KÜNYE
1. Hukuk Dairesi 2024/2358 E., 2025/2733 K.
- Mercii
- Yargıtay
- Karar tarihi
- 28 Mayıs 2025
- Mahkemesi
- İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 2. Hukuk Dairesi
- Sayısı
- 2024/297 E., 2024/679 K.
- İlk derece mahkemesi
- İstanbul 8. Asliye Hukuk Mahkemesi
- Sayısı
- 2021/512 E., 2023/256 K.
Karar Metni
2.026 kelime·10 dk okuma·8 bölüm
Bölge Adliye Mahkemesi kararı birleştirilen davada davacılar vekili ve asıl davada dahili davalı ... vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:
I. DAVA
Asıl davada davacılar; murisleri .... oğlu M..... kız....kızı ....nin maliki olduğu 449 ada ve 31 parsel sayılı taşınmazın Mahkemenin 09.09.2014 tarih ve 2011/280 Esas, 2014/337 Karar sayılı ilamı ile tapu maliklerinin gaip olduğu gerekçesiyle tapu kaydının iptal edilerek ... adına tescil edildiğini, vakıf şerhinin 1937 yılında terkin edildiğini, murislerinin kayıp olmadığını, taraflarınca intikal işlemleri için tapuya başvurulduğunu ve mirasçılar adına intikal işlemlerinin de tamamlandığını, belgelerin tapudan getirilmesi halinde mirasçıların olduğunun anlaşılacağını,
6100 sayılı Kanun'un 375-ç bendi gereği elinde olmayan nedenlerle elde edilemeyen belgenin ele geçilmesine dayanarak yargılamanın iadesi ile davanın reddine karar verilmesini istemişler, Mahkemece re'sen süre verilmesi üzerine 29.03.2019 havale tarihli dilekçe ile asıl dava yönünden Hazinenin zorunlu dava arkadaşı olduğundan davaya dahil edilmesini talep etmişlerdir.
Birleştirilen 26. Asliye Hukuk Mahkemesinin 2018/113 Esas sayılı davada davacılar; .... oğlu M. ...,...,...,..., kızı ....'nin 449 ada 31 parsel sayılı taşınmazın malikleri olduğunu, İstanbul 8. Asliye Hukuk Mahkemesinin 2011/280 Esas, 2014/337 Karar sayılı kararı ile tapu kaydının iptal edilerek davalı İdare adına tescil edildiğini, ancak gaip olmadıklarını, mirasçıları olduklarını ileri sürerek tapu kaydının iptali ile adlarına tescile karar verilmesini istemişlerdir.
II. CEVAP
Davalı İdare vekili; hükmen adına tescil kararı verildiğini, iddianın ispatı edilmesi, hasımlı veraset ilamı alınması gerektiğini belirterek davanın reddini savunmuştur.
Asıl dosyada dahili davalı Hazine vekili; husumet yöneltilemeyeceğinden davanın reddini savunmuş, bilahare davaya ... da dahil edilmiş, dahili davalı ... vekili ise taşınmazın zaten davacıların murisi adına kayıtlı olduğundan hukuki yararı olmadığını, hasımlı veraset ilamı alınması gerektiğini belirterek davanın reddini savunmuştur.
III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI
İlk Derece Mahkemesinin 05.11.2019 tarihli 2018/570 Esas, 2019/580 Karar sayılı kararı ile; asıl davada davacıların aktif husumet ehliyeti yokluğundan davanın reddine, birleştirilen davanın kabulüne karar verilmiş, kararın birleştirilen davada davalı ... tarafından istinaf edilmesi üzerine Bölge Adliye Mahkemesinin 09.11.2021 tarihli 2021/663 Esas, 2021/1677 Karar sayılı kararı ile; öncelikle tapu idaresinde yapılan tescil işleminin TMK'nın 705. maddesi gereği mülkiyet hükmen vakfa geçmiş olduğundan yok hükmünde olup yolsuz tescil mahiyetinde olduğu,
ancak hasımlı veraset ilamı alınması gerektiği gerekçesiyle Mahkemesine gönderilmiş, Mahkemenin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile; asıl ve birleştirilen İstanbul 16. AHM'nin 2014/111 Esas sayılı dosyasında aktif husumet yokluğu nedeniyle davanın reddine, Mahkemenin 2021/512 Esas sayılı dosyasında yargılamasının yenilenmesi talep olunan asıl ve birleştirilen dosyaların yargılamasının yenilenmesi taleplerinin davacıların aktif husumetinin yokluğu nedeniyle reddine, birleştirilen 2018/113 Esas sayılı davanın tescil yolsuz olduğu gerekçesiyle kabulüne karar verilmiştir.
