1. maddesi ile sınırlı olarak yapılan temyiz incelemesi sonucunda hukuka aykırılık görülmediğinden 5271 sayılı Kanun’un 302/1. maddesi gereği, Tebliğname’ye uygun olarak, oy birliğiyle TEMYİZ İSTEMLERİNİN ESASTAN REDDİ İLE HÜKMÜN ONANMASINA, C. Sanık ... hakkında verilen beraat hükmü yönünden; Gerekçe bölümünün ( 2 ) numaralı paragrafında açıklanan nedenle sanık ... müdafinin temyiz istemi yerinde görüldüğünden, Diyarbakır Bölge Adliye Mahkemesi 1. Ceza Dairesinin, 16.04.2025 tarihli ve 2024/808 Esas, 2025/1188 Karar sayılı kararının 5271 sayılı Kanun’un 302/2. maddesi gereği BOZULMASINA, bu husus yeniden yargılamayı gerektirmediğinden aynı Kanun’un 303/1. maddesi gereği hüküm fıkrasının mahsus bölümüne; "5320 sayılı Kanun'un 13., ilgili Yönetmelik'in 8 ve 9. maddeleri ile A.A.Ü.T.'nin 14/4. maddesi gereğince, beraat eden ve dava dosyasında müdafi ile temsil edilen sanık ... yararına 29.800,00 TL maktu avukatlık ücretinin Hazine'den alınarak sanık ...'a verilmesine, bu hükmün, kovuşturma için Hazineden alınan ücretin mahsubu suretiyle uygulanmasına" ibaresinin eklenmesine karar verilmesi suretiyle, Tebliğame’ye kısmen uygun olarak, oy birliğiyle TEMYİZ İSTEMLERİNİN ESASTAN REDDİ İLE HÜKMÜN DÜZELTİLEREK ONANMASINA, D. Sanıklar ..., ...ve... hakkında verilen mahkumiyet kararları yönünden; Gerekçe bölümünün (3) numaralı paragrafında açıklanan nedenlerle, sanıklar müdafii, Cumhuriyet Savcısı ve katılanlar vekilinin temyiz istemleri yerinde görüldüğünden, Diyarbakır Bölge Adliye Mahkemesi 1. Ceza Dairesinin, 16.04.2025 tarihli ve 2024/808 Esas, 2025/1188 Karar sayılı kararının iştirak derecesi yönünden 5271 sayılı Kanun’un 302/2. maddesi gereği, Tebliğname’ye uygun olarak, üye ... ve üye ...'in karşı oyu ve oy çokluğuyla BOZULMASINA, Hükmolunan ceza miktarı ve tutuklulukta geçirilen süre dikkate alınarak sanık ... müdafiinin tahliye talebinin REDDİNE, Dava dosyasının, 5271 sayılı Kanun’un 304/2.b maddesi uyarınca Diyarbakır Bölge Adliye Mahkemesi 1. Ceza Dairesine gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE, 15.10.2025 tarihinde karar verildi. K A R Ş I O Y A) OLAY VE İDDİA: Maktul ... ile baldızı... ...arasında uzun süredir gönül ilişkisi olduğu; olayla ilgili alınan ifadelerde 2020 yılı Haziran ayında maktulün kızı... ...nın telefonunda bulunan ve maktul ... ve... ...arasında olduğu beyan edilen ses kayıtlarından ilişkilerinin olduğunun anlaşıldığı, hatta ses kayıtlarından... ...’in 2001 doğumlu kızı... ...’in, ...ve maktul ...’nın ortak çocukları olduğunu ...’nın çocukları ...,......ve ..... ...nın öğrendikleri, maktulün kızlarının ve eşi ... ...nın bu durumu öğrendiklerinde... ...’e söyledikleri, ... ...’in aralarındaki ilişkiyi kabul ederek kendilerini affetmelerini istediği, olaydan sonra... ...’in çocukları ... ve ...’in anneleri... ile maktul ... arasındaki ilişkiyi öğrendikleri, bunun üzerine sanıkların iştirak halinde maktul ...'yı tasarlayarak öldürdüğüne dair Diyarbakır Bölge Adliye Mahkemesinin kararının, töre saikiyle öldürmek suçundan uygulama yapılması gerektiğine ilişkin sayın çoğunluk kararı; B) GENEL AÇIKLAMALAR: TCK 82 K bendi "töre saikiyle" gerekçesi "...ancak bu hükmün uygulanabilmesi için somut olayda haksız tahrik hükümlerinin