KÜNYE
1. Hukuk Dairesi 2013/15261 E., 2013/18307 K.
- Mercii
- Yargıtay
- Karar tarihi
- 19 Aralık 2013
- Mahkemesi
- BEYKOZ 2. ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ
- Tarihi
- 10/06/2013
- Numarası
- 2012/416-2013/384
Karar Metni
411 kelime·2 dk okuma
Yanlar arasında görülen ecrimisil davası sonunda, yerel mahkemece davanın, kısmen kabulüne ilişkin olarak verilen karar davalı tarafından yasal süre içerisinde temyiz edilmiş olmakla dosya incelendi, Tetkik Hakimi raporu okundu, açıklamaları dinlendi, gereği görüşülüp düşünüldü;
Dava, ecrimisil isteğine ilişkindir.
Mahkemece, davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir.
Bilindiği üzere; tarafların tüm delilleri toplanıp, tetkik edildikten, son sözleri dinlenip duruşmanın bittiği bildirildikten sonra hakimin, 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunun 388. (6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanununun 298.) maddesi uyarınca kararı gerekçesi ile birlikte (tam olarak) yazması ve hüküm sonucunu 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunun 389. (yine 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanununun 298.) maddesinde öngörülen biçimde tefhim etmesi asıldır.
Ne var ki, uygulamada 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanununun 381. maddesinin son fıkrasının (6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanununun 294. maddesinin) getirdiği ayrıcalığa dayanılarak bazı zorunlu nedenlerle sadece hükmün sonucu tutanağı geçirilip tefhim edilmekte, gerekçeli karar daha sonra yazılmaktadır.
İşte bu gibi hallerde, tarafların hak ve yükümlülüklerini açıkça gösteren tefhim ile aleniyet ve hukuki varlık kazanan kısa karara daha sonra yazılan gerekçeli kararın uygun olması zorunludur. Esasen kısa kararı yazıp, tefhim etmekle davadan elini çekmiş olan hakimin artık bu kararını değiştirmesine yasal olanak yoktur.
Öte yandan, kısa kararla gerekçeli kararın çelişkili olması, yargılamanın aleniyeti, kararların alenen tefhim edilmesine ilişkin Anayasanın l4l. maddesi ile Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanununun yukarıda değinilen buyurucu nitelikteki maddelerine de aykırı bir durum yaratır. Ayrıca anılan husus kamu düzeni ile ilgili olup, gözetilmesi yasa ile hakime yükletilmiş bir ödevdir.
Aksine düşünce ve uygulama yargı, yargıç ve kararlarının her türlü düşünceden uzak, saygın ve güvenilir olması ilkesi ile de bağdaşmaz.
Somut olayda, kısa kararda, “davacının davasının kısmen kabulü ile, 27.05.2013 tarihli bilirkişi raporu doğrultusunda 9.114,28 TL nin yasal faizi ile birlikte dava tarihinden itibaren davalıdan alınarak davacıya verilmesine, fazlaya ilişkin talebin reddine” denildiği halde,
Gerekçeli kararda; “davacının davasının kısmen kabulü ile, 01.10.2008-22.06.2012 dönemine ilişkin 9.114,28 TL nin haksız işgal tazminat bedelinin davalıdan alınarak davacıya verilmesine, fazlaya ilişkin talebin reddine” şeklinde karar verilerek ve gerekçeli kararda faiz isteğine yer verilmeyerek kısa karara çelişkili olarak gerekçeli karar yazılması doğru değildir.
Yargıtay 1. Hukuk Dairesi, E. 2013/15261, K. 2013/18307, 19 Aralık 2013 tarihli karar · Kaynak: Yargıtay Karar Arama