IV. İSTİNAF
Mahkemenin yukarıda belirtilen kararına karşı davalı ... ve davalı ... tarafından istinaf başvurusunda bulunulması üzerine Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile; bir tescilin yolsuz olduğunu söyleyebilmek için öncelikle tapuda gerçekleşen bir tescilin bulunması gerektiği, eldeki dosyada davacıların halen kayıt maliki olduğu, davalı adına bir tescil bulunmadığı, bu hali ile tescilin değil mahkeme kararının değerlendirilmesi şeklinde verilen İlk Derece Mahkemesi kararının hatalı olduğu, davacıların dava açmakta hukuki yararı bulunmadığı,
kesinleşen bir mahkeme kararının ise yolsuz tescil olarak nitelenemeyeceği ancak koşulları varsa yargılamanın iadesine konu olabileceği, ilk davada davalı olarak bulanan Kayyımın temsil kayyımı olduğu ve tapu maliklerini temsilen davada bulunduğu, bu durumda Kayyımın, tapu maliklerinin mirasçısı olan davacıların da temsilcisi kabul edilerek taraf sıfatlarının da olduğu ancak belirtilen dosyada gaiplik ilanlarının yapıldığı, o dönemde mirasçı bulunmadığı, mirasçılık sıfatının anılan kararın kesinleşmesinden sonra ortaya çıktığı, mirasçılık belgelerinin sonradan alındığı,
bu hali ile Kayyımın yetkisiz temsilci kabul edilemeyeceği ve HMK 375. madde de sayılan yargılamanın yenilenmesi sebeplerinin bulunmadığından davanın reddi gerektiği, birleştirilen dosyada davalı olarak Kayyımın bulunmadığı ve lehine vekalet ücreti takdir edilmemesinin yerinde olduğu,
tapu maliklerinin sadece isimleri belirtildiğinden infazda tereddüt oluşturacağı gerekçesiyle asıl ve birleştirlen dosya davalısı Kayyım İdaresi vekilinin istinaf talebinin 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (HMK) 353/(1).b.1 maddesi uyarınca esastan reddine, asıl ve birleştirilen davada davalı ... vekilinin istinaf talebinin kabulü ile 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (HMK) 353/(1).b.2 maddesi uyarınca İlk Derece Mahkemesi kararının kaldırılmasına,
davacıların asıl ve birleştirilen dosya yönünden yargılamanın yenilenmesi talebinin koşulları bulunmadığından reddine, birleştirilen İstanbul 26. Asliye Hukuk Mahkemesinin 2018/113 Esas sayılı dosyasının hukuki yarar yokluğu nedeni ile reddine karar verilmiştir.
V. TEMYİZ
A. Temyiz Sebepleri
Davacılar vekili temyiz dilekçesinde; hukuki yararının açık olduğunu, malik görünse dahi taşınmazdan tasarruf edilmediğini, yargılamanın iadesi ve iptal-tescil talep etme yolunun zaten denendiğini, her iki yol da reddedildiğinden hak aramasının engellendiğini, hukuki yararın bulunduğundan kararın bozularak İlk Derece Mahkemesi kararının onanmasını talep etmiştir.
Davalı ... vekili temyiz dilekçesinde; asıl ve birleştirilen davanın reddine karar verilmesine rağmen lehine vekalet ücreti takdir edilmediğini belirterek kararı temyiz etmiştir.
B. Değerlendirme ve Gerekçe
Asıl dava, yargılamanın iadesi istemine; birleştirilen dava, yolsuz tescil hukuksal nedenine dayalı tapu iptali ve tescil istemine ilişkindir.
