KÜNYE
1. Hukuk Dairesi 2018/5309 E., 2020/5032 K.·Mahkemesi : İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 1. Hukuk Dairesi
- Mercii
- Yargıtay
- Karar tarihi
- 14 Ekim 2020
- Dava türü
- TAPU İPTALİ VE TESCİL
Karar Metni
503 kelime·3 dk okuma·1 bölüm
Taraflar arasında görülen tapu iptali ve tescil davası sonunda, yerel mahkemece davanın reddine karar verilmiş, davacının istinaf başvurusu üzerine, İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 1. Hukuk Dairesince 6100 sayılı HMK’nin 353/1-b-1 maddesi uyarınca esastan reddine ilişkin olarak verilen karar davacı tarafından yasal süre içerisinde temyiz edilmiş olmakla dosya incelendi, Tetkik Hakimi ...'nin raporu okundu, açıklamaları dinlendi, gereği görüşülüp düşünüldü;
-KARAR-
Dava, tapu iptali ve tescil isteğine ilişkindir.
Davacı, maliki olduğu 735 parsel sayılı taşınmazının 271/926 payını komşuluk hukukundan kaynaklanan nedenlerle aralarında imzaladıkları "muvafakatname" gereğince düşük bedelle davalıya temlik ettiğini, davalının taşınmaza ilişkin olarak açtığı ortaklığın giderilmesi davasının muvafakatnameye ve dürüstlük kuralına aykırı olduğunu ileri sürerek tapu iptali ve tescil istemiştir.
Davalı, zamanaşımı defii ileri sürmüş, anlaşma hükümlerinin geniş yorumlanarak mülkiyet hakkının kısıtlanamayacağını belirtip davanın reddini savunmuştur.
İlk Derece Mahkemesince, davalının çekişme konusu taşınmazdaki paylı mülkiyeti sona erdirmek için açtığı ortaklığın giderilmesi davası açmasının, sahip olduğu ayni bir hak olan mülkiyet hakkının kendisine tanıdığı tasarruf yetkisi gereği olduğu, kaldı ki taraflar arasında imzalanan protokol ile bu yetkinin kısıtlanmadığı, paylı mülkiyetin devamının çekilmez hale geldiğinin söylenemeyeceği gerekçeleriyle davanın reddine karar verilmiş, davacının istinaf başvurusu, İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 1. Hukuk Dairesince 6100 sayılı HMK’nin 353/1-b-1 maddesi uyarınca esastan reddedilmiştir.
Dosya içeriği ve toplanan delillerden; davanın 11.000,00 TL değer gösterilmek ve harçlandırılmak suretiyle açıldığı, yargılama sırasında taşınmazın değerinin keşfen saptanmadığı anlaşılmaktadır.
Bilindiği üzere, 492 sayılı Harçlar Kanunu'nun 16. maddesi uyarınca, gayrimenkulün aynına taalluk eden davalarda dava değerinin gayrimenkulün değerine göre belirleneceği öngörülmüştür.
Dava değerinin belirlenmesinde taşınmazın dava tarihindeki keşfen saptanacak gerçek değerinin esas alınacağı kuşkusuzdur.Aynı Yasanın 30. maddesi ise “Muhakeme sırasında tespit olunan değerin, dava dilekçesinde bildirilen değerden fazla olduğu anlaşılıyorsa, yalnız o celse için muhakemeye devam olunur, takip eden celseye kadar noksan değer üzerinden peşin karar ve ilam harcı tamamlanmadıkça davaya devam olunmaz.
Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu'nun 409. maddesinde (HMK 150) gösterilen süre içinde dosyanın muameleye konulması noksan olan harcın ödenmesine bağlıdır.” şeklinde, 32. maddesi ise. “Yargı işlemlerinden alınacak harçlar ödenmedikçe müteakip işlemler yapılmaz. Ancak ilgilisi tarafından ödenmeyen harçları diğer taraf öderse işleme devam olunmakla beraber bu para muhakeme neticesinde ayrıca bir isteğe hacet kalmaksızın hükümde nazara alınır.” şeklinde düzenlenmiştir.
Harçlar Kanununun uygulaması kamu düzenini ilgilendirmesi nedeniyle hakim tarafından re’sen gözetilmesi gereken bir husustur.
Hal böyle olunca, taşınmazda keşif yapılarak taşınmazın dava tarihindeki değerinin belirlenmesi ve belirlenen değer üzerinden eksik harcın tamamlanması için davacıya süre verilmesi, bu gereklilik yerine getirildiği takdirde davaya devam edilmesi yerine, yazılı biçimde hüküm kurulması doğru değildir.
Yargıtay 1. Hukuk Dairesi, E. 2018/5309, K. 2020/5032, 14 Ekim 2020 tarihli karar · Kaynak: Yargıtay Karar Arama