koşullarının bulunmaması gerekir." Kanun yorumlama ilkeleri birlikte değerlendirildiğinde özellikle ceza hukuku açısından kadim hukuk teorilerinden bugüne kadar belli prensipler vardır. Bu kapsamda roma hukukunda; "A verbis legis non est recedendum" – Kanunun lafzından uzaklaşılmamalıdır. "Benignus leges interpretandae sunt, quo voluntas earum conservetur" – Kanunlar amaçlarına uygun olarak yorumlanmalıdır. Aynı şekilde mecellede; "Sıfat-ı arızada aslolan ademdir." Kelâmda aslolan mana-yı hakikidir. "Tasrih mukabelesinde delalete itibar yoktur." Yani bir söz veya fiil açık ise, bu açık mananın dışında farklı bir mana aranmaz, şu denmek istendi veya buradan şu mana çıkar denmez. Açıklık (sarahat) yoksa delalete veya örfe göre hareket edilir. Benzer şekilde ceza hukuku genel hükümleri yorumlayıcılar doktrin temel prensiplerinden biri olan, "Bir kanun hükmünün yorumlanmasında ilk başvurulacak araç, o hükmün lâfzıdır."(EREM, sh. 101.)312. Bu yorum, kanun hükmünde yer alan kelimelerin anlamının tespiti ve gramer kurallarının uygulanması suretiyle yapılmaktadır. 313(3 TOSUN, sh. 111.) Ceza hukukunun güvence fonksiyonunu icra edebilmesi açısından, suçta kanunilik ilkesinin benimsenmesi yeterli olmamaktadır. Aynı zamanda, kanunda yer alan suç tanımlarının açık ve seçik olması gerekir. Yani, hangi insan davranışlarının suç oluşturduğunun kanun metninden açık bir şekilde anlaşılabilir olması gerekmektedir. Hangi insan davranışlarının suç teşkil ettiğini belirleyen kanun metinlerinin açık ve herkes tarafından anlaşılabilir bir şekilde ifade edilmesi lazımdır. Bu husus, yeni TCK’nın 2. maddesinde “Kanunun açıkça suç saymadığı bir fiil için kimseye ceza verilmez ve güvenlik tedbiri uygulanmaz.” şeklinde ifade edilmiştir. Esasen haksızlık teşkil eden bazı fiillerin suç olarak tanımlanması konusunda ceza kanunlarında boşluklar olabileceği, kaçınılmaz bir gerçektir. Ancak, bu gerçeğe rağmen, kıyas yoluyla suç ihdası kabul edilmemiştir. Somut olayda rahatsız edici sonuçlar ortaya çıkarsa bile, kanunda açıkça suç olarak tanımlanmayan bir fiilden dolayı bir kişiyi cezalandırmamak gerekir. Aksi uygulama, hukuk güvenliğiyle bağdaşmaz. (Türk Ceza Hukuku Genel Hükümler İzzet ÖZGENÇ) Konuyla İlgili Kavram ve Açıklama; ''Eski Türkler’de “töre” daha çok devletin kuruluş düzeni ve işleyişi ile ilgili kuralları ifade etmekte ise de, Türkler aile yaşantısı açısından da bu kavramı kullanmışlardır. Bu manada töre “görenek” demektir. Türk Töresi, ... da dahil olmak üzere tüm toplumca mutlak suretle uyulması gereken hukuk kuralları toplamıdır. Toplumca töreye bahşedilen değer ve devletlerde de temel ilke olarak devam etmiş ve hükümdarların egemenlik yetkilerinin sınırlanmasında bir dereceye kadar rol oynamıştır. Nitekim, Türk-İslâm devleti hükümdarları, zamanla mutlak hale gelen egemenliklerine rağmen, genelde İslâm Hukuku kurallarına aykırı davranmamayı ilke edinmişler, öte yandan kendi iradeleriyle meydana getirdikleri Örfî Hukuk kurallarına uyulmasını da titizlikle takip etmişlerdir. (Doç. Dr. Aybars PAMİR* Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dergisi) YARGITAY İÇTİHATLARI Töre saikiyle uygulama yapılabilmesi için TCK 82/2-k gerekçesinde açıklandığı üzere "...ancak bu hükmün