KÜNYE
1. Hukuk Dairesi 2024/3077 E., 2025/5354 K.
- Mercii
- Yargıtay
- Karar tarihi
- 25 Kasım 2025
- Mahkemesi
- Konya Bölge Adliye Mahkemesi 1. Hukuk Dairesi
- Sayısı
- 2024/185 E., 2024/578 K.
- İlk derece mahkemesi
- Konya 4. Asliye Hukuk Mahkemesi
- Sayısı
- 2021/462 E., 2023/393 K.
Karar Metni
1.523 kelime·8 dk okuma·8 bölüm
Bölge Adliye Mahkemesi kararı davalılar vekili tarafından duruşma istemli temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, 25.11.2025 Salı günü duruşma yapılmasına ve duruşma gününün taraflara davetiye ile bildirilmesine karar verilmiştir.
Belli edilen günde, temyiz eden davalılar vekili Avukat ... ile temyiz edilen davacı vekili Avukat ... geldiler. Gelen vekilin sözlü açıklamaları dinlendi, duruşmanın bittiği bildirildi. Temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:
I. DAVA
Davacı; mirasbırakan babası ...’in kayden maliki olduğu 289 52... (eski 2) parsel sayılı taşınmazdaki payını davalı gelinlerine muvazaalı olarak temlik ettiğini, murisin mal kaçırmak için bağış amacıyla devri yaptığını, ölmeden davalı ... ve ailesi ile birlikte yaşadığını, emekli maaşı olan murisin adına kayıtlı taşınmazları olduğunu, paraya ihtiyacı olmadığını, davalıların ev hanımı olduklarını, taşınmaz alacak ekonomik güçleri olmadığını, bedeller arasında fark bulunduğunu ileri sürerek 2, 18... numaralı bağımsız bölümlerin tapu kayıtlarının iptali ile tesciline karar verilmesini istemiş, davacı vekili 25.06.2021 tarihli dilekçesi ile taleplerinin müvekkilinin miras payı oranında olduğunu bildirmiştir.
II. CEVAP
Davalılar; eşlerinin murisin oğlu olduğunu, murisin ailesi ile birlikte ekonomik olarak zorlu şartlar altında yaşadığını, eşlerinin küçük yaştan itibaren çalıştıklarını, dava konusu taşınmazda bulunan evin çok eski ve kötü durumda olduğunu, eşlerinin evi yeniden yaptıklarını, murisin oğlu ...’ın kazandığı paranın neredeyse tamamını bu evin inşasına verdiğini, murisin çocuklarının yanından ayrılmasını istemediğini, eve eklentiler yaparak birlikte yaşamalarını istediğini, murisin oğullarının da yeni ev almak yerine eve eklentiler yaptıklarını, kentsel dönüşüm ve imar uygulaması olduğunu,
taşınmazın büyük bir kısmının yola isabet ettiğini ve küçüldüğünü, evin kamulaştırılan kısmına 65.000,00 TL verildiğini, bu para ile yeni ev alınmasının mümkün olmadığını, ev yıkılacağı için evin terk edilmesi gerektiğini, tüm aile toplanıp murisin mevcut parası ile birleştirmek ve hak gözetmek suretiyle murisin oğullarının da eklemesi ile 2 daire satın alındığını, bu dairelerin ½'şer olarak kayıt edildiğini, murisin ve eşinin hastalıkları nedeniyle de ekonomik sıkıntılar yaşandığını, dava konusu arsanın kalan payını tüm şartlarını zorlayarak ve borçlanarak muristen satın aldıklarını,
tüm altınlarını verdikleri ve mehirlerini istemedikleri için eşlerinin taşınmazı adlarına tescil ettirdiğini, mal kaçırma kastı olması halinde sonradan alınan evlerin ½'şer oranda tescil edilmeyeceğini, semenin para olması gerekmediğini, murise ve eşine hep kendilerinin baktığını belirterek davanın reddini savunmuşlardır.
III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarihi ve sayısı belirtilen kararı ile; davalı tarafın, eşlerinin babası olan murisin bu hisseleri hem eşlerinin hem de kendilerinin devredilen parsele olan katkıları ve murise alınan eve katkıları nedeniyle devredildiği savunmasını ileri sürdüğü, murisin kızı ...’ın ve diğer davalı tanıklarının beyanlarıyla davalı tarafın savunmalarını doğruladığı, hisse devirlerinin bedelinin ödendiği ve bu yönüyle muvazaalı bir işlem yapılmadığı, tereke dosyasıyla ve gelen tapu kayıtlarıyla murisinin devredilen taşınmaz dışında başka taşınmazlarının bulunduğu,
davacıyı miras hakkından yoksun bırakmak kastıyla hareket etmediği, ispat yükü üzerinde olan davacı tarafça murisin, mirasçı davacıdan mal kaçırmasını gerektirir somut bir olgunun ortaya konulamadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.