Dosya içeriği ve toplanan delillerden. İstanbul ili, ... ilçesi, ... ... Mahallesinde bulunan 449 ada 31 parsel sayılı 51,50 m² miktarlı kargir ev nitelikli taşınmazın kütük sayfasına göre nevi hanesinde “T... Vakfından” şerhi bulunduğu, tamamı İtalya ....oğlu ... adına 11.12.1936 tarihli tebdil işlemi ile kayıtlı olduğu, 09.02.1937 tarihli satış işlemi ile 1/2’şer payla Yunan ... ve... karısı ... adına tescil edildiği ve vakıf şerhinin terkin edildiği,
... payının 02.12.1954 tarihinde irsen 20/160 payı eşi Vasil oğlu ..., 30/160 payı annesi ...kızı ..... ile 6/160’ar payı kardeşleri ...,...,..., ve kardeşi...’nin oğlu ... ...’e intikal ettiği, diğerlerinin paylarını aynı gün 34/160’ar payla ... ve ...’ya devrettiği, kayıt malikleri .... oğlu .... kızı.... ve ... kızı ...’ye Beyoğlu 2. Sulh Hukuk Mahkemesinin 27.03.2001 tarih ve 2000/660 Esas, 2001/128Karar sayılı kararı gereğince İstanbul Defterdarının kayyım tayin edildiği,
İstanbul 8. Asliye Hukuk Mahkemesinin 2011/280 Esas, 2014/337 Karar sayılı dosyasında asıl dava davacısının Hazine, davalısının Kayyım olup istemin TMK'nın 588. maddesi uyarınca gaiplik ile tapu iptali ve tescil olduğu, birleştirilen İstanbul 16. Asliye Hukuk Mahkemesinin 2014/111 Esas sayılı davasının davacısı Vakıflar İdaresi, davalı ... olup istemin Vakıflar Kanunu'nun 17. maddesi uyarınca gaiplik ile tapu iptali ve tescil olduğu, yapılan yargılama neticesinde asıl davanın reddine birleştirilen davanın kabulüne, tapu kaydının iptali ile taşınmazın Tavil Piyale Paşa Vakfı adına tesciline karar verildiği,
kararın deracaattan geçerek 12.03.2018 tarihinde kesinleştiği, hükmen tescil kararının tapuda infaz edilmediği, davacıların tapu maliklerinin mirasçıları olduğu iddiasıyla intikal işlemleri için tapuya başvurdukları, 20.12.2018 tarihinde mirasçılar adına intikal işlemlerinin yapıldığı ve taşınmazın halen davacılar adına kayıtlı olduğu,
UYAP üzerinden dosya arasına alınan İstanbul 6. Sulh Hukuk Mahkemesinin 2022/407 Esas ve 2022/1203 Karar sayılı ilamında muris ..., İstanbul 6. Sulh Hukuk Mahkemesinin 2022/408 Esas ve 2022/1202 Karar sayılı ilamında muris İzmaro Teodoraki ve İstanbul 22. Sulh Hukuk Mahkemesinin 2022/906 Esas ve 2023/138 Karar sayılı ilamında muris....’nin mirasçılarının davacılar olduğunun kesinleşen hasımlı veraset ilamları ile tespit edildiği anlaşılmaktadır.
Hemen belirtilmelidir ki; asıl yargılamanın iadesi istekli davada davaya dahil edilen Kayyım İstanbul Defterdarının vekalet ücretine hasren yapılan temyiz itirazı yönünden, asıl davada davalılar lehine vekalet ücreti takdir edildiği, yalnızca hükümde sehven yazılan “zincirleme alınarak kendisini vekille temsil ettiren asıl ve birleştirilen dosyada davacılara ödenmesi” ibaresinin maddi hataya dayalı olduğu, birleştirilen tapu iptali ve tescil davasında ise yine sehven “davacı kendisini vekille temsil ettirdiğinden” ibaresi yer alsa da Kayyımın bu dosyada taraf olmadığı bu nedenle lehine vekalet ücreti takdir edilmemesinin de doğru olduğu açıktır.