uygulanabilmesi için somut olayda haksız tahrik hükümlerinin koşullarının bulunmaması gerekir." aşağıda belirtilen ceza genel kurulu ve daire kararlarınında istikrarlı bir şekilde açıklandığı gibi somut olay değerlendirilir. Somut olayda salt töre saikiyle işlenmiş olması halinde ancak uygulanır. Bu kapsamda Ceza Genel Kurulu'nun; Töre saikiyle öldürme suçu, 01 Haziran 2005 tarihinde yürürlüğe giren 5237 sayılı Türk Ceza Yasasının 82. maddesinin 1. fıkrasının (k) bendinde, kasten öldürme suçunun nitelikli hali olarak düzenlenmiştir. 765 sayılı Türk Ceza Yasasında yer almayan ve 5237 sayılı Türk Ceza Yasası ile somut bir norm olarak hukukumuza giren töre saikinin tanımı yasada yapılmamış, bu kavramdan ne anlaşılması gerektiği, toplumsal yapıdaki dinamizm de nazara alınarak uygulama ve öğretiye bırakılmıştır. Türk Dil Kurumu Türkçe Sözlüğünde: “Saik” kavramı; “sebep, güdü”, “Töre” kavramı; “bir toplulukta benimsenmiş, yerleşmiş davranış ve yasama biçimlerinin, kuralların, görenek ve geleneklerin, ortaklaşa alışkanlıkların, tutulan yolların bütünü, âdet, bir toplumdaki ahlaki davranış biçimleri, adap”, “Namus” kavramı; “bir toplum içinde ahlak kurallarına ve toplumsal değerlere bağlılık, iffet, doğruluk, dürüstlük”, “Töre cinayeti” kavramı ise; “bazı bölgelerde geleneksel anlayışlara uymama sebebiyle genellikle genç kız veya kadınların ailesinin kararıyla yine aileden biri tarafından öldürülmesi” şeklinde açıklanmaktadır. Bu tanımlamalardan, töre ve namusun, birbirlerine kısmen benzer ve yakın olmakla birlikte birbirlerinden ayırt edilmesi gereken farklı kavramlar olduğu görülmektedir. Töre belli koşullarda namusu da içine alan bir üst kavram ise de, öncelikle töre ve namus cinayetlerinin aynı kapsamda olmadığı belirtilmelidir. Ait olunan toplulukta geçerli ve herkes tarafından kabul edilen töre gereğince namus cinayeti işlenmesi olanaklı olup bu durumda kasten öldürme fiilinin töre saikiyle işlendiği kabul edilebilir. Ancak bununla birlikte toplumda “namus cinayeti” olarak adlandırılan her kasten öldürme eyleminin töre saikiyle işlenmediği ve bu tür eylemlerin kişilerin kendi namus anlayışının bir sonucu olarak ve töre ile yakından uzaktan ilgisi olmayacak şekilde gerçekleştirildiği de gözden uzak tutulmamalıdır. Töre saikiyle hareket ederek kasten öldürme suçunu işleyen fail, görev bilinciyle hareket etmekte ve hukuk düzenince uygun görülmeyerek cezalandırılan bu davranışı nedeniyle ait olduğu toplulukta saygınlık ve itibar kazanmakta, hoş görülmekte ve korunmaktadır. Oysa töre saikinden bağımsız olarak kendi namus anlayışının bir sonucu olarak kasten öldürme fiilini gerçekleştiren fail açısından aynı durum sözkonusu olmamaktadır. Nitekim öğretide töre saikiyle işlenen namus cinayetlerine ilişkin olarak; “namus cinayetleriyle kastedilen medeni durumlarından bağımsız olarak kadınların aile namusunu ve şerefini kurtarmak adına, geniş anlamda ve çekirdek aileyle sınırlandırılamayacak bir ailenin üyeleri tarafından öldürülmeleridir” (Dr. Ece GÖZTEPE, Namus Cinayetlerinin Hukuki Boyutu: Yeni TCK’nun Bir Değerlendirmesi, TBB Dergisi, s.59, sh.29, 2005), “Töresel olmayan ama yaygın rastlanan bazı haller konusunda bir açıklık getirmemiş olmakla birlikte, Kanun, feodal toplumun, feodal