Karar Özeti
10. Ceza Dairesi 2024/5184 E. , 2025/14473 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ :Asliye Ceza Mahkemesi SAYISI : 2020/138 E., 2020/211 K. SUÇ : Kullanmak için uyuşturucu madde bulundurma İNCELEME KONUSU KARAR : Mahkûmiyet KANUN YARARINA BOZMA YOLUNA BAŞVURAN : Adalet Bakanlığının istemi üzerine Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı
Karar Detayı
10. Ceza Dairesi 2024/5184 E. , 2025/14473 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ :Asliye Ceza Mahkemesi SAYISI : 2020/138 E., 2020/211 K. SUÇ : Kullanmak için uyuşturucu madde bulundurma İNCELEME KONUSU KARAR : Mahkûmiyet KANUN YARARINA BOZMA YOLUNA BAŞVURAN : Adalet Bakanlığının istemi üzerine Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı TEBLİĞNAME GÖRÜŞÜ : İlgili kararın kanun yararına bozulması İstanbul 33. Asliye Ceza Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararı ile hükümlü hakkında kullanmak için uyuşturucu madde bulundurma suçundan, 5237 sayılı TCK'nın 5560 sayılı Kanun'la değişik 191/1. maddesi ve 62. maddesi uyarınca 10 ay hapis cezası ile cezalandırılmasına karar verildiği, hükmün, istinaf edilmeksizin 01.07.2020 tarihinde usûlüne uygun şekilde kesinleştiği anlaşılmıştır. Adalet Bakanlığının, 5271 sayılı CMK'nın 309/1. maddesi uyarınca, 26.03.2024 tarihli ve 2024/59 sayılı evrakı ile kanun yararına bozma istemine istinaden düzenlenen, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının, 10.05.2024 tarihli ve KYB - 2024/42155 sayılı Tebliğnamesi ile dava dosyası Daireye gönderilmekle, gereği düşünüldü: I. İSTEM Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının, 10.05.2024 tarihli ve KYB - 2024/42155 sayılı kanun yararına bozma isteminin; "Dosya kapsamına göre, sanık hakkında hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına dair İstanbul 20. Sulh Ceza Mahkemesinin 12/11/2013 tarihli kararı her ne kadar 7201 sayılı Tebligat Kanunu’nun 21/2. maddesine göre 02/01/2014 tarihinde tebliğ edilerek kesinleştirildiği anlaşılmış ise de; anılan Kanun'un 10/2. madde ve fıkrasının, “Bilinen en son adresin tebligata elverişli olmadığının anlaşılması veya tebligat yapılamaması hâlinde, muhatabın adres kayıt sisteminde bulunan yerleşim yeri adresi, bilinen en son adresi olarak kabul edilir ve tebligat buraya yapılır.” hükmü ile gerçek kişilere yapılacak tebligat ile ilgili olarak iki aşamalı bir yöntem benimsenmiş olması karşısında, öncelikle bilinen en son adres (bilinen bir adres yoksa ya da bilinen en son adres ile adres kayıt sistemindeki adres aynı ise mernis adresi olduğu belirtilmeksizin adres kayıt sistemindeki adres) esas alınarak, aynı Kanun'un 21/1. maddesine göre normal tebligat çıkarılıp, çıkarılan tebligatın bilâ tebliğ iade edilmesi halinde, anılan Kanun'un 21/2. maddesi uyarınca adres kayıt sistemindeki adres bilinen en son adres olarak kabul edilerek, mercii tarafından tebligata 7201 sayılı Kanun'un 23/1-8 ve Tebligat Kanununun Uygulanmasına Dair Yönetmeliğin 16/2. maddesi hükümlerine göre, “Tebligat çıkarılan adres muhatabın adres kayıt sistemindeki adresi olduğundan, tebliğ imkansızlığı durumunda, tebligatın, Tebligat Kanunu'nun 21/2. maddesine göre bu adrese yapılması” gerektiğine dair şerh düşülerek tebliğ işlemlerinin tamamlanması gerektiği, somut olayda sanığın son celsede bildirdiği adresini "... Fatih /İstanbul" olarak bildirdiği ve hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına dair karara ait tebligatın ise "... Fatih/ İstanbul" sayılı mernis adresine mernis şerhi düşülmek suretiyle söz konusu adrese çıkartıldığı, ancak tebligat parçasında anılan adresin üzerinin çizildiği ve yazılı adresler başka bir adresin yazılarak tebliğ işleminin tamamlandığının anlaşılması karşısında, öncelikle sanığın en son bildirdiği adrese