Birleştirilen davada davacıların temyiz itirazlarına gelince;
Bilindiği gibi; medeni usul hukukunda hukuki yarar, mahkemeden hukuksal korunma istemi ile bir davanın açılabilmesi için davacının bu davayı açmakta (veya mahkemeden hukuksal korunma istemekte) bir çıkarının bulunmasıdır. Davacının dava açmakta hukuk kuralları tarafından haklı bulunan (korunan) bir yararı olmalı, hakkını elde edebilmesi için mahkeme kararına ihtiyacı bulunmalı ve davacı mahkemeyi gereksiz yere uğraştırmamalıdır. (Arslan, Ramazan; aktaran: Hanağası, Emel: Davada Menfaat, Ankara 2009, önsöz VII)
Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 26.04.1992 gün ve 1992/1-347 Esas, 1992/396 Karar ve 30.05.2001 gün ve 2001/14-443 Esas, 2001/458 Karar sayılı kararlarında da belirtildiği üzere buna hukuki korunma (himaye) ihtiyacı da denir. (Rechts-schutzbedürfnis) Mahkemelerden hukuki himaye istenmesinde, himayeye değer bir yarar olmalıdır. Öte yandan, bu hukuksal yararın, “hukuki ve meşru”, “doğrudan ve kişisel”, “doğmuş ve güncel” olması gerekir (Hanağası, Emel: Davada Menfaat, Ankara 2009, s.135)
Mülga 1086 sayılı Hukuk Muhakemeleri Usulü Kanunu'nun yürürlükte olduğu dönem içinde öğreti ve yargısal kararlar, dava açarken hukuki yararın bulunması gereğini, “dava şartı” olarak kabul etmiştir. Bu şart, “dava konusuna ilişkin genel dava şartlarından biri” olup davanın esası hakkında inceleme yapılabilmesi ve esas hakkında hüküm verilebilmesi için varlığı gerekli olduğundan “olumlu dava şartları” arasında sayılmaktadır. Nitekim, aynı görüş, Hukuk Genel Kurulunun 24.11.1982 gün ve 1982/7-1874 Esas-914 Karar, 5.6.1996 gün ve 1996/18-337 Esas-542 Karar; 10.11.1999 gün ve 1999/1-937 Esas-946 Karar ve 25.05.2011 gün ve 2011/11186 Esas-2011/352 Karar sayılı kararlarında da, benimsenmiştir.
01.10.2011 tarihinde yürürlüğe giren 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nda öğreti ve yargısal kararların bu uygulaması aynen benimsenerek davacının dava açmakta hukuki yararının bulunması “Dava Şartları” başlıklı 114. maddesinin 1. fıkrasının (h) bendinde açıkça dava şartları arasında sayılmıştır. Bir davada, hukuki yarar ilkesinin dava şartı olarak gözetilmesinin, yargılamanın amacına ve usul ekonomisi ilkesine uygun olarak yargılama yapılmasına yarar sağlayacağı her türlü duraksamadan uzaktır.
Bu ilkeden hareketle, dava şartı olarak hukuki yararın varlığının Mahkemece, taraflarca dava dosyasına sunulmuş deliller, olaya veya olgular çerçevesinde, kural olarak davanın açıldığı tarihe göre kendiliğinden ve yargılamanın her aşamasında gözetilmesi gerekir.
Bu sayede, iç hukukumuzun bir parçası olan Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi (İnsan Hakları ve Temel Özgürlüklerin Korunmasına İlişkin Sözleşme)'nin 6. maddesi ve 1982 Anayasası'nın 36. maddesinde düzenlenen “hak arama özgürlüğü”nün dürüstlük kuralına uygun kullanılması sağlanabilecek; bu durum, haksız davalar açmak suretiyle dava hakkının kötüye kullanılmasına karşı bir güvence oluşturacaktır.
Dava açmaktaki hukuki yarar hukuk düzenince kabul edilmiş meşru bir yarar olmalı, bu yarar dava açan hak sahibi ile ilgili olmalı ve dava açıldığı sırada halen mevcut bulunmalıdır. Ayrıca açılacak davanın, ortaya çıkacak tehlikeyi bertaraf edecek nitelikte olması gerekir. Bir kimsenin hakkına ulaşmak için mahkeme kararının o an için gerekli olması durumunda hukuki yararın olduğundan sözedilebilir. Bir mahkeme kararına ihtiyaç yoksa hukuki yarardan söz edilemez.