toplum kalıntısı toplumların töresel bir davranışı olan namus kurtarmak saikiyle insan öldürmeyi suçu ağırlatan neden sayması övülecek, yerinde bir davranış olmuştur... Töre saikiyle öldürmenin kabul edilebilmesi ve cezanın artırılabilmesi için, bizce, öldürme fiili, namus kurtarmak adına, aile meclisinin kararı olarak, kirlendiği düşünülen kadın veya kızın yahut birlikte kirletenin öldürülmesi biçiminde gerçekleşmiş olmalıdır” (Prof. Dr. Zeki Hafıoğulları ve Doç. Dr. Muharrem Özen, Türk Ceza Hukuku Özel Hükümler Kişilere Karşı Suçlar, sh. 54) şeklinde açıklamalar yapılmaktadır. Diğer taraftan 5237 sayılı TCY’nın “Suçta ve Cezada Kanunilik Ilkesi” başlıklı 2. maddesinin 3. fıkrasında; “Kanunların suç ve ceza içeren hükümlerinin uygulanmasında kıyas yapılamaz. Suç ve ceza içeren hükümler, kıyasa yol açacak biçimde geniş yorumlanamaz” hükmü getirilmiştir. Maddenin gerekçesinde; “Böylece ceza kanunlarının bireye güvence sağlama işlevinin bir gereği daha yerine getirilmiş olmaktadır. Yeni tarihli ceza kanunlarında da kıyas yasağına ilişkin olarak açık hükümlere yer verilmektedir. Örneğin yeni Fransız Ceza Kanununda bu husus ‘ceza kanunları dar yorumlanır’ biçiminde ifade edilmiştir. Kıyas yasağıyla getirilen güvencenin tam anlamıyla uygulanabilmesini mümkün kılmak amacıyla, kıyasa yol açacak şekilde yapılacak geniş yoruma da başvurulamayacağı açıkça ifade edilmiştir. Ancak bu hükümle ceza hukukunda genişletici yorum tümüyle yasaklanmamakta, sadece bu yorum biçiminin kıyasa yol açacak şekilde uygulanmasının önüne geçilmek istenmektedir” denilmiştir. Gerek 5237 sayılı Türk Ceza Yasasının hazırlık çalışmaları, gerekse öğretideki görüşler yasal düzenlemeler ile birlikte değerlendirildiğinde, yasa koyucunun bilinçli bir tercih olarak “töre saiki” kavramına yer verdiği ve “namus saiki” kavramını kullanmadığı, töre saiki ile islenen namus cinayetlerinin bu kapsamda mütalaa edilmesini arzu ettiği, buna karşın toplumda “namus cinayeti” olarak adlandırılan her kasten öldürme fiilini töre saikiyle kasten öldürme içinde değerlendirilmesi gerektiğine ilişkin bir iradesinin bulunmadığı sonucuna ulaşılmaktadır. Yasa koyucunun öngörmediği bir sekilde namus saiki ile töre saiki kavramlarının özdeşleştirilmesi, yasa maddesinin kıyasa yol açacak şekilde geniş yorumlanmasıdır ki buna 5237 sayılı TCY’nın 2/3. maddesi uyarınca yasal olanak bulunmamaktadır. Bu açıklamalar ışığında birinci uyuşmazlık konusu değerlendirildiğinde; Sanığın, kasten öldürme eylemini, nişanlısı olan ...’yi telefonla rahatsız ettiğini düşündüğü maktul ile konuşmaya gittiğinde aralarında geçen konuşma sonucunda gerçekleştirdiğine ve töre saikiyle hareket ettiğine ilişkin hiçbir kanıt ve hatta iddia bulunmadığına göre eylemin 5237 sayılı TCY’nın 82/1-k maddesinde düzenlenen töre saikiyle kasten öldürme suçunu oluşturduğunun kabulü olanaklı değildir. Sanık hakkında haksız tahrik hükümlerinin uygulanmasının gerekip gerekmediğine ilişkin ikinci uyuşmazlık nedenine gelince; Töre saikiyle işlenen suçlarda haksız tahrik özel bir öneme sahip olup madde ile ilgili yasama çalışmalarında; “Maddedeki düzenleme nedeniyle bir suçun mağduruna yönelik olarak gerçekleştirilen fiiller dolayısıyla fail haksız tahrik indiriminden