IV. İSTİNAF
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı davacı vekili tarafından istinaf başvurusunda bulunulması üzerine Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile; murisin emekli devlet memuru olduğu, önemli bir hastalığının bulunmadığı, ağır bir bakıma muhtaç olmadığı, murisin oğlu ... ve davalı ... birlikte kaldığı, murisin ölümü ile birlikte 4 adet tarla vasıflı taşınmaz ve 1/2 hissesi sahibi olduğu 1 adet bağımsız bölümü mirasçılarına miras olarak bıraktığı, davalıların taşınmazın bedelinin murise ödendiğine ilişkin savunmada bulundukları, davacı ...’ın babasının cenazesine katılmadığı,
davaya konu taşınmazların dava tarihi itibariyle toplam değerinin 2.300.000,00 TL olduğu, murisin geride bıraktığı malvarlığı ile davalılara temlik ettiği malvarlığının değeri arasında fark olduğu, murisin davacı kızına ve dava dışı kızına bir temlik de bulunduğunun ispatlanamadığı, davacının, ailesiyle beşeri ilişkilerinin iyi olmadığı, murisin özel bir bakıma ihtiyacının bulunmadığı, davalılar taşınmazların bedelinin eşleri tarafından murise ödendiğini savunsa da eşlerinin ödediği belirtilen bedel karşılığı Hocacihan’da alınan evlerin 1/2 paylarının davalıların eşlerine verildiği,
bu ödemenin dava konusu taşınmazla ilgili olmadığı dikkate alındığında murisin mal kaçırma kastıyla hareket ettiği ve temlikin muvazaalı olduğu, bir an için davalı ... ve eşinin muris ile aynı çatı altında yaşayarak murisin bakımını gerçekleştirdiği ve murisin minnet duygusuyla taşınmazı temlik ettiği düşünülebilirse de murisin aynı akitte bakımı ile ilgilenmeyen davalı ...’e de temlik yapması ve bu temlikin muvazaalı olması nedeniyle iradenin bölünmezliği kuralı gereği davalı ...’a yapılan temlikin de muvazaalı olduğu gerekçesiyle başvurunun kabulü ile hükmün kaldırılmasına,
yeniden esas hakkında hüküm kurularak davanın kabulüne karar verilmiştir.
V. TEMYİZ
A. Temyiz Sebepleri
Davalılar vekili temyiz dilekçesinde özetle; murisin mal varlığının tespitinde ve bedellerinin yorumunda hataya düşüldüğünü, terekede bulunan 5 taşınmazın bugünkü değerlerinin 2.000.000,00 TL civarında olduğunu, murisin 1/2 pay sahibi olduğu taşınmaz için açılan ortaklığın giderilmesi davasında tespit edilen değerin de hayli yüksek olduğunu, imar uygulaması yapılmadan önce dava konusu taşınmazın değerinin düşük olduğunu, Mahkemenin değerlendirmesini dava tarihindeki değerine göre yaptığını, müvekkillerinin temlik sonrası taşınmaza değer kazandırdıklarını, ispat yükünün davacıda olduğunu ve davayı ispat edemediğini,
dinlenilen tanıkların davalı tanıkları olduğunu, murisin çocuğu ...’ın beyanlarının önemli olduğunu, tanık beyanlarının savunmalarını doğruladığını, dayandıkları delillerin kamulaştırmayı, bedelin nasıl ödendiğini, gerçek bir bedel ödemenin varlığını, yeni alınan evlerin nasıl alındığını, yine murisin gelinlerine sattığı gayrimenkulün satış tarihinde yol geçerek çok küçük bir parsel haline geldiği, evin yıkıldığı,
o dönemki haliyle kıymetinin hayli düşük olduğunu da ispatlar mahiyette olmasına rağmen değerlendirilmediğini, murisin bakımını müvekkillerinin yaptığını, davacının muris ile değil, erkek kardeşleri ile problemi olduğunu, davacının babası olan muris ile ilgiyi kestiğini, murisin tedavi kayıtlarının istenildiğini, eksik değerlendirme yapıldığını, eldeki karar ile çelişen içtihatlar olduğunu, her bir davalı için ayrı ayrı değerlendirme yapılması gerektiğini, murisin sonradan alınan 2 adet dairede 1/2 hisse ile hem kendisine hem de eşine tapu tescili yaptırmasının tüm olayları açıkladığını,
İlk Derece Mahkemesi kararının doğru olduğunu ileri sürerek kararın bozulmasını istemiştir.
B. Değerlendirme ve Gerekçe
Dava, muris muvazaası hukuki nedenine dayalı tapu iptali ve tescil istemine ilişkindir.
