KÜNYE
1. Hukuk Dairesi 2011/12738 E., 2012/2105 K.·Mahkemesi :asliye Hukuk Mahkemesi
- Mercii
- Yargıtay
- Karar tarihi
- 29 Şubat 2012
- Dava türü
- TAPU İPTALİ VE TESCİL
Karar Metni
585 kelime·3 dk okuma·1 bölüm
Taraflar arasında görülen davada;
Davacılar, mirasbırakanları ... ...'in diğer mirasçılarından mal kaçırmak amacıyla ve muvazaalı olarak52, 86, 178, 266, 280, 724, 726 ve 350 parsel sayılı taşınmazlardaki ¼'er payını ölünceye kadar bakım akdi ile davalı oğluna devrettiğini ileri sürüp tapu kayıtlarının iptali ile miras payları oranında adlarına tescilini olmazsa tenkis istemişlerdir.
Davalı, yaşlı ve bakıma muhtaç durumda olan annesi ...'ya 1997 yılından itibaren baktığını, mirasbırakanın maliki olduğu taşınmazların tümünü temlik etmediğini, işlemin gerçek olduğunu bildirip davanın reddini savunmuştur.
Mahkemece, işlemin danışıklı olduğunun davacılar tarafından ispatlanamadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.
Karar, davacılar vekili tarafından süresinde temyiz edilmiş olmakla; Tetkik Hakimi ...'ın raporu okundu, düşüncesi alındı. Dosya incelendi, gereği görüşülüp, düşünüldü.
-KARAR-
Dava, muris muvazaası hukuksal nedenine dayalı tapu iptali ve tescil, olmazsa tenkis isteğine ilişkindir.
Mahkemece, iddianın kanıtlanamadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.
Dosya içeriği ve toplanan delillerden, davacılar ve davalı ...'in miras bırakanı olan ... ...'in çekişme konusu 8 parça taşınmazdaki payının tamamını 3.9.2004 tarihli ölünceye kadar bakım akdi ile davalı oğluna temlik ettiği görülmektedir.
Davacılar, anılan temliklerin mirasçıdan mal kaçırma amaçlı ve muvazaalı olduğunu ileri sürerek eldeki davaya açmışlardır.
Bilindiği gibi; ölünceye kadar bakıp gözetme sözleşmesi, taraflarına karşılıklı hak ve borçlar yükleyen bir bağıttır. (B.K.m.5ll).Başka bir anlatımla ivazlı sözleşme türlerindendir. Bu sözleşme ile bakım alacaklısı, sözleşme konusu malın mülkiyetini bakım borçlusuna geçirme; bakım borçlusu da bakım alacaklısına yasanın öngördüğü anlamda ölünceye kadar bakıp gözetme yükümlülüğü altına girer.(B.K.m.5l4).
Hemen belirtmek gerekir ki, bakıp gözetme koşulu ile yapılan temliki işlemin geçerliliği için sözleşmenin düzenlendiği tarihte bakım alacaklısının özel bakım gereksinimi içerisinde bulunması zorunlu değildir. Bu gereksinmenin sözleşmeden sonra doğması ya da alacaklının ölümüne kadar çok kısa bir süre sürmüş bulunması da sözleşmenin geçerliliğine etkili olamaz.
Kural olarak bu tür sözleşmeye dayalı bir temlikinde muvazaa ile illetli olduğunun ileri sürülmesi her zaman mümkündür. En sade anlatımla muvazaa, irade ile beyan arasında kasten yaratılan aykırılık olarak tanımlanabilir. Böyle bir iddia karşısında, asıl olan tarafların akitteki gerçek ve müşterek amaçlarının saptanmasıdır.(B.K.m.l8). Şayet bakım alacaklısının temliki işlemde bakıp gözetilme koşulunun değil de, bir başka amacı gerçekleştirme iradesini taşıdığı belirlenirse (örneğin mirasçılarından mal kaçırma düşüncesinde ise), bu takdirde akdin ivazlı (bedel karşılığı) olduğundan söz edilemez; akitte bağış amacının üstün tutulduğu sonucuna varılır. Bu halde de Yargıtay İçtihadı Birleştirme Büyük Genel Kurulu'nun l.4.l974 gün ve l/2 sayılı kararı olayda, uygulama yeri bulur.
Miras bırakanın, ölünceye kadar bakıp gözetme karşılığı yaptığı temlikin muvazaa ile illetli olup olmadığının belirlenebilmesi içinde, sözleşme tarihinde murisin yaşı, fiziki ve genel sağlık durumu, aile koşulları ve ilişkileri, elinde bulunan mal varlığının miktarı, temlik edilen malın, tüm mamelekine oranı, bunun makul karşılanabilecek bir sınırda kalıp kalmadığı gibi bilgi ve olguların gözönünde tutulması gerekir.
Somut olaya gelince; çekişmeli taşınmazların davalıya ölünceye kadar bakım akdi ile verildiği ve davalının bakım borcunu yerine getirdiği sonucuna varılmaktadır.
Ne varki, mirasbırakan ...'nın, mal varlığının tamamını ya da tamamına yakın bir kısmını ölünceye kadar bakım sözleşmesini fırsat sayarak davalıya temlik etmesi durumunda amacın mirasçıdan mal kaçırma olacağında da kuşku yoktur.
Mahkemece bu yönde bir değerlendirme yapılmış değildir.
Hal böyle olunca, temlik edilen ve temlik dışı mirasbırakan üzerinde bulunan mal varlığının saptanması, uzman bilirkişilerden alınacak raporlarla değerlerinin belirlenmesi, temlikin makul düzeyde kalıp kalmadığının duraksamaya yer bırakmayacak şekilde açıklığa kavuşturulması; ondan sonra bir karar verilmesi gerekirken eksik soruşturma ile yetinilerek yazılı olduğu üzere hüküm kurulmuş olması isabetsizdir.
Yargıtay 1. Hukuk Dairesi, E. 2011/12738, K. 2012/2105, 29 Şubat 2012 tarihli karar · Kaynak: Yargıtay Karar Arama