yararlanamayacaktır. Örneğin cinsel saldırıya maruz kalmış kadına karşı babanın veya erkek kardeşin işlediği öldürme fiilinde, haksız tahrike dayalı olarak ceza indirimi yapılamayacaktır. Maddedeki haksız fiil terimi, bir davranışın hukuk düzenince tasvip edilmediği anlamına gelmektedir. Ancak böyle bir haksız fiili yapan kişiye karşı yönelik fiilin varlığı durumunda maddenin uygulanması söz konusu olabilecektir” şeklinde açıklanmış, maddenin gerekçesinde de; “töre saikiyle öldürme hâlinde ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasına hükmedilecektir. Ancak, bu hükmün uygulanabilmesi için, somut olayda haksız tahrikin koşullarının bulunmaması gerekir” denilmiştir. 5237 sayılı TCY’nın 29. maddesinde ise; “Haksız bir fiilin meydana getirdiği hiddet veya şiddetli elemin etkisi altında suç işleyen kimseye, ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası yerine onsekiz yıldan yirmidört yıla ve müebbet hapis cezası yerine oniki yıldan onsekiz yıla kadar hapis cezası verilir. Diğer hâllerde verilecek cezanın dörtte birinden dörtte üçüne kadarı indirilir” şeklinde kusurluluğu azaltan bir neden olarak düzenlenen haksız tahrik, failin haksız bir tahrikin yarattığı hiddet veya şiddetli elemin etkisi altında hareket ederek bir suç işlemesini ifade eder. Bu halde fail, haksız bir tahrikin doğurduğu öfke veya elemin tesiri altında, suç işleme yönünde önceden bir karar vermeksizin, dışardan gelen etkinin ruhsal yapısında yarattığı karışıklığın sonucu olarak suç işlemeye yönelmektedir. Görüldüğü gibi kasten öldürme suçunun töre saikiyle işlenmesi halinde, haksız tahrik hükümleri uygulanmayacak, tahrikin varlığı halinde ise suç niteliği değişecektir. Suçun töre saiki ile işlenmesi halinde uygulanma olanağı bulunmayan haksız tahrik hükümlerinin, sanığın eylemini, töre saikiyle gerçekleştirmediği hususunun Ceza Genel Kurulunca kabulünden sonra uygulanma koşullarının bulunup bulunmadığı yerel mahkemece değerlendirilmelidir''. Somut Olayın Değerlendirilmesi; Maktul ...'nın 2020 yılında cezaevinden çıktıktan sonra kızı...'ın cep telefonunu kullanmaya başladığı, cep telefonunda bulunan "call recorder" uygulamasının bulunduğu ve maktulün tüm görüşmelerinin kaydedildiği, daha sonra kızının babasının görüşmelerini dinlediğinde ...'nın baldızı olan... ...ile uzun süreli gönül ilişkisi olduğunu, hatta suç tarihinde 20 yaşında olan... kızı...'in müşterek kızları olduğu, bunun üzerine olayın ortaya çıkmasından sonra maktulenin durumu kabullendiği ancak...'nin çocukları ... ve ...'in durumu kabullenmeyerek önce maktulün çalıştığı taksi durağına giderek ...'i aradıkları ve daha sonra çıkan tartışmanın devamında araca binerek uzaklaştığı taksi durağından uzak bir noktada maktulün öldürüldüğü, mahkeme kabulü olayın oluşu ve daire kabulüne göre olayda kullanılan tek silahın ... tarafından kullanıldığı, ...ve ...'ın maktulün yol üzerinde bulunduğu kavşak içerisinde taksiyi durdurup aracın arkasına bindikleri, buradan ayrılarak başka bir noktada araç seyir halindeyken ...'