Dosya içeriğinden; muris ...’in 289 52... parsel sayılı taşınmazdaki 201/2400 payını 07.06.2005 tarihinde 101/2400 pay davalı gelini ...’in, 100/2400 pay ise davalı gelini ...’ın olacak şekilde satış suretiyle temlik ettiği, ... ve ...’ın paylarını 28.05.2010 tarihinde dava dışı Kooperatife temlik ettikleri, dava konusu taşınmazda 15.08.2014 tarihinde kat irtifakı tesis edildiği, 30.12.2015 tarihinde de ferdileşme ile 23 numaralı bağımsız bölümün davalı ..., 18 numaralı bağımsız bölümün davalı ..., 2 numaralı bağımsız bölümün ise ½ şer paylar ile ... ve ... adına tescil edildiği, murisin 12.11.2020 tarihinde öldüğü,
geriye mirasçı olarak çocukları ..., ..., ... ve ...’ın kaldıkları, davalı ...’ın murisin oğlu ...’ın, davalı ...’in ise murisin oğlu ...’ın eşi olduğu, davacının tanık bildirmediği görülmüştür.
Uygulamada ve öğretide "muris muvazaası" olarak tanımlanan muvazaa, niteliği itibariyle nispi (mevsuf-vasıflı) muvazaa türüdür. Söz konusu muvazaada miras bırakan gerçekten sözleşme yapmak ve tapulu taşınmazını devretmek istemektedir. Ancak mirasçısını miras hakkından yoksun bırakmak için esas amacını gizleyerek, gerçekte bağışlamak istediği tapulu taşınmazını, tapuda yaptığı resmi sözleşmede iradesini satış veya ölünceye kadar bakma sözleşmesi doğrultusunda açıklamak suretiyle devretmektedir.
Muris muvazaasında 01.04.19 74... /2 sayılı İçtihadı Birleştirme Kararında açıklandığı üzere görünürdeki sözleşme tarafların gerçek iradelerine uymadığından, gizli bağış sözleşmesi de Türk Medeni Kanunu'nun (TMK) 706., Türk Borçlar Kanunu'nun 237. ve Tapu Kanunu'nun 26. maddelerinde öngörülen şekil koşullarından yoksun bulunduğundan, saklı pay sahibi olsun veya olmasın miras hakkı çiğnenen tüm mirasçılar dava açarak resmi sözleşmenin muvazaa nedeni ile geçersizliğinin tespitini ve buna dayanılarak oluşturulan tapu kaydının iptalini isteyebilirler.
Bu tür uyuşmazlıkların sağlıklı, adil ve doğru bir çözüme ulaştırılabilmesi, davalıya yapılan temlikin gerçek yönünün diğer bir söyleyişle mirasbırakanın asıl irade ve amacının duraksamaya yer bırakmayacak biçimde ortaya çıkarılmasına bağlıdır.
Bir iç sorun olan ve gizlenen gerçek irade ve amacın tespiti ve aydınlığa kavuşturulması genellikle zor olduğundan bu yöndeki delillerin eksiksiz toplanılması yanında birlikte ve doğru şekilde değerlendirilmesi de büyük önem taşımaktadır.
Bunun için de ülke ve yörenin gelenek ve görenekleri, toplumsal eğilimleri, olayların olağan akışı, mirasbırakanın sözleşmeyi yapmakta haklı ve makul bir nedeninin bulunup bulunmadığı, davalı yanın alım gücünün olup olmadığı, satış bedeli ile sözleşme tarihindeki gerçek değer arasındaki fark, taraflar ile mirasbırakan arasındaki beşeri ilişki gibi olgulardan yararlanılmasında zorunluluk vardır.
Öte yandan, TMK’nın 6. maddesi “Kanunda aksine bir hüküm bulunmadıkça, taraflardan her biri, hakkını dayandırdığı olguların varlığını ispatla yükümlüdür.” 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (HMK) 190/1 hükmü ise “İspat yükü, kanunda özel bir düzenleme bulunmadıkça, iddia edilen vakıaya bağlanan hukuki sonuçtan kendi lehine hak çıkaran tarafa aittir.” düzenlemelerini içermektedir.
Somut olayda; davanın kazanılması halinde hak sahibi olacak davacının kardeşi olan davalılar tanığı ...’ın babalarının dava konusu taşınmazdaki paylarının kardeşlerine para karşılığı satıldığı, babasına ödeme yapıldığı, kardeşlerinin eşlerinin mehirleri yerine taşınmazdaki payları eşlerine devrettikleri yönündeki beyanları ve murisin mal kaçırmasını gerektirir somut bir olgunun ortaya konulamadığı hususları tüm dosya kapsamı ile birlikte değerlendirildiğinde ispat yükü kendisinde olan davacının temlikin mal kaçırma amacıyla yapıldığını usulünce ispat edebildiği söylenemez.
Hal böyle olunca, davacının, iddialarını HMK'nın 190. ve TMK'nın 6. maddeleri uyarınca ispat edemediği gözetilerek davanın reddine karar verilmesi gerekirken yanılgılı değerlendirme ile yazılı şekilde karar verilmiş olması doğru değildir.
VI. KARAR
Yargıtay 1. Hukuk Dairesi, E. 2024/3077, K. 2025/5354, 25 Kasım 2025 tarihli karar · Kaynak: Yargıtay Karar Arama