tebliğ işlemlerinin yapılması gerektiği, tebligatın yapılamaması halinde ise bu kez sanığın "adres kayıt sistemindeki en son yerleşim yeri adresi tespit edilerek" tebliğ işleminin yapılması gerektiği, bu halde usulüne uygun bir tebligat yapılmaması nedeniyle tebligat işleminin geçersiz olduğu, Benzer bir olaya ilişkin Yargıtay 4. Ceza Dairesinin 2019/486 esas, 2019/1821 karar sayılı ilâmında "...suça sürüklenen çocuk hakkında verilen hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına ilişkin ilk kararın usulüne uygun olarak kesinleşmediği ve denetim süresinin işlemeye başlamayacağı..." şeklinde belirtildiği, Bu açıklamalar ışığında, somut olayda, sanığın yokluğunda verilen hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına dair İstanbul 20. Sulh Ceza Mahkemesinin 12/11/2013 tarihli kararının 01/02/2014 tarihinde kesinleştirildiği anlaşılmakta ise de, anılan kararın tebliğ işleminin yukarıda açıklanan gerekçeler dikkate alındığında geçersiz olması karşısında; esasen hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararının kesinleşmediği ve denetim süresinin başlamadığı, dolayısıyla denetim süresi içerisinde kasıtlı suç işlediği gerekçesiyle açıklanması geri bırakılan hükmün açıklanamayacağı gözetilmeksizin, yazılı şekilde sanığın mahkûmiyetine karar verilmesinde isabet görülmemiştir." şeklindeki gerekçeye dayandığı anlaşılmıştır. II. GEREKÇE A. Şüpheli hakkında, 12.12.2009 tarihinde işlediği kullanmak için uyuşturucu madde bulundurma suçundan yapılan soruşturma sonunda, Fatih Cumhuriyet Başsavcılığının 23.03.2010 tarihli ve 2010/69 Soruşturma, 2010/2746 Esas, 2010/1579 sayılı iddianamesi ile Fatih 1. Sulh Ceza Mahkemesine kamu davası açıldığı, B. Fatih 1. Sulh Ceza Mahkemesinin 25.01.2011 tarihli ve 2010/359 Esas, 2011/53 Karar sayılı kararı ile, 5560 sayılı Kanun'la değişik 5237 sayılı TCK'nın 191/2. maddesi uyarınca tedavi ve denetimli serbestlik tedbirine tabi tutulmasına karar verildiği, kararın 28.02.2011 tarihinde itiraz edilmeksizin kesinleştiği, C. Sanığın tedavi ve denetimli serbestlik tedbirinin gerektirdiği yükümlülüklere uygun davranmadığının bildirilmesi üzerine dosya ele alınarak, İstanbul 20. Sulh Ceza Mahkemesinin 12.11.2013 tarihli ve 2013/289 Esas, 2013/1429 Karar sayılı kararı ile, sanığın 5237 sayılı TCK'nın 5560 sayılı Kanun'la değişik 191/1. maddesi ve 62. maddesi uyarınca 10 ay hapis cezası ile cezalandırılmasına, 5271 sayılı CMK'nın 231/5. maddesi uyarınca hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına, 5 yıl denetime tabi tutulmasına karar verildiği, kararın 10.01.2014 tarihinde kesinleştirildiği, D. Sanığın denetim süresi içerisinde 13.04.2017 tarihinde işlediği uyuşturucu madde ticareti yapma suçundan mahkûm edildiğinin ihbar edilmesi üzerine, İstanbul 33. Asliye Ceza Mahkemesinin kanun yararına bozma istemine konu 19.03.2020 tarihli ve 2020/138 Esas, 2020/211 Karar sayılı kararı ile, hükmün açıklanmasına, sanığın 5237 sayılı TCK'nın 5560 sayılı Kanun'la değişik 191/1. maddesi ve 62. maddesi uyarınca 10 ay hapis cezası ile cezalandırılmasına karar verildiği, hükmün istinaf edilmeksizin 01.07.2020 tarihinde kesinleştiği anlaşılmıştır. E. Dosya kapsamına göre; sanık hakkında hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına dair İstanbul 20. Sulh Ceza Mahkemesinin 12.11.2013 tarihli kararı her ne kadar 02.01.2014 tarihinde tebliğ edilerek kesinleştirilmiş ise de; 7201 sayılı Tebligat Kanunu'nun 10/2. maddesinin, "Bilinen en son adresin tebligata elverişli olmadığının anlaşılması veya tebligat yapılamaması hâlinde, muhatabın adres kayıt sisteminde bulunan yerleşim yeri adresi, bilinen en son adresi olarak kabul edilir ve tebligat buraya yapılır." hükmü ile gerçek kişilere yapılacak tebligat ile ilgili olarak iki aşamalı bir