ın silahıyla maktülü öldürme eylemini gerçekleştirdiği bu şekilde sanıklar ..., ...ve...'in iştirak halinde maktul ...'yı öldürmeleri şeklinde gerçekleşen olayda; sanıkların ...'nın... ile olan gayri ahlaki ilişkisinin öğrenilmesinden dolayı hatta bu ilişkinin 20 yıl sürdüğü, ...nın kızı...'in de bu ilişkiden olan müşterek çocukları olduğuna yönelik öfke ve tahrik ile karar verdikleri, gayri ahlaki davranışın hem ... hem de... tarafından gerçekleştirilmiş olması, her iki aile açısından da ayrı ayrı tahrik oluşturduğu, meydana gelen öldürme olayının namus ve ahlakla ilgili gelişen olayların getirdiği tahrik altında gerçekleştiği sabittir. Yukarıda Ceza Genel Kurulu, töre kavramı ve TCK'nin 82/2-k madde gerekçelerinde açıkca açıklandığı üzere töre saikiyle ceza artırımı yapılabilmesi için somut olayda tahrik içeren herhangi bir unsur olmamalıdır. Mahkeme kabulü ve dairemiz çoğunluk kabülünde de açıkca görüleceği üzere maktul ... ile baldızı...'nin yaklaşık 20 yıla yakın gayri ahlaki davranışı üzerine her iki ailenin namuslarına halel geldikleri düşüncesi ile her iki aile içerisinde tahrik oluşturan unsurun var olduğu, öldürme olayının bu tahrik altında gerçekleşmiş olduğu sabittir. Töre değerlendirilmesinde yukarıda Ceza Genel Kurulu kararında belirtildiği üzere salt töre saikiyle öldürme eylemi gerçekleşmesi gerekir. Türk toplumunda kabul edilen salt töreye ilişkin örnekler; berdel, belli bir konuda karşılıklı ailelerin anlaşıp yeminleşmesi, mistik inançları gereği kutsal sayılan bölgesel bir kısım ihlallere ilişkin örneğin belli bir ağacın kesilmesi, belli bir yerin tarıma kapatılması o bölgenin töresi gereği yasaklanmış olması, beşik kertmesi nedeniyle çocuklukta yapılan nikah ve ahitleşmeye aykırı davranılması gibi salt töre nedeniyle yapılan yasaklar, sınırlamalar ve ahitleşmeler aykırılık nedeniyle yapılan cezalandırmalar töre saikiyle kabul edilmiş sayılmaktadır. Ceza Genel Kurulunda ve TCK 82 maddesinin gerekçesinde açıklandığı üzere öldürme olayının ayrıca tahrik ile oluşturan bir davranış olmaksızın sadece törede belirtilen sınırlamalara aykırılık nedeniyle uygulandığında ancak uygulanabilir. Madde gerekçesinde belirtilen "...ancak bu hükmün uygulanabilmesi için somut olayda haksız tahrik hükümlerinin koşullarının bulunmaması gerekir." bunun dışında tahrik oluşturan namus gibi eylemler nedeniyle töre saikinin istisnai uygulamasını genişletilmesi kanun koyucunun ve ceza hukukunun genel hükümlerine aykırılık teşkil etmektedir. Bu kapsamda sanıkların tahrik altında maktul ...'yı öldürmüş olduğu kabul edilmelidir. Sonuç: Yukarıda sayın çoğunluğun kabul ettiği olay içeriğinde belirtildiği üzere ...'nın baldızıyla 20 yıla yakın ilişkisinin ortaya çıkması üzerine ...'nın eşinin kardeşi ve çocuklarının tarafından duyulan öfke önce ...'ya karşı yapılan tepkiler ve devamında ...'nın tavır ve davranışlarına duyulan tahrik ile TCK 82/1-a maddesinde belirtilen tasarlayarak öldürme olayı gerçekleşmiş olduğu anlaşıldığından; gerçekleşen öldürme eyleminde sanıklar hakkında Türk Ceza Kanunun 82/1-k maddesinin gerekçesinde açıklandığı üzere "...ancak bu hükmün uygulanabilmesi için somut olayda haksız tahrik hükümlerinin koşullarının bulunmaması gerekir." yasal düzenlemesine göre töre saiki gerçekleşmediğinden Diyarbakır Bölge Adliye Mahkemesinin hükmün onanması gerektiği kanaatinde olduğumdan; sayın çoğunluğun, sanıklar ..., ...ve...'in eyleminin töre saikiyle gerçekleştiğine yönelik çoğunluk kararına katılmıyorum. K A R Ş I O Y Sanık ...'