KÜNYE
1. Hukuk Dairesi 2013/3609 E., 2013/6307 K.·Tapu İptali Ve Tescil Muris Muvazaası Ölünceye Kadar Bakma Sözleşmesi Mirasçıdan Mal Kaçırma Bağışlama
- Mercii
- Yargıtay
- Karar tarihi
- 29 Nisan 2013
Karar Metni
573 kelime·3 dk okuma
TÜRK MEDENİ KANUNU (TMK) (4721) Madde 706
TAPU KANUNU (2644) Madde 26
TÜRK BORÇLAR KANUNU (6098) Madde 237
"İçtihat Metni"
Yanlar arasında görülen tapu iptali ve tescil davası sonunda, yerel mahkemece davanın, kabulüne ilişkin olarak verilen karar davalı vekili tarafından yasal süre içerisinde temyiz edilmiş olmakla dosya incelendi, Tetkik Hakimi . raporu okundu, açıklamaları dinlendi, gereği görüşülüp düşünüldü;
Dava, muris muvazaası hukuksal nedenine dayalı pay oranında tapu iptali ve tescil istemine ilişkindir.
Mahkemece, muvazaa iddiasının ispat edildiği gerekçesiyle davanın kabulüne karar verilmiştir.
Dosya içeriği ve toplanan delillerden; kayden miras bırakan h.ye ait çekişme konusu 1929 ada 14 parsel 6 numaralı bağımsız bölüm muris tarafından intifa hakkı üzerinde bırakılmak suretiyle mirasçısı olan yeğeni davalı F.a 05.05.1983 tarihinde satış suretiyle devredildiği, davacının anılan devrin mirastan mal kaçırma amaçlı ve muvazaalı olduğunu ileri sürerek eldeki davayı açtığı, murisin 10.09.2009 tarihinde öldüğü ve geride mirasçı olarak kardeşi H.'ın çocukları (yeğenleri) olan davacı S., davalı F.ve dava dışı A., A. F., R. ve M.'ın kaldığı anlaşılmaktadır.
Bilindiği üzere, uygulamada ve öğretide "muris muvazaası" olarak tanımlanan muvazaa,niteliği itibariyle nisbi (mevsuf-vasıflı) muvazaa türü dür. Söz konusu Muvazaada miras bırakan gerçekten sözleşme yapmak ve tapulu taşınmazını devretmek istemektedir. Ancak mirasçısını miras hakkından yoksun bırakmak için esas amacını gizleyerek, gerçekte bağışlamak istediği tapulu taşınmazını, tapuda yaptığı resmi sözleşmede iradesini satış veya ölünceye kadar bakma sözleşmesi doğrultusunda açıklamak suretiyle devretmektedir.
Bu durumda, yerleşmiş Yargıtay İçtihatlarında ve 1.4.1974 tarih 1/2 sayılı İçtihadı Birleştirme Kararında açıklandığı üzere görünürdeki sözleşme tarafların gerçek iradelerine uymadığından, gizli bağış sözleşmesi de Türk Medeni Kanununun 706, Türk Borçlar Kanununun 237 ve Tapu Kanunun 26. maddelerinde öngörülen şekil koşullarından yoksun bulunduğundan, saklı pay sahibi olsun veya olmasın miras hakkı çiğnenen tüm mirasçılar dava açarak resmi sözleşmenin muvazaa nedeni ile geçersizliğinin tespitini ve buna dayanılarak oluşturulan tapu kaydının iptalini isteyebilirler.
Hemen belirtmek gerekir ki; bu tür uyuşmazlıkların sağlıklı, adil ve doğru bir çözüme ulaştırılabilmesi, davalıya yapılan temlikin gerçek yönünün diğer bir söyleyişle miras bırakanın asıl irade ve amacının duraksamaya yer bırakmayacak biçimde ortaya çıkarılmasına bağlıdır.
Bir iç sorun olan ve gizlenen gerçek irade ve amacın tespiti ve aydınlığa kavuşturulması genellikle zor olduğundan bu yöndeki delillerin eksiksiz toplanılması yanında birlikte ve doğru şekilde değerlendirilmesi de büyük önem taşımaktadır.
Bunun içinde ülke ve yörenin gelenek ve görenekleri, toplumsal eğilimleri, olayların olağan akışı, miras bırakanın sözleşmeyi yapmakta haklı ve makul bir nedeninin bulunup bulunmadığı, davalı yanın alış gücünün olup olmadığı, satış bedeli ile sözleşme tarihindeki gerçek değer arasındaki fark, taraflar ile miras bırakan arasındaki beşeri ilişki gibi olgulardan yararlanılmasında zorunluluk vardır.
Somut olaya gelince, davanın kabulü halinde mirasçı sıfatı ile hak sahibi olacak A.ve A.in beyanlarından davalının devir tarihinde 17-18 yaşlarında olsa dahi belirlenen satış bedelini murise ödediği, diğer tanık anlatımlarına göre murisin SSK'dan emekli olabilmesi için prim borcu kadar para ödendiği, miras bırakanın satım bedelini düşük göstermesinin sebebinin davalı F.ın murise bakmasından kaynaklanan minnet duyguları olduğu, her ne kadar miras bırakanın mal satma ihtiyacı olmadığı belirtilmiş olsa dahi murisin başka bir taşınmazını da 1994 yılında davacıya devretmiş olduğu davacı eşinin beyanından anlaşıldığına göre, temlikin mal kaçırma ve muvazaalı olarak yapıldığını söyleyebilme olanağı yoktur.
Yargıtay 1. Hukuk Dairesi, E. 2013/3609, K. 2013/6307, 29 Nisan 2013 tarihli karar · Kaynak: Yargıtay Karar Arama