yöntem benimsenmiş olması karşısında, öncelikle bilinen en son adres (bilinen bir adres yoksa ya da bilinen en son adres ile adres kayıt sistemindeki adres aynı ise MERNİS adresi olduğu belirtilmeksizin adres kayıt sistemindeki adres) esas alınarak, aynı Kanun'un 21/1. maddesine göre normal tebligat çıkarılıp, çıkarılan tebligatın bilâ tebliğ iade edilmesi halinde, anılan Kanun'un 21/2. maddesi uyarınca adres kayıt sistemindeki adres bilinen en son adres olarak kabul edilerek, mercii tarafından tebligata 7201 sayılı Kanun'un 23/1-8 ve Tebligat Kanununun Uygulanmasına Dair Yönetmeliğin 16/2. maddesi hükümlerine göre, "Tebligat çıkarılan adres muhatabın adres kayıt sistemindeki adresi olduğundan, tebliğ imkansızlığı durumunda, tebligatın, Tebligat Kanunu'nun 21/2. maddesine göre bu adrese yapılması" gerektiğine dair şerh düşülerek tebliğ işlemlerinin tamamlanması gerektiği, yine 7201 sayılı Tebligat Kanunu'nun 16. maddesinde, "Kendisine tebliğ yapılacak şahıs adresinde bulunmazsa tebliğ kendisi ile aynı konutta oturan kişilere veya hizmetçilerinden birine yapılır" şeklindeki düzenleme ile Tebligat Kanunun Uygulanmasına Dair Yönetmeliğin 25.maddesindeki, "Kendisine tebligat yapılacak kişi adresinde bulunmazsa tebliğ, kendisi ile aynı konutta oturan kişilere veya hizmetçilerinden birine yapılır" şeklindeki ve aynı Yönetmeliğin 29/1. maddesindeki, "21, 22, 23, 25, 26... nci maddelerde yazılı kişiler, tebliğ yapılacak olanın geçici olarak başka yere gittiğini belirtirlerse, tebliğ memuru, muhatabın hangi sebeple adresten geçici olarak ayrıldığını, beyanda bulunanın adı ve soyadı ile sıfatını tebliğ tutanağına yazar. Tebliğ tutanağını beyanda bulunana imzalattırır ve tebliğ edilecek evrakı beyanda bulunana verir. Bu kişiler, tebliğ evrakını kabule mecburdurlar." şeklindeki düzenlemeler dikkate alındığında; Somut olayda; sanığın duruşmada adresini "... Fatih /İstanbul" olarak bildirdiği, hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararına ilişkin tebligatın ise, doğrudan "... Fatih/ İstanbul"olan MERNİS adresine MERNİS şerhi düşülmek suretiyle çıkartıldığı, ancak tebligat parçasında anılan adresin üzerinin çizildiği ve yazılı adresten başka bir adres yazılarak "aynı konutta eşi" imzasına tebliğ edilmek suretiyle tebliğ işleminin tamamlandığı, ancak tebliğ evrakında, sanığın tebliğ adresinde bulunup bulunmadığına, bulunmuyor ise muvakkaten mi sürekli mi bulunmadığına ilişkin bir ibare belirtilmediğinden bu haliyle belirtilen usullere aykırı olarak yapılan söz konusu tebligatın geçerli sayılamayacağının anlaşılması karşısında, sanığın yokluğunda verilen hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına dair İstanbul 20. Sulh Ceza Mahkemesinin 12.11.2013 tarihli kararının 01.02.2014 tarihinde kesinleştirildiği, yukarıda yer verilen açıklamalar doğrultusunda kararın tebliğ işleminin usulsüz olduğu, bu nedenle hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararının kesinleşmediği ve 5 yıllık denetim süresinin başlamadığı, dolayısıyla denetim süresi içerisinde kasıtlı suç işlediği gerekçesiyle açıklanması geri bırakılan hükmün açıklanamayacağı gözetilmeden, hükmün açıklanması ile sanığın mahkûmiyetine karar verilmesi, Kanuna aykırı olup kanun yararına bozma istemi yerinde görülmüştür. III. KARAR A. Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının kanun yararına bozma isteminin KABULÜNE, B. İstanbul 33. Asliye Ceza Mahkemesinin 19.03.2020 tarihli ve 2020/138 Esas, 2020/211 Karar sayılı kararının 5271 sayılı CMK'nın 309/3. maddesi gereği, oy birliğiyle KANUN YARARINA BOZULMASINA, 5271 sayılı CMK'nın 309/4-b maddesi uyarınca gerekli işlemin yapılması için dava dosyasının, Mahkemesine gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE, 30.12.2025 tarihinde karar verildi.