ın teyzesi ... ile maktul ...'in evli oldukları, maktul ...'in baldızı sanık ...'ın da annesi olan... ile ailelerinin haberi olmadığı halde 20 yıl süren cinsel ilişkileri sonucu sanık ...'ın kendi kız kardeşi zannettiği...’in ... ile annesinin gayrı meşru ilişkilerinden dünyaya gelen çocukları olduğunu öğrendiği, cinsel ilişkilerinin uzun yıllar devam edip en son maktul ...'in olaydan yaklaşık 10 ay kadar önce cezaevine girip çıktığı ve tekrar annesi... ile cinsel boyutta ilişkisine devam ettiği bu ilişkinin ...'in kızı...'a ait içerisinde ses kayıt programı bulunan telefonu kullanması ve... ile yaptığı gizli telefon görüşmelerinin kaydedilen ses kayıtlarıyla önce... sonra da tüm aile tarafından yıllar sonra öğrenildiği bu nedenle maktulün eşi ...'un evi terk ettiği ancak...'nin eşi, sanık ...'ın babası ...'in bu olaydan dolayı kimseden şikayetçi olmadığı gibi ortamı yumuşatmaya çalıştığı, sanık ...‘ın kendi annesi ile teyzesi kocası olan maktul ...'nin 20 yıllık süreçte cinsellik yaşadığı ve kız kardeşi zannettiği ......in de gayrı meşru bu ilişkiden olduğunu ve cinsel ilişkilerinin halen devam ettiğinin ses kayıtlarının yakalanması ve tarafların da itiraf etmeleri şekilde gerçekleşen olaydan dolayı duyduğu hiddet üzerine diğer sanıklarla beraber maktul ...'i öldürmeye karar verdikleri ve maktulü töreye aykırı davrandıkları için tasarlayarak öldürdükleri tüm dosya kapsamı ile sabittir. Dosya kapsamı ve delil durumuna göre sanık ...'ın amca çocukları... ve ......... bu suçu hem tasarlayarak hem de töre saikiyle işlemişlerdir ancak sanık ...'ın kendi annesi ile teyzesi kocası ... arasındaki 20 yıla uzanan ve halen devam ettiği anlaşılan gayrimeşru ilişkilerinin olduğunu kendi öz kardeşi bildiği .......in bu ilişkinin sonucu dünyaya geldiğinin ... ve...'nin de kabul ettikleri ses kayıtlarıyla ortaya çıkmasından dolayı sanık ...'ın kızgınlık ve elem hissettiğini izah etmeye bile gerek bulunmamaktadır, sanık bu kızgınlığın etkisi ve yine törenin de müşterek etkisiyle maktulü vurmuştur. TCK 82/1-k maddesinde düzenlenen töre saiki ile adam öldürme suçundan sanığın cezalandırılabilmesi için sanığı bu suçu işlemeye sevk eden yegane neden maktulün töreye aykırı davranışı olmalıdır. Töreye aykırılık dışında sanığı kasten adam öldürme suçunu işlemeye sevk eden başka bir saik var ise töre saikinin ortadan kalkacağı hususunda Yargıtay 1. Ceza Dairesinin yerleşik ve istikrarlı kararları mevcuttur. Yargıtay 1. Ceza Dairesinin 01.04.2011 tarih ve 2010/5786 Esas, 2011/1972 Karar sayılı kararı “Sanıkların aynı aşirete mensup olup aynı köyde ikamet ettikleri, 29.01.2008 tarihinde sanık ...’in oğlu ...'ın resmi nikahlı eşi olan ...'ın sanıklar ... ve ... tarafından kaçırılmaya teşebbüs edilmesi nedeniyle taraflar arasında husumet oluştuğu, bu husumetin giderek derinleştiği, olay gününe kadar tarlalarına gidemeyen ..., ....... ve yakınlarının 21.07.2008 günü sabah saatlerinde kendilerine ait minibüsle sanık ...’in evinin önündeki yoldan geçerek tarlalarına doğru gittiklerini gören ve başka bir yol olmaması nedeniyle tekrar aynı yoldan araçlarıyla geçeceklerini bilen sanıkların, gerekli hazırlıkları yaparak, değişik