(Pekcanıtez, H./Atalay, O./ Özekes, M.: Medeni Usul Hukuku, Ankara 2011, s.297)
Ayrıca, taşınmaz mülkiyetinin kazanılma yollarını düzenleyen TMK'nın 705. maddesinde de "(1)Taşınmaz mülkiyetinin kazanılması, tescille olur. (2)Miras, mahkeme kararı, cebri icra, işgal, kamulaştırma halleri ile kanunda öngörülen diğer hallerde, mülkiyet tescilden önce kazanılır. Ancak, bu hallerde malikin tasarruf işlemleri yapabilmesi, mülkiyetin tapu kütüğüne tescil edilmiş olmasına bağlıdır." düzenlemesi yer almaktadır.
Bu durumda somut olayda; taşınmaz intikal ile davacılar adına tescil edilmiş ise de taşınmazın mülkiyeti davalı ... İdaresi tarafından açılan ve intikal işleminden önce kesinleşen İstanbul 8. Asliye Hukuk Mahkemesinin 2011/280 Esas, 2014/337 Karar sayılı ilamı ile davalı ... İdaresine geçmiş olup davacıların eldi ki davada davayı açmakta hukuki yararının olduğu kuşkusuzdur.
Ne var ki, kayıt halen davacılar üzerinde olduğundan iptal ve tescile karar verilemez ise de çoğun içinde azın da bulunduğu ilkesi gereğince, mülkiyetin tespitinin istem kapsamında bulunduğu benimsenmelidir.
Diğer taraftan. 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 374. ve devamı maddelerinde düzenlenen yargılamanın iadesi talebi, hukuki niteliği itibariyle ayrı ve bağımsız bir dava olup Yargıtayın 23.05.1956 tarihli ve 8/9 sayılı İçtihatları Birleştirme kararında da yargılamanın iadesi talebinin müstakil bir dava olduğu gözetildiğinde, İlk Derece Mahkemesince karar başlığında yargılamanın iadesi istenilen İstanbul 8. Asliye Hukuk Mahkemesinin 2011/280 Esas,
2014/337 Karar dosyasında birleştirilen İstanbul 16. Asliye Hukuk Mahkemesinin 2014/111 Esas sayılı dosyanın eldeki asıl davada da birleştirilen dava olarak gösterilmesi doğru değil ise de kararın Bölge Adliye Mahkemesince kaldırıldığı, ancak temyize konu Bölge Adliye Mahkemesi karar başlığında da asıl ve birleştirilen dava yönünden ayrım yapılmadığı gibi, yargılamanın iadesi talep edilen İstanbul 8. Asliye Hukuk Mahkemesinin 2011/280 Esas,
2014/337 Karar dosyası da asıl ve birleştirilen davalardan oluştuğu ve bu davalarda Kayyım İstanbul Defterdarının davalı olarak yer aldığı gözetildiğinde eldeki yargılamanın iadesi istekli asıl dosyada dahili davalı Kayyımdan “asıl ve birleştirlen davada davalı” olarak bahsedilmesinin çelişki oluşturduğu ve yargılamanın iadesi talep edilen dosyada asıl davada davacı olan Hazinenin eldeki davada da karar başlığında davacı olarak yazılmasının hatalı olduğu da açıktır.
Hal böyle olunca; birleştirlen tapu iptali ve tescil istekli davada davacıların hukuki yararı bulunduğundan talepleri incelenmek suretiyle şartları da bulunduğu takdirde çekişmeli taşınmaz mülkiyetinin davacılara ait olduğuna ilişkin tespit hükmü kurulması gerekirken yanılgılı değerlendirme ile yazılı şekilde karar verilmesi doğru değildir.
VI. KARAR
Açıklanan sebeplerle; Asıl davada dahili davalı ... vekilinin temyiz itirazlarının reddine, birleştirilen davada davacılar vekilinin temyiz itirazlarının değinilen yön itibariyle kabulü ile; temyiz olunan Bölge Adliye Mahkemesi kararının BOZULMASINA,
Peşin alınan harçların istek halinde temyiz edenlere iadesine,
Dosyanın kararı veren Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine,
Yargıtay 1. Hukuk Dairesi, E. 2024/2358, K. 2025/2733, 28 Mayıs 2025 tarihli karar · Kaynak: Yargıtay Karar Arama