yerlere mevzilenmek suretiyle pusu kurdukları, akşama doğru tarladan evlerine dönmek için araçlarıyla yoldan geçtikleri sırada, ateş ederek mağdurları yaraladıkları olayda; eylemlerin, ...ye karşı işlenen ve haksız tahrik oluşturan haksız hareketler nedeniyle gerçekleştirildiği, bu durumda töre/namus saikiyle hareket edildiğinin kabul edilemeyeceği anlaşılmakla, sanıklar hakkında TCK'nin 82/1-a, 35, 29... . maddeleri uyarınca hüküm kurulması yerine, tasarlayarak töre saikiyle öldürmeye teşebbüs suçundan hüküm kurulması” bozmayı gerektirmiştir . Yargıtay 1. Ceza Dairesinin 18.06.2019 tarih ve 2017/2867 Esas, 2019/3167 Karar sayılı kararı; Töre saikiyle öldürme suçunun oluşabilmesi için; -Fail, mağdurun, töreye aykırı davrandığı düşünce ve inancında olmalı, -Fail, töre saikiyle ve görev bilinciyle suçu işlemeli, -Töreye aykırı davranışın “ölümle” cezalandırılması gerektiği toplumda yaşayanların büyük çoğunluğu tarafından beklenmeli, -Mağdurun eylemi, hukuka, geleneksel davranış kalıplarına uygun olmasa bile fail açısından haksızlık teşkil etmemeli, -Mağdurun, geniş anlamda failin ailesi, aşireti ya da mensup olduğu grupla ilişkisinin bulunması gerekmektedir. Sanık ... yönünden bu eylemin işlenmesinde maruz kaldığı haksız tahrikin de etkisi bulunduğundan (Maktulün öldürülmesinde sadece töre etkili olmayıp haksız tahrikin de etkisi olduğu sabittir) haksız tahrikin töreyi kaldıracağı yönündeki istikrarı kararlar doğrultusunda sanık ...'ın Haksız tahrik altında tasarlayarak adam öldürme suçundan mahkumiyetine karar verilmesi gerekirken haksız tahrikin olmadığı veya törenin tahriki kaldırdığı kabul edilerek töre saiki ve tasarlama ile adam öldürme suçundan mahkumiyetine dair Dairemizin çoğunluk görüşüne katılmıyorum.
Özgün Analiz
Olay Özeti: Diyarbakır'da maktulün, sanıklardan birinin annesi olan baldızıyla yaklaşık 20 yıl süren gizli ilişkisinin ses kayıtlarıyla ortaya çıkması üzerine akraba sanıklar tarafından, araç içinde başından vurularak öldürüldüğü olayda; ilk derece nitelikli öldürme (TCK 82/1-a-k) ve yardım kurmuş, Bölge Adliye Mahkemesi ise eylemi basit kasten öldürme (81) sayıp mahkûmiyet vermiş, iki sanığı beraat ettirmiştir.
Hukuki İlke: İlişkinin öğrenildiği andan itibaren sebat ve ısrarla maktulün aranması, karar ile icra arasında makul süre geçmesi tasarlamayı (TCK 82/1-a) oluşturur. Töre saikiyle öldürmede (82/1-k), töreye aykırı davranışın toplumca ölümle cezalandırılması beklentisi aranır; çoğunluk olayı töre saikiyle nitelendirmiş, karşı oylar ise namus/haksız tahrik saikinin töreyi kaldıracağını savunmuştur. Silahı bizzat kullanmayıp ortak hâkimiyet kuran fail asli fail (37) sayılır.
Uygulama Sonucu: karma: bir beraat onama, bir beraat düzeltilerek onama (vekâlet ücreti); mahkûmiyet hükümleri iştirak derecesi, tasarlama ve töre saiki yönünden bozma (oy çokluğu, iki karşı oy)
Dava Strateji Notu: Namus/aldatma kaynaklı öldürmelerde 82/1-k (töre) ile 82/1-a (tasarlama) ve haksız tahrik ayrımı belirleyicidir: karşı oyların savunduğu gibi somut olayda tahrik doğuran namus olgusu varsa törenin uygulanamayacağı (ve haksız tahrik indirimi gerektiği) güçlü bir savunma eksenidir. Silahı kullanmayan ama olayı yönlendiren sanık, yardım yerine asli fail sayılabilir.